Müge İplikçi ile Zeytin Dalı: “Kırık Anahtar” | Yusuf Çopur anlattı

Zeytin Dalı’nın bu bölümünde Müge İplikçi’nin konuğu Yusuf Çopur oldu. Çopur, son kitabı “Kırık Anahtar” üzerinden hafıza, zaman, yalnızlık, ertelenmiş hayatlar, aşk, mükemmeliyetçilik ve modern insanın beğenilme kaygısı üzerine konuştu.

Zeytin Dalı’nda bu hafta Yusuf Çopur, “Kırık Anahtar” adlı kitabını Müge İplikçi’ye anlattı. Çopur, Kırık Anahtar’ın ortaya çıkışında yıllar önce kaybettiği bir arkadaşıyla ilgili anısının önemli bir yeri olduğunu vurguladı. 

Beşiktaş’ta bir kafede otururken üniversite yıllarında çok zaman geçirdiği arkadaşını hatırladığını anlatan Yusuf Çopur, yıllarca “sonra görüşürüz” dedikleri halde bu buluşmanın hiçbir zaman gerçekleşmediğini söyledi.

Arkadaşının ölüm haberini almasının ardından kendi hayatındaki sonraları düşünmeye başladığını belirten Çopur, çağdaş şehir hayatının insanları sürekli ertelemeye ittiğini anlattı:

“Vefatından birkaç yıl önce hep sonra demiştik. Görüşelim, sonra görüşelim, sonra görüşelim ama o sonra hiçbir zaman için görüşmeye dönmedi. Sonra onun vefat haberini aldım. O aklıma geldi ve bu sefer hayatımdaki sonraları düşünmeye başladım.”

Kırık aynalar
Müge İplikçi ile Zeytin Dalı: “Kırık Anahtar” | Yusuf Çopur anlattı

“Hepimiz ertelenmiş hayatları yaşıyoruz”

Meselenin yalnızca ertelenen buluşmalar değil, insanın giderek kendi hayatına da geç kalması olduğunu dile getiren Çopur, “Çağdaş yaşamda hepimiz ertelenmiş hayatları yaşıyoruz. Şehir hayatı özellikle. Sonra yaparız, belki yaparız, ilerleyen zamanda bir görüşelim muhakkak diyoruz. Sevdiklerimize daha fazla zaman ayırmaktansa hep ertelenmiş birliktelikler kuruyoruz kafamızda, zihnimizde. Ertelenmiş dostluklar kuruyoruz ama hayatın kimin ne zaman ne getireceğini bilemiyoruz” dedi.

Kitaba adını veren “kırık anahtar” metaforunun ise Çopur için mükemmeliyetçilikten uzaklaşmanın ve insanın kendi sınırlarını kabul etmesinin bir ifadesi olduğuna dikkat çekti. İnsanın yaşamı boyunca bütün kapıları açmaya ve her şeye yetişmeye çalışmasının bir noktadan sonra sürdürülemez hale geldiğini belirten Yusuf Çopur şöyle devam etti:

“Yoruldum, zaten bütün kapıları açmaya denedim. Her kapıyı açmak zorunda olmadığını fark ediyorsun. Bir de o var. Her şeye yetişemezsin. Her şeyi başaramazsın. Her şeye yetişemezsin. O mükemmeliyetçilik duygusu aslında şimdiki bizim gençlerin de maalesef üzerinde deli bir yük.”

“Sevme hakkın var ama sevilmeye hükmedemezsin”

Kırık Anahtar’daki ilk aşk anlatısına değinen Yusuf Çopur, ilk aşkı yalnızca romantik bir hatıra olarak değil, insanın hem kendi kalbine hem de karşısındaki kişinin duygularına hükmedemediğini ilk kez fark ettiği deneyimlerden biri olarak ele aldığını söyledi.

Yıllar sonra bu deneyime farklı baktığını belirten Çopur, sevmenin kişiye ait bir hak olduğunu ancak karşısındaki kişinin sevgisini belirleme gücünün bulunmadığını vurgulayarak, “Sevme hakkın var ama sevilme senin hükmedebileceğin, karar verebileceğin bir şey değil. O yaşta tabii belki böyle algılamıyoruz bunu ama şimdi yaşanmışlıklarla terbiye edilmiş bir hayatla, terbiye edilmiş bir zamanla geriye baktığımız zaman evet diyoruz. Duygulanabilirsin, duygulanmak hakkın ama muhatabının duygusuna hükmetme gibi bir yetkin, bir haddin ya da bir gücün yok” diye konuştu.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş