Ekonomi Tıkırında (47): 2019’un bilançosu

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında‘nın 47. yayınında Sedat Pişirici, ekonomide 2019 yılının bir bilançosunu çıkardı, yılın öne çıkan gelişmelerini değerlendirdi.

Yayına hazırlayan: Gamze Elvan

İyi günler, iyi haftalar. 

Yılın sondan bir önceki gününde 2019 yılının bilançosunu çıkarmak için bu akşam karşınızdayım. “Bilanço” dediğimiz zaman işin kârını, zararını, borcunu, alacağını görmemiz gerekiyor. Türkiye’de ekonomi söz konusu olduğunda geniş kitlelerin dikkatini çeken birkaç şey var. Bir tanesi enflasyon, bir tanesi döviz kuru, bir diğeri işsizlik. 

Enflasyon hem sokaktaki insanın hem hükümetin temel ekonomik iştigal konularından bir tanesi. Aslında enflasyondan ziyade biz sıradan insanları ilgilendiren şey hayat pahalılığı ama fiyatlar genel düzeyindeki düşüş ya da yükseliş, yani enflasyon verileri itibariyle, ortaya çıkan oranlar itibariyle bizi de ilgilendiriyor, bir fikir edinmemizi sağlıyor. Enflasyonda 2018 yılının ortalaması tüketici fiyatlarında yüzde 16,22’ydi. Aralık 2018’de, geçen yılın son ayında tüketici fiyatları enflasyonu yüzde 20,30 düzeyindeydi. Tüketici fiyatları enflasyonu bu yılın ilk ayında, ocak ayında 20,35’ti. Gıda ve alkolsüz içecek fiyatları enflasyonuysa yüzde 30,97 seviyesindeydi. En son kasım ayının enflasyon verilerini açıkladı Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK). Tüketici fiyatları enflasyonu yüzde 10,56, gıda ve alkolsüz içecekleri enflasyonu yüzde 8,89. 

Buradan bakınca enflasyon düşmüş gibi görünüyor ama her zaman dediğim gibi, biz sıradan insanlar için önemli olan hayat pahalılığı! Şöyle düşünün, bu yılın ocak ayının ilk haftasında 100 liraya ne almıştınız? Pazarda, markette size göre yeterli yiyeceği aldığınız zaman ödediğiniz toplam para neydi? Şimdi bu yılın son ayında, en son yaptığınız alışverişte kaç para ödediniz? Bütün mesele bu. 

Burada çeşitli vesilelerle yaptığımız ekonomi programlarında, daha önce yaptığım Açık Oturum’larda, genel olarak bütün ekonomistlerin söylediği şey üç aşağı beş yukarı aynıydı: Türkiye’de insanlar genellikle döviz kuruna bakarlar. Ekonomimizin durumunu ne olursa olsun, kendi gelir durumumuz ne olursa olsun genellikle döviz almaya, birikimimizi döviz olarak saklamaya eğilimliyiz. Zaten bu nedenle Türkiye’de bankalardaki mevduatın yarıdan fazlası döviz. Neymiş efendim döviz kuru? 2 Ocak 2019’da -1 Ocak tatil olduğu için Merkez Bankası efektif satış kuruna baktım- dolar kuru 5,34 liraymış. Bugün, yayına çıkmadan önce baktığımda dolar kurunun 5,94 lira olduğunu gördüm. Avro 2 Ocak 2019’da -yine Merkez Bankası efektif satış kuruna göre- 6,12 liraymış. Az önce baktığımda ise avro 6,65 liraydı. 

Bir başka verimiz işsizlik. Türkiye 2018 yılında girdiği bir ekonomik krizin tortusunu 2019 yılında da üzerinden atamadı. En büyük etkiyi istihdamda görüyoruz. 2018 yılında işsizlik olarak yıl ortalaması itibariyle yüzde 11’miş ama Aralık 2018’de bu yüzde 13,30’muş. TÜİK verisine göre Aralık 2018 itibariyle 4 milyon 302 bin resmî işsizimiz var. Ocak 2019’da, yılın ilk ayında işsizlik oranımız yüzde 14,7’ymiş, resmî işsiz sayımız 4 milyon 668 binmiş. En son veri Eylül 2019’a ait: Oran 13,8, işsiz sayımız 4 milyon 566 bin. Türkiye, 2019 yılını TÜİK’in Eylül 2019’a ait resmî işsizlik verisi olan 4,5 milyon işsizle kapatıyor. 

Hükümet iki kez istihdam seferberliği başlatmaya yeltendi, her seferinde 2-2,5 milyon yeni istihdam yaratılacağı söylendi. En üst düzeyde, özel sektöre, deyim yerindeyse fırça atıldı, kulak çekildi ama Türkiye özel sektörü, 450 milyar dolarlık toplam borcun neredeyse 380 milyar dolarını üstlenmiş olan, borçlanmış olan Türkiye özel sektörü, 2-2,5 milyon yeni istihdam yaratmayı başaramadı. O nedenle hâlâ resmî işsiz sayımız eylül ayı itibariyle 4 milyon 566 bin. Bunun daha ekimi var, kasımı var, aralığı var. Dedim ya Türkiye, ekonomi açısından 2018 yılının tortusunu üzerinden atamadı, atamadığı gibi derdine çare de bulamadı, sıkıntı büyüdü. 

Sıkıntı büyüdü derken, büyüme verilerine bakalım: Türkiye 2018 yılının dördüncü çeyreğinde yüzde 3 oranında küçülmüştü. 2019 yılının ilk çeyreğinde ekonomideki daralmanın oranı yüzde 2,3 oldu. 2019 yılının ikinci çeyreğinde bu oran yüzde 1,6’ydı. “Üç çeyrek üst üste daralan bir ekonominin krizde olduğu söylenir” dendi. Herhalde hepimiz, haydi kriz değil sıkıntı diyelim fincancı katırlarını ürkütmemek adına ama yine de hayat pahalılığını, işsizliği, enflasyonu, borcu, borç ödeyememeyi, elektrik faturasını, doğalgaz faturasını, akaryakıt faturasını yaşadık. “Türkiye 2019’un üçüncü çeyreğinde yüzde 0,9 yani yaklaşık yüzde 1 oranında büyüdü” dedi TÜİK. Bu esasen yine istatistiki açıdan, bu büyük ülkenin büyüme ihtiyacı açısından çok bir anlam ifade etmiyor, Türkiye’nin işsizlik sorununu, gelir sorununu çözmek için acilen büyümeye ihtiyacı var. 

Bu süreçte en son, bu ay asgari ücret belirlendi. 2019’da net 2 bin 20 lira olan asgari ücret, 2020 yılı için net 2 bin 324 lira 70 kuruş olarak belirlenip ilan edildi. Sendikalar elbette buna karşı çıktı. Asgari ücretle geçinmeye çalışan büyük bir kitle var Türkiye’de, o kitlenin canı sıkıldı. Fakat beri taraftan bütün bu asgari ücret tartışmaları arasında Türkiye’de çalışanların istihdam edilenlerin aslında bir asgari ücrete mahkum edildiği de tartışılmaz hale geldi. Yani tartıştığımız sadece asgari ücretin ne kadar olması gerektiği olurken, neden ille asgari ücret alınması gerektiği tartışılmaz oldu. 

Bakınız, bu enflasyon, işsizlik, büyüme, kur verilerinin yanında bir önemli veri de faizler. Herhalde yılın ekonomik komedisi Merkez Bankası’nda yaşanan gelişmeler oldu. Merkez Bankası’nın yine bu iktidar tarafından atanmış olan başkanı Murat Çetinkaya, “faiz sebep enflasyon netice” yaklaşımında ısrarlı olan AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “faiz indirilmeli” talebine karşılık vermiyordu. Nitekim Para Politikası Kurulu’nun 12 Haziran 2019 tarihli toplantısından faizin yüzde 24 oranında sabit tutulması kararı çıktı. Bunun üzerine Erdoğan, 6 Temmuz 2019 Cumartesi günü, bir kararnameyle Murat Çetinkaya’yı görevden aldı, yerine de yardımcısı Murat Uysal’ı Merkez Bankası başkanı yaptı. 

Murat Uysal, 25 Temmuz’da, 12 Eylül’de, 24 Ekim’de ve en son 12 Aralık’ta dört kez faiz indirimine gitti. O faiz, yüzde 24’ten yüzde 12’ye indi. Türkiye’de “Merkez Bankası bağımsızdır, bağımsız olmalıdır” tartışmaları da bu konudaki argümanlar da bu gelişmelerle birlikte güme gitti. Hemen hemen herkes unuttu, Türkiye 2018 yılında bir ekonomik krize yuvarlanırken bunda en büyük etkenlerden biri yine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası yatırımcılar ve finans çevrelerinin önünde, “Ben seçimlerden sonra o Merkez Bankası’na ayar veririm. O faizleri hallederim” demesi olmuştu. 

Türkiye ekonomisi 2018 yılının tortusunu üzerinden atamadan 2019 yılını da bir kriz içinde geçirirken, borçlarımız ödenemezken, hayat pahalılığı sırtımızdan inmezken, faturalar her gün biraz daha yükselirken birkaç şey oldu. Yılın sonuna doğru hükümetimiz bir Kanal İstanbul tartışması başlattı. O Kanal İstanbul tartışması içinde Türkiye’nin ne kadar büyük ne kadar güçlü bir ülke olduğu, ne kadar şahane bir ekonomisi olabileceği, Kanal İstanbul’un buna ne kadar büyük bir katkı sağlayabileceği, nasıl 1,5 milyon kişiye istihdam yaratacağı hükümet sözcüleri tarafından her yerde dillendirilmeye başlandı. O esnada bir baktık, hükümetimizin yine “Dünyanın en büyüğü oldu” dediği İstanbul Havalimanı nedeniyle o hükümetin üyesi olan Kültür Bakanı’nın kardeşinin havayolu şirketi Atlas Jet, İstanbul Havalimanı’nı da gerekçe göstererek, uzunca bir süre uçuşlarına ara verdiğini duyurdu. Geçen hafta öğrendiğimiz bir başka şey de ne oldu? İstanbul Havalimanı açıldığı için Atatürk Havalimanı’nı kapatan Devlet Hava Meydanları İşletmesi, Atatürk Havalimanı’nı kiraladığı havalimanı işletmecisi TAV’a 389 milyon avro tazminat ödeyeceğini duyurdu. İnsan, bu hesapsız girişimlerin sonunda bizim hazinemizden 389 milyon avro tazminat ödeneceğini öğrenince, Kanal İstanbul nedeniyle başımıza neler gelebileceğinden doğrusu ürküyor. 

Hükümetimiz ekonomik başarılarına, Türkiye’nin kalkınmasına bir taraftan Kanal İstanbul’u örnek göstermeye çalışırken beri tarafından yerli otomobilde de büyük mesafe alındığını iddia etti. İşte geçen hafta yerli otomobil görücüye çıktı, hatta bizzat AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından test sürüşü yapıldı. Fakat enteresan, hem Erdoğan’ın resmî Twitter hesabından hem cumhurbaşkanlığının Twitter hesabından paylaşılan videoda görüldü ki yürüyen arabanın, gösterge tablosunda vites, park konumunda görünüyor, yürüyen arabanın gösterge tablosunda hız, 0 kilometrede! 

Muhtemelen bu işten anlayan otomobil gazetecilerinin de sosyal medyada paylaştığı bilgiye göre, Türkiye’nin yerli otomobilinin test sürüşünde motoruyla gösterge tablosu arasındaki ilişki kurulamamış. Tıpkı Türkiye’nin reel ekonomik hali ile hükümet tarafından gösterilen tablo arasında bir ilişki kurulamadığı gibi. Yerli otomobilimiz, adı üzerinde yerli. Yerli deyince ne anlıyoruz? Bize, Türkiye’ye ait. Ama İtalyan tasarımıymış, Pininfarina’da tasarlanmış. Soruluyor, yerli otomobilin CEO’suna “Yerli diyorsunuz da niye İtalyanlar tasarladı” diye, “Ne münasebet, parasını biz verdik, biz tasarlattık.Tasarım bizim, dolayısıyla yerlidir” cevabını veriyor. Yerli otomobilin daha fabrikası yok ortada. Bursa-Gemlik’te kurulacak, 2021’de tamamlanacak, 2022’de ilk araç fabrikadan çıkacak. Bu esnada “Ben bu arabadan 100 tane alırım” diyen diyene! Maksat dostlar alışverişte görsün. 

Yılı kapatırken bir kurtarma operasyonu açığa çıktı. Ziraat Bankası Simit Sarayı’nı kurtarmaya kalktı. Bir kamuoyu tepkisi bu kurtarma operasyonunu sonlandırdı. 

Ekonomik güven endeksi TÜİK tarafından açıklandı. Hem Medyascope’un haberlerinde hem bu programda, hem diğer ekonomi programlarında sıklıkla anlatıyoruz ekonomik güven endeksini. Bugün açıklanan Aralık 2019’un değeri: 93,8. Bu değer kasım ayında 91,3’tü, yüzde 2,6 artmış. Yüzde 2,6 oranındaki artış, reel sektör, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörü güven endekslerindeki artışlardan kaynaklanmış. Reel sektör yüzde 8,7 artmış, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 102,6 değerinde. Hizmet sektörü güven endeksi 93,2 değerinde olmakla birlikte 100’ün altında, inşaat sektörü güven endeksi 68,9 değerine yükselmiş olmakla birlikte 100’ün altında. 

Genel olarak ekonomik güven endeksinin 100’ün altında olmasına neden olan ne? Tüketici güven endeksinin 58,8 değerine gerilemiş olması. TÜİK, tüketici güven endeksinin Aralık 2019 değerini 20 Aralık’ta açıklamıştı. Bu değer geçen kasım ayında 59,9’du. 

Endeksin kırılmalarında da durum şöyleydi:

-Hanenin maddi durum beklentisi endeksi 77,7

-Genel ekonomik durum beklentisi endeksi 76,5

-İşsiz sayısı beklentisi endeksi 57,1

-Tasarruf etme ihtimali endeksi 23,8

TÜİK kendisi de söylüyor, bütün bu verileri açıkladığında, o metnin en altında, “Ekonomik güven endeksinin 100’den büyük olması genel ekonomik duruma ilişkin iyimserliği, 100’den küçük olması ise genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor” yazıyor. Sonuç, ekonomik güven endeksi 100’ün altında, tüketici güven endeksi neredeyse yarı yarıya. O da zaten 100’ün altında. 

Hükümet buna rağmen para bittiği için, kaynak yaratmak gerektiği için, acilen para lazım olduğu için yurtdışındaki varlıkla barışmaya ısrar ediyor. Varlık barışıyla ilgili, yurtdışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarının Türkiye’ye getirilmesine ilişkin süre altı ay daha uzatıldı. Bakalım dışarıda parası, pulu, varlığı olanlar güvenip de Türkiye’ye o paralarını getirecekler mi? 

Son söz niyetine beğendiğim bir metni size aktarmak istiyorum. Metin bana ait değil, alıntıladım ama kime ait olduğunu da bilmiyorum. Olur ya böyle, arkadaş arkadaşa gönderilir. Verileri kontrol ettim, veriler yanlış değil. Metin şöyle: 

Saatte 1600 km hızla kendi etrafında dönen Dünya’mız, Güneş etrafında saatte 108 bin km hızla yol alıyor. Güneşimiz Samanyolu galaksisi içinde üç boyutlu bir hareket yapıyor; saatte 25 bin kilometre hızla galaksi diskinden yukarı doğru kayıyor, galaksideki büyük Herkül yıldız kümesine saatte 72 bin kilometre hızla yaklaşıyor ve aynı zamanda saatte 750 bin km hızla galaksi etrafında dönüyor. 

Güneşe benzer 400 milyar civarı yıldız barındıran galaksimiz Samanyolu, 100 bin civarı diğer galaksiler ile birlikte “büyük çekici” denen Shapley sistemine doğru saatte 2,2 milyon km hızla ilerliyor. Mesela bütün bunlar ben konuşurken, siz izlerken oluyor. 

13,5 milyar yıl önce yaşanan, “büyük patlama” denen devasa bir enerji boşalması nedeniyle gökyüzüne fırlatılmış bir şarapnel parçası veya bir çakıl taşının içinde bilinmeyen bir geçmişten bilinmeyen bir geleceğe seyahat ediyoruz. Biz dursak bile evren durmuyor…

İyi ihtimalle ortalama 80 yıl civarı sistemin içinde kalabildiğimizi ve bunun yarısı kadar bir süre üretken olabildiğimizi düşünecek olursak, bizden öncekilerin bize ilettiği bilgiyi bir sonraki nesle büyüterek iletmekle yükümlü bedenimizin ve bir türlü doymak bilmeyerek mutlu olmayı erteleyen ruhumuzun karşısına çıkarılan, “yaşam” denen bu güzel hediyeyi anlamlı olarak kullandığımızı gösterecek muhteşem fırsatlarla karşılaşacağınız yeni bir yıl dilerim efendim. 

Eleştirel aklın ve bilimin yolundan ayrılmayın.

Sağlıcakla kalın

Seneye görüşmek üzere. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus