Işın Eliçin ile Dünyanın Gidişi (81): Belarus’ta devrim olur mu?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Belarus’ta devlet başkanlığı seçimini 26 yıldır ülkeyi yöneten Aleksandır Lukaşenko’nun kazandığı açıklandıktan sonra, oy sayımında hile yapıldığı iddiasıyla başlayan protesto gösterileri, güvenlik güçlerinin çok sert müdahalesine rağmen dün gece de (11 Ağustos) devam etti. Muhalefetin adayı Svetlana Tikhanovskaya ise dün kendi ifadesiyle “çocukları için, çocuklarını düşünerek” Litvanya’ya sığındığını duyurmuştu.

Dün gece sosyal medyada Belarus’un başkenti Minsk ve diğer bazı kentlerde protesto için kalabalıkların yine toplanmaya çalıştığına ve güvenlik güçlerinin çok sert müdahale ettiğine dair haberler gelmeye ve görüntüler paylaşılmaya başlandı.

Ben de eşzamanlı Belarus’un resmi haber ajansına bir bakayım istedim. Nasıl veriliyor haberler… Tabii sitenin İngilizce versiyonuna girip baktığımı söylemem gerek. Ülkenin Batı’ya göstermek istediği yüzü olduğu için editoryal tercihlerinde dikkatli olacaklarını tahmin etmiştim ama yine de bu kadarını beklemiyordum. Lukaşenko için Avrupa’nın son diktatörü tabiri kullanılır Batı’da. Sırf resmi ajansına girip haberlere ve haber diline bakmak bunun nedenine dair epey fikir veriyor. Linki burada sizler de inceleyin.

İlk olarak şunu söylemeliyim, sokakta coplanan, derdest edilen onca insana dair tek bir haber yok. Manşetteki haber ise elbette Lukaşenko’nun icraatına dair. Lukaşenko dün akşam ülkedeki gıda üreticilerini yemekte toplamış. Haberde sadece Lukaşenko’nun söyledikleri, yemeğe katılanlara sorduğu sorular, verdiği direktifler var. Davetlilerin ismi bile geçmiyor. “En önemli konu gıda ihracatını artırmak” diye buyurmuş Lukaşenko, “Bu konuda ne yapıyorsunuz? Çin’e tedarik meselesi ne durumda?” gibi, gibi.

Sonra bir haberin başlığı dikkatimi çekiyor: “MAZ’da huzursuzluk yok…” Otobüs, kamyon gibi ağır vasıta üreten Minsk Otomotiv Fabrikası’nın ilk harflerinden kısaltma MAZ. Haberi okuyorum:

“MAZ’da huzursuzluk yok!”

Şirketin genel müdürü “Çalışmalarımız her zamanki gibi devam ediyor, çalışanlarımız arasında huzursuzluk yok” demiş. İşçilerden birinin de sözleri aktarılmış: “Sakin bir şekilde, olaysız çalışıyoruz. Kolektifimizde fikir ayrılığı yok. Yönetim bizi destekliyor ve motive ediyor.” Ardından tekrar genel müdür konuşuyor. İşçileri toplayıp ülkedeki durumu konuşmuşlar: “İşçilerin her biri, ailesinin ve çocuklarının geleceğinin iyi bir işe bağlı olduğunu biliyor. Hepimiz istikrarlı bir Belarus’u, normal bir çalışma yaşamını destekliyoruz. Kolektifte durum stabil” diyor. Son paragrafta şirketin satış rakamları ve yılın ilk yarısında ortalama işçi maaşının 1200 Belarus Rublesi olduğu bilgisi yer alıyor. 

Ailelerinin ve çocuklarının geleceklerinin işlerini korumalarına bağlı olduğu hatırlatılan MAZ işçileri.

Habere eşlik eden fotoğraflardan özellikle bir tanesi, çalışanların yakın plan çekildiği fotoğraf ise kıssadan hisseye dair şüpheye yer bırakmıyor. Ellerini önde kavuşturmuşlar, başlar öne eğik, yüzlerinden düşen bin parça, stres altında oldukları belli: Belli ki işten çıkarılmakla tehdit edilmişler, muhalefete, seçim sonuçlarına itiraz edenlere katılırlarsa ailelerinin çocuklarının geleceğini tehlikeye atacakları söylenmiş.  

Ne demişti dün Litvanya’ya sığınma gerekçesini hatırlatırken muhalefetin devlet başkanı adayı Tikhanovskaya  “Tanrı kimseyi, benim karşı karşıya kaldığım seçimle baş başa bırakmasın… Hayatta en önemli şey çocuklar…

Ermenistan’da yaşayan gazeteci Alin Ozinian, Kronos Haber için Tikhanovskaya’nın yayınladığı sosyal medya mesajlarıyla ilgili bir analiz yazmış. Tikhanovskaya’nın yine onun çevirisi ile aktaracağım mesajı için haklı olarak üzerinde baskı ve tehdit olduğunun göstergesi olarak yorumluyor.

Blogger eşi muhalif yazıları nedeniyle hapiste olan 37 yaşındaki Tikhanovskaya, aday olduktan sonra 4 ve 10 yaşlarındaki iki çocuğunu zarar görebilecekleri endişesiyle bir başka ülkeye göndermişti.

Tikhanovskaya videoda şunları söylüyor: “Bu seçim kampanyasının bana iyi geldiğini, beni güçlendirdiğini düşünmüştüm fakat sanırım ben hâlâ zayıf bir kadınım. Benim için çok ağır olan bir karar verdim. Bu kararı kendim aldım, arkadaşlarım, akrabalarım, Sergey (eşi) onlardan hiçbirinin üzerimde etkisi yok, beni anlayacaklarını biliyorum, bazıları da benden nefret edecek. Bazıları yargılayacaklar. Ama Tanrı göstermesin, kimse benim yaptığım seçimi yapmaya zorlanmasın. Lütfen kendinize dikkat edin, şu içinde bulunduğumuz ortamda hayatlarınızı tehlikeye atmayın, çocuklar hayattaki en değerli varlığımız.”

Muhaliflerini aileleri ile çocukları ile tehdit etmek, onları sevdikleri üzerinden dize getirmek. Stalin dönemini hatırlatan yöntemler… Devlette devamlılık…

Belarus’ta seçim öncesi ve sonrası muhalefete baskı, protestolar ve protestoların şiddetle başvurulması ve şaibeli seçim ilk değil. 2010 seçimlerinde de Lukaşenko’ya rakip çıkan dokuz adaydan yedisi halkı kışkırttıkları, protestoları örgütleri ve yönetimi devirmeye teşvik gibi iddialarla tutuklanıp hapsedilmişti. 2015’te keza yine sandıklar kapandıktan sonra protestolar olmuştu. Hepsi şiddetle bastırıldı. Hemen her seçim şaibeli olarak uluslararası gözlemciler tarafından not edildi. Avrupa’dan kınama ve yaptırımlar da geldi.

Ama bu kez pek çok yorumcu Lukaşenko’nun iktidarının daha kırılgan olduğunu söylüyor. Her şeyden önce muhalefet çok daha güçlü, kararlı. Diğer bir nedeni ise Rusya ile olan ilişkilerindeki bozulma.

Lukaşenko iktidara geldiğinde müthiş yoksul bir ülkeydi Belarus. Zaman içinde belli bir refah düzeyine getirmiş halkı. İşsizlik örneğin son 20 yılda yüzde 12,5’ten yüzde 4,5’e gerilemiş. Bu başarısını da büyük ölçüde Rusya’nın sağladığı ucuz petrol ve ihracat pazarına borçlu olduğu söyleniyor. Fakat son yıllarda Minsk ile Moskova’nın arası açılmaya başladı.

Pek çok yorumcunun hemfikir olduğu görüşleri, Avrupa Liderlik Ağı’ndan Ben Challis’in makalesinden özetleyerek aktaracağım: Lukaşenko, Putin’in iki ülkeyi siyasi, ekonomik ve askeri açıdan daha sıkı bütünleştirme çabalarına direndi. Üstüne üstlük Rusya’nın Batı kanadındaki manevra alanını daraltmak için tasarlanmış gibi görünen adımlar attı: Komşu devletlere bölgesel güvenlik garantileri sağladı; NATO ile ortak tatbikatlara katılma fikriyle flört etti; İngiliz Özel Kuvvetleri ile eğitim yaptı. Hatta Belarus’un son askeri doktrini de ülkeyi Rusya’ya karşı, Ukrayna’dakine benzer bir melez savaşa hazırlamayı hedefliyor gibi.

E tabii, Putin durur mu… Petrol fiyatını artırarak, Minsk’in ihraç ettiği ürünlere birtakım vergiler getirerek Lukaşenko’yu cezalandırıyor. Bu arada ABD’nin de Rusya’nın petrole zam yapmasının hemen ertesinde, mayısta Belarus’a petrol ihraç edeceğini duyurması gerginliği iyice artırmış olmalı.

Bu arada Lukaşenko’nun uluslararası finans kurumlarından para bulmak umuduyla ekonomiyi Batı’ya açacak reformlara hazırlanması ve AB’nin geçen yıl Belarus vatandaşlarına vize kolaylığı sağlama kararı Putin’in gözünden kaçmamış olmalı.

Nihayetinde Challis, Belarus’ta muhalefet hareketinin Ukrayna’daki Meydan protestolarını anımsatan bir tarzda gelişmesinin, bir noktaya kadar Putin’in de işine geldiğini söylüyor. Neden? Çünkü kendini zayıf hissetmeye başlayınca destek için Rusya’ya dönecek ve daha önce direndiği konularda taviz vermeye başlayacak. Mesela Belarus’ta daha kalıcı bir Rus askeri varlığına izin verebilir veya Rusya ile entegrasyonun derinleşmesine boyun eğebilir, gibi…

İşte şimdi “bir noktaya kadar” denilen noktaya gelinmiş görünüyor. Korkarım Rusya, turuncu devrimin bir benzerinin Belarus’ta tekrar etmemesi için çok sert yöntemlere -henüz başlamadıysa- başvurabilir. Lukaşenko’nun “seçimlerde aleyhime ülkeyi karıştırmak için geldiler” deyip hapse attığı Wagner’in paralı askerlerinin, pekâlâ muhalefeti sindirmek üzere sokaklara salındığını görebiliriz.

Muhalifler, destek çağrısı yaptıkları Avrupa Birliği ve ABD’ye -biri seçim telaşında, diğeri ortak karar almakta zorlanıyor ya da çok geç karar alıyor- ne kadar güvenebilirler emin değilim. Yayının başlığı “Belarus’ta devrim olur mu?” soru cümlesiydi. Kesin bir cevabım yok. Ama korkarım olursa çok kan akar. Çocukları bile vururlar.

Not: Medyascope’tan Fazıl Alp Akiş’in Belarus’ta “ağır bedeller ödemeye hazır bir halk” gözlemlediğini söyleyen gazeteci Nazgül Kenzhetay‘la söyleşisinden de yararlandım. İlgilenenler buradan erişebilir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus