Ekonomi Tıkırında (48): Altın vuruş

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında‘nın 48. programında Sedat Pişirici, enflasyon ve işsizlik verilerini değerlendirip, iktidarın kimi ekonomik uygulamalarından hareketle bir “üçü bir yerde” erken seçim olasılığını yorumladı.

Yayına hazırlayan: Sema Kahriman

Ortalık gripten kırılıyor. Geçen hafta bendeniz de bu nedenle karşınızda olamadım. Aksırık tıksırık neyse de üst solunum yolu enfeksiyonu sesimi de kıstı. Ses çıkmayınca programda olamadı. Bu nedenle sizlerden özür dilerim. 

Şimdi bakalım geçen iki haftada neler olup bitti, geçen iki haftada ekonomi tıkırında mıydı. 6 Ocak’ta yayını yapabilseydim ilk önce 3 Ocak’ta yayınlanan Aralık 2019 enflasyon verilerini değerlendirmeye çalışırdım. 

2018 yılının Aralık ayında tüketici fiyatları enflasyonu yüzde 20,30, üretici fiyatları enflasyonu yüzde 33,64’tü Türkiye’de. 2019 yılına, tüketici fiyatları enflasyonunda yüzde 20,35, üretici fiyatları enflasyonunda yüzde 32,93, gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonunda yüzde 30,97 oranlarıyla başlamıştık. 

Yılı, Aralık 2019’da tüketici fiyatlarında yüzde 11,84, üretici fiyatlarında yüzde 7,36, gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonunda yüzde 10,89 oranında bir enflasyonla kapadık. Merkez Bankası’nın yayınladığı bir tablonun -şimdi arkadaşlarım ekrana verecekler- üzerindeki cümlede diyor ki, “Ülkemizde 2002 yılı itibariyle Merkez Bankası ve hükümet tarafından hedeflenen ve reelde gerçekleşmiş olan enflasyon oranları aşağıdaki tabloda listelenmiştir. 2002, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara geldiği yıl. O yıl enflasyon hedefi 35, gerçekleşme 29,7 imiş. 2003’te hedef 20 imiş, gerçekleşme 18,4 imiş. Hedefin altında gerçekleşmiş enflasyon. Başarılıymış enflasyonu düşürmek için uğraşan birimler. 2004’te hedef 12 imiş, gerçekleşme 9,3 imiş. 2005’te hedef 8, gerçekleşme 7,7. 2006’da bir sıkıntı doğmuş. Hedef 5 imiş fakat enflasyon 9,7 olmuş. 2007’de hedef 4 imiş, enflasyon 8,4 olmuş. 2008’de hedef 4 imiş, enflasyon 10,1 olmuş. Zaten ondan sonra da hem dünya, hem de ondan etkilenen Türkiye bir ekonomik krizin içine girmiş.

2009’da 7,5 hedeflenmiş enflasyon, gerçekleşme 6,5 olmuş. 2010’da 6,5 imiş hedef, 6,4 gerçekleşmiş. 2011’den itibaren 2011’in hedefi olan 5,5, 10,4’lük gerçekleşme karşısında ilk yenilgisini aldıktan sonra, 2012’den 2019’a kadar Merkez Bankası ve hükümetin enflasyon hedefi hep yüzde 5 imiş ama gerçekleşmeler hep bunun çok üzerindeymiş.

Şimdi Merkez Bankası’nın ve hükümetin 2020, 2021, 2022 enflasyon hedefleri yine yüzde 5. 2011’den beri enflasyon hedefini tutturamayan bir Merkez Bankası ve hükümet var karşımızda. 2011’den bu yana neler oldu Türkiye’de: 12 Haziran 2011’de bir genel seçim oldu. 10 Ağustos 2014’te bir cumhurbaşkanlığı seçimi oldu. Erdoğan ilk kez doğrudan halk oyuyla seçilen cumhurbaşkanı oldu. 7 Haziran 2015’te bir genel seçim oldu. Bu genel seçimin ardından bir hükümet kurulamadı. İstikşafi mistikşafi dendi, vakit geçirildi ve Türkiye’nin güneydoğusu bir kan gölüne döndü. 1 Kasım 2015’te tekrar bir genel seçim oldu. 16 Nisan 2017’de bir anayasa değişikliği referandumu oldu. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini getiren referandum oldu bu. 24 Haziran 2018’de genel seçim ve cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldı ki bu, aslında Kasım 2019’da yapılması gereken seçimdi, bu kadar erkene alındı. 31 Mart 2019’da yerel seçim yapıldı. 

2011’den bu yana bunlar yaşanırken, enflasyon hedefleri iktidar tarafından bir türlü tutturulamadı. Ama yerli ve milli gazeteci arayan Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 2020 yılında enflasyonda ve hatta faizde kalıcı tek hanenin görüleceğinde ısrar ediyor. O ısrar ettikçe insanın aklına Albert Einstein’a atfedilen o “aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar bekleyen insanlar”a ilişkin yorum geliyor. 

Türkiye İstatistik Kurumu geçen haftada 10 Ocak Cuma günü, Ekim 2019’a ilişkin işgücü istatistiklerini yayınladı. İşsizlik oranı 1,8 puanlık artışla yüzde 13,4 seviyesinde gerçekleşmiş Ekim 2019’da. Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı 2019 yılı Ekim döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre 608 bin kişi artarak 4 milyon 396 bin kişi olmuş. Tarım dışı işsizlik oranı 2,1 puanlık artışla yüzde 15,7. 

Geçmişe bakalım. 2018’in işsizlik ortalaması yüzde 11. Aralık 2018’in işsizlik oranı yüzde 13,5. Ocak 2019’un işsizlik oranı 14,7. Bir önceki ay, Eylül 2019, 13,8. İşsiz sayıları Aralık 2018’den bu yana hep 4 milyonun üzerinde, 4,5 milyon civarında seyrediyor. 

Ayrıntılara bakalım. 15-24 yaş grubu genç nüfus sayılıyor Türkiye İstatistik Kurumu tarafından. Genç nüfusta işsizlik oranı üç puan artmış, yüzde 25,3’e ulaşmış. Genç nüfustaki istihdam oranı ise 1,9 puan azalmış, yüzde 32,8’e gerilemiş. Ne eğitimde, ne de istihdamda olanların oranı var. Bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,3 puan artmış, yüzde 26. 15-64 yaş grubu çalışma çağı olarak kabul ediliyor. O grupta bir önceki yılın aynı dönemine göre işsizlik oranı 1,8 puanlık artışla yüzde 13,7 olmuş. Tarım dışı işsizlik oranı yüzde 15,8; 2,1 puan artmış. Bu yaş grubunda, yani çalışma çağında, istihdam oranı 1,6 puan azalmış, yüzde 50,5. Çalışma çağındakilerin yarısı istihdam edilmiş, yarısı istihdam edilememiş. 

Bu dönemde tarım sektöründe çalışanların sayısı 270 bin kişi azalmış. Sanayi sektöründe çalışanların sayısı 30 bin kişi azalmış. İnşaat sektöründe çalışanların sayısı 305 bin kişi azalmış. Ne artmış? Hizmet sektöründe çalışanların sayısı 78 bin kişi artmış. Total olarak oranlara baktığımızda gördüğümüz şu: Türkiye’de istihdam edilenlerin, kayıt içinde çalışanların yüzde 56,3’ü, yani yarıdan fazlası hizmet sektöründe çalışıyor. Kalanların yüzde 20’si sanayi sektöründe, yüzde 17,9’u tarım sektöründe, yüzde 5,8’i inşaat sektöründe çalışıyor. Hep söylüyoruz bu tablodan, yani çalışanların yarıdan fazlasının giderek artan oranlarda hizmet sektöründe çalıştığı tablodan, ne refah çıkar, ne zenginlik çıkar, ne para çıkar, ne adalet çıkar, ne hukuk çıkar. Bu tablo üretse üretse sıkıntı üretir.

Kayıtdışı çalışanlara bakalım. Ekim 2019’da herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların toplam çalışanlar içindeki payını gösteren kayıtdışı çalışanların oranı 1,2 puan artmış, yüzde 34,9 olmuş. Çalışanarın yüzde 35’i, kayıtdışı çalışıyor. 

Türkiye İstatistik Kurumu, ekim ayı işgücü istatistiklerini yayınlarken altında bir de işgücünün genel profili başlıklı tablo koymuş. Enteresan bir tablo. Bakınız o tablodan bazı verileri aktarmak isterim. 

İş arama süresi: Bir ila iki aydır iş aradığını söyleyenlerin sayısı 1 milyon 634 bin. Bu oransal olarak yüzde 37’ye karşılık geliyor. Bir yıl ve daha fazla süredir işsiz olduğunu söyleyenlerin sayısı ise 1 milyon 151 bin. Bir yıl ve daha fazla süredir işsiz olan 1 milyon 151 bin insanımız var. 

İş aramaya başlamadan önceki durum bakmışlar işsizlerin. Bunların 1 milyon 631 bini geçici bir işte çalışıyormuş ve işsiz kalmış. 564 bin insanımız işten çıkartılmış. 209 bin kişinin ise ya işyeri kapanmış ya da iflas etmiş. 

Bu tabloda işgücünün genel profili tablosunda, işgücüne dahil olmama nedeni başlıklı bir bölüm var. İş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısı 2 milyon 175 bin. Lakin iş bulma ümidi olmayanlar, artık bir iş bulmaktan umudunu kesmiş olanların sayısı 668 bin. Bir iş bulmaktan umudunu kesmişlerin sayısı 668 bin. 

Hal böyleyken, icraatları, iktidarın sanki bir altın vuruş peşinde olduğu izlenimi uyandırıyor. Bahar aylarında üçü bir yerde bir seçim olacak gibi. Hem cumhurbaşkanlığı, hem genel seçim, hem yerel seçim bir arada yapılmak isteniyor sanki. Ama bunun için başarı, zafer ve ikna lazım. Bu nedenle, herhalde, Kanal İstanbul projesi sekiz yıl sonra yeniden ısıtılarak toplumun karşısına konuluyor. Bu nedenle deneme sürüşünde göstergesi çalışmayan yerli otomobil tekrar ısıtılıp, milletin önüne konuyor. Suriye’de elde edilemeyen zafer Libya’da aranıyor. Mesela alkollü içki ve sigaraya 2020 yılının ilk altı ay için yapılması gereken otomatik vergi zammı erteleniyor. Tarımda borçlara yeniden yapılandırma imkanı tanınıyor. Mesela İstanbul Üniversitesi’nin öğrenci yemekleri ile ilgili kararına müdahale edilip karar geri aldırılıyor. Mesela infial uyandıran Doğa Koleji meselesi, yanlış da olsa müdahale edilip çözülmeye çalışılıyor. Lakin bunlar yapılırken yetmiyor, bir de para gerekiyor. Bunun için belki vergi barışı altı ay daha uzatılıyor. İhracat bedellerinin Türkiye’ye getirilmesi için bir kısmının yurtdışında bırakılmasına göz yumuluyor. Merkez Bankası’nın banka zorunlu karşılıklarından komisyon alacağı açıklanıyor. Dolayısıyla iktidar hayatta kalma peşinde. Hayat pahalılığı ile mücadele eden geniş yığınlar da öyle. Bir altın vuruş ya birinin ya da ötekinin sonu olabilir.

İyi günler efendim. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus