Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (142): Asıl mesele

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye İstatistik Kurumu’nun geçen hafta açıkladığı verilere göre enflasyon cephesinde yeni bir şey yok, gelişmelere bakılırsa iki gün sonra açıklanacak işsizlik verilerinde de iyiye doğru önemli bir gelişme olmayacak. Kamuoyu araştırma şirketlerinin çalışmaları da halkın resmi verilere inanmadığını, ekonominin iyiye gideceğini düşünmediğini gösteriyor. Sedat Pişirici, Ekonomi Tıkırında’nın son yayınında, bir yandan bu gelişmeleri değerlendirirken diğer yandan asıl meselenin gözden kaçırılmaması gerektiğine dikkat çekti.

Kasım ayına, İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO), Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı tüketici fiyatları enflasyonuna denk gelen “İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi” ile üretici fiyatları enflasyonuna denk gelen “Toptan Eşya Fiyatları İndeksi”nin Ekim 2021 verilerini açıklaması başlamıştık. Buna göre İstanbul’un tüketici fiyatları enflasyonu %20,76’ydı. 

TÜİK de bundan iki gün sonra, Ekim 2021 enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre tüketici fiyatları enflasyonu aylık %2,39, yıllık %19,89 oranında artarken, gıda fiyatları enflasyonu aylık %1,92, yıllık %27,41 oranında yükselmiş. Ekim 2021’de üretici fiyatları enflasyonu ise  aylık %5,24, yıllık %46,31 artmış. Ekim 2021’de enflasyon sepetindeki 415 maddeden 46’sının fiyatı düşerken, 38 maddenin fiyatı değişmemiş, 331 maddenin fiyatı ise zamlanmış. Enflasyon cephesinde değişen bir şey yok, yanı sıra hayat da pahalanmaya devam ediyor.   

Tüketici fiyatları enflasyonunda yıllık en yüksek artış %27,41 ile gıda ve alkolsüz içecekler, %25,23 ile lokanta ve oteller ve %23,03 ile ev eşyasında. Aylık en yüksek artış ise %7,56 ile giyim ve ayakkabı, %5,97 ile alkollü içecekler ve tütün ve %2,43 ile ulaştırmada.

Üretici fiyatları endeksinin ayrıntılarına bakıldığında ise Ekim 2021’de yıllık enflasyonun, ana sanayi gruplarından enerjide %72,63, ara malında %53,20, dayanıksız tüketim malında %31,47, dayanıklı tüketim malında %29,13, sermaye malında %26,72 oranında arttığı görülüyor. Ekim 2021’de en yüksek yıllık enflasyon artışı %130,59 ile kok ve rafine petrol ürünlerinde, %91,22 ile ana metallerde, %85,45 ile ham petrol ve doğal gazda. 

Ekim 2021’de yıllık üretici fiyatları bakımından giyim eşyasının enflasyonu %10,26, temel eczacılık ürünlerinin enflasyonu %22,90, motorlu kara taşıtlarının enflasyonu %23,92, bilgisayarların enflasyonu %24,47, mobilyanın enflasyonu %27,69, gıda ürünlerinin enflasyonu %38 artmış.

Veriler çok şey söylüyor ama bu veriler asıl çarşıda pazarda alışveriş ederken, dışarda yerken içerken, işe gitmek için yola çıkarken, evlenip aile kurarken, bebek dünyaya gelip aile büyürken, çocuk okula giderken, üniversiteli genç kiralık ev ya da barınabilecek yurt ararken ete kemiğe bürünüyor, can yakıyor, can sıkıyor.  

TÜİK iki gün sonra 10 Kasım’da da Eylül 2021’in işsizlik verilerini açıklayacak.  Veriler iki ay geriden geliyor. En son Ağustos 2021’de işsizlik oranı %12,1, işsiz sayısı 3 milyon 965 bindi. Atıl işgücü ya da geniş işsizlik oranı ise %22’ydi. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı ise %22,7’ydi. Üstelik genç nüfusta işgücüne katılma oranı %42 iken, yani yani giderek daha çok gence bir iş bulmak gerekirken. Eylül 2021’in verileri de üç aşağı beş yukarı bu civarda olacak.

Ekonomi Tıkırında’nın ilk yayınından bu yana söylüyorum, Türkiye Mart 2018’den bu yana bir ekonomik krizin içinde. Koronavirüs salgını ile daha da derinleşen bu krizin sorumlusu, “Faiz sebep enflasyon netice” zihniyeti ve o zihniyetin işbirlikçileri. Siyasi iktidarın tercihleri, geniş halk yığınlarına enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk, yoksunluk olarak yansıyor.

Metropoll Araştırma’nın Ekim 2021 tarihli çalışmasına göre seçmenin %36’sı, gıda ürünlerindeki yıllık fiyat artışının %100 ve üzerinde olduğuna inanıyor. Seçmenin %34’üne göre ise gıda ürünlerindeki yıllık fiyat artışı oranı en az %50.

Öte yandan, yine Metropoll Araştırma’nın Ekim 2021 tarihli çalışmasına göre seçmenin %80’den fazlası, ekonominin kötü yönetildiği kanaatinde ve bu oran iktidar partilerinden AKP’nin seçmeninde %61’den fazla iken, MHP’de %80’den fazla.

Yine Metropoll Araştırma “elektrik ve su faturalarını öderken zorlanıyor musunuz” diye sormuş halkımıza, %26’dan fazlası “biraz zorlanıyorum”, %54’e yakını ise “çok zorlanıyorum” cevabını vermiş. Isınma ihtiyacının karşılanmasında da durum farklı değil. Halkımızın %57’den fazlası bu yıl ısınmak için kömür veya doğalgaz satınalmakta çok zorlanacağını söylerken, %25’i biraz zorlanacağını belirtmiş.

Nihayetinde “Sizce enflasyon/hayat pahalılığı artmaya devam edecek mi” diye sormuşlar halkımıza, %85’i “Evet artacak” cevabını vermiş. Muhalefet partilerinin seçmeninde bu oran %95 ve üzerindeyken, iktidar partileri AKP ve MHP’nin seçmeninde %65.

Bu manzara karşısında, işsizlikten yoksulluktan, hayat pahalılığından mustarip, gelecekten umutsuz insanların ne yapması gerekir? Herhalde önce  dayanışma içinde olması, birbirine destek vermesi ve ilk fırsatta başlarına bu çorabı ören iktidarı değiştirmesi değil mi? Gelgelelim bazen öyle olmuyor. Az önce verilerle ortaya koyduğum tablonun tehdit ettiği emekçiler, hele de genç emekçiler, işlerini ve gelirlerini korumak için dayanışma içinde olmaları gerekirken, bazıları diğer emekçilerin işsiz kalabileceğini umursamadan bu hattın dışında talepler geliştirebiliyor. Daha da ilginci, böyle bir talep ve bu talebi karşılamak “solculuk”, “sosyalistlik” ve hatta “komünistlik” sayılabiliyor.  

Lümpen proletaryanın şımarıklıklarını işçinin-emekçinin talebi zannetmek solculuk değildir. O talepleri gerçekleştirip başka işçilerin-emekçilerin işini-geçimini tehlikeye atmak hiç değildir. Bu tıpkı dünkü faşisti bugün demokrasi havarisi zannetmek gibi bir yanılgıdır ki ne mala bir faydası vardır ne de davara.

Bu hafta da geldik yayının sonuna, hatta Ekonomi Tıkırında’nın sonuna. Eskiden komünistleri Türk Ceza Kanunu’nun 141. ve 142. maddelerinden yargılayıp hapse atarlardı. Biz 141. ve 142. yayınları yüzümüzün akıyla tamamlayıp tahliye olduk çok şükür. Ne var ki başlarken de ekonomi tıkırında değildi, biterken de değil. Programın adındaki ironiyi anlamadan, “Bu adam bizimle dalga mı geçiyor” diye tivit atan bir gazeteci, hatta yayın yönetmeni vardı. Gerçi izleyici uyarınca tivitini silmişti ama ona da burdan seslenelim: “Ekonomi tıkırında değil, rahat ol.” Bir de bu ekonomik krizde geçinmeye, hayat pahalılığına direnmeye, açlığa, işsizliğe, yokluğa, yoksuluğa rağmen pusulasını şaşırmadan, dayanışma içinde ayakta ve hayatta kalmaya çabalayanlara bin selam gönderelim.

Benden bu kadar efendim. Şu son iki yılda anlattıklarım zihin açıcı olmuşsa ne mutlu bana. Geçen yayının sonunda da dediğim gibi, bundan sonraki hayatınızın özgürlük, eşitlik, kardeşlik, iş, aş, refah, sağlık, huzur ve mutluluk getirmesini dilerim. Hayatta ve ayakta kalmaya çabalarken “asıl mesele”yi gözden kaçırmayın, taleplerinizin, sizinle aynı sıkıntıyı çekip aynı çabayı gösterenlere zarar verip vermediğine dikkat edin.

Hoşça kalın.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus