Alman hükümetinin koronavirüs danışmanlarından Virolog Christian Drosten: “Birçok insanın gözünde ekonomiyi çökerten bir şeytanım”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
2003’te SARS virüsünü de tanımlayan ve Almanya hükümetinin koronavirüsle mücadele etme konusundaki en önemli isimlerinden olan Alman Virolog Christian Drosten, The Guardian’a verdiği röportajda Almanya’daki koronavirüs önlemlerinin aşamalı bir şekilde kaldırılmasıyla beraber hangi senaryoların gerçekleşebileceğine ve virüsle ilgili bizi nelerin beklediğine ışık tutuyor. Röportajın çevirisini sizin için paylaşıyoruz.

Almanya pazartesiden (bugün) itibaren sokağa çıkma önlemlerini aşamalı olarak kaldırıyor. İleride ne olacak?

Şu an Almanya’da yoğun bakım ünitelerinin yarısının boş olduğunu görüyoruz. Bunun nedeni tanı koymaya erken ve oldukça geniş çaplı bir şekilde başlayarak salgını durdurmamız. Epidemiyolojik bir dille, üreme sayısı dediğimiz şeyi yani başka kimsenin enfekte olmadığı durumu 1’in altına çekebildik. ”Önlem paradoksu” dediğimiz şeyi oturtmayı başardık. İnsanlar virüse karşı aşırıya kaçan bir tepki verdiğimizi söylüyorlar ve normale dönmemiz için siyasi ve ekonomik baskılar geliyor. Federal hükümetin planı hayatı durdurmaya yönelik bu önlemleri yavaş yavaş kaldırmak ancak eyaletler kendilerine özgü kurallar koydukları için hükümetin bu planını herkes farklı bir şekilde uygulayabilir. Bu durumda da virüsün üreme hızı tekrar tırmanabilir ve ikinci bir dalgamız olabilir. 

Alınan önlemlerin süresi uzatılırsa hastalık ortadan kaldırılabilir mi?

Almanya’da, alınan sert önlemlerin süresini birkaç hafta daha uzatarak virüsün dolaşımını önemli ölçüde engelleyebileceğimizi belirten modellemeciler var. Az önce bahsettiğim üreme sayısını bu modellemede yaklaşık 0,2 seviyesine geliyor. Onlara hak veriyorum fakat henüz neyin daha iyi olacağını bilmiyorum. Üreme sayısı yalnızca bir ortalama ve bir göstergedir. Bize hastalıkla daha uzun süre boğuşacak yaşlı vatandaşların durumunu ve önlemler uzatılsa bile hızlı bir artışla karşılaşabileceğimizi söyleyemez.

Yeniden bir artış olursa bu kontrol altına alınabilir mi?

Evet, ancak bu sadece insanları izleyerek yapabileceğimiz bir şey değil. Elimizdeki veriler, enfeksiyon olaylarının neredeyse yarısının, enfeksiyonlanan kişilerin semptom geliştirmelerinden önce olduğunu kanıtlıyor ve insanlar hastalığı bundan iki gün önce bulaştırmaya başlıyor. Bu, filyasyon yaparak insanlar arasındaki bulaşımları takip edenlerin zamana karşı bir yarış içinde olduklarını gösteriyor. Potansiyel olarak virüse maruz kalmış herkesi olabildiğince çabuk yakalamak için yardıma ihtiyaçları var ve bunun için de elektronik izleme yöntemleri şart.

Sürü bağışıklığı yakalamaya ne kadar yakınız?

Sürü bağışıklığı elde etmek için, insanların yaklaşık yüzde 60 veya yüzde 70’inin virüse antikor taşımalarına ihtiyacımız var. Yapılan antikor testlerinin sonuçları, genel olarak Avrupa’da ve ABD’de tek basamaklı düşük sayılarda olduğumuzu ancak testlerin güvenilir olmadığını ve bu yüzden tek olayın da sürü bağışıklığı olmadığını gösteriyor. Sürü bağışıklığı popülasyonun tamamen birbirine karıştığını varsayar ancak insanların oluşturduğu sosyal ağlar değişken olabilir ve bununla ilgili olarak neden tüm nüfusun belirli bir zaman aralığında aynı anda enfekte olamayacağını açıklayan bazı sebepler var. İnsan ağları değişir ve belirli ağlara yeni katılan insanlar virüse maruz kalır. Bunun gibi birçok etki enfeksiyon dalgalarını yönlendirebilir. Sürü bağışıklığını etkileyebilecek diğer bir faktör de soğuk algınlığı gibi diğer koronavirüs tiplerinin bu virüse karşı koruma sağlayıp sağlamadığı. Bunu bilmiyoruz ancak bu da mümkün.

Ülkeler bütün vatandaşlarına test uygulamalı mı peki?

Emin değilim. Almanya’da büyük bir test kapasitemiz var ve bu kapasitenin çoğunu semptom gösteren insanlar için kullandık ve elde ettiğimiz pozitif test oranı yüzde 8’in üzerinde değil. Bu yüzden gerçekten savunmasız durumda olan insanlar için hedefli bir şekilde test yapmak en iyisi olur. Örneğin hastane ve bakım evlerindeki personel. Bunu Almanya’da tam olarak gerçekleştirebilmiş değiliz ancak ona doğru ilerliyoruz. Diğer bir hedef kitle de semptomların ilk haftasında olanlar ve özellikle de entübasyona ihtiyaç duyarak hastanelere gelen yaşlı hastalar olmalı. Nüfus üzerinden sürekli örnek toplayarak ve üreme sayısının gelişimini takip ederek bir nöbetçi gözetim sistemi kurmaya da ihtiyacımız var.

Virüsün mevsimselliği hakkında neler biliniyor?

Bilinen çok bir şey yok. Marc Lipsitch liderliğinde Harvard’da çalışan modelleme grubu, virüs geçişinin yaz ayları boyunca yavaşlayabileceğini ancak bunun oldukça küçük bir etkide bulunacağını belirtiyor. Elimde daha iyi bir veri yok.

Salgının kesin olarak Çin’de başladığını söyleyebilir miyiz?

Sanıyorum ki öyle. Öte yandan Vuhan’daki bir gıda pazarında başladığını söyleyemem. Geçişi sağlayan (ara konak) hayvanın yetiştiği yerde başlamış olması daha olası.

Geçişi sağlayan bu ara konak hayvan hakkında neler biliyoruz? Bir pangolin mi?

Virüsün insanlara geçiş yaparken pangolinleri kullandığını düşünmüyorum. SARS salgınından kalma bilgilerde ilginç bir kısım var. Medya bunu göz ardı etti ama virüs misk kedilerinde ve aynı zamanda rakun köpeklerinde de görülmüştü. Çiftliklerde yetiştirilen ve kürkleri için avlanan rakun köpekleri, Çin için büyük bir endüstri. Biri bana virüsün kaynağını bulmam için birkaç yüz bin dolar ve Çin’e ücretsiz erişim izni verseydi, ilk bakacağım yer bu rakun köpeklerinin yetiştirildiği yerler olurdu.

Virüse ilk yakalanan insanı incelemek faydalı olur mu?

Hayır. İlk yakalanan hastanın bu virüsü birbirine çok benzeyen ardışık virüslere benzer bir şekilde kaptığı neredeyse kesin ve bu nedenle mevcut sorunumuzu çözmemize yardımcı olmaz. Hatta gelecekteki koronavirüs tehlikelerinden kaçınabilmemiz için de faydalı olacağını sanmıyorum çünkü insanlık bu virüse maruz kalarak bir sonraki SARS bağlantılı koronavirüse karşı bağışıklık geliştirmiş oldu. Ancak diğer koronavirüsler bir tehdit oluşturabilir – ilk aday da MERS virüsü. Bu tehdidi anlayabilmek için de MERS’in Ortadoğu’daki develerde nasıl geliştiğini incelememiz gerek.

İnsanlar olarak koronavirüslerin hayvanlardan insanlara yayılmasından ne kadar sorumluyuz?

Koronavirüsler fırsat olduğunda kendilerine ev sahipliği yapanları değiştirmeye eğilimlidir ve biz insanlar olarak hayvanların ve çiftlik hayvanlarının doğal olmayan kullanım yollarıyla bu fırsatı yaratıyoruz. Çiftlik hayvanları vahşi hayata maruz kalır ve virüsün yayılımını artırabilecek sürüler halinde dolaşırlar. İnsanlar, et tüketimi gibi yollarla onlarla yakın temas kurduğunda virüs için yeni bir çıkış yörüngesi olurlar. Ortadoğu’da develer çiftlik hayvanları olarak sayılır ve MERS dışında, soğuk algınlığının nedenlerinden de biri olan 229E gibi koronavirüsleri taşırlar. Aynı şekilde sığırlar da OC43 gibi başka koronavirüsler taşır.

Çok uzun bir süre en büyük salgın riskini oluşturan şeyin grip olduğu düşünülürdü. Bu hâlâ böyle mi?

Kesinlikle ama bir koronavirüs salgınının daha olmayacağını söyleyemeyiz. 1976’daki ilk Ebola salgını sonrasında insanlar onun bir daha asla geri gelmeyeceğini düşündü ancak dönüşü 20 yıldan kısa sürdü.

Koronavirüs etrafında yapılan tüm verimsel çalışmalar faydalı mı?

Hayır! Şubat ayında bile birçok ilginç yayın vardı (hakem değerlendirmesinden geçmeyen bilimsel makaleler). Artık gerçekten somut ve ilginç bir şey bulmadan önce 50 tane farklı şey okumanız gerekiyor. Birçok araştırma kaynağı israf ediliyor.

Angela Merkel kriz sürecindeki liderliğiyle çok takdir edildi. Onu iyi bir lider yapan şey ne?

Merkel oldukça bilgili biri. Bilim insanı ve ortadaki rakamları yorumlayabiliyor. Ancak bence bütün hepsi onun karakteriyle ilgili – düşünceliliğiyle ve karşısındakine güven verebilme yeteneğiyle. Belki de iyi bir lideri ayırt edebilmemizi sağlayan özelliği onun mevcut durumu siyasi bir fırsat olarak kullanmıyor oluşudur. Çünkü iyi bir lider, bu tutumun kendisine nasıl zarar verebileceğini öngörebilir.

Geceleri uykularınızı kaçıran bir şey var mı?

Almanya’da insanlar hastanelerde aşırı yığılma olmadığını görüyor ve dükkanlarının neden kapatılması gerektiğini soruyorlar. New York ve İspanya’daki gibi durumlara değil yalnızca buradaki duruma bakıyorlar. Bu bir önlem paradoksu ve birçok Alman için ben ekonomiyi batıran kötü adamım. Polise şikayet ettiğim bazı ölüm tehditleri alıyorum. Benim için daha endişe verici olan şey, üç çocuğu olduğunu ve gelecek için endişeli olduğunu söyleyen insanların yolladıkları e-postalar. Bu benim hatam değil ancak geceleri uykumu kaçırıyor.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus