Tabip odaları salgını anlatıyor – Çanakkale: “10-12 gündür yeni vakamız yok”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Türkiye’nin tabip odaları koronavirüs salgınını Medyascope’a anlatmaya devam ediyor. Çanakkale Tabip Odası Başkanı Dr. Eftal Yıldırım şehirdeki mevcut durumu, vaka ve ölüm sayılarını ve Türkiye’ye dair değerlendirmesini Batu Bozkürk’e anlattı.

“10-12 gündür yeni vakamız yok”

Yıldırım, Çanakkale’nin 540 bin nüfusu olduğunu ve çevresindeki büyükşehirler nedeniyle seyahat yasaklarından fiili olarak etkilendiğini belirterek şunları söyledi: “Pandemi hastanesi olarak görev yapan üniversite hastanemizde 300-400 yatak var. Resmi rakamlar tabip odamızla paylaşılmadı ancak tanıdığımız sağlık çalışanlarından öğrendiğimiz kadarıyla toplam vaka sayısı 250 civarında oldu. Anlık olarak da 150 yatağı geçmedik. Aktif olarak 40-50 kişi takip ediliyor, bunların arasında testi negatif olan ancak klinik bulgusu olanlar da var. Yani anormal bir sıkışma hissetmedik. 10-12 gündür yeni vakamız yok, bir hafta daha olmazsa virüsün önüne geçtik diyeceğiz. Net ölüm sayısına ise ulaşamadık.”

Çanakkale Tabip Odası Başkanı Yıldırım, sağlık çalışanları arasından da enfekte olanlar olduğunu ancak ölümle sonuçlanan bir vakayla karşılaşmadıklarını söyledi.

“Salgının başında koruyucu malzeme sıkıntısı yaşadık”

Sağlık çalışanları olarak koruyucu malzeme sıkıntısı yaşayıp yaşamadıkları sorusuna Eftal Yıldırım, “Özellikle salgının başında bir hafta on gün sağlık malzemesi konusunda bir yetersizlik hissi yaşadık. Bir nöbette iki üç kere değişmesi gereken maske, bir kere değiştirildi. Siperlik eksiği vardı. Bu gündeme getirilince Sağlık Bakanlığı dağıtımı artırdı, son zamanlarda da arkadaşlardan bir şikayet almadık” yanıtını verdi.

“Çanakkale duyarlı davrandı”

Çanakkale halkının kurallara riayet ettiğini belirten Yıldırım sözlerini şöyle sürdürdü: “İnsanlar yapılan uyarılara kulak asarak ilk günden itibaren kısıtlamalara kendi istekleriyle dahil oldular. Haberlerde büyükşehirlerde gördüğümüz karmaşa Çanakkale’de yoktu. Şehirde endüstri, sanayi kesimi çok fazla yok, işçi arkadaşların vardiya yaptığı birkaç tane merkezi işletme var. Bu anlamda sokağa çıkmak zorunda olan vatandaşlarımızın az olması bizim için avantajdı. Ayrıca Çanakkale’nin coğrafi olarak uçta kalması büyükşehirlerden vatandaşların şehre gelmesini engelledi. Geçiş olmayınca kendi nüfusumuzla baş ettik. Burada valiliğin, sağlık müdürlüğünün, tarım müdürlüğünün ve AFAD’ın çabalarının yanında bir teşekkür de belediye üzerinden yapalım. Bütün olanaklarını ihtiyaçlar ölçütünde seferber etti. Özellikle hastanede çalışanlara, sağlık personeline yemek sundu, malzeme götürdü. Aile Sağlığı Merkezleri’nin dezenfeksiyon işlemlerine yardım etti. Oldukça iyi bir işbirliği içinde olduk.”

“Türkiye’deki sağlık çalışanlarının iyi eğitimi bizi öne çıkardı”

Yıldırım, Türkiye’nin salgın yönetiminin artılarını ise şöyle sıraladı: “Sağlık çalışanlarımız iyi bir eğitimden geçerek sahip oldukları bilgi birikimini ve yoğun tempoya alışık olmalarını bu süreçte iyi kullandılar. Sonuçta biz bir yıl içinde acile, nüfustan daha fazla başvurulan bir ülkeyiz. 65 yaşa sokağa erken sayılabilecek bir dönemde sokağa çıkma kısıtlaması uygulamamız iyi bir tutumdu. Bunların yanında yatak, yoğun bakım yatağı sayısı bizim kapasitemizi anormal şekilde zorlamadı ve şansımız nüfusumuzun genç olması, yaşlı nüfusun çok olmaması oldu. Bu, ölüm oranlarının düşük olmasını sağladı.”

“Mart ayında 14 günlük karantina uygulanabilirdi”

Eftal Yıldırım, eleştirilerini ise şu sözlerle dile getirdi: “Çin’den geçişlerin, umre ziyaretlerinin, İran kapısının şubat ayında kapatılması gerekiyordu. Test konusunda kriterleri dar tuttuk, sadece semptom görülenlere test yapılması sözkonusu oldu. Biz bu kriterlerin özellikle sağlık emekçileri ve temaslılar için biraz daha genişletilmesini önerdik. Temaslılara sadece semptom olursa test yapılıyor. Yine mart başında kritik sektörler dışında 14 günlük bir karantina uygulanmasının iyi olacağını söyledik. Öyle olsaydı daha az vakayla bunu götürebilirdik. Ama bunu neredeyse hiçbir ülke yapmadı. Yine bakanlık sadece PCR testi pozitif olanları koronavirüs hastası olarak kabul ediyor ama testin güvenilirliği yüzde 60’ları geçmiyor. Tomografik ve klinik bulguları olup da tedavisi koronavirüsten yapılanlar vefat ettiğinde ölüm nedenleri koronavirüs olarak yazılmıyor. Bakanlık burada belediyelerin ölüm nedenlerini internet üzerinden gösterdiği sistemi de kapattı. Yine ölenlerin yaşlarına, cinsiyetlerine ulaşamadık. 11 Mayıs’ta erken normalleşme yapıldı. Alışveriş merkezlerinden önce park, bahçe gibi yerlerin açılması iyi olurdu. Son olarak koronavirüsten vefat eden sağlık emekçisi arkadaşlarımızın ölüm nedeni olarak iş kazası ve meslek hastalığı sayılmaması etik olarak, insani olarak hiç uygun kaçmadı. Burada hukuksal aşamaların tekrar değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus