Yerine kayyum atanarak tutuklanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı: “200 gündür cezaevindeyiz, belki birkaç 200 gün daha cezaevinde kalabiliriz, bedel ödemeye alışkınız”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Görevden uzaklaştırıldıktan sonra sonra yerine kayyum atanarak tutuklanan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Adnan Selçuk Mızraklı, “200 gündür cezaevindeyiz, belki birkaç 200 gün daha cezaevinde kalabiliriz. Çünkü, ülkemizde binlerce kişi hak ve adaletten uzak, sırf muhalif oldukları, iktidara biat etmedikleri için cezaevindeler ya da muktedirin çadır saraylarında yargılanmaktadırlar. Ama tüm bunlara rağmen asla hak ve adaletten taviz vermemektedirler” dedi. 

Kayseri Bünyan Cezaevi’nde 200 gündür tutuklu bulunan Mızraklı, avukatları aracılığı ile bir açıklama yaptı. Mızraklı açıklamasında, dini söylemleri dillerine pelesenk edenlerin, adil olduklarını her gün vurgulayanların düşman hukukunu işletmelerinden ve adaleti sadece kendilerine hak görmelerinden ötürü cezaevinde olduğunu belirterek, “’Cezaevinde olmamdan kaynaklı bir pişmanlık veya bir ah çekme var mı’ deseler, ‘Asla’ derim. Çünkü, bizler hak ve adalet arayışçıları olarak, bu ülkede eşitlik ve özgürlük mücadelesi veren herkesin, susturulmak isteneceğini ve yürüttükleri bu mücadeleden kaynaklı büyük bedeller ödeneceğini biliyorduk. Bizler hak için halkla birlikte mücadele ettik. Bu halk, yüzyıllardır bu uğurda büyük bedeller ödemiştir. Ondan dolayı bizler bu tür bedel ödemeye alışkınız” dedi.

Günümüz hukukunun temelinin Roma hukuku sayıldığını, bin yıllar öncesine dayanan Roma hukukunun temelinin ise, eşitlik ilkesi ve masumiyet karinesine dayandığını belirten Mızraklı, açıklamasının devamında şunları dile getirdi:

“Toplumun yüzde 60’ı onların gözünde haindir”

“Önceden masa başında düzenlenen ve birileri tarafından oluşturulan iftiralar ile dava açılmakta ve bu açılan davalarda suçsuz olduğumuzu kanıtlanmamız istenmektedir. Fakat bin yıllardan beridir kim suçlamada bulunmuş ve iftira atmış ise asıl o kişiler bu iddialarını kanıtlamak zorundadır. Bizde ise tam tersi bir durum mevcuttur. Bu anlayış, 12 Eylül faşist darbesi dönemini de geçen bir aşamaya ulasmistir. Özgürlüğün değerinin sonsuz olduğu, hak ve adaletin yaşam felsefesi haline geldiği, hukuk devletinin tüm normlarının oturduğu bir düzenin artık yerleşmesi gerekirken böylesi aile devletine ve saray adaletine nasıl geldik. Yıllardır hak ve adaleti gözyaşlarıyla anlatan ve mağdur edebiyatı ile her geçen gün iktidarını sağlamlaştıran kesim, sanki kendisi hep muhalefetteymiş gibi söylemlerini devam ettirmektedir. Sanki 18 yıldır iktidarda olan, kanunları değiştiren, yeni sistemi, tek adam rejimini kalıcı hale getirmeye çalışan kesimler timsah gözyaşları ile iktidarlarını perçinleştirmeye çalışmaktadırlar. İlk olarak başörtüsü mağduriyeti üzerinden yükselen bu kesimler daha sonra askeri vesayet vb. birçok hukuk dışı uygulamanın mağduriyeti üzerinden palazlandılar. Demokratikleşmeden, hukuk ilkelerinden bahsederek Cemaat ile kol kola iktidarlarını perçinleştirdiler. Sonrasında ise ilk olarak dava arkadaşları olan Cemaat ile çatışarak koltuklarını paylaşmak istemediklerini, tek adam iktidarına giden yolda taşları döşemeye başladılar. Tek adam rejimini 15 Temmuz darbesiyle de topluma yaymış ve kabul ettirmiş oldular. 15 Temmuz sonrasında ise kutuplaştırma politikasını tavandan tabana yayarak ‘böl-parçala ve yönet’i uyguladılar. Kendilerine biat etmeyen, en ufak bir muhalefet bile gösteren kesimleri ise hain ilan ettiler. Neredeyse toplumun yüzde altmışı onların gözünde haindir”.

Mızraklı, tüm yaşamın hızla kıskaca alınmaya çalışıldığı böylesi bir dönemde yerel yönetimlerin halkın nefes alma boruları olmasından hareketle bu göreve talip olduklarını hatırlatarak şöyle devam etti: “Hak için halkla birlikte bir çalışma yürüttük. Bizler bu çalışmaları yürütürken önceliğimiz, toplumsal gerçekliğimiz ve adalet anlayışıydı. Tüm bunlar muktedirleri kızdırmış olacak ki, iftiralar ve iftiracılardan oluşan bir toplulukla, hak ve adaletten tavır alan tüm kesimleri sindirmeye, iftiralar atarak tutuklamaya ve görevden almaya başladılar. Bizlere atılan iftiralar o kadar gerçeklikten uzak olmasına rağmen bizlerden savunma istediler. Görsel bir tiyatro ile bu yalan kampanyasını taçlandırmak istediler. Bunca yıllık yalan ve iftiralarını sürdürmek istediler ama bunu başaramadılar. Her geçen gün toplum bizlerin haklılığını görmekte, onların ise yalanlarını ve iftiralarını anlamaktadır.” 

Mızraklı açıklamasının sonunda ise, 200 gündür cezaevinde olduğunu, belki birkaç 200 gün daha cezaevinde kalabileceğini belirterek, “Çünkü, ülkemizde binlerce kişi hak ve adaletten uzak, sırf muhalif oldukları, iktidara biat etmedikleri için cezaevindeler ya da muktedirin çadır saraylarında yargılanmaktadırlar. Ama tüm bunlara rağmen asla hak ve adaletten taviz vermemektedirler. Bundan dolayı bizler de asla bu 200 günlük tutukluluktan pişman olmadık. Olmayacağız da. Zulmü önlemek için tüm bedelleri ödemek ise boynumuzun borcudur. Bundan sonra da ödemeye hazırız. Buradan korkmadığımızı ve itaat etmeyeceğimizi bir kez daha haykırıyoruz. Bizler, biat etmeyenler son olarak, Anadolu’da yaygın kullanılan bir deyim olan ‘Zulmün artsın ki zevalin çabuk gelsin’ sözüyle bitiriyoruz” dedi.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus