Washington Post yazarı Ishaan Tharoor: “Koronavirüs salgını, dünya şehirlerini kökten değiştirebilir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Washington Post yazarlarından Ishaan Tharoor, koronavirüs salgınının dünyanın büyük şehirlerinde yaratabileceği değişiklikleri konu alan bir yazı kaleme aldı. Çevirisini sizinle paylaşıyoruz.

Bu, belki de zamanların en kötüsü. Dünyanın dört bir yanındaki şehirler, koronavirüs salgınının en büyük trajedileri haline geldi. New York, virüsün “cadı kazanı” durumunda ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki (ABD) ölümlerin dörtte birine yakını orada gerçekleşti. İngiltere’nin geri kalanıyla karşılaştırıldığında Londra’da da böyle bir durum sözkonusu. Madrid’deki durum daha kötü bile olabilir.

Çoğu şehir, geçmişin bir gölgesi gibi: Sokaklar boş, sosyal alanlar terk edilmiş ve işyerleri kepenk kapatmış durumda. Varlıklı vatandaşlar şehirleri terk ederek deniz kıyılarına gittiler. Kalanların çoğu ise “atomize bir varoluşa” geçti: Hareketleri kısıtlandı, sosyal çevreleri katlanarak küçüldü. Hareketli ve canlı şehirlerde, yaşamın bütün noktaları kayboldu.

Bu elbette yeni karşılaştığımız bir durum değil. Şehirlerin yani bulaşıcılığın ana merkezleriyle birlikte, vebanın asırlık tarihi, bir sivil felaket hikayesidir. Benzer bir bükülme noktası da şimdi şekilleniyor. Batı’nın finans başkentlerinden gelişmekte olan ülkelerin yoğun nüfuslu mega şehirlerine kadar her yerde, kriz, hem sistematik sorunlar ortaya çıkarıyor hem de şehirlerin eski hallerine dönüp dönemeyecekleri konusunda soru işaretleri yaratıyor.

İngiliz hükümetinin danışmanlarından Camilla Cavendish, Financial Times için kaleme aldığı bir yazıda “Şehirler toparlanmanın bir yolunu hep buldu. Anlaşma yapma ihtiyacı, ticaret ve fikir alışverişleri kaçınılmaz olarak kabiliyet ve nakit parayı geri getirdi. Bazı meslekler şehirlere taşındı ve çok sayıda insan göç etti” diyor.

Ancak şimdi durum bundan daha farklı olabilir. Sosyal mesafe zorunlulukları, dünyayı uzaktan çalışma anlayışı içinde dev bir deneye sürükledi. Bazı ofis çalışanları, artık metropollerdeki strese, konut maliyetlerine ve halk sağlığı risklerine geri dönmek istemeyebilir. Cavendish’in de belirttiği gibi, halihazırda gözlemlenebilir olan bazı trendler hızlanabilir. Örneğin New York, Paris ve hatta Şanghay gibi bazı küresel şehirlerin nüfusu, salgından önceki dönemde, büyük oranda yükselen kira fiyatlarıyla beraber düşmeye başlamıştı.

Salgının kentsel yaşam üzerindeki etkisi oldukça geniş ve kapsamlı olacaktır. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), salı günü yaptığı açıklamada, salgının dünyadaki her sekiz müzeden birinin kapanmasına sebep olabileceği konusunda uyardı. Sayısız yerel perakendeci ve işletme yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. ABD’de yapılan yeni bir araştırma, küçük restoranların yüzde 70’inin, eğer koronavirüs krizi dört aydan daha fazla sürerse yeniden açılmayı beklemediğini ortaya çıkardı. Vergi gelirleri düştükçe, yüzlerce Amerikan şehri ve kasabası önümüzdeki yıl kamu hizmetlerini azaltmayı planlıyor.

Ayak izlerini küçülten ve ticari gayrimenkul talepleri düşen birçok şirketle birlikte, Manhattan’dan Mumbai’ye gökyüzünü süsleyen büyük gökdelenler, finansal gücün sembolleri gibi görünmekten çok beyaz filler gibi görünmeye başlayabilir.  Ve kayıtdışı ekonomilerdeki milyonlarca insan geçim kaynaklarının güvencesizliğiyle başa çıkmaya çalıştıkça, hayat kendi gölgelerinde işe gidip gelen tüm bu insanlar için daha kasvetli olabilir.

Harvard Üniversitesi’nden ekonomi profesörü Edward Glaeser “Eğer salgın yeni normalimiz olursa, milyonlarca kentsel hizmet işi kaybolacak” diyor. Glaeser’e göre iş piyasasındaki bu yıkımı önlemenin tek yolu, akıllı bir şekilde, sağlık altyapısına milyarca dolar yatırım yaparak salgınla savaşmak. Böylece bu korkunç salgın, tek seferlik bir sapma olarak kalabilir.

Salgın hastalıklar daha önce önemli yeniliklere ve değişimlere ilham vermişti. Medium’s Gen dergisinde Steve LeVine” New York, Paris ve Londra gibi şehirler, 1850’lerde ortaya çıkan ve bir buçuk milyon insanı öldüren kolera salgınıyla savaşabilmek için kanalizasyon sistemlerini yeniden inşa etmişlerdi” diyor.

Şu durumda, şehirler bu tip bir yeni deney dalgası için merkez haline gelebilir. Birçok şehrin sokaklarının önemli bir bölümünü araba trafiğine kapattığını ve dış mekanda oturma alanlarını, yaya geçitlerini ve bisiklet alanlarını genişlettiğini düşündüğümüzde, belki de bu iyi bir gelişme bile olabilir. Elbette bu işin bir de kötü senaryosu var. Yeni gözetim ve hasta izleme teknolojileri salgın sonrasında şehir yaşamını domine edebilir.

“Kriz, hiper burjuva şehirlerde sanatçılar için yeni bir pencere açabilir”

Foreign Policy dergisi, bu ayın başında çevre ve şehircilik uzmanlarının geleceğe dair analizlerinden oluşan bir makale yayımladı. Bazı şehirlerde yenilikler yapılamamasının korkutucu sonuçları olabilir ancak netice belki daha eşit, daha ucuz ve halk sağlığı açısından daha güvenli metropol merkezleri olur.

Toronto Üniversitesi’nden şehir uzmanı Richard Florida, sanatçıların ve müzisyenlerin koronavirüsün yarattığı krizle beraber kirası daha düşük evler bulabileceklerini vurguluyor. “Kriz, fiyatlarını karşılamanın imkansız olduğu hiper burjuva şehirlerde sanatçılar için yeni bir pencere açabilir” diyen Florida’ya göre kentleşme, bulaşıcı hastalıklara oranla her zaman daha büyük bir güç.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus