Dalibor Frioux: Meğer felâketler arasında da star sistemi geçerliymiş

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Koronavirüs, megapollerin, gösteri toplumunun ve umumîleşmiş hareketliliğin evlâdı. Her gün bir bölümünü görüyoruz; izleyicilerini de ihyâ ediyor. Afrikalı kadın ve çocukların yüzde 90’ını etkileyen ve yılda 450 bin ölüme yol açan sıtma gibi değil. Yazar  Dalibor Frioux’nun Libération için kaleme aldığı yazının Haldun Bayrı tarafından yapılan çevirisini sunuyoruz.

Paris, 6 Mayıs 2020. Koronavirüs (Covid-19) salgını sırasında Paris’teki kamu taşımacılığı röportajı. Saint-Lazare Garı önü. Fotoğraf: Cyril Zannettacci

Ona karşı her şeyi hemen feda ettiğimiz koronavirüsü, ona karşı uzun zamandır neredeyse hiçbir şey yapmadığımız atmosfer kirliliğinden ayırt eden ne? Onu sıtmadan ayırt eden ne? Yetersiz beslenmeden? İklimsel ısınmadan?

Ölü sayısı mı? Bulamadınız. Kısa süre önce yapılan bir değerlendirmeye göre, atmosfer kirliliği her yıl tek başına 8,8 milyon kişiyi öldürüyor. 7 Mayıs’ta, kovid-19 dünyada 270 bin kişiyi öldürmüş durumda. Düşük değerlendirmeleri ve gizleme çabalarını telafi ederek en beterini tahayyül etmek için bunu 12’yle çarpsak, 4 milyon kişinin vefatına varırız — ki bunun çoğu aslında ilişikli başka patolojilerden ölmüş olur: yaşlılık, ihmaller, bilhassa da neo-liberalizmin aşındırdığı hükümetlerin rezalet düzeyinde hazırlıksız olmaları gibi.

Zira insanlığın yarısına zorla dayatılan eve kapanma, incelikli bir strateji değil; tüm zamanların en büyük kamu sağlığı hezimeti. Hummalı otoriter vurgularla bezenmiş bir dostlar alışverişte görsün idaresi. Beş yıl içinde, hastalığı herkes unutmuş olacak, evlere kapanma döneminde bozum olanları ise bedenen hatırlayacak. Davalar çığ gibi yağacak ve adalet bu olacak.

Uzun zamandır kamu yararı ve uzun vâdenin ne anlama geldiğini unutmuş yöneticilerin gösterdiği bu ehliyetsizlikten başka ne beklenebilirdi ki? Ama utanmak bir yana, bu iflâsı kendilerine yontmayı da becerdiler. İlan edilen kurtarma planlarıyla; özellikle de, daha ancak başlayan sosyo-ekonomik katliamla.

Fransa’da 110 milyar, Almanya’da 156 milyar, ABD’de 2 trilyon, Çin’de 128 milyar. Bütün bütçe dogmaları paramparça ediliyor. Üstelik dünya gayrisâfî hâsılasında, barış zamanında hiç görülmemiş olan, yüzde 10’a yakın bir düşüşü azaltmak için pansumanlardan ibaret bunlar. Hiç kuşku duymadığımız ise: Evlere kapanmadaki ölümler, hastalıklar, depresyonlar, iflaslar, çok daha kalıcı olan virüsün verdiği zararlardan kat kat fazla olacak.

Aslında bu virüsün sonunda liberal yöneticilerimizin hayli işine gelmiş olmasından bu. Bütün bunlara değermiş meğer; zira starlar özel muamele hak eder.

Kovid’i bir star hâline getiren, ondaki yırtıcı kedi sürati: Ocak ile mart arasında, dünya turunu tamamlamıştı hayvan; Avrupa ile Amerikan sahnelerinde baş köşeye de yerleşmişti. Korkunç derecede tekdüze ve yerleşik olan atmosfer kirliliği gibi değil. Covid, megapollerin, tüketim toplumunun ve umumîleşmiş hareketliliğin evlâdı. Her gün bir bölümünü görüyoruz; izleyicilerini de ihyâ ediyor. Afrikalı kadın ve çocukların yüzde 90’ını etkileyen ve her yıl 450 bin ölüme yol açan sıtma gibi değil. Kovid’de kendimizi bulabiliyoruz: Bütün sosyal ağlarda o; yenilik getiriyor, hareketli, bizi olduğumuz yere mıhlayan bir nanoteknoloji. Yavaş yıkımlar sıkıyor, genç ve dinamik bir krizden nefret etmeye bayılıyoruz.

Kovid’i bir star hâline getiren, üst sınıflarla da lâubâlice senli benli olması. Milletvekilimi öldürüyor, başbakanımı terletiyor. En yoksullara mahsus yıkımlardan bezmiştik; söylendiğine göre yılda 9 milyon kişiyi öldüren o beslenme yetersizliği gibi. Ama yok, gerçek, güçlülerle aşık atandır. Bu killers doğası saygı duymaya zorluyor — diğeriyse ancak horgörü esinliyor.

Kovid’i bir star hâline getiren, ne sağcı ne solcu olması. Virüs bir genç de değil, bir göçmen de değil; bir iklimbilimci de, bir evsiz de, bir işçi de, bir işsiz de, bir STK da değil. Dolayısıyla, başkanlarımızı düşündürmeye, dünya ekonomisini askıya almaya ve sera etkisi yaratan karbon salınımlarını azaltmaya hakkı var onun. Kabul edilebilir tek küçülme o; aynı zamanda, büyümenin tersyüz edilmiş bir övgüsü olarak, en beter küçülme de o.

Kovid’i bir star hâline getiren, onu Mesih gibi bekleyen toplumsal denetimin yüksek teknolojileri: Veri tüccarlarının, QR kodlarının ve İHA’ların cirolarına ilaç gibi gelecek. Gözetleme toplumu üç ayda on yıl kazandı, terörizm virüsleşti. Liberal-otoritarizm dünyanın tüm ülkelerinde her yıl bir lider çıkarabilir artık; Birleşmiş Milletler’in 2050 yılı için ilan ettiği 280 milyon iklim mültecisini kim kovalardı yoksa.

Kovid’i bir star hâline getiren, hiç görülmemiş bir liberal şok stratejisini mümkün kılacak olması. Büyümenin varlık nedeni borç faizlerini ödemek. Bütçelerdeki uçurumlarla beraber, en pisinden bir büyüme yarışına ve toplumsal hakların çöküşüne hazır olmak gerek. Borsa ve finans anladılar bunu; âfiyetleri de yerinde elhamdülillah. Haşmetlû devlet, hastanelere birkaç bozukluk atacak, sonra da gişelerini uzun süreliğine kapatacak.

Bütün bu yetenekler, 3 trilyon peşinatlı bir star sözleşmesini hak ediyordu; oysa Avrupa Birliği’nin Green New Deal’i 10 yılda 1 trilyondu. Kurbanları böyle yarıştırmakta hastalıklı bir şey yok mu peki? Gayet doğru bu. Öyleyse durmayalım: Kurbanlarla işbirliğine girelim. Bankalardan yuvarlak hesap şöyle bir 6 trilyon isteyelim. Gelecek için, Afrika, yoksullar, açlar, zehirlenmişler, masum doğa için. Star sisteminden çıkalım.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus