Işın Eliçin’le Dünyanın Gidişi (67): Kovid-19’la küresel savaş – Hastalık sindirim sistemini nasıl etkiliyor?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Kovid-19 (#COVID19) sindirim sisteminde ishal, bulantı gibi arazlara yol açabiliyor, klinik tanı için bu belirtileri de dikkate almak gerekli; yeni tip koronavirüs (#SARS-CoV2) boğazdan numune alınarak yapılan moleküler test sonucu negatif olsa dahi, dışkıda tespit edilmeye devam ediyor; hastalığın yaygınlığı atıksu epidemiyolojisi ile ölçülebilir… 14 Nisan’a kadar açık kaynaklardan erişilebilen son bilimsel çalışmalar bu yayında:

Yayın metni:

Merhaba… Bugün 14 Nisan 2020. Dünya genelinde doğrulanmış Kovid-19 vakalarının sayısı 2 milyonu geçti. 120 binden fazla kişi de bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye’de PCR olarak bilinen moleküler testle Kovid-19 tanısı konmuş kişi sayısı 60 bini geçti. Resmi kayıtlara ölüm nedeni Kovid-19 olarak geçenlerin sayısı ise 1296.

Bu yayında yeni tip koronavirüsün yol açtığı Kovid-19 pandemisinin sindirim sistemi üzerindeki etkilerini anlatmak istiyorum. Şuna dikkat çekmek isterim: bu virüs yeni keşfedildi, bu virüsün enfekte ettiği insanlar üzerindeki etkisi hakkında her gün hakkında yeni bilgiye ulaşılıyor ve bu bilgiler, veriler her gün güncelleniyor. Dolayısıyla bu yayında aktaracaklarım, bu konuda 14 Nisan’a kadar olan yapılmış olan ve benim açık kaynaklar üzerinden erişebildiğim bilimsel araştırmalara dayanıyor. Yarın, öbür gün bilgiler yeni araştırmalar, yeni verilerle güncellenecektir.

Kovid-19’un sindirim sistemine etkilerini araştırmaya, virüsler konusunda dünya çapında çalışmaları olan Prof. Dr. Selim Badur’un 12 Nisan’da Medyascope için yaptığımız yayında söylediği sözler üzerine karar verdim. Önce Selim Hoca’ya kulak verelim:

Prof. Badur: “Bu virüs herhangi bir solunum yoluyla bulaşan diğer enfeksiyon hastalıklarından farklı olarak dışkı ile atılıyor. Hastaların yüzde 30’unda dışkıda bulunuyor. Çok önemli. Alışılagelmişin dışında. Acaba oral-fekal yoldan yani kanalizasyondan, iyi yıkanmamış meyve sebzeden aynı Hepatit A’da olduğu gibi bir bulaş olabilir mi? Araştırılması gerek. Araştırılıyor da.”

Prof. Badur’un sorduğu sorunun yanıtı, oral-fekal yolla yani virüsün ağızdan ve dışkı yoluyla bulaşıp bulaşmadığı sorusunun yanıtı şimdilik kesin olarak verilebilmiş değil. Bu konudaki çalışmalara aşağıda değineceğim.

Yeni tip koronavirüs, ya da adıyla söylersek SARS-CoV2, vücudumuzdaki hücrelere “anjiyotensin dönüştürücü enzim 2” ya da kısaca “ACE 2” olarak adlandırılan bir enzim aracılığıyla giriyor. ACE-2 enzimleri solunum sisteminde var, ama daha da fazla sindirim sisteminde var. Bu ne demek?  

Virüs damlacık yoluyla bulaşıyor ya, virüsün bir şekilde salyanıza bulaştığını, salyanızda olduğunu varsayalım. Salya aracılığıyla buradan solunum sistemine de gidebilir, yutkunduğunuz için sindirim sistemine, midenize de gidebilir.

Midedeki asitler bazı benzer hastalık yapıcıları etkisiz hale getirebiliyor. Ama yeni tip koronavirüsü etkisiz hale getirebiliyorlar mı, henüz bilim insanları bunun cevabını bilmiyor. Şu aşamada, mide asitlerinin virüsün hastalık yapıcı etkisini azaltabileceğini düşündüren bulgularla sınırlı bilinenler.

Yeni tip koronavirüs, geçen aralık ayında Çin’in Vuhan kentindeki zatürre vakalarındaki olağanüstü artış üzerine, kaynağının araştırılması üzerine keşfedilmişti. Hastalık belirtilerine ilişkin ilk klinik bulgular da, bu virüsün solunum sisteminde yol açtığı tahribata ilişkindi büyük ölçüde. Ama hastalık önce salgına sonra da küresel pandemiye dönüşecek kadar yayıldıktan sonra, yeni vakalarla ilgili gözlem ve çalışmalar, Kovid-19’un semptomlarının sadece solunum yollarında değil sindirim sisteminde de görüldüğünü ortaya koyuyor.  

Yeni koronavirüs hastalığı (KOVID-19), SARS-CoV-2 virüsünün neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Öncelikle akut üst ve alt solunum yolunu tutarak interstisyel ve alveoler pnömoni komplikasyonu ile karşımıza çıkabilmektedir. Ayrıca kalp, sindirim sistemi, böbrekler ve sinir sistemi gibi diğer birçok dokuyu tutarak sistemik bir tablo oluşturmaktadır. (Doç. Dr. Ebru Gök Oğuz, Türk Nefroloji Derneği, Nefroblog Mart 2020 sayısı)

Nedir klinik vaka analizlerinde yer alan sindirim sistemindeki hastalık semptomları?: Mide bulantısı, kusma, ishal ve iştah kaybı. Yani Kovid-19’un belirtileri sadece solunum yollarında görülen öksürük, nefes darlığı, boğaz ağrısı ve ateş ile sınırlı değil. Sindirim sistemi de araz veriyor.  

Ama bu noktada önemli bir uyarı yapmam gerekiyor. Nasıl her öksürüğün ya da nefes darlığının sebebi Kovid-19 değilse, her mide bulantısı, her kusma veya ishalin sebebi de Kovid-19 değil. Doktorlar ishal, başağrısı, göğüste darlık hissi gibi semptomların stres kaynaklı olabileceğine dikkat çekiyorlar. Hele ki hepimizin Kovid-19 pandemisi nedeniyle vücudumuzu her zamankinden fazla dinlemeye başladığı, stres ve kaygımızın tavan yaptığı şu günlerde, stres ve endişe düzeyimize bağlı olarak bu tip arazlar göstermemiz olası. O nedenle de, doktora danışmadan asla ne kendimize ne de başkasına tanı koymalıyız.

Fakat stresin yol açmadığından emin olabileceğimiz bir belirti var. Ateş. Ateşle seyreden ishal durumunda mutlaka doktora danışmak gerekiyor. İshal ve ateş, Hepatit A ya da dizanteri gibi başka hastalıkların belirtisi de olabilir. Ama klinik gözlemler giderek artan bir kesinlikle bunların Kovid-19 belirtisi de olabileceğine işaret ediyor. Yani nasıl başlangıçta Kovid-19 semptomları soğuk algınlığı ile karışabiliyordu, şimdi de örneğin dizanteri ile karışması sözkonusu olabilir.

Kovid-19 tanısı konmuş kişilerle yapılan ve hastalığın sindirim sistemine yönelik etkisine dair bilimsel çalışmalar bu açıdan yol gösterici. En yenilerinden birini aktarayım.

Amerikan Gastroentoloji Dergisi’nin mayıs sayısında yayımlanacak olan, ama internet sitesinde düzeltme yapılmamış haliyle halihazırda paylaşılmış olan bu çalışmanın başlığı “Orta seyirli Kovid-19 hastalarında sindirim semptomları: Klinik sunum, Dışkıda viral RNA testi ve Sonuçları”. Çalışma Çin’in Vuhan kentindeki üç hastanede 206 hasta ile yapılmış. Buna göre, 48 hastada belirtiler sadece sindirim sisteminde görülmüş; 69’unda hem sindirim sisteminde hem de solunum yollarında. 89’unda ise sadece solunum yollarında hastalık belirtisi görülüyor. Yani hastaların yarısında sindirim sisteminde de araz var. İçlerinden beşte birinde anahtar belirti ishal olmuş ve ishal olanların yüzde 73’ünde ishale yüksek ateş de eşlik etmiş. Araştırmaya konu olan 206 hastanın yaklaşık yarısının yüzde 53’ünün dışkısından alınan örneklerde virüs RNA’sı saptanmış.

Peki dışkıda bulunan virüs canlı mı yani çoğalma ve dolayısıyla hastalığı bulaştırma yetisine sahip mi? Yani Selim Hoca’nın sorusuna dönüyoruz. 1 Nisan’da Nature dergisinde yayımlanan Almanya Münih’te yapılmış küçük ölçekli bir çalışma var bu konuda. Kovid-19 tanısı konmuş dokuz vakanın kapsamlı virolojik değerlendirmesinin yer aldığı bu bilimsel yayında, hastaların dışkılarından elde edilen virüs örneklerinin canlı yani hastalık yapıcı olmadığı belirtilmiş. Makalede bunun nedeninin hastaların hafif belirtiler göstermesi olabileceği yazıyor. Ayrıca hastaların sekizinde sindirim sisteminde belirti de gözlenmiyor. Sadece biri ara ara ishal oluyor. Dolayısıyla bu çalışmadaki bulgunun virüsün dışkı yoluyla bulaşmayacağına dair bir kanıt olması sözkonusu değil. O nedenle özellikle umumi tuvaletlerdeki hijyen tedbirlerinin ve elbette el yıkamanın, bulaşmayı önleme açısından önemi çok büyük.

Profesör Selim Badur da söylüyor zaten, virüsün dışkı yoluyla vücuttan atıldığını kanıtlayan çok sayıda başka çalışma da var. Bu çalışmalar semptom gösteren hastalarda semptomların başlamasından sonraki 5. günden itibaren, dört hatta beş hafta sonrasına kadar dışkı örneklerinde SARS-CoV2’ye rastlanabildiğini gösteriyor. Keza asemptomatik hastalarda, çocuklarda da. Yine çalışmalar gösteriyor ki, solunum yollarından, boğaz ve burundan alınan örneklerle yapılan test sonuçları negatif çıktıktan sonra dahi virüs dışkıda tespit ediliyor.

Bu yayında bahsetmeye değer bulduğum üçüncü bir yeni çalışma ise ABD’de Massachusetts’te yapılmış. İlk soru şu: Madem dışkıdan alınan numunelerle yapılan testlerle Kovid-19 tanısı koymak mümkün ve madem diğer güvenilir tanı testleri herkese yaygın olarak yapılamıyor, bu durumda hastalığın toplumda ne kadar yayıldığını anlamak için neden kanalizasyon-atıksu bazlı epidemiyolojiden yararlanmıyoruz? Epidemiyoloji, salgın hastalıkları ve tedavi yöntemlerini inceleyen bilim dalı. Atıksu arıtma tesisleri, kanalizasyonlar da dışkı örneği içeren ve dolayısıyla hangi ilaçlar hangi kimyasallar kullanılıyor, hangi hastalıklar var, topluma dair bilgi içeren bir havuz. İşte Massachusetts’te de atıksu bazlı epidemiyoloji çalışması yapmışlar ve 18-25 Mart tarihleri arasında bu atıksu arıtma tesisinden aldıkları örnekleri moleküler bazlı teste, PCR testine tabi tutarak yeni tip koronavirüs varlığını saptamışlar. İlginç olan, bu çalışmanın sonucu, 25 Mart itibarıyla Massachusetts’te klinik olarak doğrulanmış Kovid-19 vaka sayısından çok daha fazla kişinin virüsle enfekte olmuş olabileceğine işaret ediyor. Araştırmacılar bu farkın büyüklüğünün nedenini henüz tespit etmediklerini ve daha fazla deney/çalışma yapılması gerektiğini vurguluyorlar. Fakat bu çalışma, çalışmanın çıkış sorusu ile uyumlu olarak asıl şu sonucuyla dikkat çekici. Kovid-19’un toplumda ne kadar yaygın olduğunu anlayabilmek, buna göre sosyal mesafe ve karantina gibi önlemleri sıkılaştırmak ya da gevşetmek için karar almak için, herkese yaygın test yapılamadığı durumlarda atıksu epidemiyolojisinden yararlanılabilir. Henüz vaka sayıları az olan yerel yönetimler, belediyeler de, düzenli aralıklarla yaptıracakları atıksu testlerinden erken uyarı için yararlanabilir, halk sağlığına dönük önlemler yerel makamlarca hastalık çok fazla yayılmadan alınabilir.

Bugünlük benden bu kadar. İzlediğiniz için teşekkür ederim.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus