Emekli Mossad ajanı, Netflix’teki “Melek” (The Angel) filmini tekzip ediyor: “Nasır’ın damadı Mervan, çift taraflı ajan değildi, sadece bize çalışıyordu”

14 Eylül 2019 tarihinde Netflix’te “Melek” (The Angel) adıyla yayınlanan film gerçek bir ajanlık öyküsüne dayanıyor. Film, eski Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’ın damadı ve Abdülnasır’dan sonra başa geçen Enver Sedat’ın özel danışmanı olan, aynı zamanda Mossad için çalıştığı iddia edilen Eşref Mervan’ın yaşamından hareketle çekildi. Film Uri Bar-Joseph’in “Melek: İsrail’i Kurtaran Mısırlı Ajan” adlı romanından uyarlandı.

Mervan’ın özellikle 1973’teki Yom Kipur Savaşı’nda İsrail’e aktardığı iddia edilen bilgiler oldukça büyük önem taşıyor. Mısırlı resmî yetkililer Mervan’ın İsrail muhbiri olduğu iddiasını reddederken İsrailli üst düzey istihbarat yetkilileri bu iddialarında ısrarcılar. Haaretz‘den Yossi Melman, Mervan’ın en çok temas kurduğu Mossad üyesi ile röportaj gerçekleştirerek Mervan’ın gerçek hikâyesini anlatan bir haber yaptı. Haberi özet olarak aktarıyoruz:

Filmde Mervan’ı, Hollandalı aktör Marwan Kenzari canlandırdı.

1970 yılının Aralık ayında, karlı bir Londra günü iki uzun ve zayıf adam Hyde Park’ın yanındaki Royal Lancaster Otel’e girmişlerdi. Biri beyaz, diğeri esmer tenli olan iki adam da oldukça gergin olmalarına rağmen doğal davranmaya çalışıyorlardı.

Koyu tenli olan kişi Eşref Mervan’dı. O tarihte 26 yaşında olan Mervan, Mısırlı bir işadamıydı ve ileride İsrail’in en önemli ajanlarından biri olacaktı. Diğer kişi ise Mossad için çalışan Dubi’ydi (Dubi gerçek adını vermek istemiyor).

İkili selamlaştıktan sonra bir odaya çıktılar. Odada ne konuşulduğunu Dubi şöyle aktarıyor: “Mervan, çantasından Arapça dokümanlar çıkartarak okuyacağı şeyleri not almamı istedi. Mısır ordusundaki birlikleri ve bu birliklerin komutanlarını anlatmaya başladı. Şaşkınlıkla not almaya başladım. Bu durum, her istihbarat mensubunun hayali olsa da istifimi bozmadan notlarımı almaya devam ettim. Mısır ordusunun bütün savaş taktiklerini benimle paylaştı. Devamında akaryakıt istasyonları ile ilgili sorular sordum ama bu sorulara şaşırdı. Bu konuda bir hazırlık yapmadığı belliydi. Bunları bir sonraki görüşmemizde bana anlatacağına söz verdi. Bir sonraki buluşmamıza her şeyi raporlayarak gelmişti.”

İkili arasında iki saat süren ilk görüşme, Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’ın ölümünden üç ay sonra gerçekleşmişti. Abdülnasır’dan sonraki Mısır Devlet Başkanı ise Enver Sedat olmuştu. Eşref Mervan, Sedat’ın güvenini çok çabuk kazandı ve onun özel danışmanı olarak Libya ve Suudi Arabistan istihbarat şefleriyle irtibat kurmakla görevlendirildi. Mervan ilerleyen zamanda bu iki ülkenin devlet başkanlarıyla da özellikle silah ticareti üzerinden ticarî ilişkiler geliştirmişti. Dubi’nin anlattığına göre Libya Devlet Başkanı Muammer Kaddafi, Mervan’ı kardeşi gibi görüyordu. Mervan ise Kaddafi’yi “deli” olarak tanımlıyordu.

İlk buluşmanın ardından görüşmeler devam etti. S. isimli Britanyalı Yahudi bir kadının apartmanında görüşmeye devam ettiler. Mervan telefon edip, daha önce belirlenmiş olan şifreyi söylüyor, Dubi de bunun üzerine görüşme yerine geliyordu. Dubi ve Mervan, aralarında gerçekleştirdikleri konuşmalarda acil bir durum olduğunu belirtmek için “kimyasal” sözcüğünü şifre olarak kullanıyorlardı.

Dubi uzun zaman sonra Haaretz’e konuşmayı kabul etti. Ancak güvenliği için gerçek ismini vermedi. Bugün 86 yaşında olan Dubi, çeyrek asır boyunca Mervan ile en çok görüşen kişiydi. Paris, Londra, Mallorca ve Roma gibi şehirlerin otel odalarında veya başka gizli ortamlarda toplam 100 defa bir araya gelmişlerdi. Dubi bu görüşmelerde Mossad adına bilgi toplamaya çalışırken Mervan’ın durumu biraz daha karmaşıktı: Para, Mossad’a duyduğu hayranlık ve saygı, kişisel hayal kırıklıkları ve intikam duygusu Dubi’ye göre Mervan’ı motive eden unsurlardı. Ancak en büyük motivasyonunun ne olduğunu bilebilmek mümkün değil elbette.

27 Haziran 2007 tarihinde Mervan’ın cesedi Londra’daki bir otelin beşinci katında bulundu. Ölüm nedeni belirlenemese de eski Mossad şefi Zvi Zamir, bu ölümden İsrail askerî istihbaratının eski şefi Eli Zeira’nın sorumlu olabileceğini söylüyor. Zeira’nın Mervan’ı deşifre edebilmek için yoğun çaba sarf ettiğini belirten Zamir, 2002 yılında da bu amaca ulaştığını belirtiyor. Hem Dubi’nin hem de Zamir’in ifadelerine göre, 6 Ekim 1973’te başlayan Yom Kipur Savaşı’ndan önce savaş olasılığının düşük olduğunu üstlerine ileterek Arap saldırısının öngörülememesine sebep olan Zeira, o günden beri yıpranan saygınlığını artırmaya çalışıyor.

Mervan’ın Yom Kipur Savaşı’ndaki rolü

4 Ocak 1973 günü Mervan ve Dubi telefonda konuşmuşlardı. Bu konuşma boyunca Mervan rahat değildi ve ertesi gün yüz yüze görüşme kararı almışlardı. Mervan ve Dubi, 5 Ekim 1973 tarihinde (1973 Arap-İsrail Savaşı’nın başlamasından bir gün önce) yaklaşık 3 saatlik bir görüşme gerçekleştirdiler. Mervan çok sayıda dosya sunmuştu sunmasına ama Zamir, Mısır’ın bir saldırı düzenleyebileceğinden emin olamıyordu. Ancak Mervan savaş hakkında bilgi vermeyi sürdürüyordu. Mervan, “Yüzde 99 ihtimalle savaş yarın başlayacak” dedi. Zamir nasıl bu kadar emin olduğunu sorunca da Mervan, “Yarın Yom Kipur günü (Yahudilerce kutsal gün olarak kabul edilir). Saldırının yarın yapılacak olmasının esas sebebi de bu” diyerek yanıt verdi.

Yom Kipur Günü’nde İsrailliler Ağlama Duvarı’nı ziyaret ediyor.

Zamir savaşın nasıl ve ne zaman başlayacağını sorduğunda Mervan, güneş doğarken Mısır ve Suriye’den eşzamanlı olarak saldırı gerçekleştirileceğini söylemişti. Mervan’a göre Mısır, 1970 yılında uzlaşılan ateşkesi ihlâl ederek Süveyş Kanalı üzerinden cephane taşıyacaktı ve Suriye de aynı anda Golan Tepeleri’ni almak için harekete geçecekti.

Dubi bu bilgileri ne yapacağını fazlasıyla düşünmüştü. Eğer daha önce olduğu gibi savaşın çıkacağını söylerse ve savaş çıkmazsa ciddiyetini kaybedecek ve komik duruma düşecekti. Ancak eğer savaş olmayacağını söylerse ve bir saldırı gerçekleşirse, bunun sonuçları facia olurdu. Ancak Dubi’den önce inisiyatif alan Zamir bu istihbaratı İsrail Başbakanı Golda Meir’e ulaştırmıştı bile…

Dubi’nin hayatı

Dubi 1934 yılında Tel Aviv’de doğdu. İsrail Savunma Kuvvetleri’ne ise 18 yaşında girdi. 1960 yılında dönemin Başbakanı Ben Gurion’un ofisinde kendisine yer buldu. Sonrasında ise önce askerî yönetimde yer aldı, devam eden süreçte de 1966 yılında Mossad’a kabul edildi. Dubi, 1967’de başlayan 6 Gün Savaşları’nda Batı Şeria’daki İsrail operasyonlarına da katıldı.

Dubi’nin hayatı 1970 yılının Aralık ayında radikal şekilde değişecekti. Mossad Avrupa Bürosu temsilcisi Shmuel Goren Londra’da iken Askerî Ataşe Shmuel Eyal ona son birkaç gündür Eşref Mervan isimli birinden telefonlar geldiğini, bu kişinin hem kendisini hem de eşini rahatsız ettiğini söylemişti.

Goren olayı araştırdıkça Mervan’ın, Ataşe Eyal’ın odasına defalarca çağırıldığını ve cevapsız kalan çok sayıda mektubu olduğunu buldu. Goren bütün bürokrasi teamüllerine aykırı bir yöntemle Dubi’yi Mervan ile buluşturarak çok büyük bir risk aldı. Goren uzun uğraşlar sonucunda Mervan’ın numarasını buldu ve onu arayarak Royal Lancaster Oteli’ne gelmeye ikna etti. İşte bu buluşma Dubi ve Mervan’ın ilk buluşmasıydı.

Eşref Mervan’ın hayatı

Eşref Mervan 2 Şubat 1944 tarihinde Kahire’de doğdu. 1965 yılında Mısır’ın askerî sanayisinde kimyager olarak çalışmaya başladı. Aynı sene Mona ile tanıştı. Mona ile sevgili olması ona Mısır askeriyesinin ve siyasetinin kapılarını açmıştı.

Mona, Mervan’dan üç yaş küçüktü. Dönemin Mısır Devlet Başkanı Cemal Abdülnasır’ın küçük kızıydı. Abdülnasır Mervan’ı araştırmıştı. İlk aşamada bu ilişkiye karşı çıksa da devamında ses etmemişti ve Mona ile Mervan 1966 yılında evlenmişlerdi. Abdülnasır, Mervan’ın yurtdışı gezilerinin sayıca fazla olmasından şikâyet ederken özellikle Londra’daki gece kulüplerinde ve otellerde fazla vakit harcadığını öğrenmişti. Ancak o dönem daha çok siyasî yaşantısına ağırlık veren Nasır 1970 yılında hayatını kaybetti. Nasır ölmeden önce de Londra’daki İsrail Büyükelçiliğini pek çok kez ziyaret etmiş olan Mervan en sonunda İsrail istihbaratının elemanı olmayı başarmıştı.

Mervan’ın İsrail istihbaratına katılmasının temel motivasyonunun ne olduğu sorulduğunda Dubi, şöyle yanıtlıyor: “Bunu bilmem mümkün değil ama gönüllü olarak gelmiş olması hem Tel Aviv hem de Brüksel’deki temsilcilerimizi fazlasıyla rahatsız etmişti. İstihbarat çalışanları gönüllülerden pek hoşlanmaz.”

Dubi sözlerine şöyle devam ediyor: “Mossad’a hayranlık besliyor olabilir. Çünkü Nasır’ın son zamanlarında Mısır iyice zayıflamıştı. Mossad’ın imajı ise oldukça güçlüydü. Ancak Enver Sedat ona fazla değer vermişti. Hatta özel danışmanı bile yapmıştı. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki bize sağladığı bilgiler karşılığında para alıyordu. Ne kadar para istediğini ilk sorduğumda inisiyatifi bana bıraktığını söylemişti. Ona birkaç bin dolar vermeyi teklif ettiğimde ‘Size sağladığım bilgilerin karşılığı bu mu?’ diyerek teklifimi reddetmişti. Sonra da 20 bin dolar istediğini söyledi. Böylesi bir talep daha önce görülmemişti. Hiçbir istihbarat üyesi bu miktarda para almaz. Bugünün parasıyla 100 bin dolar demekti. Ancak Zamir bu teklifi kabul etmişti. Ödemeler de nakit olarak kendisine verilirdi.”

1973 Arap-İsrail Savaşı’nın ardından Mervani Dubi’ye şöyle demişti: “Artık para alarak çalışmama gerek yok. Bu andan itibaren kendi güvenliğimi düşünmek zorundayım. Sizin maaşlı çalışanınız olmak istemiyorum. Gönüllülük bağıyla size yardım sağlamaya devam edebilirim.” Dubi’ye göre Mervan, 1970’lerin ortalarından itibaren zengin bir adam olmuştu. Hükümetteki bağlantılarını da kullanarak zaman içinde zenginliğini artırmıştı.

“Mervan’ın İngiliz İstihbaratı ile de bağlantısı vardı”

Dubi, Mervan’ın başta Birleşik Krallık olmak üzere başka Batılı istihbarat örgütleriyle de bağlantısı bulunduğunu söylerken para aldığı tek istihbarat örgütünün ise Mossad olduğunu yineliyor.

Dubi’den sonra Mervan ile en çok vakit geçiren isim Zamir’di. Zamir 1974’de emekli olduktan sonra yerine gelen Yitzhak Hofi de Dubi ile birlikte, Mervan ile bir kez görüşmüştü. Sonraki yıllarda ise Dubi Mossad çalışanları tarafından dışlanmaya başlamıştı. Üst düzey yetkililer Mervan’ı görevden almak için üç defa uğraşmışlardı ama başarılı olamamışlardı. Sonrasındaki süreçte ise Mossad şefi Danny Yatom artık yöntem değişikliğe gideceklerini belirterek istihbarat görevlilerinin çalışma sürelerinin kısıtlanacağını belirtmişti.

Mervan ve Dubi yine bir otel odasında buluşmuşlardı. Dubi’nin ifadesine göre yeni karar Mervan’a bildirildikten sonra Mervan başka biriyle iş yapmak istemediğini söyledi ve ikili kucaklaşarak ayrıldı. Mervan, özellikle 1970’li yıllarda İsrail’e sağladığı bilgiler dolayısıyla İsrail istihbaratı için oldukça özel bir anlam taşıyor.

Mervan ve Dubi arasındaki ilişki bittikten sonra Dubi hayatından endişe etmeye başladı. Bunun sebebi de Eli Zeira’nın Mervan’ın ismini Aralık 2002 tarihinde kamuoyu ile paylaşmasından kaynaklanıyordu. Mervan 2007’de ölene kadar Dubi, İsrailli istihbarat yetkililerinden Zeira’yı frenlemelerini istiyordu. Dubi iki defa bununla ilgili ciddi temaslar kurduğunu ancak ikisinden de sonuç alamadığını söylüyor.

 Mervan iki taraflı mı çalışıyordu?

Dubi’nin bugün röportaj yapma sebebi ise Mervan’ın iki taraflı çalıştığı tezine karşı çıkması. Bu tez de Zeira tarafından öne sürüldü ve 2007 yılında dava konusu haline getirildi. Hem Dubi hem de Zamir bu davayla birlikte Mervan’ın adının daha da fazla duyulduğunu söyleyerek ölümünün esas sebebinin bu olabileceğini söylüyor. Hatta Zamir şöyle diyor: “Mervan’ı biz (İsrail) öldürdük.”

İlerleyen süreçte Zeira’ya “devlet sırlarını ifşa etmek” suçlamasıyla dava açılsa da herhangi bir ceza verilmedi. Dubi ayrıca Zeira’yı Yom Kipur Savaşı’ndaki başarısızlık nedeniyle de suçlarken bu başarısızlığın ana sebebinin Mervan’ın sağladığı bilgilerin iyi kullanılamaması olduğunu söylüyor.

Mervan hakkında iki taraflı çalışan casus olduğu iddiası fazla gezmesinden kaynaklanıyor. Mervan, bütün iş görüşmelerinde veya diplomatik ziyaretlerinde Mısır diplomatik pasaportunu kullanıyordu. Hatta Londra’daki bir görüşmesine giderken diplomatik plakaya sahip ve Londra’daki Mısır Büyükelçililiğinin tahsis ettiği bir aracı kullanmıştı. Mervan gitmesi gereken yerden birkaç sokak ötede inmiş ve şoför aracı kullanmaya devam etmişti. Ancak Dubi, Goren ve Zamir gibi istihbarat yetkilileri, bunun Mervan’ın iki taraflı çalıştığını kanıtlamadığını belirtirlerken şöyle diyorlar: “Eğer Mervan Mısır için çalışan iki taraflı bir ajan olsaydı, İsrail’in kendisinden şüphe duyabileceği her türlü hareket için özel önlem alırdı ve büyükelçiliğin tahsis ettiği bir araçla yolculuğa çıkmazdı.”

Bu iddiayı güçlendiren bir başka unsur ise Mervan’ın anısına gerçekleştirilen cenaze töreniydi. Dubi’nin “film sahnesi” olarak tanımladığı cenazeye dönemin Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek dâhil pek çok üst düzey bürokrat katılmıştı. Mervan’ın İsrail ajanı olduğu Mısır tarafından resmî açıklamalarla reddedilirken kendisine Mısır halkının da büyük saygısı var.

Dubi ise Mervan’ın üst düzey bir İsrail ajanı olduğu konusunda oldukça kesin konuşuyor. Dubi bu konudaki düşüncelerini şöyle sıralıyor: “Mervan İsrail ile ilk temas kurduğu zamanlarda Abdülnasır hâlâ Mısır’ın başındaydı. Abdülnasır damadını pek sevmediği için onu hükümetten uzak tutmaya çalışıyordu. Dolayısıyla Abdülnasır’ın Mervan’dan ajanlık beklemesi mantıklı değil.”

Dubi bu düşüncesini şöyle detaylandırıyor: “Mervan’ın bize sağladığı bilgilerin elbette kontrol edilmesi gerekiyordu. Bize Mısır’ın savaş planlarıyla ilgili bilgiler paylaştı ve henüz savaş çıkmadan hangi taktiklerle saldırı gerçekleşeceğini anlattı. Sağladığı bütün bilgiler doğru ve eksiksizdi.”

Dubi, Mervan’ın Yom Kipur Savaşı ile ilgili verdiği bilgilerin de doğru olduğunu belirtiyor. Örneğin, savaştan bir sene önce Enver Sedat’ın savaş hazırlıklarına başladığını ve bu amaçla Savunma Bakanı Sadek’i görevden aldığını söylemişti. Nisan 1973’te ise Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’ın Kahire’de Enver Sedat ile bir araya geldiği zirvede savaş planlarının yapıldığını bildirmişti. Hatta daha fazla savaş malzemesi elde etmek amacıyla saldırının nisan ayından haziran ayına alındığını söylemişti. Daha sonra da Enver Sedat’ın Sovyetler Birliği’nden satın alınan silahları da kullanmak istemesiyle savaşın biraz daha ertelenerek Yom Kipur gününe denk getirildiğini ifade etmişti.

Dubi’ye göre Mervan’ın iki taraflı çalışmadığının en somut göstergesi ise Zeira’nın temel argümanı. Ağustos 1973’te Enver Sedat ve Suudi Arabistan Kralı Faysal, Riyad’da bir araya gelmişti. Toplantıya Mervan da katılmıştı. Sedat’ın amacı hem Suudi Arabistan’dan daha fazla maddî yardım talep etmek hem de Kral Faysal’dan savaşın başlamasının ardından petrol ambargosu uygulanmasını istemekti. Zeira bu bilginin Mossad’a ulaştırılmadığını iddia ederken Dubi ise bu konuyla ilgili şöyle diyor: “Zeira yalan söylüyor. Kendisini aklamak için Mossad’a yükleniyor. Riyad’daki toplantının ardından Mervan ile ben de buluştum ve toplantının ardından bize verdiği materyalleri gözlerimle gördüm.”

Haaretz bu iddiaları sorsa da Zeira bu iddialara cevap vermek istemedi.*

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar