Koronavirüsü küçüklere ve ergenlere nasıl anlatmalıyız?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Psikologlar koronavirüsle (SARS-CoV-2) oluşan durumun çocuklara ve ergenlere yatıştırıcı bir yaklaşımla iyi açıklanmasını tavsiye ediyorlar. Mattea Battaglia ve Audrey Garric, Le Monde için yazdı, Haldun Bayrı çevirdi.

Montpellier’de Condorcet İlköğretim Okulu’nun müdürü, okula gelen az sayıda öğrenciyi karşılıyor, 15 Mart. JULIEN GOLDSTEIN

“Gördüğüm bir kâbusta, bir arkadaşım üzerime hapşırıyordu ve koronavirüs kapıyordum.” Yüzündeki kocaman tebessümden ağır bir ciddiyete geçen 7 yaşındaki Enzo, Saint-Sulpice’te (Tarn) ilkokul ikinci sınıf öğrencisi. Kendisinin ve arkadaşlarının bu hastalığa yakalanmalarından korktuğunu itiraf ediyor. Paris’in 15. bölgesinde ilkokul üçüncü sınıf öğrencisi olan 8 yaşındaki Thomas’nın endişesi ise, en beğendiği Fransız basketçi Rudy Gobert (NBA’de Utah Jazz oyuncusu) bu hastalığa yakalandığında artmış. “Çok soru sordu. Bundan ölünüyor mu? Kaç ölü var? Hayatımız bundan nasıl etkilenecek?” diye sayıyor annesi Céline.

7 yaşındaki Léonie için kaygı önce en iyi kız arkadaşı Chiara’nın tatilden sonra okula dönmemesiyle billurlaşmış: Küçük kız öksürmekteymiş ve Milano’dan geliyormuş. Sonra, 13 Mart Cuma günü birbirini izleyen haberlerle Léonie kafasındaki sorulara yetişemez olmuş: Okul kapanmış, büyükannesiyle büyükbabası salgın zamanı torunlarına bakmamayı tercih etmişler. “Ninemle dedem ölebilirler mi diye sordu bana; ayrıca şeker hastalığı olan büyük ninesinden de bahsetti,” diye anlatıyor Léonie’nin annesi, Hauts-de-Seine’de öğretmenlik yapan Amandine Tagnon.

Koronavirüs (Covid-19) salgını artık çocukların ve ergenlerin konuşmalarında ve hayal dünyasında bir yer tutuyor — ebeveynlerinde de olduğu gibi. Bunu ufaklara nasıl anlatmalı? İşi faciaya da çevirmeden, ufak da göstermeden, doğru sözcükleri nasıl bulmalı?

“Annemle babam beni zorla karantinaya sokuyorlar”

Béatrice Kammerer ile eşi, başından beri 7-17 yaş arasındaki beş çocuklarını “düşüncelerine ve evin idaresine” ortak etmişler. Öğrenim kurumlarının kapanışından birkaç gün önce, “salgına set çekmek için” çocukları evde tutma kararı aldıkları vakit, Lyon yakınında yaşayıp bağımsız gazetecilik yapan Béatrice’le çocukların en büyük üçü arasında, “okula gidilmemesinin yol açabileceği, birbirleriyle ilişkileri de dahil tüm sorunların listesini çıkarma maksatlı” bir tartışma olmuş. En büyüğün bir arkadaşına, “Annemle babam beni zorla karantinaya sokuyorlar” demesine engel olmamış bu — Béatrice bunun üzerine lisenin eğitim danışmanı tarafından telefonla aranmış.

Okul ortamında, koronavirüsü her yaş grubuna ayrı ayrı uyarlanan bir tartışma konusu haline getirmek için salgının 3. evreye girmesi beklenmedi. Ufaklara, “hastalığa set çeken davranışlar” anlatıldı; daha büyük olanlara ise yurttaşlık kuralları hatırlatıldı.

“Aralık ayından [2019] itibaren, ama özellikle Ocak’ta, Asyalı çocuklara yönelik alaycı davranışların geliştiği görüldü,” diye anlatıyor Val-de-Marne’da okul hekimliği yapan ve çocukları anaokuldan liseye kadar izleyen Jocelyne Grousset. “ ‘Canlı hayvan yiyorlar’, ‘Temiz değiller’… gibi bir sürü habere boğulan öğrenciler, bilhassa liseliler, çabucak ele alınmazlarsa işi çığırından çıkarıveriyorlar,” diye vurguluyor Orta ve Yüksek Öğrenim Hekimleri Ulusal Sendikası’nın genel sekreteri.

Uydurma söylentilerle mücadele etmek

Uydurma söylentilerin hastalıktan hızlı yayıldığı bir devirde bunlarla mücadele etmek daha da zorlaşıyor. 6 yaşındaki Natacha bir akşam anaokulundan eve döndüğünde, maskeli kişilere bakmamalarının söylendiğini anlatır. 11 yaşındaki Clara, nezle olduğu için virüslü olmakla suçlanır. Mathis, limonlu ılık su içmenin koronavirüsten koruduğunu ileri sürer.

“Öğrencilerimin biri Çin kökenli,” diye anlatıyor, Hauts-de-Seine’de okul öğretmenliği yapan Amandine Tagnon. “Birçok çocuk onun evinde kalıp okula gelmemesini istiyorlardı.” Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un açıklamasından sonra, 13 Mart Cuma günü, anaokulunun en büyük öğrencileri öğretmenlerine neden okula gelmeyeceklerini sordukları zaman, onlara bunun sadece, “kendilerini korumak için bir önlem” olduğunu, “bedenimizdeki mikropların dolaştıklarını” söylemiş.

Paris’te yedek öğretmen kadrosundaki Pauline Laby de bunu, “mümkün olan en sade şekilde dile getirmeyi” seçtiğini anlatıyor. O cuma günü sabahı, öğrencilerini karşıladığında, genç kadın “korkutan sözcüğü” tahtaya büyük harflerle, 4-5 yaşındaki öğrencilerinin ağzından duyduğu şekilde yazmış: “KONORAVİRÜS.”

“Bunu neredeyse alelâde bir pedagojik dayanak haline getirdim” diye açıklıyor, öğretmenler sendikası UNSA’nın bu sözcüsü. “Bunun doğru telaffuzu ve yazılışı üzerine çalıştık; harflerin nasıl sıralandığı üzerine… Sonra da başka şeye geçtik. Ayrılırken, bir daha ne zaman görüşeceğimizi bilmediğimi, ama her halükârda bunun ‘güzel bir sürpriz’ olacağını açıkladım onlara. Daha ziyade sakinlerdi.”

“Benim ergenlerle, evden çıkışlar konusunda çok katıyım”

Ergenlerleyken, “onları dinlemeyi ve içlerini rahatlatmayı bilmek gerek, ama sorumlulaştırmayı da elbette,” diye vurguluyor Montreuil Koleji’nde öğretmen olan, 6, 12 ve 14 yaşlarında üç çocuk babası Benjamin Marol. “Okula gitmemek bir şey; ama eğer bu, bir bilgisayar oyunu etrafında on beş kişi toplanmak içinse, hiçbir anlamı yok” diye ısrar ediyor. “Benim ergenlerle, evden çıkışlar konusunda çok katıyım; eğer bu işi yarım yamalak yaparsak eve kapanmanın hiçbir işe yaramayacağını anlamalarını istiyorum.” Her tarafta bu salgının “taşıyıcıları” olarak sunulan o gençlerin streslerini artırma pahasına… “Gençlerde, tehlike karşısında bir bilinçsizlik hali var,” diye cevaplıyor bu öğretmen. “Vahim bir zamandayız; neden bunu onlardan gizleyelim ki?”

“Vahim bir zamandayız; neden bunu onlardan gizleyelim ki” diyor lise öğretmeni Benjamin Marol

Reims’deki (Marne) bir lisede öğretmen olan Thibaut Poirot, başlangıçta, öğrencilerinde bir umursamazlık olduğunu algılamış. “Daha on gün önce, neredeyse her derste aynı espriye maruz kalıyordum: Öğretmenim, okul ne zaman kapanıyor?”

Öğrenime resmen ara verildiği günün arifesi, sınıftaki atmosferin değiştiğini anlatıyor. “Bu ergenler hayatlarında ilk defa çevrelerindeki yetişkinlerin sarsıldığını görüyorlar. O zaman da yetişkin soruları soruyorlar: Dünya ekonomisi mi çökecek? Stoklarımız mı tükenecek?” Tarih doçenti olan Poirot, bu işin altından kalkmak için kendi dalından destek almış; 1939’u, 1968’i, ama aynı zamanda da 1999’daki fırtınayı anlatmış derslerinde.

“En önemlisi, küçüklere basit bir mesajı iletmektir,” diye doğruluyor, Savoie’daki davranış psikoterapisi uzmanı ve “Korkularını Yenmek” (Surmonter ses peurs, Jouvence, 2008) kitabının yazarı Hervé Magnin. “Korku, bilgiden kaçış eğilimi doğurabiliyor ve bu bilgisizlik zemininde daha da artıyor.” “Bütün sorulara cevap verilmeli. Küçüklerle ise, kafalarında olmayan fikirleri onlara yansıtmamak için bu konuda onların ne düşündüğü sorulabilir,” diye tamamlıyor, Paris’te çalışan uzman klinik psikolog Béatrice Copper-Royer. “Ve onların duygularını süzmeye çalışılmalı.”

Uzman klinik psikolog Aline Nativel Id Hammou’nun Nanterre’deki (Hauts-de-Seine) muayenehanesinde gördüğü çocuklar ve ergenler ise, özellikle yetişkinlerin davranışlarından kaygı duyuyorlarmış. “Ebeveynlerindeki bazı panik etkilerini, ya da –“Ellerini yıka!”, “Artık arkadaşlarınla öpüşme!”, “Kardeşine dokunma!” gibi– temizlikle ilgili yeni buyrukları anlamıyorlar. Ve yetişkinlerin de fazla bir şey bilmediğinin farkına varıyorlar — ki bu çok bunaltıcı olabiliyor.”

Daha küçük olanlarla konuşmak için, çizim, oyun ve öyküleştirilmiş tarihten yararlanmayı tavsiye ediyor. “Dünyayı fethetmek isteyen virüs kralının bir tabur hekimle karşı karşıya kaldığı bir hikâye anlatılabilir,” diye öneriyor. “Ve özellikle çocuklarla genç yetişkinlerde hastalığın tedavi edildiği hatırlatılabilir.”Béatrice Copper-Royer onları “çok da endişeli” görmüyor: “Hayal dünyaları üzerinde çok büyük bir etkisi olan terör saldırılarından sonraki gibi değil durum.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus