Koronavirüs ve profesyonel-yönetici sınıfın yaşam tarzlarının devamı için harcanabilir insanlar

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Halen yayılmayı sürdüren salgının bedellerini ağırlıklı olarak küresel sosyal ve ekonomik ağın idari merkezleri olarak da kabul edilen New York, Londra, Paris gibi dünya kentleri ve İstanbul, Milano, Mexico City gibi bölgesel merkezler de ödüyor. Dünya genelinde ürün ve insan akışlarının değişen ölçeklerde düğüm noktaları olan bu kentlerin, bulundukları ülkelerde diğer yerleşimler için de birer sıçrama tahtası işlevi gördüğü anlaşılıyor. Nisan ayının ortalarına gelindiğinde, ABD’de her 100 Kovid-19 vakasından 32’si ve virüse bağlı her 100 can kaybından 40’ı New York’ta kayda geçmiş bulunuyor. Yine Türkiye’de rakamlara yansıyabilen vakaların yaklaşık yüzde 36’sının İstanbul’da olduğu izleniyor -açık ki hem İstanbul hem New York, içinde yer aldıkları bölge sistemleri ile değerlendirmeli (örneğin New York New Jersey’yi, İstanbul Gebze ve İzmit’i de kapsayacak şekilde), yalnız idari sınırları veri kabul eden çıkarımlar resmin kısıtlı bir bölümünü yansıtıyor olacaktır.

Salgının ekonomik ve sosyal olduğu kadar özümsenmiş mekânsal sonuçlarını elde etmek açık ki onu geride bırakmış olmayı gerektirecek. Öte yandan henüz parçalar halinde sahadan ulaştırılan analizler, her ne kadar salgına maruz kalanlar arasında ilk etapta bir ayrıma işaret etmemiş olsa da salgın ile mücadele sürecinde sosyal sınıf, etnik köken/ırk ve cinsiyet temelli var olan toplumsal ayrışmaların sınırlarının salgınla birlikte su yüzüne çıktığını ortaya koyuyor. ABD’de, örneğin Şikago, Detroit, New York gibi metropoliten alanlarda Kovid-19’a bağlı ölümlerin yüzde 70’lere varan oranlarda siyah nüfustan olduğu bildiriliyor. Columbia Üniversitesi Sosyoloji Bölümü doktora öğrencilerinden El-Gharbi de, The Baffler dergisinin çevrimiçi sayısında yayımladığı makalesinde, ABD’de salgının en ağır seyrettiği yerlerin başında gelen New York kentine dair gözlem ve analizlerini paylaşıyor. 

Yorum ve Çeviri; Hülya Özdil

New York’ta ve ABD genelinde, profesyonel yönetici sınıf eve kapandı ve kötü bir durumun keyfini çıkarıyor; uzaktan çalışmaya geçtiler, aileleri ile vakit geçiriyorlar, çocuklarının okul yükümlülüklerini yerine getirmelerini sağlıyorlar, egzersiz yapma yöntemleri keşfediyorlar, kişisel bakımlarını yapıyor ve bölümlerini kesintisiz izlemeyi hep istedikleri bütün dizilerdeki açıklarını kapatıyorlar. Bu durum, teknoloji ve kapitalizmin harikalarına ilişkin bir hikâye olarak yazıya dökülebilir. Sosyal medya, iletişim platformları, eve teslim hizmetler ve çevrimiçi eğlence seçenekleri, karantina altındaki yaşamı daha dayanılabilir ve verimli kılmaktadır.

Ancak böyle bir anlatı, asıl hikâyeyi gözden kacırmaya neden olacaktır. Evde kalan tüketicinin yaşam kaynağı olan Amazon’u düşünün bir kez: verilen siparişler, sayıları onbinleri bulan tedarik merkezi işçileri sayesinde kişinin kapısının önüne bırakılan paketlere dönüşürler -ki o işçiler büyük oranda beyaz ırktan değildir, normal koşullarda dahi büyük zorluk altında ve acınası koşullarda çalışırlar. Daha sonra bu paketler, yetersiz ücret alan kamyoncular tarafından metropolitan merkezlere taşınır ve nihayet aşırı yüklü posta görevlileri ve anlaşmalı eve teslim yüklenicileri aracılığı ile kişinin evine ulaşırlar.

Ya da, eve yemek servisini bir düşünün. Hazır yemek alabilmek için – siparişler ister bir restoranı aramak yoluyla ister GrubHub veya DoorDash gibi uygulamalar aracılığı ile verilmiş olsun, restoranın “mutfağında” çalışan işçiler, o yemeği hazırlamak için görev başında olmak durumundadırlar. O işçilerin de büyük bir kısmı beyaz ırktan değildir, çoğu belgesiz çalışan göçmendir ve genellikle düşük ücretlendirilirler. Insacart gibi platformlar aracılığı ile market ürünleri getirtmek de benzer şekilde siparişleri işleme koyacak ve ürünleri evlere teslim edecek bir düşük ücretli işçi ordusuna ihtiyaç duyar. Her ne koşulda olursa olsun yiyeceğin eve servisi zahmetli ve zorlu bir iştir; eve teslim elemanları günlük olarak yol kazalarına, kötü hava koşullarına ve zaman zaman da saldırgan tavırlara maruz kalırlar. Ücretler düşük olma eğilimindedir ve ek haklar içermez. Kentsel alanlarda, bu tür pozisyonlar büyük oranda göçmenler ve azınlıklar tarafından doldurulur. 

Diğer bir deyişle, salgın süresince profesyonel yönetici sınıftaki çoğu insanın Amazon, Instacart ve GrubHub gibi dijital platformlar sayesinde deneyimlediği göreceli rahat ve konfor, esasen daha varlıklı olanlar adına bedel ödeyen ve kendilerini kaydadeğer bir riske maruz bırakan binlerce düşük ücretli “görünmez” işçinin varlığına dayanıyor.

Elbette ki salgının kuşatması altındaki o işçiler de kendi aileleri ile vakit geçirmek veya okul yükümlülüklerini yerine getirmeleri için kendi çocuklarını gözetmek isteyebilirler. Kişisel bakımın keyfine varmak veya kendi beğendikleri dizileri çevrimiçi izlemek isteyebilirler. Ne var ki bu çoğu emekçi için bir seçenek değildir. Çalışmayı sürdürmenin sağlık sonuçları konusunda kaygılı olsalar da çalışmayı bırakmanın maliyetini karşılayamazlar. Hatta birçoğunun bir arada yaşadığı ileri yaştaki yakınlarına hastalığı bulaştırma endişesi taşısalar da. Hatta enfeksiyon belirtileri gösteriyor olsalar da. 2 trilyon  dolarlık teşvik paketinden bir hafta önce yasalaşan Önce Aileler Koronavirüs Mücadele Yasası (Families First Coronavirus Response Act ) geçen hafta Başkan tarafından imzalandı ve hasta olan ya da çocukları okulda olmayan çalışanlara iki haftalık ücretli izin olanağı tanıdı. Ancak yasa, McDonald’s ve Amazon gibi büyük firma çalışanlarını veya yerel restoranlar gibi küçük işyerleri için çalışanları ve çoğu serbest meslek sahibi olarak sınıflandırılan (bazı esnek ekonomi çalışanları gibi) çalışanları kapsam dışı tutarak görece varlıklı Amerikan vatandaşlarının evlerinde rahat bir şekilde kalabilmelerini sürdürebilmeleri için gerekli hizmetleri sunmak üzere hayatlarını riske atmalarını teminat altına almış oldu.

New York Şehri’nde “gerekli personel” -ilk müdahale ekipleri, sağlık çalışanları, sıhhi temizlik ve toplu taşıma çalışanları, ve bir kısım kamu görevlileri (süreç içerisinde dahil edilen market çalışanları ve eczacılar)- olarak tanımlanan çalışan çocuklarının, yerel yönetim tarafından işletilen “bölgesel zenginleştirme merkezleri”nde (“regional enrichment centers” ) gözetim ve bakımları sağlanıyor. Ne var ki, New York tarafından “gerekli hizmet” sağladıkları kabul edilen bir başka grup işçi daha bulunuyor -yiyecek hazırlayan aşçılar, tedarik merkezi çalışanları ve evlere servis hizmeti verenler ve daha bir çokları- ve onların çocukları ekseriyetle kendi başlarına kalmaya terk edildiler. Hizmetlerin kendisi gerekli olarak sınıflandırıldı ancak bu hizmeti veren personel kapsam dışı kaldı. Zaruri emek; harcanabilir insanlar. 

En azından şimdilik işlerini koruyorlar. Birçokları çalışmayı bırakmanın maliyetini  karşılayamayacakken yine de işlerinden atıldılar ya da müşterilerinin onları terk ettiklerine tanık oldular. Bu çalışanlardan bazıları işsizlik maaşı başvurusu yapabilirler ancak aralarında vatandaş olmayan enformel ekonomi çalışanları ile “serbest meslek” sahibi olanların da dahil olduğu büyük bir kesim bunu yapamaz. Gelecek olan mali teşvik çekleri benzer şekilde “kayıtdışı çalışan” işgücünü dışarıda bırakarak sadece vergi mükelleflerini kapsıyor. Bu insanlar talihsizler. 

Ev içi hizmetleri etkileyen dinamikler seks işçileri için de geçerli

Geleneksel olarak “kadınların görevleri” kabul edilen alanlarda sıkıntılar daha da belirgin bir hâl alacak. Orta ve üst sınıf kökenli iyi eğitimli kadınlar, profesyonel sektörde (özellikle de kentlerde) büyük kazanımlar elde ettiler. Ne var ki bu durum, cinsiyet rollerinde köklü bir değişimin sonucu oluşmadı -örneğin kadınların yerine erkekler ev işlerinde daha büyük sorumluluklar aldıkları için olmadı. Onun yerine, varlıklı kadınlar, geneli beyaz olmayan, birçoğu göçmen olan diğer kadınlar sayesinde, onlar, çocuk bakımı, yemeklerin hazırlanması ve servisi, ev temizliği, hasta ve yaşlıların bakımı gibi ev içi hizmetleri üstlendikleri için işyerlerinde yükseldiler. Aileler, genel anlamda bu ikinci gelirden, ev içi hizmetler için insan çalıştırıyor olmalarına rağmen, o işçilere hizmetlerinin karşılığı piyasa değerinin altında (çoğu zaman yaşamı idame ettirmenin mümkün olmadığı düzeyde) ücretler vermek yoluyla kârlı çıkmayı başardılar. Şimdi, Kovid-19 (ve bulaşma riskinden sakınma) gerekçesiyle her ikisi de evden çalışan çift gelirli ailelerde ev içi hizmetlerde çalışanlar ortada kala kaldılar. Müşterileri, teorik olarak ödemelerini eski düzende devam ettirebilirler -ne de olsa, bu tür işgücüne bel bağlayanların büyük çoğunluğu çalışmaya devam etmekte eskisi gibi ödeme almaya devam etmekteler ve bu harcama onların mutat aylık bütçe kalemi. Yine de büyük bir kısmı, ev içi hizmetlerde çalışanlarına bu dönemde ödeme yapmayı seçmiyor. Tekrar etmek gerekirse, bu işçilerin büyük çoğunluğu ne işsizlik sigortası ne korona acil harcama paketi ne de yakında çıkacak olan finansal teşvik ödeneklerinden almaya hak kazanmış değil. Bu nedenle, müşterileri bir destek sağlamadan, sadece Birleşik Devletler’de yaşayan çekirdek ailelerini değil, onların gönderdikleri paraya muhtaç, ülke dışında yaşayan geniş ailelerini geçindirmek onlar için hiç kolay olmayacak.  

Ev içi hizmetleri etkileyen dinamikler seks işçileri için de geçerli. Önceki kuşaklarla karşılaştırıldığında Amerikalı yetişkinler, şimdilerde, eşleri ile daha az seks yaptıklarını söylüyorlar -bu, daha çok iyi eğitimli ve evli çiftlerce dile getirilen bir eğilim. Çevrimiçi platformların aracılığı ile seks işçilerine olan talepte eş zamanlı bir artış gözlenir oldu, özellikle de kentlerde. The Erotic Review (“hobiciler”) gibi internet sitelerine düzenli bağlananların büyük bir çoğunluğu beyaz, evli, iyi eğitimli ve parasal olarak iyi durumda. Yüzde 84’ünden fazlası ABD ortalama milli gelirinin üzerinde; yüzde 43’ü yılda 120 bin dolar ve üstünde gelire sahip; yüzde 79’u lisans veya daha ileri eğitimli ve yüzde 41’i yüksek lisans derecesine sahip. Yüzde 84’ten fazlası beyaz. 

Sözkonusu seçkin erkekler evden çıkmadıkça, çoğunluğu beyaz ırktan olmayan o heteroseksüel ve trans kadın (ve genellikle göçmen) seks çalışanları, giderek daha da fazla çaresizliğe düşüyorlar. Kimi kalan müşteriler ise, daha da düşük ücretlere veya normal koşullarda sunmayı istemeyecekleri ve reddedecekleri hizmetlere onları zorlayarak bilfiil bu çaresizlikten faydalandılar. Müşterilerinin geri kalanına gelince, görünen o ki onlar da evde oturup çok daha fazla pornografi izliyorlar. 

Bu türden hikâyeler vicdanlarda şok etkisi yaratabilir, oysa bu dinamiklerin oldukça kısıtlı bir bölümü koronavirüs salgınına özgüdür -sadece daha görünür bir hâl aldılar. Şimdiki kentli seçkinlerin yaşam tarzı, esasen, kendilerinden ne isteniyor, ne zaman isteniyor ve ne kadar ödeme yapılıyor olursa olsun kabul edecek olan kırılgan, çaresiz bir insan havuzunun varlığını baz alıyor. Profesyonel yönetici sınıfın şahsına münhasır tercihlerini yerine getirecekler, kötü muamelelerini tebessümle sineye çekecekler ve kendi hayatlarında her ne olursa olsun çalışmayı sürdürecekler.  

Uber ve Lyft sürücüleri

Uber ve Lyft sürücüleri kimdir örneğin? Kendi araçlarını, toplu taşımı kullanmaya hatta bir taksi çevirmeye dahi tenezzül etmeyen insanlar için şoförlük yapan kişilerdir. Onlar, daha önce sadece zenginlerin tasarrufunda olan, istedikleri zaman istedikleri yere özel olarak götürülmek üzere emre amade birilerini bulundurma deneyimini, profesyonel yönetici sınıf üyelerine sunmak üzere hizmet verirler. Peki bu türden bir hizmet beyaz yakalı profesyoneller için nasıl parasal olarak erişilebilir oldu? Araç paylaşma şirketleri sigorta, yakıt, otomobil alımı ve bakımı gibi maliyetleri sürücülere transfer etti, kısıtlı haklar ve düşük ücretler verdi -öyle ki eğer bu onların yaptıkları tek “geçici iş” ise geçinebilmek için tam zamanlı çalışma saatlerinin üzerine çıkmaları gerekti.

Oldukça bariz bir biçimde taksileri tamamen piyasadan sildikten sonra fiyatları yukarı çekmeyi planlayan akbaba kapitalistlerce desteklenen bu araç paylaşma şirketleri, bu koşullara rağmen mütemadiyen mali kayıplarla işlemeye devam etmektedirler. Bu şirketlerin müşterilerine verdiği en değerli hizmet belki de, taşıt sürücüleri ile müşterileri arasında bir aracı hizmeti sunarak çalışanlarına karşı doğacak sorumluluk hissini müşteriler için ortadan kaldırmaktır. Nihayetinde, bir aile ya da şirket için çalışan bir şoför; müşterileri herhangi bir gün araçla taşınsın ya da taşınmasın düzenli ödeme alırdı. Araç paylaşma hizmeti müşterileri, bir şoför sahibi olmanın faydalarını yaşarken onun sosyal yükümlülüklerinin hiçbirini üstlenmezler. Eğer profesyonellerin gidecek bir yerleri yoksa (şimdi olduğu gibi eve kapanıyorlarsa) onların sürücüleri hiçbir şey almazlar. Bunun bir sonucu olarak eğer faturalarını ödeyemez hâle gelirlerse de bu durum, o müşterinin sorunu değildir.

Doğrusu, uygun görüldüğünde işçileri topluca işten çıkarma konusunda hizmet sektörü işverenleri de müşterileri kadar gönül rahatlığı içindedirler çünkü bilirler ki eğer isterlerse, istedikleri zaman onları tekrar çağırabileceklerdir. O bel bağladıkları eski işçilerin dönememe ya da hazır olmama durumlarında ise, onlar da yerlerine başka kırılgan ve çaresiz insanı işe alabileceklerdir. Büyük metropolitan bölgelerde o türden “harcanabilir” insan eksiği olmaz. 

New York Şehri’nde gördüğüm düzeyde acımasızlığı daha önce hiç görmedim. Özgüvenli, tepeden bakan, aydın uzman ve profesyonellerle dolu liberal bir kale. Hep “doğru” şeyleri söylüyor ve görünürde de hissediyorlar. “Adil” tüketim tarzlarıyla övünüyorlar -örneğin, organik, genetiği ile oynanmamış ve adil ticaret ürünlerine eğilim gösteriyorlar. Oysa yaşam tarzları, bir düğmeye bastıklarında 7/24 ihtiyaçlarına yanıt vermesi beklenen ve o kadar da gerekli olmadıkları durumda anında, gelişigüzel bir şekilde kendi başlarının çaresine bakmaya terk edilen bir düşük ücretli hizmetkâr ordusunun varlığını temel alıyor.  

Trump ya da Cumhuriyetçiler daha sağlam bir sosyal güvenlik ağının oluşturulmasının önünde bir engel teşkil ediyor olabilirler ancak çaresiz ve kırılgan insanların “Brahman Sol”dakiler tarafından sömürülmesinin sorumlusu onlar değiller. Kendi ailelerinin içinde rolleri tekrar gözden geçirmek yerine eve işçi almaları için kimse o liberal seçkinleri zorlamıyor -ya da çifte kazanç modelinden azami kazanç sağlamaları için kimse onları hizmetlileri kazıklamaya mecbur etmiyor. Kimse, o göreli zenginleri ve kentlileri, her aldıklarını kapılarının eşiğine kadar getirmesi için Amazon kullanmaya mecbur bırakmıyor. İşin aslı o ki, New York Kenti’nde Duluth’dakinden çok daha fazla alışveriş seçeneği bulunuyor ancak öncekinin sakinlerinin çevrimiçi alışveriş yapmaları daha muhtemel.  

Tedarik merkezi işçileri ve servis sürücüleri ciddi bir baskı altında ve korkunç koşullarda çalışmaya zorlanıyorlar çünkü sözkonusu sosyal sınıf üyeleri, paketleri almak için makul bir süre bekleyemezler -her şeyi iki gün içinde hatta aynı gün isterler- hatta, tecritte olmasalar dahi sokağa çıkıp istediklerini alma zahmetine katlanamazlar (oysa dükkândan alış verişte aynı gün içinde tedarik beklenen şeydir). Door Dash ve GrubHub benzer bir şekilde var olur çünkü kentli profesyonellerin çoğu kendi yemeklerini hazırlama hatta hazırlanmış yiyeceği almak için bir sokak öteye yürüme zahmetine katlanamazlar. Erotic Review gibi siteler, görece varlıklı kentlilere, talep halinde seks hizmeti sunmak için vardır, aynen yemek hizmeti almak için yaptıkları alışveriş gibi cinsel hizmetler için de alışveriş yapmalarına imkân tanımak için ve aynen restoranların Yelp’te değerlendirilmesi gibi müşteri değerlendirmelerine olanak tanımak için. Uber ve Lyft var olmuştur çünkü beyaz yakalılar, ucuz ve harcanabilir şoförlere sahip olmak isterler.

Bütün bunlara rağmen, bu kentsel alanlar istisnasız ve ezici bir çoğunlukla “mavi”dir – ülke genelinin en Demokratik eğilimli bölgeleridirler ve o profesyonel-yönetici sınıf herkesten daha liberaldir. #Resistance’ın (Direniş) çekirdeğini onlar oluştururlar. Bir başka ifade ile, ırkçılık karşıtlığına, feminizme, sosyalizme methiyeler düzen içeriğin üreticileri ve tüketicileri olan o aynı iyi eğitimli, varlıklı kentliler, ne tesadüftür ki sınıfsal, ırksal ve toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerin de birincil lehdarlarıdır ve dışlanan, çaresiz ve başka bakımlardan dayanıksız insanları bilfiil onlar sömürüye tabi tutarlar. 

Bir bakıma, bu şaşırtıcı olmamalı. Örneğin, davranış bilimleri kaynaklı araştırmalar, ırkçılığı alenen yerdiklerinde veya ırksal eşitliğe bağlılıklarını beyan ettiklerinde beyazların, sıklıkla diğer beyazların çıkarına olacak şekilde hareket etme eğilimlerinin daha fazla olduğunu iddia eder– aynı zamanda eylemlerinin ırksal ayrımcılığa dayalı olmadığına bir o kadar daha fazla güven geliştirirler. Onlar “gruplarından” diğerlerinin ırkçılık karşıtı jest ve mimikler sergilediklerini izlerken de benzer bir etki açığa çıkar: bu tutum emsallerinin yalnız eşitlikçi olmadıklarını aynı zamanda kendi eylemlerinin ve etkileşimlerinin de tarafsız olduğuna ikna eder. Dolayısıyla, eşitsizlikten en fazla çıkar sağlayanların etrafta dolaşıp birbirlerine sistemi karaladıkları, kendilerini sosyal adaletin sadık savunucuları olarak gösterdikleri bir ortamda, bu insanların süre giden eşitsizlikte kendilerinin ya da emsallerinin oynadıkları rolü görmelerinin neredeyse bir imkânı kalmaz. Kısmen de bu nedenle, tam da o insanlar, eşitlikçilikleri sözkonusu olduğunda kendilerini daha erdemli hissederken aslında eşitsizliği daha da fazla teşvik ediyor olacaklardır. 

Yine de prekarya, yazık ki kültürlü seçkinlerin ne övgüye değer kelimeleri ve hisleri ne de sembolik tavırlarına dayanarak yaşamını sürdürebilir. Ne mutlu ki dile getirdikleri bağlılıkları doğrultusunda anlamlı bir şekilde davranış sergilemek isteyenler için eşitsizliğin olumsuz etkilerini hafifletmek adına insanların yapabilecekleri somut ve elle tutulur şeyler bulunmaktadır. Sosyal adalet çabasının gerekli bir ilk başlangıç noktası, her zaman için kişinin kendi yaşam tarzını, kendi eylemlerini ve etkileşimlerini etraflıca değerlendirmek olmalıdır. Ulusal politikalarla karşılaştırıldığında, mikro düzeyde alınan tedbirler küçük ya da tâli görülebilir ancak kişinin mensubu olduğu kültürel mahallede önemli ve doğrudan bir etki sağlayabilir, özellikle de hayat mücadelesinde zorlanan insanlar için. Tam da bu manevralar, politik sürece tabi olmayacağından muhtemelen Trump ya da Cumhuriyetçiler tarafından engellenemeyecektir. Doğrusu şu ki, insanların karşılaşacağı tek engel kendi itaatsizlikleri olacaktır. Burada tanımlanan davranışların çoğu, tarihsel olarak dışlanan veya dezavantajlı gruplara beslenen bir antipatinin ürünü değildir; suiniyet ve kararsızlığın meyveleridir. Yine de bu değiştirilebilir bir şeydir. Diğerlerinin de takip etmesi için sıradan bir insanın bir topluluk içinde örnek teşkil etmesine bakar; ev halkından biri komşularına, arkadaşlarına, iş arkadaşlarına ve geniş ailesine ilham kaynağı olabilir. Gençler akranlarını ya da gelecek nesilleri motive edebilir. Katılım arttığı oranda bu türden sistemik taktiklerin etkisi de güçlü olacaktır. Doğrusu, kapsamlı toplumsal değişimler sadece bu yolla, fikirlerin ve uygulamaların yerel bağlamdan dışa doğru kademeli yayılması sonucu meydana gelir. 

“Harcanabilir insanlar” düşüncesinden rahatsız olanlar, yalnız kendi hayatlarında ve mahallelerinde insanlara kullan-at muammelesi yapmayı reddederse -“harcanabilir emek” ile kendi ilişkilerini tekrar gözden geçirip yeniden düzenlerlerse- büyük bir fark yaratabilirler. Bunun için şu andan daha iyi bir zaman olabilir mi?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
 
  • Medyascope
  • Medyascope Plus