Ludovic Lamant: Balkonun siyasal tarihi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ludovic Lamant’ın Mediapart’ta çıkan yazısını Ayşen Uysal ve İnci Malak Uysal çevirdi.

Balkon, izolasyon döneminde hem sağlıkçılara destek eylemlerinin hem de komşuların gözetlenme yeri olarak mimarinin başlıca öğesi haline geldi. Askeri kökenlerinden özgürleştirme vaatlerine kadar geçmişte nasıl kullanıldığına bir dönelim.

İspanya’da, balkon, pandemiye karşı seferberlik halinde olan sağlık personelinin desteklendiği bir yer değil sadece. Bazı komşular, akşam saat sekizde, Suudi Arabistan’la bir kirli para skandalında babası Juan Carlos’un adı lekelendiği için Kral VI. Felipe’ye karşı hep birlikte tencere tava (caceroladas) seslerini yükseltmek için de balkona çıkıyor.

Balkon, izolasyon döneminde kamusal alanın yeniden icadı mı? 15-M, yani 2011 yılındaki İspanyol başkaldırı hareketi sırasında, karışık bir kalabalık bu kez şehir meydanlarında kamu hizmetlerini savunuyor ve siyasetçiler sınıfındaki yozlaşmayı eleştiriyordu.

Benzer bir örnek, yurttaşların Jair Bolsonaro’nun izolasyon karşıtı politikası karşısındaki öfkelerini yine balkonlarından güçlü “panelaços” (tencere tava eylemleri) ile gösterdikleri Brezilya’da da görüldü. Fransa halkı, 31 Mart Salı günü, sağlık personelini desteklemek ve aynı zamanda emeklilik ve işsizlik sigortası reformlarına karşı çıkmak için bir “izolasyon gösterisi” çağrısı yaptı. Balkon adeta parçalara ayrılmış bir kamusal alan rolü oynuyordu.

Fransa’da sağlık personeline destek verilen bir balkon, Mart 2020, Paris 19. Bölge © Rachida el Azzouzi

Ne var ki balkon daha anlaşılmaz bir görünüme bürünüyor. Sağlıkta ve ekonomide ülkelerini etkisi altına alan kaos karşısında korkuya kapılan İspanyollar sokaktan geçenlere evlerinin balkonlarından hakaret etmeye de başladılar. Onları izolasyon talimatlarına uymamakla ve ülke nüfusunu tehlikeye atmakla suçluyorlar. Aslında virüs bulaşmış olma ihtimali olan bir hastasına giden bir pratisyen hekim, kendisine “Kahrolası evine dön” dendiğini duyuyor.

Yoldan geçerken hakarete uğrayan birçok kişi aslında haklarını kullanıyor: Çoğu, hükümet tarafından ilan edilen “aciliyet durumunun” öngördüğü istisnalardan yararlanıyor. “İnsanların endişesini anlıyorum ama sizi temin ederim oğlumla sokağa şımarıklıktan çıkmıyorum: Yasa bunu yapmamıza izin veriyor” diye açıklıyor mahallede dolaşırken hakaretlerin hedefi olan 52 yaşındaki bir anne, oysa otizmli oğlunun düzenli olarak temiz hava alma hakkı var.

Balkon, izole olanların mahalleyi ve kurallara karşı gelerek sokağa çıkanları dikkatle gözlediği bir kontrol kulesi haline geliyor. Madrid’deki Complutense’de sosyoloji profesörü olan Cesar Rendueles, pandemiyle savaş adına kolluk kuvvetlerinin aşırılıklarını haklı gösterip teşvik eden ve sonu bir şekilde “toplumsal linçin normalleşmesine” varan bir “yurttaş mazoşizminden” endişe duyuyor.  El Pais’e şöyle özetliyor: “Her perdenin arkasında bir yurttaş devriyesi gizleniyor. Balkonların İspanya’sı bir muhbirler ülkesi.”

Balkon sadece kemer sıkma politikalarıyla kesintiye uğrayan kamu hizmetlerine destek platformu değildir: Bir polis devletine dönüşün de aracı haline gelir. Pandemi döneminde İspanya’daki balkonların anlaşılmazlığı, yüzyıllar içinde karmaşık bir anlam kazanan mimari bir öğenin imgesidir: Ortaçağ’da askeri bir tertibat, XX. yüzyılda otoriter ve faşist iktidarların hizmetindeki bir tiyatro sahnesi ve halk sınıfları için toplumsal ilerleme ve özgürleşme vaadidir.

2014 Venedik Bienali’nden bir görüntü © Francesco Galli / Venedik Bienali.

Rem Koolhaas, küratörlüğünü yaptığı “Fundamentals” temalı 2014 Venedik Bienali’nde, hazırladığı “mimari öğeler” envanterinde balkona önemli bir yer ayırmıştı. Bir klasik olan Delirious New York’un yazarı, “kamusal ve özel alanların, içerisi ile dışarısının sınırında, kimi zaman patlayıcı olan deneylerin yapıldığı bir laboratuvarı” betimler.

Bu sergide, tuvalet gibi kimi tipolojilerin yüzyıllar içinde hiç de evrim geçirmediğini gözlemledik. Tersine, evlerimiz elektrikli ısıtıcıların, elektrikli ev eşyalarının, yeni teknolojilerin ortaya çıkmasıyla güçlü evrimler geçirdi. Balkonunsa köklerine sadık iki gidişatı oldu: bir askeri savunma tertibatı ile birlikte bir tiyatro tertibatı” diye açıklıyor Mediapart’ta, Koolhaas’ın mimarlık bürosu OMA’nın mimarlarından, 2014 Bineali’nde de çalışmış olan Alice Grégoire.  

Carcassonne’da “iskeleli” bir burç, Viollet-le-Duc’ün krokisi.

Viollet-le-Duc, Fransız Mimarisi Sözlüğü (1854-1868) adlı kitabında balkonun kökenini XI. yüzyıla, kuşatmalardan korunmak için şehirleri çevreleyen surlara yaslanmış ahşap iskelelere dayandırır. Tiyatro kanadı için Shakespeare’e ve 1591 dolaylarında kaleme alınmış Romeo ve Juliet’te, Juliet’in Verona’daki balkonuna dönmek gerekir.

Koolhaas ve arkadaşları, 2014 sergisi için, “balkon modasından” bıkıp usanan Fransız mimar Quatremère de Quincy’nin (1755-1849) balkon karşıtı saldırısını buldular: en iyi şekilde düzenlenmiş cephelerin klasisizmini bozan şu “önemsiz ilave”, binanın şu “sonradan takma odası”, inşanın kalanına “neredeyse asla tam oturmayan şu çıkıntı” (Mimarlık Tarihi Sözlüğü, 1832).

Baron Haussmann, 1850’li yıllardan itibaren Paris’in planını yeniden çizer, upuzun doğrular çizip alan açarak başkentin yeni cephelerinin balkonlarla donatılmasına imkân sağlar. O zamana kadar aristokrasiye ayrılmış olan bu motif sonra burjuva ailelere de yayılır. 2000’li yılların başında sanatçı Julien Berthier bunu mizahi bir yolla hatırlayacak ve lojmanlar da dahil her tür modern binayı balkonlarla donatacaktır (Yapıtın adı: “Her tipte mimari için Haussmann tarzı plastik balkon nakli hizmeti”).

Julien Berthier’nin portatif balkonu, 2008 © DR.

“Balkonun toplumsal uyanışı”

XX. yüzyılda Thomas Mann balkona en heyecan uyandıran imgelerinden birini kazandırdı: Sağlık uzmanlığı alanı. Bu imge 2020’nin gündemiyle çok yakından ilişkili. Büyülü Dağ (1924) kitabında Alman yazar, Avrupa aristokrasisinin yatalak hastalarının ölmeden önce temiz hava almaları için çıkarıldıkları Alpler’deki Davos sanatoryumunun geniş balkonlarını betimler.

Birkaç yıl sonra, 10 Haziran 1940’ta, Mussolini, Hitler ile birlikte Fransa ve İngiltere’ye karşı savaşa girdiğini Roma tarzı konutu Venedik Sarayı’nın balkonundan duyurur.

Bu, otoriter, faşist ya da popülist rejimlerle, tiyatro performansının ve benliğin sahnelenmesinin tam anlamıyla sergilendiği balkonun uzun birlikteliğinin en mükemmel örneğiydi. Balkon lider ile halk arasındaki aracıydı. Bu eğilim, Latin Amerikalı sayısız diktatörün popülist rejimleri sayesinde İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da uzun yıllar devam etti (Buenos Aires’te Casa Rosada’nın balkonunun Eva Peron’un ana sahnesi olması gibi).

Buna koşut olarak, XX. yüzyıl “balkonun toplumsal uyanışı” ile de kendisini gösterdi. Balkonlarla donatılan büyük sosyal toplu konutlar alt sınıflara, o zamana kadar cüret edemedikleri hava ve ışığa erişim imkânı sunuyordu. Koolhaas’ın les Eléments d’architecture kitabında referans verdiği Amerikan sanat tarihçisi Vincent Scully, “Balkon ‘sosyal demokrat dayanışmanın anıtsal cisimleşmesi’ haline geldi” diye yazıyordu.

Le Corbusier’nin “villa Savoye’ları” © Fondation Le Corbusier.

Balkon böylece modern mimarinin özgün bir sözcük dağarcığı olarak kendini kabul ettirdi. 1922 yılından itibaren, Le Corbusier hiçbir zaman inşa edilmeyen villa Savoye’ları tasarladı. Berlin yakınlarındaki Dessau’da Bauhaus’un sembolü Hannes Meyer, 1927’de inşa edilen bir binada, aynı katta bulunan çok sayıdaki daire için ortak bir “balkona erişim” tanzim etti. “Kızıl Viyana”da, Avusturya’nın başkentinin sol tarafından yönetildiği bu dönemde (1918-1934), 1920’lerin sonunda Karl Ehn tarafından tasarlanan, tıpkı Karl-Marx-Hof[1] gibi, tamamen yenilikçi sosyal konut binaları büyük balkonlarla donatıldı (bu defa bireysel balkonlar).

1957’de, Fransa’nın Cezayir’deki varlığına en fazla karşı çıkılan dönemde, Fransız Fernand Pouillon, başkent Cezayir’de bulunan Diar-es-Saada’daki “Saadet Kenti” de dahil olmak üzere, kültürler mozaiğini öne çıkararak büyük toplu konutlar inşa etti. Burada, Koolhaas’ın terminolojisine göre, bu “post-kolonyal balkon”, Fransız mimar Pouillon’a seferber ettiği kültürler arasında buluşma noktası sağlıyordu (Osmanlı anıt sitili, Granada ve Sevilla İslam sanatı, vs.).

Brezilya’da aktivizmin balkonlarda son hızıyla kavgasını sürdürdüğü bugünlerde, Médiapart’a konuşan Rio’lu mimar Olivia Vigneron, büyük komünist mimar Oscar Niemeyer’in “balkon çizmeyle hiçbir zaman çok ilgilenmediğini” söylüyor. “Ancak ülkede çok sayıda balkon var, bunun nedeni iklimsel koşullar. Varsıllar için olduğu kadar yoksullar için de”. Vigneron, özellikle Rio’da “görülmeden sokağı görmeyi mümkün kılan, müşrefiyelerin[2] Brezilya versiyonu” olan cobogo’lara sıklıkla başvurulduğunu vurguluyor.

1970’lerden itibaren, geçmiş on yılların donuk biçimciliğine tepki olarak gelişen postmodernizmin eğlenceli montaj sistemleri ile birlikte, balkon bir eğlence aracı haline geldi. Creteil’deki Choux toplu konutları örneğinde olduğu gibi (Gérard Grandval, 1972). Ancak bu dönemin en etkileyici binaları, 1970’lerin başında İspanya’da Frankoculuğun can çekiştiği dönemde yapıldı: Ricardo Bofill’in[3] talimatıyla Barselona yakınlarında yapılan Walden 7 apartmanı.

Katalan mimar şöyle yazar: “Küpler ve silolar[4] (…), tıpkı uzamdaki bir kasbah[5] gibi. İçeride, kendi isteğimle dikey merdivenleri artırdım (…). İçinde oturanın mekânı güçlü bir biçimde hissetmesini istiyordum” (Espaces d’une vie, Bofill, 1985). Balkon, binanın anıtsal merdiveni ile bireysel hane arasında bağlantı kuruyordu.

Walden 7, Ricardo Bofill’in atölyesi

1990 yılında, Jean-Paul Goude balkon motifini yeniden kullandı. Nice’teki Negresco Oteli’nin yeniden inşası sırasında, Chanel’in reklamını yapmak için balkonu şatafata taşıdı.

Daha gizli bir kayıtta, Hollandalı sanatçı Constant Dullaart, 2014 yılında “balkonculuk” başlığıyla bir manifesto kaleme aldı. Bu manifesto, yaygın çevrimiçi fişleme ve otoriter devletlerin dijital türevleri çağında balkonu yeni bir egemenliğin inşa mekânı haline getiriyordu. Balkonlardan “ayniyattan ziyade topluluklar” oluşturmayı savunan metin böylece, “Balkonda hepimiz dışarıdayız” diye başlıyordu. Bu manifesto kuşkusuz bugün her zamankinden daha güncel.

Bu makale, Éléments d’architecture’de (OMA / Rem Koolhaas, Taschen, 2528 sayfa, 100 avro) aktarılan bazı örnekleri yeniden ele almaktadır.

Metnin orijinali


[1] Karl-Marx-Hof, Viyana’nın 19. bölgesi Döbling’in bir semti olan Heiligenstadt’ta bulunan, Viyana’nın en tanınmış belediye konutlarından biridir (Ç.N).

[2] Arap konutlarının karakteristik özelliği olan mimari bir öğe. Bir binanın genellikle vitrayla kaplı oyma ahşap kafeslerle çevrili bir tür pencere (Ç.N). 

[3] İspanyol mimar (Ç.N.)

[4] Genelde tahıl, kömür, çimento, karbon siyahı, gıda ürünleri, dışkı ve talaş gibi malzemeleri depolamak için kullanılan yapılar (Ç.N). 

[5] Arap medeniyetlerinde görülen, şehrin en yüksek noktasına kurulan, penceresiz kale benzeri yapı (Ç.N).

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus