HDP’nin sırrı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sırrı Süreyya Önder’in İYİ Parti hakkındaki sözlerinin doğurduğu tartışma, HDP’nin Türkiye’de siyasette ne kadar kritik bir yer işgal ettiğini bir kere daha gözler önüne serdi.

Yayına hazırlayan: Zehra Lal Şimşek

Merhaba, iyi günler,

Cuma günü HDP eski milletvekili Sırrı Süreyya Önder ile yaptığımız yayın epey ses getirdi. Kelimenin gerçek anlamıyla! İlginç olan; yayın, ilk günden itibaren çok büyük bir izleyici ile buluştu. Özellikle Sırrı Süreyya Önder’i seven kişiler, onu özlediklerini söyleyen kişiler tarafından çok ilgi gördü. Bu arada söylediği bazı sözler üzerinden de küçük çaplı tartışmalar çıktı; Ahmet Şık hakkında, 31 Mart yerel seçimleri hakkında, Selahattin Demirtaş’ın sözleri hakkında ve kısmen de İYİ Parti hakkında söyledikleri hakkında. 

Daha sonra biz bu yayından bazı parçalar kesip küçük küçük videolar yaptık. Onlar da ayrı bir ilgi gördü hafta sonu. Orada özellikle İYİ Parti ile ilgili söyledikleri çok çok ilgi gördü ve Pazartesi gününden itibaren iktidar, iktidar ortakları –MHP ve AKP ayrı ayrı– ve onlara destek veren çevreler bunu çok ciddi şekilde bir kampanyaya dönüştürdüler. Sırrı Süreyya Önder’in İYİ Parti’ye yönelik eleştirilerini İYİ Parti ile HDP arasında işbirliği olarak gösterip, bunun üzerinden İYİ Parti’yi köşeye sıkıştırmaya çalıştılar, çalışıyorlar. İYİ Parti yetkilileri de –Meral Akşener başta olmak üzere– böyle bir şeyin doğru olmadığını, HDP ile görüşmenin doğru olmadığını, Sırrı Süreyya Önder’in bu söylediklerini kanıtlaması gerektiğini söylüyorlar. 

Sırrı Süreyya Önder de bugün bir açıklama ile –ki yine bize, Medyascope‘a yolladı ve yayınladık– kendisinin isim açıklamak gibi bir derdi olmadığını, çünkü böyle bir durumda görüşmeleri suçmuş gibi görmüş olacağını, bunların gayet normal görüşmeler olduğunu yazdı. Eğer isterlerse görüşmelere katılanlar ve neler konuşulduğunu kendileri açıklarlar dedi; ama kendinden emin bir şekilde bu görüşmelerin olduğunu söylüyor. Bana göre bu olay bize birçok açıdan Türkiye, Türkiye’de siyaset ve tek tek partiler hakkında çok ciddi şeyler gösteriyor. İpucunun da ötesinde şeyler gösteriyor. 

Öncelikle bu yayının başlığı “HDP’nin Sırrı” derken, tabii ki Sırrı Süreyya’dan hareketle bu başlığı seçtim, ama HDP’nin sırrı bu. Her şey normal giderken birden HDP bir şekilde ağzını açıp etkili bir şey söylediği zaman, bütün oyunlar bütün planlar değişebiliyor, yeni oyunlar katılabiliyor. Burada iktidar yanlıları Sırrı Süreyya Önder’in sözlerini alıp kendi lehlerine kullanmaya çalıştılar, ama yarın öbür gün başka bir şey olabilir. Bu bize her şeyden önce HDP’nin Türkiye’de çok kilit bir yerde durduğunu bir kere daha gösteriyor. En büyük sır bu. Açık bir sır aslında. 31 Mart’ın da en önemli göstergesi, HDP’nin yaptığı tercih ile –ki kendi içlerinde bunun tartışıldığını biliyoruz– batıda büyükşehirlerde aday göstermeyerek burada Millet İttifakı’nı, CHP-İYİ Parti ittifakının adaylarını –özellikle CHP’li olanları– destekleme kararı almalarıyla Türkiye’de birçok şeyi değiştirdiler. En azından önde gelen büyükşehirlerin başkanlarını değiştirdiler. İstanbul tabii ki en başta. Ankara’da da HDP oylarının etkili olduğunu biliyoruz. Adana, Mersin, Antalya… bunların hepsinde HDP’nin sonuçların belirlenmesinde etkili olduğu muhakkak. Tabii ki tek başına HDP seçtirmedi bunları; ama HDP’liler burada bu adaylar lehine destek vermeselerdi –mesela İstanbul’da ilk turda kıl payı kazandı Ekrem İmamoğlu biliyorsunuz– o olamazdı, olmayacaktı. Adana, Mersin, Antalya buralarda durum ne olurdu? Çok tartışmalı olurdu, dolayısıyla orada zaten bu gözükmüştü.

 Daha önceki süreçlerde yaşananları –çok gerilere gitmeye gerek yok ama– burada da görüyoruz ki HDP’nin en önemli rollerinden birisi, Türkiye’de kritik seçimlerde tercihleriyle seçimlerin kaderini ciddi bir şekilde değiştirebiliyorlar. Ancak o seçimde tabii ki HDP açık bir müttefik olarak lanse edilmedi. HDP’nin destek verdiğini tabii ki İYİ Partililer de biliyordu. Hiçbir zaman kalkıp “HDP’nin desteklediği adaylara bizim de destek vermemiz söz konusu olamaz” demediler. Bu çok irrasyonel bir tavır olurdu. Sessiz bir şekilde kabul ettiler — görüşme olsun olmasın, o ayrı bir husus olarak bir kenarda dursun. Şöyle düşünelim: HDP’nin 31 Mart’ta büyükşehirlerde verdiği destek olmasaydı, 31 Mart’ta İstanbul, Ankara başta olmak üzere birçok büyükşehirde, ülkenin batısında belediyeler muhalefetin değil de iktidar partilerinin –ki Adana’da, özellikle Mersin’de MHP’nin iddiası vardı– kazanması durumunda Türkiye’nin siyasî haritası tamamen değişecek, İYİ Parti’nin de konumu çok ciddi bir şekilde sorunlu olacaktı orada. Kendisi bu yerel seçimlerde il kazanamamış bir parti İYİ Parti sonuçta. Zor durumda olacaktı. Ama şimdi 31 Mart’ın yarattığı atmosferin birinci yılında, İYİ Parti kendi ayakları üzerinde durarak güvenle bir şeyler söylüyor. Özellikle bu salgın sürecinde siyasetin bir mola verir gibi olduğu, özellikle de ana muhalefet partisinin belediye başkanları dışında ses çıkartmadığı bir dönemde, dikkat çekici bir şekilde –yeni kurulan Deva ve Gelecek partilerinde de belli bir gayret var, ama özellikle– İYİ Parti ve lideri Meral Akşener son dönemde kendisini kabul eden medya kuruluşlarına –çünkü havuz medyası tabii ki onu kabul etmiyor– sürekli çıkarak, bazılarına birkaç kez çıkarak sürekli mesajlar verdi ve muhalefetin görünen yüzü olarak çıktı. Ama bunları yaparken de ilginç bir şekilde iktidara karşı çok sert argümanlarla çıkmadı. Erdoğan’ın kendisinden ziyade çevresini –daha çok damadı Berat Albayrak başta olmak üzere– eleştiren… yani şöyle söyleyelim: Yapıcı muhalefet diye bir tabir vardır –tam ne anlama geldiği konusunda mutabık olunamayan–; kabaca böyle adlandırılabilecek bir duruş sergiledi ve sürekli gündemde kaldı.

Tabii burada kendisine HDP soruldu ve HDP konusunda da açık açık HDP’yi PKK ile eşleştirdi. Sadece o değil, Parti’nin diğer önde gelen isimleri de değişik vesilelerle açıklamalar yaptılar ve açıklamalarında en çok öne çıkan husus, mesela bizde de Yavuz Bey –Ağıralioğlu– bir yayına konuk oldu; onun söylediklerinde de öne çıkan husus HDP vurgusu oldu. Dolayısıyla öncelikle İYİ Parti’nin inisiyatif alma çabası ve bu bağlamda da HDP konusunda çok net bir duruş sergilemesi söz konusu. Sırrı Süreyya Önder’in benimle yaptığı söyleşide itirazı burada; İYİ Parti’nin aslında gerçekleri yansıtmadığı iddiasında. Bu adı konmamış ittifakın İYİ Parti’nin de bilgisi dahilinde yapıldığını ve hatta doğrudan görüşmelerin de olduğunu söylüyor. Şimdi Sırrı Süreyya Önder’in bu sözleri üzerine muhalefetin içerisinden bazı kişiler onun bu yolla iktidar partisine yarandığını, yaranmak istediğini ve muhalefet arasında çatlak yaratmak istediğini söylüyorlar. Bu ne derece doğru hiç emin değilim; çünkü öncelikle muhalefet içerisinde bir bütünlük var mı? Diyelim ki var, peki bu muhalefetin içerisinde HDP var mı? Buna hiç kimse aynı açıklıkla “Evet” diyemiyor; ama HDP’li birisi, açıklamasıyla muhalefette çatlak yaratıyorsa demek ki HDP de bu muhalefetin içerisinde. O zaman filmi başa sarmak gerekiyor, HDP’ye yönelik ilk sert eleştiriler İYİ Parti’den geliyor ve onun cevabı olarak görebiliriz. Sonuçta HDP’nin adı yok kendi var şeklinde muhalefet bloku içerisinde olmasına rıza göstermiş bir İYİ Parti’nin –bunu alenen yapmadı, ama sonuçta böyle oldu– daha sonra HDP’yi dışlama çabası. Nitekim “Memleket Sofrası” önerisinde de Meral Akşener herkesi kattı, HDP’yi katmadı. Yani HDP’yi alenen dışlıyor — bu çok bildiğimiz bir şey, Cumhurbaşkanı Erdoğan da bunu yapıyor. Dolayısıyla HDP’siz bir Türkiye tasavvuru var ve böyle bir durumda da HDP’den bir isim –şu anda çok aktif siyasetin içerisinde olmasa da– buna itiraz etti ve işler karıştı.

Şimdi burada İYİ Parti’nin böyle bir çıkışı beklemediği anlaşılıyor; çünkü hiç hesapta olmayan birisi girdi devreye. Normal şartlarda HDP’nin yönetim yapısı içerisinde, birileri İYİ Parti’nin bu tür açıklamalarına karşın birtakım cevaplar vermiş olabilirler, ama kamuoyu bundan çok fazla haberdar değil — ben şahsen haberdar değilim. HDP’nin şu anki yapısında; eş genel başkanlardan itibaren yöneticilerine kadar birçok isim, genel kamuoyunun ilgilendiği isimler değil. Onların açıklamalarına kulak kabartan bir genel kamuoyu yok. Kendi tabanları ne derece kulak kabartıyor o ayrı bir tartışma; ama genel kamuoyunu etkileyebilecek kişiler değil. Yaptıkları açıklamalar en fazla çok dar bir çevreye hitap edebiliyor. Dolayısıyla Sırrı Süreyya Önder’in bu çıkışı, onun hâlâ genel kamuoyunda ilgi yaratabilen birisi olduğunu gösterdi. Bir de onun bir üslûbu vardır –herkes bilir–, o üslûbun hâlâ etkili olabildiğini gösterdi. Ve gerçekten bir şekilde kurulu bir oyun varsa –oyunu kötülemek anlamında söylemiyorum– ama bir oyun varsa –ki vardı– o oyunu bozdu. 

Bu bize aynı zamanda HDP’nin bir başka sırrını gösteriyor; HDP bir süredir tüm Türkiye’ye hitap edebilecek kadrolardan ve imajdan yoksun. Selahattin Demirtaş’ın ve birçok kişinin, İdris Baluken’in, Gültan Kışanak’ın, birçok kişinin –tabii bu arada Sırrı Süreyya da onlarla beraberdi– neden devlet tarafından içeri atıldıkları ve içeride tutulduklarını, bundan daha iyi anlatabilecek bir şey olamaz — Selahattin Demirtaş özellikle. Selahattin Demirtaş’ın hemen hemen her çıkışının toplumda bir yankısı olabiliyordu. Hele ciddi konularda, kritik konularda yankısı olabiliyordu. Sırrı Süreyya Önder bunu da bize göstermiş oldu. Şu haliyle HDP, normal şartlarda çok fazla diğer partileri rahatsız etmeyen bir parti. Yani HDP’nin varlığı, aldığı oylar, bunların hepsi çok rahatsız ediyor; onu hepimiz biliyoruz, ama şu anda siyaset oyununda oyun kurucu hamleleri yapamıyor, yapmıyor ya da yapabilecek etkili olabilecek kadrolar ön plana çıkamıyor. Ama işte Sırrı Süreyya örneği gösterdi ki, HDP her haliyle –aktif siyasette olmasa da– içinde yer alan kişilerle Türkiye’deki siyasî dengeleri ciddi bir şekilde bozabiliyor. 

Şimdi bizim bu Sırrı Süreyya Önder yayınını alan çok kişi –iktidar medyası diyelim, artık ne derseniz deyin adına– aldılar, ettiler; kimileri adımızı bile anmadılar, logomuzu kapattılar; hiç önemli değil. Bu olay aynı zamanda şunu da gösterdi: Sırrı Süreyya Önder nasıl bir çıkışta Türkiye’de siyasetin gündemini değiştirebiliyorsa, bazılarının gözünde “internet medyası” vs. diye küçümsedikleri yapıların aslında Türkiye’nin gerçek ana akımı olduğunu da bize gösterdi. Şimdi bunlardan, adımızı anmadan bizden alıntı yapan birisi –ben de onun adını anmayayım o nedenle– bu olayın İYİ Parti’ye ve HDP’ye birlikte zarar vereceğini söylüyor. İYİ Parti’ye bir zarar verdiği muhakkak, ama HDP’ye nasıl bir zarar verdiğini ben açıkçası anlamadım. HDP bundan nasıl rahatsız olur? İYİ Parti’yle görüşüyor olması HDP’ye ne zarar verir? Tam tersine; HDP tabanı herkesle görüşmeyi isteyen bir tabandır; hep kavga eden, ama hem de bir taraftan böyle garip, değişik bir geleneği olan bir tabanı vardır o hareketin. Hem kavga edip hem de aynı zamanda olabildiğince görüşmeye çalışan, tartışmaya çalışan bir harekettir — ki geçmişte bunun çözüm süreçlerinde bunun örneklerini gördük. Dolayısıyla buradan HDP’nin bir zarar göreceğini sanmıyorum. İYİ Parti’nin bundan zarar görmekte olduğu, rahatsız olduğu açık. Ama İYİ Parti’nin bu şekilde rahatsız oluyor olması, diğer iktidar partilerine ne getirecek? Açıkçası ondan da emin değilim. Yani şimdi İYİ Parti’nin HDP ile gizli, yarı gizli ya da açık görüşmüş olduğunu –diyelim ki bir şekilde– dile getiriyorlar, böyle bir iddiayı köpürtüyorlar, kampanya yapıyorlar. Ee sonra, ne oluyor? Tabanda insanlar şunu mu diyor: “Vay bunlar bizi kandırmış, biz bir daha bunları oyumuzu vermeyeceğiz.” Kime vereceksiniz? “MHP’ye ya da AKP’ye”. Bunlar çok basit ve bence gülünç hesaplar. Bunların basit ve gülünç olduğunun örneği 31 Mart seçimleridir. 31 Mart seçimleri tamamen terörle mücadele konsepti üzerinden, HDP’nin şeytanîleştirilmesi üzerinde kotarıldı ve seçimlerin sonucu ortada. Bu belediye başkanları İstanbul’da, Ankara’da, Antalya’da, Adana’da, diğer yerlerde oy alırken, bunlara oy verenler aynı adaylara HDP seçmeninin de –Selahattin Demirtaş’ın deyimiyle, belki de “bağırlarına taş basarak”– verdiklerini biliyorlardı. Ve hiçbir zaman da bundan rahatsızlık duymadılar. 

Yani şunu söylemeye çalışıyorum: HDP karşıtlığı üzerinden siyaset üretmek… Türkiye sağının şu son dönemde yapmaya çalıştığı olay bu. Siyaset üretmek değil bu. Bu çok denendi, belli bir yere kadar gitti ve belli bir yerden tıkanıyor. Türkiye’de sağ partiler HDP’ye ve ona destek veren kitlelere kim daha fazla saldırırsa o kadar daha fazla sağcı oy hesabı yapıyorlarsa bence yanılıyorlar. Benim çok söylediğim, bıkmadan tekrarlayacağım bir husus var: Kim ki Kürtleri kazanır, o Türkiye’yi kazanır. Kürtleri dışlayan, onların temsilcilerine açık bir şekilde düşman muamelesi yapanlar belki tribünlerden birtakım alkışlar alıyor olabilirler, ama Türkiye’nin en önemli bir sorunu olan Kürt sorununu çözme perspektifine sahip olmadıkları kanıtladıkları için kaybederler. Dolayısıyla “HDP ile görüşmüşsünüz bakın!” diyenlerin çok da fazla kazanabileceği bir şey olduğunu sanmıyorum. İyi Parti’nin bu konuda gösterdiği tereddüt nedeniyle birtakım zayıflamaları, aşınmaları olabilir. Ne kadar etkili olur onu da bilmiyorum. Ama şunu çok iyi biliyoruz, hepimiz biliyoruz: Bu ülkeyi yönetenler, son dönemde başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere HDP ile görüşmeyi temel alarak yıllar geçirdiler. En son dağıtılan masa Dolmabahçe Sarayı’nda kurulmuştu, oradaki kişilerden birisi de Sırrı Süreyya Önder’di. Ve yanında Erdoğan’ın o dönemdeki en güvendiği isimler vardı, yani bu hafızamız bu kadar da eski değil. Ya da Devlet Bahçeli’nin Meclis’te Ahmet Türk ve arkadaşları ile el sıkışma fotoğrafı hâlâ hafızalardadır. 

Partiler birbiriyle görüşür, bunlarda gizli saklı bir şey yok. Hele Meclis’te grubu bulunan partiler çok daha rahat görüşür, görüşmesi de gerekir. Kimisi aleni olur, kimisi aleni olmaz; kimisinde doğrudan görüşülür, kimisinde aracılar üzerinden görüşülür. Şu zamanda, günümüzde de AK Parti ile HDP’nin görüştüğüne eminim, elimde bir kanıt falan yok ama kimi zaman Meclis çalışmaları için görüşürler, kimi zaman bir kanun teklifi için görüşürler, kimi zaman bambaşka bir olay için görüşebilirler. Bunlar zaten çokpartili demokrasilerin olmazsa olmazıdır. Ama siz bu ülkede; milyonlarca oy almış, temsilcileri ile Meclis’te çok büyük bir grup kurmuş bir partiyi, “Aman bunlarla kimse görüşmez, görüşemez, görüşen de onun gibidir. O da teröristtir vs.” dediğiniz zaman, kimseyi kandıramazsınız, kandıramıyorsunuz, ikna edemiyorsunuz.

Dolayısıyla Sırrı Süreyya Önder’in başlattığı bu olay belki hayırlara vesile olur diyeceğim, ama pek olacağı benzemiyor; ama buradan HDP’nin çok da fazla zarar göreceği kanısında değilim. HDP üzerinden birbiriyle kavga edenlerin her birinin, belli ölçülerde ayrı ayrı kaybedeceği garip bir süreç yaşadığımız kanısındayım. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus