İklim Değişikliği ve Su Yönetimi Sempozyumu’nda konuşan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı İmamoğlu: “Tatlı su kaynaklarını kaybeden, denizindeki yaşama son veren bir İstanbul, intihar ediyor demektir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), İklim Değişikliği ve Su Yönetimi Sempozyumu düzenledi. Açılış konuşmasını İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu yaptı ve “Tatlı su kaynaklarını kaybeden, denizindeki yaşama kendi eliyle son veren bir İstanbul, intihar ediyor demektir” dedi. İstanbul’da iki bin yıllık bir su geleneği var ve Kanal İstanbul ile kaynaklar tehdit altında.

İBB’nin düzenlediği İklim Değişikliği ve Su Yönetimi Sempozyumu’na İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, İBB yöneticileri, CHP İstanbul Milletvekili Gökan Zeybek ve Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç katıldı. İSKİ Genel Müdürü Raif Mermutlu, su konusunda İstanbul’un son durumunu katılımcılarla paylaştı.

Sempozyumda yaptığı konuşmada, Kanal İstanbul konusundaki tavırlarının siyasi değil, hayati oluğunu vurgulayan İmamoğlu, “Konu, denizlerinizin canlılığı ve tatlı su kaynaklarınızın varlığı olduğunda, kaybettiklerinizi hiçbir şekilde geri getiremezsiniz. Bunlar parayla geri alınabilecek, satın alınabilecek ve yerine yenisi konulabilecek şeyler değildir. Parayla çözülebilseydi, dünyadaki çöller yemyeşil olurdu. Tabiatın düzenini günlük çıkarlar uğruna bozarsanız, bunun bedelini hepimiz kuşaklar boyunca ödemek zorunda kalırız. Tatlı su kaynaklarını kaybeden, denizindeki yaşama kendi eliyle son veren bir İstanbul, intihar ediyor demektir. Bu intiharı önleyecek olan, bu şehrin 16 milyon sahibinin aklı, sağduyusu ve vicdanıdır” dedi. 

İmamoğlu, “Dünya, iklim değişikliği gibi, giderek büyüyen, hayati bir sorunla boğuşurken, maalesef yeryüzündeki pek çok toplum, ‘Bana bir şey olmaz’ psikolojisi içinde. Bizim bu topraklarda, böyle bir psikoloji içerisinde olmaya hakkımız ve haddimizin olmadığını düşünüyorum. Ülkesini, vatanını ve milletini seven, çocuklarının geleceğini düşünen herkes iklim değişikliği tehlikesine karşı bilgili ve uyanık olmak zorundadır” diye konuştu.

“Su, tarım, sanayi ve ekonominin ana kaynağı”

İmamoğlu, konuşmasının devamında şunları söyledi: İklim değişikliğinin muhtemel etkileriyle ilgili yapılan iyimser çalışmalardan birinde, 2050’ye kadar dünyadaki 520 büyük şehrin yüzde 77’sinde iklim koşullarında çarpıcı değişimlerin yaşanacağı öngörülüyor. Bu ‘iyimser’ çalışma, çok önemli bir şey daha söylüyor: İklim değişikliği nedeniyle, 520 büyük şehrin en az yüzde 20’sinde, bugün dünya üzerinde herhangi bir yerde örneği olmayan iklim koşullarıyla hayatını devam ettireceği yönünde de bir öngörü var. Bu korkunç bir durum. Başımıza ne geleceğini bile tam olarak bilemiyoruz. Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete. İklim değişikliğinin yol açmakta olduğu sorunların başında, özellikle tatlı su kaynaklarının yok olması ve kapasitelerinin oldukça azalmasıyla ilgili tehdit geliyor. Çok hassas bir dengede varlığını koruyan su kaynaklarının azalması dünyadaki hayatı bütün yönleriyle sarsacak, çok önemli bir gelişme ve büyük bir tehlike. Yaşamın kaynağı olan su, tarımın ve sanayinin, yani ekonominin de ana kaynağı. Bu nedenle, su kaynaklarının korumak, geliştirmek amacıyla etkili bir su yönetim sistemi kurup, işletemeyen ülkelerin gelecekleri büyük bir tehdit altındadır.”

“Örneğin, Kanal İstanbul projesinin en az konuşulan yönlerinden birisi, tam da bu anlamda, ne yazık ki bu tamamıyla absürt projenin denizlere ve tatlı su kaynaklarına etkisidir” diyen İmamoğlu, “Zaten büyük nüfus baskısı nedeniyle ciddi risklerle karşı karşıya olan bu kadim şehrin su kaynaklarının, Kanal İstanbul projesinden nasıl etkileneceği konusunda İstanbul’da yaşayan herkesin kafasının çok net olması şarttır” diye konuştu.

Suyun depremle ilişkisi

İmamoğlu, su kaynaklarına etkisi bağlamında Kanal İstanbul projesini eleştirirken şöyle dedi: “Kanal İstanbul’un, Marmara Denizi’ne ve bu şehrin tatlı su kaynaklarına muhtemel etkilerini sorun, soruşturun, öğrenin, bilim insanlarını dinleyin. Ne beni ne başka siyasileri dinlemeyin; bilim insanlarını dinleyin. Çünkü su olmazsa hayat olmaz. Su olmazsa üretim olmaz. Tarım, sanayi olmaz. Su olmazsa çocuklarımızın geleceği kalmaz. Bir proje, eğer bir şehrin denizi ve su kaynakları için bu kadar büyük bir risk oluşturuyorsa, artık gerisini hiç konuşmaya gerek yok zaten. Bu bile projenin ne kadar absürt olduğunu gösterir. Bizim Kanal İstanbul’la ilgili tavrımız siyasi değil, hayatidir. Konu, denizlerinizin canlılığı ve tatlı su kaynaklarınızın varlığı olduğunda, kaybettiklerinizi hiçbir şekilde geri getiremezsiniz. Bunlar parayla geri alınabilecek, satın alınabilecek ve yerine yenisi konulabilecek şeyler değildir.”

İmamoğlu, depremle suyun da ilişkili olduğunu belirtti: “Pek çok çalışma, büyüklüğü 7.0’yi aşan depremlerde, İstanbul’un özellikle Avrupa yakasındaki ilçelerinde su ve kanalizasyon şebekelerine ciddi hasarlar verebileceği konusunda öngörüler var.”

Su ile şekillenmiş iki kent: Roma ve İstanbul

Dünyada kaderi su ile şekillenmiş iki kent var: Roma ve İstanbul. Üç tarafı sularla çevrili olan, Boğaz’ı ve Haliç’i ile içinden deniz geçen tek kent olan İstanbul, tüm değerini sudan alıyor. İstanbul, 2 bin yıllık dev bir su kültürüne sahip. Gücünü sudan almasına ve üç tarafı sularla çevrili olmasına rağmen İstanbul, tatlı su kaynaklarına uzak bir konumda.

İstanbul’da yıllardır en büyük dertlerden biri şehre su getirmekti. Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorlukları şehre su getirebilmek için dev bütçelerle altı farklı su yolu inşa ederek tarihi yarımadaya su ulaştırdı. Suyu ulaştırmak için dev kemerler, bentler ve çeşmeler inşa edildi.

En önemlilerinden biri 36 metre yüksekliğinde, 258 metre uzunluğundaki Mağlova Kemeri. Onun bir parçası olan Kırkçeşme su yolu da 455 yıldır çalışmaya devam ediyor. Bozdoğan Kemeri, Sultan Mahmud Bendi, Topuzlu Bendi, Kirazlı Bendi, Ömerli Barajı, Elmalı Barajı yüzyıllardır İstanbul’a su sağlayan tarihi yapılardan birkaçı. 

İstanbul’un nüfusu her geçen yıl artış gösteriyor. Bu durum da suyun yetersiz kalmasına neden oldu ve yeni kaynakların bulunmasını zorunlu kıldı. İstanbul’un nüfusu günümüzde 16 milyonu aştı. Kent, nüfus olarak Avrupa’nın 23, dünyanın 118 ülkesinden daha fazla nüfusa sahip. 90’lı yıllarda İstanbul’a günde sadece 800 bin metreküp su verilirken bugün bu sayı 2 milyon 800 bin metreküpü aştı.

13 kaynak, 21 arıtma tesisi

OECD verilerine göre 1 litre meyve-sebze konsantresi için 35 litre, 1 kilo kumaş üretmek için 200 litre, 1 otomobil lastiği üretmek için 2 bin litre, 1 ton çelik üretmek için 240 bin litre, 1 kilo plastik üretmek için 200 litre, 1 kilo pamuk üretmek için 845 litre suya ihtiyaç duyuluyor. Yani su, toplumsal yaşamın değişmez ve en önemli değeri. 

İstanbul’a kesintisiz kaliteli su ulaştırmak ve kullanılan suları arıtmak İSKİ’nin görevi. Bugün 13 farklı kaynaktan temin edilen su 21 arıtma tesisinde arıtılıyor. Kaynakların yıllık verimi 1 milyar 620 milyon metreküp civarında. Atıksuları ise 17 bin 500 kilometrelik bir altyapı sayesinde toplanıyor ve 88 arıtma tesisinde arıtılarak uzaklaştırılıyor. İçme suyu ve atık su şebekesinin toplam uzunluğu ise yaklaşık 40 bin kilometre. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus