Fransız uzmanlar tartışıyor: “Bu virüsün yapay olarak yaratılmış olduğu varsayımını yüzde 95 oranında dışlayabiliriz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

İki koronavirüs uzmanı, Prof. Astrid Vabret ve Meriadeg Le Gouil, bu virüsün, son yıllardaki ekolojik bozulma bağlamında hızlanan, insana geçiş yollarını anlatıyorlar. Bir konuda kesin eminler: Bu yeni koronavirüs doğal kökenli. Mediapart’tan Caroline Coq-Chodorge’un yaptığı söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Prof. Astrid Vabret Caen’deki Üniversite Hastanesi’nde virüsbilim servisinin başında. “Hiç kimsenin bu virüslerle ilgilenmediği bir dönemde”, tezini koronavirüsler üzerine yapmış. Daha sonra 2002’de, ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromunun (SARS) kökeninde olan SARS-CoV koronavirüsü insanlarda görüldüğünde, sonra da 2012’de MERS-CoV salgınında bu virüsün insana geçişini araştırmış.

Meriadeg Le Gouil ise Caen Üniversitesi biyoloji bölümünde virüsbilim dalında araştırmacı. Biyoloji tezini SARS-CoV’nin Güneydoğu Asya’daki yaban hayvanlarındaki kökeni üzerine bir araştırmayla yapmış. Koronavirüsün özellikle yarasalardaki evrimi konusunda uzman.

Birkaç haftada dünya çapında bir pandemiye yol açabilecek kadar bulaşıcı olan bu yeni koronavirüsün ortaya çıkışı sizi şaşırttı mı?

 Meriadeg Le Gouil.

Meriadeg Le Gouil: Hem evet hem hayır. Bu sorunla ilgilenen meslektaşlarla aramızda bu risk hakkında fikir alışverişinde bulunuyorduk. İnsana geçen yeni bir koronavirüs salgınının olup olmayacağını değil, daha ziyade ne zaman olacağını merak ediyorduk; çünkü aslını söylemek gerekirse, düşündüğümüzden biraz erken oldu bu. Bu konuda bizi endişelendiren birçok etken vardı. İlki tabii ki çok sıra bir sürede insana geçen iki yeni koronavirüsün çıkmış olmasıydı: 2002’deki SARS-CoV ile 2012’deki MERS-CoV. Bu iki virüs de türler arasındaki engeli aştılar. Bu engelin aşılabilmesi için ekolojik bir fırsat olması gerekir. Çevredeki, ekosistemlerdeki bozulma bu fırsatları çoğaltıyor (bu konuda bkz.: https://www.mediapart.fr/journal/international/220320/le-coronavirus-un-boomerang-qui-nous-revient-dans-la-figure ).

Koronavirüsler hangi hayvanlarda barınıyor?

Meriadeg Le Gouil: Kuşlarda ve memelilerde dolaşan büyük bir koronavirüs çeşitliliği var: sığırgillerde, develerde, köpekler ve kedilerde, vb.. Yarasalar da önemli bir çeşitlilikte koronavirüsleri barındırıyorlar ve bunlardan az etkileniyorlar. Koloniden koloniye dolaşıyor bunlar ve çok hızlı evrim geçiriyorlar. Her koloni, neredeyse her birey, çok farklı çeşitlerini barındırıyor.

Dört koronavirüs uzun zamandır insanda bulunuyor, başka iki tane ise 2000’li yıllarda ortaya çıktı. Bu virüsler hakkındaki bilgilerimizin tarihçesini özetleyebilir misiniz bize?

 Astrid Vabret

Astrid Vabret: Hayvanlardaki koronavirüsler 1930’lu yıllardan beri biliniyor. 1960’lı yıllarda insana geçen iki koronavirüs keşfedilmişti. Ağır akut solunum yolu yetersizliği sendromu (SARS) 2002’de ortaya çıktığında, dünyada 813 kişinin ölümüne yol açmıştı ve bu virüs ailesine gösterilen ilgiyi yeniden artırmıştı. O sırada, insanlar arasında uzun yıllardan beridir dolaşan iki başka koronavirüs keşfedilmişti. Toplam olarak dört koronavirüs özellikle kış mevsiminde insanlar arasında dolaşır. Bilhassa, çok ciddi olmayan solunum yolları enfeksiyonlarına yol açarlar. Fakat riskli nüfus gruplarında daha ciddi hastalıklara yol açabilirler. Bunlardan tespit edilmiş biri, NL63, 16. yüzyıldan beri, OC43 ise 19. yüzyıldan beri dolaşmaktadır. O dönemlerde bu koronavirüslerin hangi koşullarda insanda ortaya çıktığı hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Muhtemelen farkına varılmamıştı; çünkü insan nüfusu çok daha azdı, daha az yolculuk yapılıyordu ve virüsler bilinmiyordu.

Meriadeg Le Gouil: Çin’de 2002’de ortaya çıkan ve SARS’ın kökeninde olan SARS-CoV’nin ekolojik geçmişi tekrar oluşturulabildi. Yarasadan insana misk kedisi aracılığıyla geçmiş. Misk kedisi, bazı yarasa türleriyle sık karşılaşan ve bazen onları yiyen fırsatçı bir etobur memelidir. Misk kedisinin özellikle Çin’in güneyinde Guandong bölgesindeki İnci Irmağı’nın deltasında insanla teması olmuştur. Kanton şehrinin de bulunduğu bu ova, 1980’li yıllardan itibaren baş döndürücü bir ekonomik kalkınma yaşamıştır. Bugün 65 milyon nüfuslu bir megapole dönüşmüştür.

Kentsel orta sınıf bazı geleneklerine bağlı kalmış, özellikle de misk kedisi tüketimini bırakmamıştır. Doğadan toplanan misk kedileri, hayvan yoğunluğunun doğadaki koşullardan çok daha fazla olduğu misk kedisi çiftliklerinde yetiştirilmiş ve kent pazarlarında satılmışlardır. Lokantalarda misk kedileri canlıyken tüketici tarafından seçilmekte ve hemen orada kesilmekteydi. Misk kedisine bulaşan koronavirüslerin aktarılması için çok elverişli bir ortam yaratmıştır bu. Ve bu koronavirüslerden biri insana bulaşmıştır.

MERS-CoV ise, hayvanların insana çok yakın yaşadıkları Arap Yarımadası’nda 40-50 yıldır develerde dolaşan bir koronavirüstür. Bu koronavirüsün insana geçmesi için uzun yıllar gerekmiştir. Ama MERS-CoV insandan insana kolayca aktarılmaz. Belgelenmiş olan enfeksiyonların çoğu develerle temasa dayandırılmaktadır.

Bu iki yeni koronavirüs neden bazı salgın yuvalarıyla sınırlı kaldılar?

Astrid Vabret: MERS-CoV insanlar arasında özellikle virüslerin yayılmasının kolay olduğu hastane ortamlarında aktarılmıştı. Ateş, öksürük ve solunum zorluklarına neden olur. Ağustos 2015’te Güney Kore’de 136 kişiye bulaşmış ve o dönemde dört yataklı odaları olan hastanelerde 36 ölüme neden olmuştu. Dünyada 1219 vaka ve 449 ölüm vakası tespit edilmişti.

Bu koronavirüsün ölüm oranı % 38 olarak değerlendirilmektedir. Ama SARS-CoV 2’de olduğu gibi, payda, yani gerçekten etkilenen hasta sayısı bilinmemektedir.

Ağır akut solunum yolu yetersizliğine neden olan SARS-CoV’de ise, virüsün üreme oranı SARS-CoV-2 ile hemen hemen aynıdır: 1 kişi yaklaşık 3 kişiye bulaştırmaktadır. Fakat hareketliliği farklı olmuştur. Bulaşıcılığı, belirtilerden 3 ilâ 4 gün sonra en güçlü noktasına varmaktaydı. Ama o koronavirüsle muhtemelen şansımız çok yolunda gitmiştir.

Meriadeg Le Gouil: Virüslerin “karakterleri”nden bahsedilir, bunları karşılaştırmak ise zordur. Ekolojik ortamın da çok etkisi olmaktadır. SARS’ın dünyada 8 347 kişiyi etkilediği tahmin edilmektedir. Hong Kong’daki Metropole Oteli’nin içinden nasıl yayıldığı saptanmıştır: Kanton kökenli bir nefrolog orada farklı milliyetlerden 12 kişiye bulaştırmıştır. Oradan sonra, Hong Kong, Singapur, Vietnam, İrlanda, ABD ve Toronto’daki bir kümede başka vakalar görülmüştür.

O dönemde Çin, SARS-CoV-2’ye gösterdiği tepkiden de yavaş tepki vermişti, çünkü hazırlıklı değildi. Diğer Asya ülkeleri gibi evlerden çıkmama önlemleri aldı. Kaldı ki büyük ölçekli bu ilk tecrübe sayesinde bu ülkeler SARS-CoV-2’ye karşı daha çabuk tepki verdiler.

Bu virüs tamamen özgün, insanda böyle bir yaratıcı güç yok

Bu yeni koronavirüs –SARS-CoV-2– neden daha amansız?

Astrid Vabret: SARS-CoV-2’deki zorluk, klinik belirtilerin kendini göstermesinden önce bulaşabildiğinin görülmesi. Belirtilerin kendini göstermesinden 24 ilâ 48 saat önce virüs yükü yüksek oluyor. Virüs üst solunum yollarında ürüyor.

Meriadeg Le Gouil: Bunu diğer virüslerden ayırt eden de, virüsün fizyopatolojisindeki bu birkaç saatlik, ya da birkaç günlük fark. Fizyopatoloji, virüsün kendini dışa vurduğu, dış ortama salgılandığı andır. SARS’ın Covid-19’la ortak noktaları var; özellikle bazı hastalarda yedi ilâ sekizinci gün civarında ciddi bir biçim arz ediyor.

2003 ile 2020 arasındaki farklardan biri, üç katına çıkmış olan hava trafiği yoğunluğu. Dünya nüfusu da çok arttı. SARS-CoV-2, tespit edilinceye kadar muhtemelen binlerce kilometre yol yapmıştır. İtalyanlar uzun süre hasta sıfırı aradılar. Bulamadılar, zira virüs İtalya’nın kuzeyinde Ocak ayından beri dolaşmaktaydı.

İnsana geçen bu üç koronavirüse karşı en dayanıksız olanlar kimler?

Astrid Vabret: Risk faktörleri aşağı yukarı aynı: yaş ve şişmanlık. En ciddi durumdaki hastalar arasında, 50 yaş üzerinde ve obez olan çok erkek var. Obezliğin dünyada yaygınlaşması hastalığın ciddi biçimler almasını kolaylaştırıyor.

Meriadeg Le Gouil: Şişmanlık ve buna bağlı hastalıklar –şeker, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları– bütün kıtaları etkiliyor ve küresel olarak artmakta. Salgın hastalıklar zayıf düşmüş kesimleri daha kötü etkiliyor. Bir koronavirüs, çok yoğun nüfus bulunan ve bütün bireylerin genetik bakımdan birbiriyle aynı olduğu bir kümes hayvanı çiftliğine girdiğinde, bütün hayvanlar aynı zamanda ölüyor. Bu yoğunluk belirleyicidir ve gezegen ölçeğinde insanlarla da aynı şey olmaktadır. Kronik/müzmin hastalıkları olan insan oranının arttığı metropollerde git gide daha fazla yoğunlaşmış insan toplulukları arasındaki alışverişler çoğalıyor. Dolayısıyla salgın hastalıklara ve yeni ortaya çıkan bulaşıcı hastalıklara karşı git gide daha savunmasızlaşıyoruz.

Wuhan Virüsbilim Enstitüsü koronavirüsler konusunda uzman. Laboratuvardan kaçan bir virüs varsayımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Astrid Vabret: Bu virüsün Wuhan Virüsbilim Enstitüsü’nden çıkıp çıkmadığını hiç bilmeyeceğiz. Bu bir olasılıktır, bazen olur, ama doğrulanamaz bu.

Meriadeg Le Gouil: Bir yıl önce, ekibimle beraber, hayvandan insana geçen virüsler ve bunların ortaya çıkış riskleri üzerine bir konferans vesilesiyle, koronavirüslerin yarasalardaki evrimi üzerine bulduğumuz sonuçları tebliğ etmek için Wuhan Virüsbilim Enstitüsü’ne gittik. Bu laboratuvar, SARS’ın ortaya çıkışından sonra, yarasalardaki koronavirüslerin çeşitliliği üzerine araştırmalarıyla tanınmıştır. Burada, bizim Fransa’daki laboratuvarlarımızdaki gibi, koronavirüsler kurcalanır — normal olarak yüksek güvenlikli koşullarda. Biyogüvenlik kazaları bazen olur. Bu varsayımı dışlayamayız, ama buna itibar da edemeyiz ve bu aşamada bunu pek az muhtemel görüyorum.

Buna karşılık, SARS-CoV-2’nin kısmen insan tarafından yaratılmış sentetik/yapay bir ürün olduğu varsayımını kategorik olarak % 95 dışlayabiliriz. Genomu Wuhan bölgesinde Wuhan Virüsbilim Enstitüsü tarafından bir yarasada saptanmış koronavirüs dizilimiyle % 96 benzerlik gösteriyor. Ama 30 000 nükleotidlik bir genetik mirasta % 4’lük bir fark 1 200 nükleotid etmektedir ve çok önemlidir. Muhtemelen başka yarasalarda SARS-CoV-2’ye daha yakın koronavirüsler de bulunacaktır.

Şayet bir sentetik/yapay olarak yaratılmış koronavirüs söz konusu olsaydı, başka virüslerden bildiğimiz yakın imzaları tespit ederdik. Oysa bu virüs bütünüyle özgün ve öngörülmez — doğada ortaya çıkan her yeni virüs gibi. İnsanda böyle bir yaratma gücü yok. Kasten kışkırtıcı olmak istersek, en büyük biyoterörizm kaynağının doğa olduğu söylenebilir.

Bu yarasayla insan arasında pangolinin konak rolü oynadığı varsayımı hakkında ne düşünüyorsunuz?

Meriadeg Le Gouil: O teori çok sağlam olmayan argümanlara dayanıyor. Bu koronavirüs gerçekten birçok yeniden bileşimin ürünü: Benzer birçok başka koronavirüsle maddî alışverişe girmiş; ama bunların ne olduğunu henüz bilmiyoruz. Şahsen, Wuhan pazarında satılan ya da bölgedeki yetiştirme çiftliklerinden gelen hayvanlar üzerine kapsamlı bir Çin raporunu henüz okuyamamış olduğum için şaşkınım. O pazar bir ara salgının muhtemel çıkış yeri olarak zikredildi. Benim gözümde, SARS-CoV-2’nin ortaya çıkışında ancak bir safha oluşturabilecek de olsa, bölgedeki yetiştirme çiftlikleriyle birlikte, baş ipucu hâlâ oradadır.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus