Askıda ekmek kampanyası: Bir muhalefet partisi olarak MHP

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlatılan askıda ekmek kampanyası hem ülkede yoksullaşmanın tehlikeli boyutlara vardığının, hem de sosyal devletten hayli uzakta olduğumuzun itirafı. MHP neden böyle yapıyor?

Yayına hazırlayan: Zelal Direkci 

Merhaba iyi günler, iyi hafta sonları. Yayının başlığı tabii ki bir ironi. MHP bir muhalefet partisi değil. İktidarın bir ortağı, adı konmamış bir ortağı; ama sadece seçim ittifakı olmadı, Cumhur İttifakı aynı zamanda bir koalisyon. Her ne kadar Cumhurbaşkanı’nın atadığı bakanlar içerisinde doğrudan MHP’li olarak bilinen isimler olmasa da, MHP’nin şu anda iktidarın önemli bir bileşeni olduğu muhakkak. Ama en önemlisi de MHP’nin ideolojisi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son dönemde izlediği çizgiyle hemen hemen örtüşüyor. Hatta Erdoğan’ın bu çizgiyi benimsemiş olduğunu ya da benimsemek zorunda kaldığını söyleyebiliriz. Yani fikir olarak MHP gerçek anlamda iktidarda. Peki nereden çıktı bu muhalefet meselesi. Aslında çok basit bir olay. Birçok kişinin gözünden de kaçmıştır. Bir askıda ekmek kampanyası başlattı MHP’liler. Bunun bir öyküsü var. O öyküde Devlet Bahçeli bir grup toplantısında diyor ki, “Hâli vakti yerinde her vatan evladı kendisine en yakın ekmek fırınına gitmeli. Eğer iki ekmek alacaksa üç ekmek parası ödemeli. Unutmayalım ki inancımız, ‘komşusu açken tok yatan bizden değildir’ esasına dayanmaktadır.” Bunun ardından da MHP İstanbul teşkilatının ön ayak olduğu bir kampanya yapıldı. Komşusu açken tok yatan bizden değildir diyerek. Bahçeli’nin çağrısı ile “Askıda Ekmek Kampanyası” başlatıldı. Şimdi burada normalde çok fazla bir şey yok gibi gözükebilir; ama burada çok önemli birden fazla şey var.

Öncelikle böyle bir kampanya çağrısı ile önce Bahçeli, ardından MHP teşkilatı, öncelikle Türkiye’de bir yoksulluk, ciddi bir yoksulluk olduğunu kabul ediyor. Müdahil olmak gereken bir yoksulluktan bahsediyor. Birincisi bu. Tabii ki bu yoksulluğun nedeni de ülkenin yönetimi oluyor esas olarak. İkinci olarak devletin sosyal görevlerini yerine getiremediğinin de bir itirafı oluyor. İkili bir itiraf. Normalde yoksulluk olabilir, ama devlet, Anayasa’da da yazan sosyal devlet vasfıyla alabildiğine bu yoksullukları azaltmaya çalışır. Onun olamadığı yerlerde, etkili olamadığı yerlerde, bu sınıf farkı, gelir adaletsizliği çok daha büyük açılır ve ülkede çok daha kaotik bir durum ortaya çıkar. Ya da tek tek şahıslar –hayırseverler diyelim ya da sivil toplum kuruluşları– devreye girer; ama hiçbirisi tek başına ya da birleşseler bile devletin yaptığını pek yapamazlar. 

Dolayısıyla MHP’nin bu kampanyasında iki itiraf birden var. Birincisi ülkedeki yoksullaşmanın alarm verdiği. İkincisi de devletin bu konuda etkili olamadığı. Bunlar normal şartlarda muhalefet partilerinin yapması gereken şeyler. Muhalefet partilerinin böyle bir kampanya yaptığını görmedim. Yapıyorlarsa bile o kadar şey yapıyorlar ki, nasıl söyleyeyim, sağ elin verdiğini sol el görmesin diye yapıyorlar herhalde. Duyurmadan yapıyorlar. Ama yapmıyorlar. Bir tek salgının ilk döneminde CHP’li büyükşehir belediyeleri yardım kampanyaları düzenlemişti. Ama ona da merkezî irade, yani devlet, ülkeyi yönetenler bunun yasadışı olduğunu söyleyerek bankadaki paralarını da bloke etmişlerdi ve kampanyalarını yasaklamışlardı. Onun yerine devlet kendisi bir kampanya başlatmıştı. IBAN numarası vererek vatandaşlardan yardım etmeleri istenmişti. Aslında o kampanya da, salgının ilk başlarında yapılan ve kısa zaman içerisinde de garip bir şekilde unutulan, ne kadar etkili olduğu bile anlaşılmayan o kampanya da aslında bir başka itiraftı. O da devletin kendi imkânlarıyla bu işi halledemediğinin itirafıydı. Vatandaşları devlet yardıma çağırmıştı. Orada yalnız tabii siyasî bir boyutu vardı işin. Devletin bu kampanyayı yapmasının nedeni bir ihtiyacı olması. Vatandaşın yardımına ihtiyacı olması, ama galiba esas olarak CHP’li büyükşehir belediyelerinin yaptığı kampanyaların önünü kesmek için yapmıştı. Ama aynı zamanda devlet olarak siz böyle bir şey yaptığınız zaman, aslında kendi güçsüzlüğünüzü de itiraf etmiş oluyorsunuz. Bu ilginç bir durum. 

Hatırlanacaktır, ilk büyük kur hareketleri olduğunda, doların büyük yükselişi olduğu zaman, fiyatların alabildiğine yükseldiği bir dönemde 31 Mart yerel seçimlerinin öncesindeydi. İktidar tanzim satış mağazaları kurmuştu. Özellikle büyükşehirlerde ve buralarda market fiyatlarından daha ucuza patates soğan vs. temel gıda maddelerini satma yoluna gitmişti. Ve bunu da büyük bir başarı olarak lanse etmişti. O tarihte de bunu, aslında iktidarın bir sorunu çözmeye kalkışırken bambaşka bir sorun yaratması olarak yorumlamıştım. O da bir başka itiraftı. Bu fiyatları kontrol edemediklerinin, TL’nin değerini kaybetmesinin önüne geçemediklerinin itirafıydı tanzim satış mağazaları. Bunu bir propaganda aracı olarak kullanmaya çalıştılar. Ama 31 Mart seçim sonuçları gösterdi ki hiç de öyle olmadı. 

Bu yapılanlar aslında iktidarın genel imaj stratejisi ile çelişen şeyler. Bu imaj stratejisi ne? Esas sorunları, ülkenin temel sorunlarını çok fazla dillendirmemek, görünür kılmamak — ki bunların başında ekonomi geliyor. Görünür kılmamak ve onun yerine başka sorunlar üzerinden kamuoyunu idare etmek, oyalamak. Eğer o başka sorunlar yoksa, birtakım şeyleri sorun haline dönüştürmek. Bu arada da dış politikada olabildiğince milliyetçi coşkuyu kabartabilecek birtakım arayışlara yönelmek. Bu nedenle ekonomiyle ilgili yapmaya çalıştıkları, gerek AKP’nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, gerekse MHP ve Bahçeli’nin yapmaya çalıştıkları her şey, ama her şey, kendi yaptıklarının reddi haline geliyor. 

Bu aslında normal bir şey. Çünkü gerçekten ülkeyi yönetenler çok ciddi bir açmaz içerisindeler. Neyi nasıl yapacaklarına artık bilemiyorlar. Sorunları unutturmak istiyorlar, sorunlar konuşulmasın istiyorlar; ama sorunlar o kadar büyük ki, kendileri de belli bir aşamadan sonra kendiliğinden bir şekilde bunları dile getirme ihtiyacı hissediyorlar. Mesela Bahçeli’nin bu Askıda Ekmek Kampanyası, ekmek fiyatlarının özellikle İstanbul’da artmasıyla dile getirdiği bir şeydi. İstanbul’daki ekmek fiyatlarının artmasının ya da herhangi bir yerde ekmek fiyatlarının artmasının sorumlusu herhalde esas olarak ülkeyi yönetenlerdir. Diyelim ki ekmek fiyatları arttı; artan fiyatla ekmek almakta vatandaşın zorlanmasının da esas olarak nedeni vatandaşın kendisi değil. O sorunları çözemeyen iktidar. Böyle bir kısır döngü içerisinde gidiyor ülkeyi yönetenler — ya da yönetmeye çalışanlar, ama aslında yönetemeyenler. Yönetemedikleri için de, bazen çözüm adına yaptıkları, yapmaya çalıştıkları şey, sorunu daha görünür kılıp daha da çözülemez hale getiriyor. Bu askıda ekmek kampanyası MHP’nin yaptığı bir kampanya. Ne kadar etkili olabilir? Açıkçası çok etkili olacağını sanmıyorum. Belki unutulup gitmiştir de. Yapılsa yapılsa ne kadar etkili olur. Çok ciddi bir soru işareti. Yani bir şey yapmış olmak için yapılan bir şey. Sorun çözme gibi bir fonksiyonu olamayacak bir şey. Ama örneğin ben kalkıp burada bunun üzerinden MHP’nin istemeden nasıl muhalif bir pozisyon takındığını yorumluyorum. Ya da böyle bir görüş dile getiriyorum. Burada da görüldüğü gibi aslında yapmak istedikleriyle, elde ettikleri sonuç arasında çok büyük fark var.

Bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan Karadeniz’de yeni bir rezerv açıklayacaktı. Açıkladı mı açıklamadı mı çok emin değilim şu an itibariyle. Ama açıkçası geçen seferki “Müjde! Müjde!” diye günler önceden söylendikten sonra müjdenin açıklanması ve bunun kısa bir sürede unutulmasıyla beraber, bu seferkinin eskisinin etkisini hiçbir şekilde yaratamadığını da görüyoruz. O da zaten demin söylediğim, gerçek sorunları konuşmak yerine başka şeylerle insanları, kamuoyunu meşgul etme çabasının bir tezahürüydü. Etkili olamadığını gördük. Etkili olamamasının nedeniyle de bugünkü yeni müjdenin pek bir heyecan yaratamaması olayıyla karşı karşıyayız.

MHP’nin bir başka sorunu — ki bunu dün “Haftaya Bakış”ta Kemal Can’la etraflıca konuştuk: MHP AKP ile kurduğu ittifakın ilk dönemlerinde hiçbir sorunun sorumluluğunu üstlenmeyen, ama kendi ideolojisini ve politik perspektifini Erdoğan’a dayatan ve onun platformu zemini olarak kendi ideolojik görüşlerini kabul ettiren bir partiydi. Yani kaybetmeden sadece kazanan bir partiydi. Ama belli bir aşamadan sonra, özellikle Cumhur İttifakı’nı korumak için Bahçeli’nin aşırı gayret sarf etmesi, birçok yerde Erdoğan’dan çok Erdoğancı olması ile birlikte, bu aralarındaki ilişki iyice netleşti, bârizleşti ve insanlar doğrudan ya da dolaylı bir şekilde yaşadıkları sorunlardan Erdoğan kadar Bahçeli’yi de sorumlu tutmaya başladılar. 

Son kamuoyu yoklamaları gösteriyor ki, MHP’nin oylarında bir gerileme var — en azından böyle bir iddia var. Bu çok anlaşılır bir şey; çünkü ülkede salgınla beraber daha da şiddetlenen bir ekonomik kriz var. Ve ekonomik krizi insanlar bizzat yaşıyorlar, bizzat bunun mağduru oluyorlar. Yoksullaşma daha da artıyor ve kötü giden ve daha da kötü gideceğe benzeyen ekonominin faturası MHP’ye de kesilmeye başlandı. Dolayısıyla bu tür askıda ekmek kampanyası gibi cılız reflekslerin, bunu MHP’lilerin de artık görmekte olduğunun işareti olarak kabul ediyorum. Yani artık eskisi gibi, “Bunda bizim sorumluluğumuz yok. Ekonomi ile bizim ilgimiz yok” noktasında olan bir MHP ve MHP’liler söz konusu değil. Bunu herhalde bütün sahada, kendi mahallelerinde, illerinde, ilçelerinde MHP yöneticileri bizzat yaşıyorlardır. Ve vatandaşın ekonomik konulardaki şikâyetlerine cevap verme imkânları olamıyordur. Çünkü cevabı vermesi gerekenler de cevap vermiyorlar; sürekli birtakım hamâsî lâflarla, “Ekonomi şöyle hız kazanacak, şu olacak bu olacak” gibi kimsenin ikna olmadığı, zaten söylenir söylenmez unutulan cümlelerle geçiştirilen bir ekonomi var. Ve bu ekonominin faturası aynı zamanda MHP’ye de kesiliyor. Ve MHP de bu faturadan kendini kurtarmak için gösterdiği reflekslerle aslında bir anlamda muhalefete çalışıyor. 

Tabii tekrar başa dönecek olursak, eğer muhalefet bu tür kampanyaları yapıyor olsaydı, doğrudan vatandaşın ihtiyaçlarını temine yönelik kampanyaları göstere göstere güçlü bir şekilde yapıyor olsalardı, herhalde MHP’liler muhalefetle eş gözükme endişesiyle böyle bir şeye girişmezlerdi. Muhalefetin bıraktığı bir alanda MHP’nin yanlış bir atağı bu. Ama MHP’nin bu tür refleksler veriyor olması, aslında Bahçeli’nin ve MHP’nin yaşadığı tedirginliğin de bence bir ifadesi. Bilinçli olmasa da bilinçsiz bir ifadesi. Sonuçta Türkiye artık yönetenlerin hiçbir şekilde yönetemedikleri ve ne yapacaklarını bilemedikleri, atmaya çalıştıkları adımların aslında kendilerini ileriye değil daha da fazla geriye götürdüğü bir ülke haline gelmiş durumda. Ve Erdoğan’ın yaşadığı çaresizliğin bir başkasını –birebir aynısı değil tabii ki, bir başkasını– Bahçeli’nin ve MHP’nin yaşadığını görüyoruz. Bu Cumhur İttifakı’nın daha önceki erken seçim tartışmalarında da onu bir şekilde söylemeye çalıştım. Yine dün Kemal’le olan yayınımızda da bu konunun üzerinden çok ciddi bir şekilde geçtik. Cumhur İttifakı’nın ömrünün de özellikle ekonomideki sorunların iyice derinleşmesi nedeniyle çok fazla sürmeyebileceğini de bir spekülasyon olarak not edeyim ve burada noktalayayım. Evet söyleyeceklerim bu kadar iyi günler. 

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus