Tabip odaları salgını anlatıyor – Antalya: “Şehirlerarası ulaşım kısıtlaması kaldırıldıktan sonra Antalya’da vaka sayısı arttı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
Antalya Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Nursel Şahin ile Antalya'da koronavirüs günlerini, normalleşme sürecini ve sağlık turizmini konuştuk:

Antalya’da salgın nasıl başladı, nasıl ilerledi?

Vakaların yüzde 60’ı İstanbul’daydı. Antalya, bugüne kadar Türkiye’nin geneline oranla salgını daha hafif geçirdi. Çok fazla hasta ve vefat sayımız olmadı. En büyük problemimiz PCR testlerinin sonuçlarına ulaşmaktı. Çünkü testlerin Ankara ya da İstanbul gibi büyükşehirlere gönderilmesi gerekiyordu.

Nisan ayında İl Pandemi Kurulu’nun tedbirleri kapsamında Antalya’ya giriş çıkışların yasaklanması, karantina günlerini Antalya’da geçirmek isteyenlere ve yazlıkçılara kapıları kapattı. Böylece Antalya’ya dışarıdan bulaş bir miktar engellenmiş oldu. Bizim yoğun bakımda tedavi gören ya da entübe edilen hasta sayımız az oldu. Fakat şehirlerarası seyahat kısıtlaması kaldırıldıktan sonra Antalya’nın çeşitli yerlerinde yeni vakalar görülmeye başladı. Şu an kent merkezinde üç mahallede karantina var.

Havaların iyileşmesi ve iktidarın söylemleri insanlar üzerinde rehavet yarattı. Ekonomik canlanmanın istenmesi insan sağlığının önüne geçti ve bulaş sayısı arttı. Tarım açısından da Antalya ciddi zarara uğradı ve bunun canlandırılması istendi. Fakat koronavirüs önlemleri ne kadar alınıyor, bunu bilmiyoruz.

Antalya’da vaka sayısı en fazla kaç oldu?

Bize bazen valilik bazen de il sağlık müdürlüğü açıklama yaptı. Yapılan açıklamalarda PCR testi pozitif çıkan vakaların esas alındığı, hastanelerde yatan, ayakta takip edilen şüpheli ya da olası vaka sayıları yer almadığı için gerçek tabloyu görmekte zorlandık. Sağlık Bakanı illere göre verileri bir kez canlı yayında yaptığı açıklamada paylaştı ama bu grafik web sayfalarına bile koyulmadı. Bizimle paylaşılan verilerin eksik kaldığını ısrarla Sağlık Bakanlığı’na iletmemize rağmen sağlıklı veri bize hiç ulaşmadı. O yüzden Antalya’daki gerçek vaka sayılarını bilemediğimizi belirtmek isterim.

Antalya’daki vaka sayılarının 150 – 160 civarında seyrettiği, en fazla 170 olduğu gibi sözler edildi. Fakat mayısın ilk günlerinde üyelerimiz üzerinden elde ettiğimiz verilere göre vaka sayısı 500’ün üzerindeydi.

Sağlık çalışanlarının hastalığa yakalanma oranında ise Türkiye genelinde ilk beş ilin hemen arkasındayız. Bu verileri biz arkadaşlarımızdan elde ettiğimiz bilgiler doğrultusunda kayda düştük ve paylaştık. Fakat Sağlık Bakanlığı bizimle yeterince veri paylaşmadığı için kesin rakamları bilemiyoruz.

Antalya’da ikinci dalga ihtimali yüksek mi?

Bu konuda endişeliyiz. Bilim Kurulu üyeleri ve diğer bilim insanlarının öngörüleri eylül – ekim aylarında ikinci bir dalga olabileceği yönünde. Fakat koronavirüsün yayılmaması için alınan önlemlerin kontrolsüz şekilde kaldırıldığını düşünüyoruz. Birçok yasağın kaldırılması için erken olduğu kanaatindeyiz. Kısıtlamaların ekonomik gerekçeler ile bu kadar hızlı kaldırılması, yükseköğretim ve ortaöğretim sınavları gibi toplumun temasını artıracak faaliyetlerin üst üste gelmesinin yayılmayı artıracağından endişeliyiz.  

İkinci dalganın oluşmaması için nelere dikkat edilmesi gerekiyor?

Platoda henüz dalgalanmalar var ama hastalığın kontrol altına alındığı söyleniyor. Biz test sayısının artırılması gerektiğini söyledik. Hastalığı kontrol altına almak, yeni vaka sayılarının sıfır olması gibi bir iş. Buna bu süreçte aşı ve etkin tedavi yoksa ulaşmamız çok kolay değil. O zaman bizim yeni hastaları mutlaka erkenden tespit edip, izole etmemiz lazım. Normalleşme sürecinde ya da toplumun sosyalleşmelerinin arttığı dönemde test kapasitesinin artırılması gerektiğini söyledik. Daha çok insana test yapalım dolayısıyla farkında olmadığımız, klinikte seyretmeyen vakaları tespit edelim ve izole edelim, hastalığın toplum arasında yayılmasının da önüne geçmiş olalım dedik ama öyle bir şey yapılmadı. Antalya’da da bir filyasyon çalışması yapıldı ama sonuçları ve yönetiminin çok iyi olmadığı konusunda duyumlar aldık. Biz de gerçek verilere ulaşamadık. Şimdi önemli olan, açtığımız her kısıtlamanın ardından kontrollerini yapabilmemiz ki ikinci dalgaya hazırlıklı olalım, ne durumda olduğumuzu görelim. 

Türkiye’nin en önemli sorunu, salgında ne durumda olduğumuz hakkında net bir görüş ya da güvenilirliğin olmaması. Sağlık Bakanı medya tarafından sanki güvenilir bir görüntü çiziyormuş gibi yansıtılıyor ama mesela uluslararası turizm çevreleri Antalya’yı güvenilir turizm şehri olarak göstermedi ve tavsiyede bulunmadı. Onun nedeni Sağlık Bakanlığı’nın yeterince veri paylaşmaması ve var olan verilere güvensizlik. Ölüm sayılarının bile tartışıldığı bir yerdeyiz. Hastalar öldüğü halde uluslararası kodlamaları kullanmıyoruz. Dolayısıyla gerçek verilerle konuşamıyoruz.

Türkiye sağlık turizmine aday ülkelerden biri. Antalya’daki oteller ve turizm çalışanları da sağlık turizmine bel bağlamış durumda. Siz neler düşünüyorsunuz?

Çok uzun yıllardır bunun için uğraşılıyor. Sağlık turizmi için ülkeyi cazibe merkezi haline getirmeye çalışıyorlar. Şimdi önümüzde şehir hastaneleri gibi yarattığımız bir garabet var.

Çok büyük, bilimsel kurallara uymayan, bütün dünyada terk edilmiş hastanecilik örneğini kamu-özel ortaklıkları ile Türkiye’ye getirdik. Hasta garantileri verdik, devasa yatırımlar yaptık. Bunlara hasta sağlamak, bunları işlevsel hale getirmek önümüzde bir engel gibi oldu. Aynı zamanda bunların yatırımcılarına kamudan kaynak aktardık. Ama bir de bunların sürekliliğini sağlamak istiyoruz çünkü bazı hizmetler orada özelleştirilmiş oluyor. Sağlık turizmi bunun bir çaresi olarak gösterilmeye çalışılıyor. Normal şartlarda da ucuz olarak uluslararası cazibe merkezi olma çabalarına tanık olmuştuk. Şimdi de güvenilirliğimiz, yetkinliğimiz üzerinden bir şeylerin yapıldığını düşünmüyoruz. Cazip kılınmak isteniyor ama bazı engeller var. Koronavirüs günlerinde bazı kurallar var. Hasta PCR testi negatif olarak gelmek zorunda. Öyle gelmemişse de havaalanlarında test yapacağımız, gelenlerin 14 gün karantinaya alınacağı, hastalara tedavi uygulanacağı söyleniyor. Daha sonra hastalar kendi ülkelerine dönerken tekrar bu testlerden geçecekler ve gerekirse karantinaya alınacaklar çünkü geldikleri ülke de uluslararası teması istemeyecek. Bu koşullarda hastalar Türkiye’yi tercih edebilir mi, gelir mi bilmiyoruz.

İkinci olarak bu turizmi sağlık bakanlığının kendi oluşturduğu USHAŞ adlı bir şirketleşme ile tekeline almış olmasını eleştiriyoruz. Hastalar bu şirket aracılığı ile gelecekler. Var olan hasta sayısından daha fazla hasta gelir mi, o konuda şüphelerimiz var. Uluslararası çevreler güvenli olmadığımızı söylerken bu başarılabilir mi bilmiyorum.

Türkiye sağlık turizminde başarılı olabilir mi?

Bizim hastanelerimiz, hekimlerimiz ve tıbbi ekipmanlarımız kapasite açısından yeterli olabilir. Ben turistlerin gelişlerinden endişe ediyorum. Antalya’yı daha çok saç ekimi, estetik operasyonlar, diş hastalıkları, göğüs hastalıkları ve tüp bebek uygulaması vb. hastalıklar için tercih ediyorlar.

Ekonomik kısıtlılıklar nedeniyle Amerika’ya, Avrupa’ya gidemeyenler ucuz olduğumuz için bizi tercih ediyor ama bu sayı sınırlı. Çok büyük bir sayı değil. Bakanların söylediği “Şehir hastanelerini sağlık turizmine açacağız” söylemine uyan bir gerçek değil. Bizim Rusya, Özbekistan, Kırgızistan, sınırlı olarak Ortadoğu ülkelerinden ve Asya ülkelerinden gelen hastalarımız var. Bakanın dediği “büyük açılım olacak” söylemi bu salgın döneminde çok gerçekçi değil. 

Turizmde normalleşme süreciyle ilgili tedbirlerin yer aldığı bir genelge Turizm Bakanlığı tarafından yayımlandı. Fakat denetimlerin nasıl yapılacağı merak konusu. Siz ne düşünüyorsunuz?

Sağlık turizmi açısından da turizm açısından da birtakım kurallar getirebiliriz. Başlangıçta bu kurallara bağlılık konusunu denetlemiş de olabiliriz ama sonrasını kimin denetleyeceğini bilmiyoruz. Berberlere sordum sizi kim denetliyor diye, berberler odası diyorlar. Bu denetim ne kadar yapılabilir, kamusal bir denetimin dışında bütün bu otelleri, özel sağlık işletmelerini her gün nasıl denetleyeceğiz? Kendi iç denetimlerini nasıl yapacaklar? Kurallar içerisinde bunların nasıl yapılacağı yazılmamış.

Havaalanlarında uygulanacağı söylenen hızlı testler ne kadar güvenilir?

Hızlı test denilen şey aslında antikor testi. İlk alınan test kitleri antikoru tahlil ederek hastalık geçirilmiş mi ya da geçiriliyor mu ayırt edemiyordu. Bazı antikor testleri daha önce hastalık geçirildi mi ya da o an geçiriliyor mu, gösterebiliyor. Fakat henüz Türkiye’de öyle bir uygulama olmadı. Uluslararası güvenilirlik için PCR testi yapılacak. Bir hasta sağlık turizmi için geliyorsa PCR testi negatif isteniyor. PCR testine rağmen sonuç hastalığın başında veya son dönemlerinde negatif çıkabiliyor. Bu yüzden PCR testi negatif olan bir bireye tamamen “hasta değildir” diyemiyoruz. PCR testinin doğruluğu da yüzde 60 civarında. Dolayısıyla bu hastalar PCR negatif testiyle gelseler bile geçirecekleri operasyona göre başka kurallara da tabi tutulabilirler. Burada da bir sağlık otoritesi boşluğu var. Şu ana kadar Sağlık Bakanlığı ve sağlık müdürlükleri normalleşmeye geçerken nasıl davranılması gerektiğinin bir algoritmasını yayınlamadı. Bu koşullarda ya bazı şeyler ihmal edilecek ya da hastalar zorlanacaklar.

Söyleşinin tamamı için:

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus