Ekonomi Tıkırında (73): Çoklu ekonomi!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Ekonomi Tıkırında‘nın 73. programında Sedat Pişirici, siyasi iktidarın ekonomiye ilişkin açıklamaları ile ekonomik verileri karşılaştırarak, “Türkiye’de bir de ‘çoklu ekonomi’ mi söz konusu sorusuna” cevap aradı.

Yayına hazırlayan: Cemre Su Arvas 

İyi günler. Türkiye, şu sıralar bir “çoklu baro” stresi yaşıyor. Siyasi iktidar, baro düzenini değiştirip, “yargıç-savcı-avukat” sacayağının “avukat” ayağını ele geçirmeye çalışıyor. Bunun nedeni, baroların, siyasi iktidarın hoşuna gitmeyen şeyler söylemesi. 

AKP ve MHP milletvekillerinin imzasını taşıyan “Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”, baroların karşı çıkmasına ve direnmesine rağmenTürkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Adalet Komisyonu’ndan geçti. Bundan sonra teklif perşembe günü TBMM Genel Kurulu’na gelecek, süreç içinde görüşülecek, konuşulacak, oylanacak. Yeterli oyu alırsa yasalaşacak. 

2002 yılından beri girdiği her seçimi kazanan ve bununla övünen siyasi iktidarın üyeleri, yandaşları eliyle seçim kazanamadığı az sayıda yerlerden biri olan meslek örgütlerine gözünü dikmiş durumda. Bu meslek örgütlerinin başında barolar, mimar ve mühendis odaları, tabip odaları, eczacı odaları geliyor. Siyasi iktidar, bir bütün olarak yutamadığı bu meslek örgütlerini parçalayıp bölerek yutmaya çalışıyor. 

Türkiye’de bu yeni bir şey değil aslında. Memleket, 1980 öncesi CHP, 1980 sonrası DSP azınlık hükümetleri dışında hiç “sol” bir hükümet görmedi, hep sağ partiler, sağcı koalisyonlar bu ülkede iktidar oldu, tek parti döneminin dışında elbette. Ama sağ, neredeyse hiç, yukarıda adını zikrettiğim meslek örgütlerinde iktidar olamadı. Fakat her zaman hedeflerinden biri de bu meslek örgütlerini ele geçirmek oldu. Ele geçirmeyi beceremediği zamanda da bu örgütlerin karşısına kendi kurduğu örgütleri çıkardı.

AKP iktidarı döneminde de bu eğilim iyice belirginleşti. Dolayısıyla “çoklu” kurum hatta “çoklu” yönetim, Türkiye’nin yabancısı değil. Çoklu ekonomi de öyle. Hangi taraftan bakarsanız bakın, Türkiye’de iki farklı ekonomik düzen var. En azından söyleyenlerin anladığından çıkardığımız bu. Biri, siyasi iktidarın başarılarla dolu ekonomisi. Diğeri, geniş halk yığınlarının işsizlikle, yoksullukla, yoksunlukla, hayat pahalılığıyla örülü ekonomisi.

Bakınız, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta sonu, Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu-Gelir İdaresi Başkanlığı Ataşehir Hizmet Binası Açılış Töreni’nde konuştu. Dedi ki, “Salgın kaynaklı bu kısa gecikme dışında ekonomi programımızı aynı kararlılıkla uygulamayı sürdürüyoruz.”

İktidardaki 66. cumhuriyet hükümeti. Hükümetin başı, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan. Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk hükümeti olan bu hükümet, 9 Temmuz 2018’de göreve başladı, üç gün sonra iki yılını dolduracak.

Bu hükümetin Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, 20 Eylül 2018’de

hükümetin bir nevi ekonomi programını açıkladı:Yeni Ekonomi Programı. Önce dengeleyeceklerdi, sonra disipline sokacaklardı, nihayetinde de dönüştüreceklerdi.

O tarihte hükümetin ekonomik büyüme beklentisi, 2018 yılı için  yüzde 3,8’di, 2,8 olarak gerçekleşti, 2019 yılı için yüzde 2,3’tü, 0,9 olarak gerçekleşti. 2020 için beklentileri yüzde 3,5. İlk çeyrekte bu yıl yüzde 4,5 bir büyüme söz konusu. 2021 beklentisi ise yüzde 5.

Yine o tarihte hükümetin tüketici fiyatları enflasyonu oranı beklentisi 2018 yılı için yüzde 20,8’di, gerçekleşmesi 20,3 oldu. 2019 için yüzde 15,9’du, gerçekleşmesi 11,84 oldu. 2020 beklentisi 9,8, 2021 beklentisi yüzde 6.

Hükümetin işsizlik beklentisi, o tarihte 2018 yılı için yüzde 11,3’tü, yüzde 11 oranında gerçekleşti. 2019 yılı için yüzde 12,1’di, yüzde 13,7 oranında gerçekleşti. 2020 için beklenti, yüzde 11,9, 2021 için beklenti, yüzde 11,8.

O tarihte hükümetin dolar kuru beklentisi 2019 yılı sonu için 5,60 TL idi, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) efektif dolar satış fiyatı 2019 yılının son gününde 5,95 TL idi. Hükümetin dolar kuru beklentisi 2020 yılı için 6 TL, bugün itibariyle serbest piyasa dolar kuru 6,86 TL. 2021 yılı dolar kuru beklentisi ise 6,21 TL.

Erdoğan, Ataşehir’deki konuşmasında şunu söyledi:

“Ülkemizin sadece toparlanma değil, onun da ötesinde çok büyük bir sıçrama sürecinde olduğunu yavaş yavaş herkes kabul etmeye başladı. Ekonomimize kurulan tuzakları birer birer bozarak yolumuza devam ediyoruz. Son olarak 2018 ağustosunda maruz kaldığımız kur, faiz, enflasyon saldırısının önünü aldığımız tedbirler ve kurduğumuz mekanizmalarla kısa sürede kestik.” 

Erdoğan’ın sözünü ettiği Mayıs 2018’de, cumhurbaşkanlığı seçiminden önce Londra’ya yaptığı üç günlük ziyaret sonrası yaşananlar. Orada “faiz sebep enflasyon netice” demekte ısrar eden ve yeniden cumhurbaşkanı seçilirse Merkez Bankası’nın iplerini eline alacağını söyleyen Erdoğan’ın yarattığı hasarı, onun hemen ardından Londra’ya giden, dönemin ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı Mehmet Şimşek ve TCMB Başkanı Murat Çetinkaya dahi gideremedi ve nihayetinde ikisi de koltuklarından oldular. 

Hadi tarihi Erdoğan’ın dediği tarih olarak alalım,31 Ağustos 2018’de de dolar kuru 6,57 TL, euro kuru 7,66 TL idi. Bugün, 6 Temmuz 2020’de dolar kuru 6,86 TL, euro kuru 7,77 TL. Ama Ağustos 2018’de dolar kuru 4,93, euro kuru 5,77 idi. Abdullah Gül’ün başbakanlığındaki ilk Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin göreve başladığı 18 Kasım 2002’de yine merkez bankasının efektif dolar satış kuru 1,58 TL, efektif euro satış kuruysa 1,60 TL idi. 

Erdoğan,“Türkiye’nin salgın sürecinden sağlıktan üretime kadar her alanda böylesine güçlü şekilde çıkması hemen birilerini rahatsız etti”dedi. Bu cümle de birilerini şaşırttı. Öyle ya, eğer Türkiye salgın sürecinden çıktıysa, Sağlık Bakanı neden o gün dahil her gün koronavirüs salgını nedeniyle hastalananların, ölenlerin, iyileş hala her akşam verileri açıklamaya devam ediyor ki?

Erdoğan aynı konuşmada “Enflasyonu, en kısa sürede tek haneli rakamlara düşürmekte kararlıyız” dedi. Zannedersiniz muhalefet lideri konuşuyor. Bakınız, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara geldiği Kasım 2002’yi geride bırakın, onda bir sorumlulukları yok ama, 2003 yılında Türkiye’de tüketici fiyatları enflasyonu yüzde 25,3, 2004 yılında 10,6’ydı. 2005’te bu iktidar, tüketici fiyatları enflasyonunu tek haneliye düşürdü, 8,1 oldu. 2006’da 9,6’yı gördü. 2007’de 8,39’u gördü, 2008’de 10,6’ydı, 10,06’ydı hatta enflasyon. 2009’da 6,53, 2010’da 6,4, 2011’de tekrar 10,45, 2016’ya kadar tek haneli devam, 2017’de 11,92, 2018’de 20,3. Hatırlarsınız bu programda defalarca söylemiştim, Türkiye’nin zamanında değil, çok çok erken bir genel seçime gitmesinin nedenlerinden bir tanesi de AKP-MHP koalisyonu liderlerinin bir ekonomik krizin geleceğini görmüş olmaları ve bu öngörü nedeniyle genel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçimini çok çok erkene almış olmalarıydı. Geçen hafta, 3 Temmuz Cuma günü, Türkiye İstatistik Kurumu nihayet haziran ayı enflasyonunu açıkladı. Enflasyon,  tüketici fiyatlarında yüzde 12,62, gıda fiyatlarında yüzde 12,93.

Erdoğan, aynı konuşmasında, Ataşehir’de bina açarken, “Ülkemiz yakın tarihinde görülmedik ölçüde güçlü bir bölgesel aktör haline geldi” dedi. Güçlü bir bölgesel aktör haline gelen ülkenin Hazine ve Maliye Bakanı şu sıralar kapı kapı dolaşıp, swap yani takas imkanı arıyor. Ülkenin cumhurbaşkanı Katar’a gidiyor. Telefonda Haiti Cumhurbaşkanı’yla konuşuyor. 

Güçlü bir bölgesel aktör haline gelen ülkenin işsiz sayısı, ocakta 4 milyondan fazla, şubatta 4 milyondan fazla, martta 3 milyon 971 bin. 10 temmuzda, bu hafta cuma günü, nisan ayının işsizlik verilerini açıklayacak TÜİK. Gel gelelim mart ayındaki bu düşüşte enteresan bir durum var. Bakıyorsunuz TÜİK’in açıkladığı Mart 2020 işgücü istatistiklerine göre istihdam edilenlerin sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 662 bin kişi azalarak 26 milyon 133 bin kişi, istihdam oranı 3,4 puanlık azalışla yüzde 42 olmuş. Yani bir görevde, bir işte kullanılan istihdam edilen insan sayısı 1 milyon 662 bin kişi azalmış, yani 1 milyon 662 bin kişi işsiz kalmış. O zaman nasıl olmuş da işsizlik 573 bin kişi azalmış?

Bu dönemde istihdam edilenlerin sayısı hizmet sektöründe 903 bin kişi azalmış. Tarım sektöründe 538 bin kişi azalmış, inşaat sektöründe 248 bin kişi azalmış, inşaat sektöründe 248 bin kişi azalmış. İstihdam edilenlerin yüzde 57,6’sı hizmet sektöründe, gerisi tarım, sanayii ve inşaatta çalışıyor. Hizmet sektörü koronavirüs salgını nedeniyle kapanmış, yeni yeni açılıyor. O zaman nasıl oluyor da martta işsizlik azalıyor? Cevap işgücünün profilinde gizli olabilir. 

Yine TÜİK’in yayınladığı işgücü genel profiline bakıldığında mart ayını bir iş bulma ümidi olmadan geride bırakılan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının sayısının 1 milyon 174 bin olduğu görülüyor. Bu sayı şubatta 1 milyon 107 bindi. Artış 67 bin. TÜİK işgücü genel profilinde 3 milyon 728 bin kişiyi de iş aramayıp çalışmaya hazır olanlar olarak tanımlıyor. Bu sayı şubatta 3 milyon 207 bindi. Artış 521 bin. İkisinin toplamı 588 bin. Mart 2020’de azalan işsiz sayısı 573 bindi açıklamaya göre, sizin anlayacağınız bölgesel güç Türkiye’de işsizlik azalmıyor, olsa olsa saklanıyor. 

Gençlerin dörtte biri işsiz bu ülkede. İş bulmaktan ümidini kesenlerin sayısı giderek artıyor, iş aramayıp çalışmaya hazır olanların sayısı yükseliyor ve cumhurbaşkanı diyor ki Ataşehir’de bina açarken, “Sosyal koruma kalkanı olarak adlandırdığımız destek programlarıyla doğrudan milletin cebine aktarılan kaynak tutarı 24 milyar lirayı geçtiği. Kısa çalışma ödeneği ve nakdi ücret desteğinin süresini uzatarak salgın sonrası dönemde de çalışanlarımızın yanında yer almaya devam ediyoruz.”

Bu 24 milyar karşılıksız mı? Değil. Borç mu? Borç. Karşılıksız verilen ne? Bizzat yine Erdoğan’ın söylediğine göre 5,5 milyon dar gelirliye ödenen 1000 lira. Şimdi, bakıyorsunuz bir tarafta, iktidarın ekonomide nasıl başarılı olduklarına ilişkin, nasıl da şahlanmaya yakın olunduğuna ilişkin, nasıl da düşmanların bozguna uğratıldığına ve uğratılacağına ilişkin söylem, bir taraftan bakıyorsunuz devlet kurumu TÜİK ve TCMB tarafından açıklanan ekonomik veriler. Sizin anlayacağınız Türkiye’de sadece kurumlar çoklu değil, ekonomi de çoklu efendim. 

İyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus