Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (74): Kovid-19’la küresel savaş – Hastalığın çocuklar üzerindeki etkisi

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayın metni:

Merhaba. Bugün 22 Mayıs Cuma. Küresel Kovid-19 salgını gündemi belirleyen başat aktör konumunu sürdürüyor. Dünya genelinde 5 milyondan fazla doğrulanmış olgu var, 330 binden fazla kişi de bu hastalık nedeniyle hayatını kaybetti. Türkiye’de salgının hızı kesildi deniyor, ancak dünya genelinde en çok vaka görülen dokuzuncu ülke konumundayız hâlâ.  Salgın nedeniyle 23 Mart’tan bu yana devam eden ilk ve orta dereceli okullardaki uzaktan eğitim süreci, 19 Haziran’da sona erecek. Okulların yeniden ne zaman açılacağı, açıldığında uzaktan eğitimle devam edilip edilmeyeceği şu aşamada yanıtlanmamış sorular. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un konuya dair açıklaması şöyle:

Okulların açılması demek, 18 milyon öğrenci ve 1 milyon öğretmenin evlerinden dışarı çıkması, sonra her birinin yeniden ailesiyle buluşması demek. Bu bir toplum sağlığı meselesidir ve bilimsel verilerle hareket etmek ön koşuldur… Okullar ne zaman açılacak sorusunun şu an tek cevabı var: Çocuklarımız, öğretmenlerimiz ve ailelerimiz için en güvenli zamanda, en güvenli şekilde açılacak. Bu tarihi ve uygulama şeklini de bize bilimsel veriler söyleyecek.”

Okuduklarım, bu yaklaşımın tedbir prensibinden hareketle yerinde olduğuna işaret ediyor. Bugüne kadar yayımlanmış çalışmalar Kovid-19’a yakalanan çocukların yetişkinlere göre hastalığı daha hafif atlattıklarına işaret etse de; hasta çocukların virüsü diğer çocuklara, öğretmenlere, okul çalışanlarına ve kendi ailelerine etkin bir şekilde bulaştırıp bulaştırmayacaklarına dair eldeki bilimsel kanıtlar, modeller ve klinik vaka paylaşımları sınırlı.

Astım, diyabet ya da obezite gibi başka sağlık sorunları bulunan öğrencilerde hastalık yetişkinlerde olduğu gibi daha ağır seyrediyor mu? Benzer hastalıkları bulunan yetişkinler çocuklarını okula gönderdiklerinde, okul dönüşü çocukların virüsü kendilerine ya da diğer aile fertlerine bulaştırmayacaklarından endişe etmeyebilirler mi? Özellikle de başka hastalıkları bulunan, yani enfekte olmaları halinde hastalığın ağır seyretmesi olası öğretmenler ve okul çalışanları için, okula dönüp olası asemptomatik öğrencilerle etkileşime girmek ne kadar riskli? Okullar arasında enfeksiyon riski bakımından farklar olabilir mi? Belli bir okula gidip gelen öğrencilerin, öğretmenlerin, çalışanların yaşadıkları mahallelerde, semtlerde, illerde salgının yaygınlığına ve seyrine ilişkin farklar sınıf ortamına nasıl yansır? Sayılarını artırabileceğimiz bunlar gibi pek çok sorunun yanıtları için daha fazla araştırma ve bilimsel çalışma yapılması gerekiyor. Üstelik Türkiye’de örneğin bu son sorunun yanıtı için, hayati olan yerel veriler, yani vakaların bölgesel analizi kamuoyuyla paylaşılmıyor. Bu arada henüz Türkiye’de yayınlanmış pediatrik Kovid-19 incelemesi olmadığını da buraya not düşeyim.

Güney Kore’de okullardaki yeni normal: Daejeon kentindeki Jeonmin Lisesi’nde öğrenciler dersin başlamasını bekliyor, 20 Mayıs 2020, Kim Jun-beom/AP.

Bu yayında, farklı ülkelerdeki mevcut çalışmalardan, klinik gözlem ve tespitlerden, açık kaynaklardan ulaşabildiğim kadarıyla çocuklar ve Kovid-19 hakkında bilinenleri –bilinenlerin bilinmeyenlerden daha az olduğunu bir kez daha vurgulayarak- aktaracağım. 

Öncelikle yeni tip koronavirüs her yaştan çocuğa bulaşabiliyor. Yani salgın ilk baş gösterdiğinde sanıldığı gibi çocuklara, hele de küçük çocuklara bulaşmadığına dair izlenim doğru değil. Verilere bakarsak, çocuklardaki Kovid-19 vakalarının sayısı yetişkinlere oranla daha az.  Ama kamuoyuyla paylaşılan bu sayıları yorumlarken unutmamamız gereken bazı hususları da hatırlatayım: Ülkeler genellikle PCR testi pozitif çıkanların bildirimini yapıyor. Bu test de büyük çoğunlukla hastalık belirtisi gösterenlere uygulanıyor. Yani belirti göstermeden virüs taşıyanlar sayılara dahil değil. Ayrıca Türkiye örneğin, Kovid-19 pozitif vaka sayısı açıklarken yaş dağılımını bildirmiyor. Türkiye’de açıklanan 150 bin küsur pozitif vaka içinde kaçı 0-18 yaş aralığında bilmiyoruz. Ülkelerin sayım ve bildirim açısından hepsi bir örnek davranmıyor ve bazılarının verileri de güvenilir değil. Ayrıca okullar pek çok ülkede salgınla beraber kapatıldı ve bizim ülkede örneğin 18 yaş altındakilerin uyması gereken sokağa çıkma yasağı var. Dolayısıyla hastalığın 0-18 yaş arası bulaş dinamiklerine dair net bilgiye sahip olmak da zor.

Benim ulaşabildiğim bazı çalışmaların birkaçını özetle aktarayım:

ABD’de Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin (CDC) verilerine göre, 12 Şubat-2 Nisan arasında ülkede genelindeki pozitif vakalar içinde 0-18 yaş arasındakilerin oranı yüzde 2 idi. ABD’de 0-18 yaş arasındakilerin tüm nüfusa oranı ise yüzde 22. Tabii ABD’de yaygın test yapılamıyordu özellikle o dönemde; çocuklar arasında hastalığın daha hafif seyrettiği ya da asemptomatik vakaların daha yaygın olabileceği ihtimali de bu oranın düşük olmasında etken olarak akılda tutulmalı.

ABD’ye göre çok daha yaygın, daha fazla test yapan Güney Kore’den ise, ilk 7 bin 755 vakanın analiz edildiği 13 Mart tarihli bir çalışma var. Buna göre, 18 yaş altındakiler arasında Kovid-19 pozitif olanların oranı yüzde 6 (480 vaka).

Yine nüfusun tamamını yansıtacak şekilde seçilen örneklemlerle rasgele test yapılan İzlanda’da, nüfusun yüzde 6’sına test yapıldıktan sonra ortaya çıkan tabloya baktığımızda ise, 10 yaş altında olup virüsü taşıdıkları tespit edilenlerin oranının yüzde 6,7 olduğunu, bu oranın, 10-18 yaş arasında ise yüzde 13,7’e yükseldiğini görüyoruz. Yaş aralığı çocukların enfekte olma riskini etkiliyor gibi görünüyor. Yani büyüdükçe risk artıyor gibi.

Bu yaş farkını ve çocuklarda erişkinlere göre neden daha az Kovid-19 olgusuna rastlanıyor oluşunu açıklamak üzere, giderek daha yaygın kabul gören bir teori mevcut. Buna göre, virüsün bulaştıktan sonra çoğalmak üzere gireceği hücreye tutunmasında etkili olan ACE-2 (anjiyotensin dönüştürücü enzim 2) reseptörlerinin, özellikle alt solunum yollarındaki sayısı, yaş ne kadar küçük ise o kadar az. Dolayısıyla küçük çocuklarda büyük çocuklara ve çocuklarda yetişkinlere göre daha az tutunabiliyor virüs, bu teoriye göre.

Kovid-19’a yakalanan çocuklarda, hastalığın yetişkinlerdekine nazaran daha hafif seyrettiğine dair bulgular da var. Ya da bir başka deyişle, çocukların hastaneye yatırılma, entübasyona ihtiyaç duyma oranları daha düşük. Yine buna sebep, çocukların önemli bir bölümünün hastalığı semptom göstermeden, yahut belli belirsiz, hafif belirtilerle geçirmesi olabilir. Buna işaret eden Çin’den bir veri analizine göre, ocak ve şubat ayları arasında, pediatri servislerinde Kovid-19 tanısı konan 2-13 yaş arasındaki 2143 çocuğun yüzde 94’ünün asemptomatik olduğu tespit edilmiş.

Çin’deki ilk 44 bin 672 vakada, 0-10 yaş arasında hayatını kaybeden çocuk yok. 10-19 yaş arasındakilerden ise sadece bir çocuk hayatını kaybetmiş. ABD’de ise 12 Şubat-2 Nisan arasındaki 149 bin Kovid-19 olgusu içinde, hayatını kaybeden çocukların sayısı 3 olmuş.

Ancak hem Avrupa’da, hem ABD’de hem de Türkiye’de Kovid-19’la ilişkili olması muhtemel ölümcül sonuçları da olabilen, İngilizce kaynaklardan “Pediatrik Çoklu Sistem inflamasyonu Sendromu” olarak çevirdiğimiz, Türkiye’de tıp çevrelerinde ise “hiper inflamatuar yanıt sendromu” olarak da nitelendirilen olguları daha sık duyar olduk. Avrupa Hastalık Kontrol Merkezi’nin (ECDC) 15 Mayıs tarihli 230 vakaya dair risk değerlendirme raporunda bu olgulardaki semptomların, Kawasaki hastalığı ile toksik şok sendromunun bir karışımı olarak tezahür ettiği ve ateş, karın ağrısı ve kalpte sıkıntı gibi arazların gözlendiği belirtilmiş. Kawasaki hastalığı, kalbi besleyen atardamarlar başta olmak üzere damarlarda genişlemelere ve damar çeperlerinde iltihaplanmalara neden olabiliyor. Toksik şokun seyri çok daha ağır. Bu belirtilerle hastanelere kaldırılan çocuklara yapılan testler ise, çoğunun Kovid-19 pozitif olduğunu ortaya koymuş.

Geçen günlerde Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent Karadağ da, bir televizyon kanalına verdiği mülakatta bu hastalığın İstanbul ve İzmir’de iki çocukta görüldüğünü açıklamıştı. Prof. Karadağ, hastalık nedeniyle çocuklardan birinin hayatını kaybettiği bilgisini de vermişti. Hem Karadağ’ın açıklamaları hem de hastalık ve belirtilerine ilişkin detaylı bir haber İz Gazete’de yer alıyor.  Yine BBC Türkçe servisi de bu sendromla ilgili geniş bir haber derlemiş. Bu hiper inflamatuar yanıt sendromunun Kovid-19’la ilişkisinin, risk faktörlerinin, özellikle de okullardaki olası bulaşma/yayılma dinamiklerinin henüz yeterince bilinmediğini, araştırılmakta olduğunu belirtmeliyim.

Yetişkinlerin hastalığı çocuklara göre daha ağır deneyimlediğine ve ölüm oranlarının yetişkinlerde daha yüksek olduğuna dair sınırlı bulgulara bakarak, virüsü, hastalık belirtisi göstermeden taşıyan çocukların yetişkinlere bulaştırma riskinin belirlenebilmesinin büyük önem taşıdığı aşikâr.  Ama sonuç olarak şu aşamada, pandemi başlar başlamaz dünyanın pek çok ülkesinde okullar da kapandığı için yeterli doneye sahip değil bilim insanları. Aslına bakarsanız okulların kapatılmasının da hastalığın yayılmasını önleme açısından ne kadar etkili olduğuna dair kesin yorum yapmak için erken olduğunu savunanlar da var. 

Hastalıkla ilgili daha fazla bilgi sahibi olunca dek, bizler, kesinleşmiş ve onaylanmış tedavisi bulunmayan bu hastalıkla, destekleyici tedaviler çerçevesinde büyük bir özveri ile mücadele eden doktor ve sağlık çalışanlarımıza güvenmek zorundayız; fiziksel mesafe ve hijyene kurallarına uymaya, bu kuralları çocuklarımıza alışkanlık olarak kazandırmaya devam etmek durumundayız. Ve tabii, nedenleri bilimsel temellere dayandırılarak şeffaflıkla açıklanmadığı için zaman zaman ikna edici bulmadığımız devletin, iktidarın salgınla ilgili olarak açıkladığı birtakım kısıtlamalara da, tedbir prensibinden hareketle uymakta fayda var…

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus