Macaristan’da muhalefetin ortak adayı olarak geçen yıl Budapeşte Belediye Başkanı seçilen Gergerly Karacsony ile söyleşi: “Muhalefetin sadece iktidarın politikalarına hayır demesi yetmez, olumlu bir gelecek vizyonu da sunabilmeli”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Macaristan’da geçen yıl ekim ayında düzenlenen yerel seçimlerde beş muhalefet partisinin ortak adayı olarak yarışan Gergely Karacsony, Başbakan Viktor Orban’ın adayını yendiğinde, zaferi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu’nunki ile karşılaştırılmıştı. Zira Orban’ın partisi Türkiye’de AKP gibi yerel seçimlerde uzun yıllardan sonra başkenti kaybetmiş ve önemli bir hezimete uğramıştı. Macaristan muhalefeti Orban iktidarına son vermeyi umarak yine ittifak halinde 2022 seçimlerine hazırlanırken Budapeşte Belediye Başkanı Karacsony, görevdeki birinci yılının sonunda Medyascope’un sorularını yanıtladı.

Altyazı: Özgün Özgül

Yayın metni:

Işın Eliçin: Merhaba. Uzmanlar epeydir Türkiye ve Macaristan’ı, özellikle de liderleri Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Başbakan Viktor Orban’ı karşılaştırıyorlar. Geçen yıl iki ülkedeki yerel seçimler de karşılaştırma konusu oldu çünkü bu ülkelerde muhalefetin elde ettiği başarılar sözkonusu liderler için çok önemli seçim yenilgileriydi. Nitekim yeni belediye başkanı olarak seçilen Gergerly Karacsony de, Budapeşte’deki yarışı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimine benzetmişti. Başkan Karacsony şimdi görevde bir yılını tamamlamış bulunuyor ve bu yayında konuğum. Hoşgeldiniz, teşekkürler. İlk sorum şu olacak. Bir yıldır görevdesiniz ve koronavirüs salgını nedeniyle eminim, olabileceğinden de zorlu geçmiştir. En büyük başarınız ne oldu?

Gergely Karacsony: Seçimi yeşil ve sürdürülebilirlik politikaları üzerine kurulu bir platform ile kazandım. Budapeşte’nin yeşil dönüşümünü gerçekleştirmek üzere projelere başladık. Bizden önceki yönetimin başlamış olduğu projeleri de yeniden gözden geçirdik ve daha yeşil, daha sürdürülebilir olacak şekilde dönüştürdük. Yüzlerce, belki binden fazla ağacı kesilmekten kurtardık. Tuna Nehri’nin Buda ve batı kıyılarındaki tramvay hatlarını birleştiren büyük bir kamu taşımacılığı projesine başladık. Ama benim en önemli ve en hayati bulup altını çizmek istediğim icraat şu: Budapeşte’de yeni bir siyaset kültürü yaratıyoruz. Seçmenlerimizle sürekli diyalog halindeyiz. Planlarımızı ve projelerimizi Budapeştelilere soruyoruz. Demokratik katılımı artırıyor, Budapeşte’de yurttaşların karar alma süreçlerine daha fazla dahil olmasını teşvik ediyoruz.

I.E.: Bu konuda daha sonra soru sormak isterim. Ama önce merkezi yönetimle, hükümetle aranızın nasıl olduğunu sorabilir miyim? Bazı mali kaynakların başka yerlere yönlendirildiğini, bütçe kesintilerine gidildiğini ve muhalefetteki belediye başkanlarının işini güçleştiren işler yapıldığını duyuyoruz. Viktor Orban size zorluk çıkarıyor mu?

G.K.: Son yerel seçimler Macaristan’da siyasetin gidişatını tamamen değiştirdi. Çünkü o seçimlere kadar son 10 yıldır bütün seçimleri iktidardaki Fidesz partisi kazanıyordu. Geçen ekimde ise muhalefet koalisyonu ilk kez büyük bir seçim başarısı elde etti. Başlangıçta iktidar bu yerel seçimlerde halkın tercihine saygılı davranarak sonucu kabullenmiş gibiydi ve bizimle işbirliği yaptı.

Sonra koronavirüs salgını başladı ve halk sağlığı krizi ile buna bağlı ekonomik krizle ilgili kimin sorumluluk alacağı meselesi öne çıktı. Hükümetin yaklaşımı, bu sorunların çözümü için muhalefetin kontrolündeki belediyeleri işaret etmek oldu. Çünkü salgın nedeniyle tek başlarına baş edebileceklerinden daha büyük ekonomik ve sosyal sorun baş gösterdi. Hükümet de bu aşamadan itibaren muhalefet belediyelerine karşı daha agresif davranmaya, cepheleşmeye başladı. İktidar, ekonomide ve kamu sağlığında yaşanan krizler nedeniyle halk desteğini yitiriyor ve yerel yönetimlerin yapabilecekleri üzerinden de muhalefetin desteğini artırmasını istemiyor. Dolayısıyla belediye gelirlerini azaltacak, bütçemizi daraltacak adımlar attılar. Bu şekilde etkin bir yönetim ortaya koymamızı, sorun çözmemizi engellemeye çalışıyorlar. Ve maalesef iktidarın bu cepheleşme tutumu sadece Budapeşte’deki günlük hayatı güçleştirmekle kalmıyor, genel olarak salgından korunma önlemleri alınması çabalarına da zarar veriyor. O nedenle merkezi yönetimle diyaloğu yeniden kurmaya, halkı virüsten korumaya ve ekonomiyi canlandırmaya dönük önlemler konusunda iktidarla işbirliği yapmayı deniyoruz..

I.E.: Sanıyorum Avrupa Birliği’nin ilgili fonlarının yerel yönetimlere doğrudan aktarılması hatta bu konuda yerel referandumlar düzenlenmesi çağrınız var. Bu tür bir değişikliğin, özellikle yerel yöneticileri muhalefet partilerinden seçilmiş kentler açısından neden önemli olduğunu anlatabilir misiniz?

G.K.: Avrupa Birliği’nin koronavirüs salgını ile mücadele ve ekonomiyi canlandırma amacıyla kabul ettiği paket, Avrupa Birliği’nin yeni yedi yıllık yeni bütçe planlamasında Yeşil Düzen olarak öngördüğü strateji ile birebir örtüşüyor. Bu da Macaristan’ın ekonomisini daha sürdürülebilir bir temelde yeniden kurgulamak için çok önemli, hatta tarihi bir fırsat sunuyor. Bu yardım paketi AB’nin üye devletlere sunduğu gerçekten tarihi bir fırsat. Örneğin Macaristan’ın yeşil ve sürdürülebilir bir ekonomiye ve daha adil bir topluma geçişini sağlamak için mükemmel bir temel taşı olarak kullanılabilir. Geçmiş yıllarda Macaristan’a gelen AB fonlarının etkili bir şekilde kullanılmadığını gördük. AB yolsuzlukla mücadele biriminin geçen yılki raporuna bakarsanız, Macaristan’ın fonların çarçur edilmesinde liste başı ülke olduğunu görürsünüz. Merkezi yönetime gönderilen paralar her zaman doğru şekilde kullanılmıyor.

Bu nedenle AB içinde, bu fonların kullanımında yerel yönetimlerin, kentlerin de söz sahibi olması ve doğru yerde, doğru şekilde kullanıldıklarından emin olunması için birtakım önlemlerin alınmasına dönük lobi yapıyoruz. Ayrıca yerelde düzenlenecek referandumlar yoluyla, nasıl kullanılacakları konusunda kent sakinlerinin de desteğinin alınması gerektiğini savunuyoruz. Şunun da altını çizmek isterim ki, bu sadece Macaristan’daki ya da Doğu Avrupa ülkelerindeki kentlerden gelen bir talep değil. Bu talebimiz Avrupa’nın dört bir yanında birçok kentten destek alıyor. Çünkü AB’nin Yeşil Düzen stratejisinin hayata geçirilmesinde ve ekonominin canlandırılmasında, yerel yönetimler merkezi hükümetlere göre daha küçük ama daha etkili projelerle çok daha başarılı olabilirler.

I.E.: Bir Özgür Şehirler İttifakı kurduğunuzu biliyorum ve o konuda da soru soracağım ama önce Macaristan-Türkiye karşılaştırmaları üzerine siyasi bir soru sormak isterim. Sizce Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Başbakan Orban benziyorlar mı birbirlerine?

G.K.: Elbette iki ülke arasında çok fark var ama iş bu iki liderin yönetim felsefesine geldiğinde çok benzeşiyorlar. Denge ve denetleme mekanizmaların ortadan kaldırılması, kurumların özerkliklerinin, bağımsızlıklarının yok edilmesi, medyanın kontrolü ve gücün tek merkezde toplanması… Bunların hepsi iki liderin de birbirlerine çok benzer şekilde kullandıkları teknikler, özellikler.

I.E.: Geçen yıl seçim kampanyanız sırasında İstanbul’a geldiniz ve Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile görüştünüz, fikir aldınız. İletişiminiz devam ediyor mu? Karşılaştığınız zorlukları aşmak üzere görüş alışverişinde bulunuyor musunuz?

G.K.: Seçimlerden bu yana sadece bir kez yüz yüze görüşme imkanımız oldu. Berlin’de geçen sonbaharda görüştük. Ama o zamandan bu yana iletişimde kaldık. Özellikle koronavirüs salgını nedeniyle, bütün büyük kentlerde benzer güçlükler yaşanabiliyor. Kendisiyle bu konularda çevrimiçi görüşmeler yaptık.

I.E.: İstanbul’la Budapeşte’de ortak projeler yapma ihtimaliniz var mı?

G.K.: Kesinlikle İstanbul’la ortak projeler yapmaya istekli ve açığız. Dostum ve mevkidaşım İstanbul Belediye Başkanı İmamoğlu’na büyük saygım var. Hem salgın döneminde hem de küresel ısınma gibi diğer küresel krizlerde kent sorunlarının ortaklaştığını görüyoruz. Bizler benzer dünya görüşlerine sahip yerel yöneticiler olarak, kentlerimiz için de benzer gelecekler hayal ediyoruz ve kesinlikle işbirliği yapılabilecek alanlar var.

I.E.: Hem Macaristan’da hem de Türkiye’de geçen yılki yerel seçimlerde muhalefete başarı getiren formül, ittifaklar kurmak ve ortak adaylar göstermek oldu. Siz de beş partinin ortak adayı olarak yarışmıştınız. Muhalefet partileri arasındaki işbirliği nasıl gidiyor? Sorun yaşıyor musunuz? Varsa sorunları nasıl aşıyorsunuz? Bu mesele önemli çünkü her iki ülkede de muhalefet partileri kez genel seçimler için de ittifak arayışında.

G.K.: Gerçekten de öyle. Sizin de söylediğiniz gibi ilginç bir paradoks çıkıyor ortaya. Sözkonusu muhalefet partileri, demokrasiyi ve çoğulculuğu, kamusal hayatta çok renkliliği, kamusal tartışmalarda da farklı görüşlerin ifade edilme hakkını savunuyorlar. Ama böyle bir çoğulculuk siyasetini hayata geçirebilmek, genişletmek için seçimlerden önce kendi aralarında tek ses olmaları, birlik oluşturmaları gerekiyor. Bizim burada Budapeşte’de kurduğumuz ittifak için ise, gayet iyi gittiğini, bölünmeye neden olabilecek sorunlar yaşamadığımızı memnuniyetle söyleyebilirim. Ayrıca bu beş parti yereldeki işbirliğini iki yıl sonra yapılacak genel seçimlere de taşıma kararı aldı. Bu çok önemli bir gelişme. Geçmişte bu partiler arasında çok ciddi ideolojik farklılıklar vardı. Ama işbirliğine devam edebilecekleri ortak bir zeminde, ortak bir gelecek vaadinde buluşmayı başarıyorlar.

I.E.: Geçen yıl siz bu beş partinin ortak adayı olarak yarışa girmeden önce, seçmelerin oy kullandığı iki önseçimden geçtiniz. Bu yöntemle ortak aday seçilmenizin hem bir aday olarak sizi hem de seçmenleri güçlendirdiğini söylemiştiniz. Açar mısınız?

G.K.: Sağ popülizme, bu karmaşık meseleleri aşırı basite indirgeyen, her soruna siyah-beyaz yanıtlar veren bu ideolojiye nasıl zemin kaybettirebiliriz? Nasıl direniriz? Bu konuyu çok tartışıyoruz. Bunun için yapılması gerekenin demokratik katılımı artırmak olduğuna inanıyoruz. Mümkün olduğunca çok insanı tartışmalara ve karar alma süreçlerine gerçek anlamda katılmaya teşvik etmek gerekiyor. Katolik Kilisesi lideri Papa geçenlerde, popülist hareketlerin yükselişiyle ilgili olarak uyarıda bulundu ve buna karşı durmak için yurttaşların kamusal konulardaki kararlara demokratik katılımının önemine vurgu yaptı. Geçen yıl, iki önseçimden geçerek beş partinin ortak adayı olmam, yani yarışa bu şekilde katılmam, beni sadece muhalefeti temsil eden biri olmaktan öte Budapeşte halkının seçtiği bir temsilci haline getirdi. Sadece siyasi partiye göre verilmiş oylarla değil, halkın doğrudan desteğini de almış biri olarak seçildim. Bu tür önseçimlerden geçmiş olmak, adaylara büyük bir meşruiyet kazandırıyor.

I.E. : Mülakatımızın başında Budapeşte sakinlerinin yönetime, karar alma süreçlerine katılımasını teşvik ettiğinizi söylemiştiniz. Özellikle dikkat çekmek istediğiniz bir yöntem, bir örnek var mı?

G.K.: Üç başlıkta anlatmak isterim. Öncelikle, örneğin toplu taşıma gibi önemli konularda ne zaman reform ya da yenilik yapmak istesek doğrudan yurttaşlarımıza gidiyoruz. Son derece detaylı kamuoyu anketleri yaptırıyoruz ve onlara ne istediklerini, ne düşündüklerini detaylı bir şekilde soruyoruz. İkinci olarak, iklim kriziyle ilgili yeni tamamlanan stratejimizi hazırlama sürecinden bahsetmek isterim. Budapeşte sakinleri arasından rasgele yöntemle seçilmiş, her meslekten, her gelir grubundan, toplumun her kesiminden insanları bir “iklim meclisi” oluşturmak üzere davet ettik. Sonra kişiler arasından davetimizi kabul edenlerle enerji uzmanlarını, ilgili sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerini ve kendi temsilcilerimizi iki hafta sonu boyunca atölyelerde bir araya getirdik. Budapeşte için önceliklerimizin ne olması gerektiğini hep beraber saptadık. İklim kriziyle ilgili stratejimizi nasıl ve ne şekilde geliştireceğimize dair temel parametreleri beraber belirledik. Budapeşte Belediye Meclisi’nin onayına sunduğumuz iklim stratejimizi böyle hazırladık. Üçüncü olarak da yurttaşların katılımına açık bütçe planlaması için bir pilot proje başlattık. Paris’in nasıl yaptığına baktık, diğer büyükşehirleri inceledik. Şimdi bu pilot proje kapsamında bütçemizin küçük bir bölümünü, nelere harcanmasını isterler diye kent sakinlerine soruyoruz. Tüm bütçemizi nasıl harcayalım diye sormuyoruz tabii, bütçe içinden küçük bir kısmı şimdilik danışıyoruz. Ama önceliklerimizi belirlemek için halkın görüşlerine başvuruyoruz, onları önerilerini dinliyor, dikkate alıyoruz.

I.E.: Çok iyiymiş. Macaristan’da altı muhalefet partisi 2022 genel seçimleri için ittifak yapma kararı aldı. Türkiye’de de 2023 seçimleri için benzer bir arayış var. Güçlerini nasıl birleştirebilirler, arayış içindeler. Macar partilerin ittifak kararının detaylarını bilmiyoruz. Acaba dikkat çekmek istediğiniz hususlar olur mu? Belki Türkiye’deki muhalefet için de ilham verici olur söyleyecekleriniz?

G.K.: En başta şunu vurgulamak isterim ki, her şeyden önce ortak taahhüde adanmışlık ve bağlılık gerektiriyor. Çünkü iktidar partisi sizi bölmek, ittifakınızı dağıtmak, aranızı açmak, sizi birbirinize düşürmek isteyecek ve bunun için her fırsatı kullanacaktır. O nedenle ittifakı bir arada tutmak konusunda çok güçlü taahhütler verilmiş olması gerekiyor. Değinmek istediğim ikinci önemli husus ise şu: Muhalefetin, iktidarın politikalarına hayır demesi başarılı olmalarına yetmez. Sadece hayır demekle, itiraz etmekle olmaz. Güç birliği yapan muhalefet partileri, iktidarınkine alternatif olumlu bir ortak gelecek vaadi de ortaya koyabilmelidir. Elbette farklı ideolojileri, farklı çıkarları temsil eden partilerin bir arada çalışması kolay değil. Ama ortak değerler, ortak bir platform üzerinde uzlaşabilirlerse, o zaman seçmene de güven veren olumlu bir gelecek vaat etmeleri mümkün olabilir.

I.E.: Muhalefet ittifakı sizden yine aday olmanızı talep ederse, 2022’deki genel seçimlerde Viktor Orban’a karşı başbakan adayı olarak yarışmayı düşünür müsünüz?

G.K.: Başbakanlık için aday olmayı düşünmüyorum. Budapeşte Belediye Başkanı olarak çok önemli bir işim var ve ona odaklanmaya devam etmek istiyorum. Yine de şunu da eklemek isterim ki, iktidara karşı işbirliği yapan, beraber çalışan muhalefet partileri ortak bir aday belirlemeden önce, asıl olarak ortak politikalarını belirlemeye odaklanmalı. Bir ortak değerler platform kurmayı öncelemeliler. Ancak bunu yaparlarsa ve ancak bunu yaptıktan sonra en iyi ve en doğru adayı bulabilirler. Liderlere, kişilere odaklanmak tam da muhalefet ettikleri hâkim siyaset anlayışını, yani “güçlü lider fikrini” pekiştirecektir. Bu tam da bizim istemediğimiz, karşı olduğumuz şey değil mi? Biz politikalara, meselelerin kendisine odaklanmak istiyoruz. Kişilere değil. Biz farklı görüşlerin katıldığı var olabildiği kamusal tartışma zemini yaratmak istiyoruz. Kişi kültünü pekiştirmek değil. Savundukları değerler üzerinden ortak platform kurulursa aday bulmak da kolaylaşacaktır.

I.E. : Son sorum: Bratislava, Varşova ve Prag belediye başkanları ile birlikte, sizin ifadenizle “özgürlükçülük karşıtı dalgayı tersine çevirmek” için Özgür Kentler İttifakı kurdunuz. Kuruluş sırasında, “Kentler güncel demokrasi krizlerinin aşılmasında köprü başları olabilir” demiştiniz. Açar mısınız?

G.K.: Evet, gerçekten de birçok siyasetçi ve düşünür, nasıl geçmiş yüzyıllar devletlerin yüzyılı idilerse, 21. yüzyılın da kentlerin yüzyılı olduğunu söylüyor. Bunda doğruluk payı var çünkü demokrasinin nasıl ortaya çıktığını hatırlarsak yerellik bağını, kentlerdeki yerel toplulukların etkisini görebiliriz. Kentler demokrasiyi, demokratik düşünceyi ve demokratik değerleri güçlendirmek ve ilerletmek için mükemmel yerlerdir. Biz de tam bu nedenle Özgür Kentler İttifakı’nın bölgesel kalmasını istemiyoruz. Ortak değerler üzerinden kurduğumuz müttefiklik ilişkisini başka kentleri de katarak genişletmenin yollarını arıyoruz. Örneğin İstanbul ya da Londra’yı da aramıza katmayı çok isteriz çünkü gelecek ile ilgili ve demokrasiye dair hayallerimiz, yaklaşımlarımız ortak. Değerlerimizi ve politikalarımızı yaymak için kentlerin işbirliği yapması, beraber çalışması gerektiğine inanıyoruz.

I.E.: Teşekkürler Başkan Karacsony, eklemek istediğiniz ya da İstanbullular’a, Türkiye’ye yollamak istediğiniz mesajınız var mıdır?

G.K.: İstanbullular’a ve Türkiye’de yaşayan herkese şöyle bir mesaj iletmek isterim: Her yer için, her ülke, her ulus için çok zor zamanlardan geçiyoruz. Kriz zamanlarında aslında birbirimize ne kadar yakın, ne kadar benzer olduğumuzu fark ediyoruz. Herkese güç, dirayet ve başarı diliyorum. Bu günler geçtikten sonra mevkidaşlarımla bir araya gelebilmeyi dilerim ve Türk vatandaşlarını da Budapeşte’de ağırlamayı çok isteriz. Ortak kültürel mirasımız var ve Budapeşte çok beğenilen bir kenttir. Sağlık, güç ve başarı diliyorum herkese.

I.E.: Bay Karacsony, çok teşekkürler bize zaman ayırdığınız için.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus