Sedat Pişirici ile Ekonomi Tıkırında (138): Sarsıntı, inkar ve kalamar

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

“Ekonomi Tıkırında” programının 138. bölümünde Sedat Pişirici, işsizlik ve enflasyon verileri ışığında ekonomide son durumu değerlendirirken, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon sepetindeki 415 maddeden 318’inin fiyatının arttığını belirterek, yüksek enflasyonun sadece gıda maddeleriyle sınırlı olmadığını vurguladı ve güncel işsizlik verileri de göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye ekonomisi açısından manzaranın hiç de iç açıcı olmadığını dile getirdi.

Concussion adlı bir Amerikan filmi var. Kelime anlamı “sarsıntı”, hatta “beyin sarsıntısı”. Başrolünde Will Smith’in oynadığı, Peter Landesman’in yazıp yönettiği 2015 yılı yapımı bu film, Türkiye televizyonlarında “Doğruyu Söyle” adı ile gösterildi, gösteriliyor. Film, Amerikan Ulusal Futbol Ligi oyuncularının yaşadığı beyin sarsıntılarını araştıran Nijerya göçmeni patalog Dr. Bennet Omalu’nun çalışmalarını anlatıyor.

Omalu, bazı Amerikan futbolu oyuncularının otopsilerinde, aslında beyin sarsıntısı ve buna bağlı komplikasyonlar nedeni ile öldüklerini fark ediyor. Hatta bu oyunculardan biri, sarsıntıya bağlı şiddetli ağrılar yüzünden önce futbolu bırakmak zorunda kalıyor, sonra da intihar ediyor. Omalu bulgularını kamuoyu ile paylaştığında, çok büyük bir ticari faaliyet, hatta bir endüstri olan Amerikan Ulusal Futbol Ligi’nin yöneticileri, bu gerçeği inkar ediyor. Omalu yalancılık ve yetersizlikle suçlanıyor. Amerikan federal polis teşkilatı FBI, Omalu’yu çalışma iznini iptal etmek ve Nijerya’ya göndermekle tehdit ediyor. Ama bütün bu gerçeği saklama, perdeleme, gerçeği söyleyeni karalama, suçlama, kamuoyu gözünde bir suçluya dönüştürme çabalarına rağmen gerçek kabul ediliyor. Çok güzel bir film, izleyin.

Dönelim biz kendi işimize. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) bugün Ağustos 2021’in işsizlik verilerini açıkladı. Buna göre işsizlik oranı %12,1, resmi işsiz sayısı ise 3 milyon 965 bin kişi. Zamana bağlı eksik istihdam, potansiyel işgücü ve işsizlerden oluşan atıl işgücünün oranı ise %22. Yani memleketteki işgücünün, kadın-erkek-genç çalışabilecek insanımızın %12’si işsiz, %22’si çalışabileceği halde iken çeşitli nedenlerle çalışamaz durumda.

Bir de şunu belirteyim. Ağustos ayında istihdam edilenlerin sayısı, temmuz ayına göre, tarım sektöründe 26 bin kişi, sanayi sektöründe 217 bin kişi, inşaat sektöründe 83 bin kişi artmış. Ama hizmet sektöründe 341 bin kişi azalmış. Buna rağmen Türkiye’de istihdam edilenlerin %55’i hizmet sektöründe, %21,5’u sanayide, %17,2’si tarımda, %6,3’ü inşaatta çalışıyor.

TÜİK geçen hafta başında da Eylül 2021’in enflasyon verilerini açıklamıştı. Tüketici fiyatları enflasyonu (TÜFE) %19,58, üretici fiyatları enflasyonu (ÜFE) %43,96, gıda fiyatları enflasyonu %28,79, çekirdek enflasyon %18,63 gelmişti. Eylül ayında TÜFE’deki yıllık artışın şampiyonu %28,79 ile gıda fiyatları enflasyonu. Hani iktidarın her şeyin suçlusu olarak görüp gösterdiği gıda fiyatları. Hadi gıda suçlu, ev eşyasına ne demeli? Eylülde onun enflasyonu %23,27, lokanta ve otel fiyatları enflasyonu da aynı oranla ikizi. İlk beşi tamamlayalım. Konut fiyatları enflasyonu artışı %20,97 ile dördüncü, ulaştırma fiyatları enflasyonu artışı %20,21 ile beşinci sırada.

Hayat sadece gıdadan, ev eşyasından, konuttan ve ulaştırmadan mı ibaret? Koronavirüs salgını hepimizi sarsmaya devam ederken, Eylül 2021’de yıllık sağlık fiyatları enflasyonu %17,47. Koronavirüs salgını hepimizi sarsmaya devam ederken, Eylül 2021’de yıllık eğitim fiyatları enflasyonu %16,53. Koronavirüs salgını hepimizi sarsmaya devam ederken, Eylül 2021’de yıllık giyim ve ayakkabı fiyatları enflasyonu %7,32. Eylül ayında TÜİK enflasyon sepetindeki 415 maddeden 318 maddenin ortalama fiyatı artmış.

Netflix aboneleri bilir. Şu sıralar en çok izlenen dizi, Güney Kore yapımı Squid Game imiş. Türkçesi “Kalamar Oyunu”. Güney Koreli bu ada ne anlam yüklüyor bilmiyorum ama oyun, kişisel borcunu, mesela kredi kartı borcunu ödeyemeyecek durumda olanların sürüklendiği kanlı bir oyun. Borçlu Güney Koreliler, vaat edilen ikramiyeyi kazanabilmek için ölüyorlar.

Türkiye’de daha iki yıl önce borçlu vatandaşlarımız çoluk çocuk intihar ediyordu. Ekonomik kriz nedeniyle öylesine sarsılmışlardı ki çoluk çocuk siyanür içip canlarına kıydılar. İstanbul-Fatih’te oturan dört kardeşin bakkala 2 bin 200 lira borçları vardı, ödeyemeyince içtiler siyanürü.

Yine İstanbul’da yaşayan bir kuyumcu, borcunu ödeyemeyince çareyi önce eşi ve yedi yaşındaki oğluna siyanür içirip sonra kendisi de siyanür içerek intihar etmekte bulmuştu. Antalya’da da bir bilgisayar teknikeri, işleri ters gidip para kazanamaz hale gelince, çocuklarına ve eşine siyanür içirdikten sonra kendisi de siyanür içerek intihar etmişti.

Bakın CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu soruyor, Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan cevap veriyor. Bu yılın ilk yedi ayında vatandaşların toplam kredi kartı borcu 250 milyar 800 milyon liraya ulaşmış. Bunun 7 milyar 277 milyon 75 bin lirası ise takibe düşmüş. Ne demek takibe düşmek? Vatandaş bu 7 milyar 277 milyon 75 bin lirayı ödememiş. Kaç kişi bu vatandaş? 1 milyon 287 bin 898 kişi. Bu vatandaşlar hırsız mı dolandırıcı mı üçkağıtçı mı? Yoksa bu vatandaşlar, işsiz mi, yoksul mu, imkansız mı?

Toparlayalım. Memlekette çalışma çağındaki yani 15 yaş ve yukarısındaki nüfus 63 milyon 831 bin kişi. Bunlardan işgücüne katılabilenler 31 milyon 671 bin kişi, geri kalanı “atıl işgücü”. (Bana sorarsanız onlar da işsiz ama majestelerinin TÜİK’i öyle demiyor.) İşgücünün 28 milyon 706’ı bini kayıtlı sigortalı bir işte çalışıyor. 3 milyon 965 bini ise resmen işsiz. İşlisi-işsizi bu vatandaşlarımız enflasyonla, hayat pahalılığıyla mücadele ediyor. Mücadele yöntemlerinden biri kredi kartı. Onların 1 milyon 287 bin 898’i de kredi kartı borcunu ödeyemiyor.

Sorun çözmek bir süreçtir. O süreç de sorunu kabul etmek ve onunla yüzleşmekle başlar. Türkiye Cumhuriyeti 2018 yılından beri bir ekonomik krizle uğraşıyor ama Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri bu krizi görmezden geliyor, inkar ediyor. O hükümetleri destekleyenler de ekonomik krizin toplumda yarattığı sarsıntıyı dile getirmekten kaçınıyor. Bu sarsıntının sonu ya tekrar Kasım 2019’u yaşamak ya da Türkiye’ye özgü bir kalamar oyunu olabilir. Manzara hiç iç açıcı değil.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus