Fransa’daki ırkçılık karşıtı akademisyenler için uluslararası dayanışma mektubu yayınlandı

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Dünyanın farklı bölgelerinde görev yapan çeşitli akademisyenler, terör saldırılarının ve İslam karşıtlığı tartışmalarının yoğunlaştığı Fransa’da ırkçılık karşıtı Fransız akademisyenlere destek için uluslararası bir mektup yayınladı. 100’den fazla Fransız akademisyen tarafından imzalanan ve 2 Kasım’da Fransız gazetesi Le Monde’da yayımlanan bir manifestoya cevap niteliğinde yazılan mektup, kısa süre içerisinde çok sayıda akademisyen tarafından imzalandı.

100’den fazla Fransız akademisyen, derste öğrencilerine fransız kara mizah dergisi Charlie Hebdo’nun Hz. Muhammed ile ilgili yayınladığı karikatürleri gösteren tarih öğretmeni Samuel Paty’nin 16 Ekim’de başı kesilerek öldürülmesine ve ardından Fransa’nın Nice kentinde düzenlenen terör saldırılarına tepki gösteren bir manifestoyu imzalamıştı. 2 Kasım günü Fransız gazetesi Le Monde’da yayımlanan manifestoda, Paty’nin öldürülmesini yaratan koşullardan, Amerika Birleşik Devletleri’nden ithal edilen “yerlileşme, ırkçılık ve dekolonizasyon” anlayışları sorumlu tutuldu ve İslamofobi hakkında yaptığı açıklamalarla Müslüman ülkelerden tepki çeken Fransa Eğitim Bakanı Jean-Michel Blanquer’e destek verildi.

Avusturalya Batı Sydney Üniversitesi’nde ırk tarihi ve ırkçılıkla ilgili çalışmalar yürüten Alana Lentin ve İrlanda’daki Maynooth Üniversitesi’nde Avrupa’da ırk, ırkçılık ve çok kültürlülük siyaseti üzerine çalışan Gavan Titley ise kaleme aldıkları açık mektupta, Fransız akademisyenlerin imzaladığı manifestodan yola çıkarak Fransa’daki akademik özgürlüğü savunarak Fransız akademisyenler arasında yükselen Müslüman karşıtı ırkçılığa karşı akademisyenleri dayanışmaya çağırdı. OpenDemocracy’de yayınlanan ve dünya üzerindeki akademisyenleri Fransa’daki ırkçılık karşıtı akademisyenlerle dayanışmaya çağıran uluslararası mektup, kısa sürede çok sayıda akademisyen tarafından imzalandı.

Mektubun çevirisi şöyle:

“Irkçılığın, beyaz üstünlüğü düşüncelerinin, antisemitizmin ve aşırı sağ ideolojilerin yükselişte olduğu bir dönemde akademik özgürlük de saldırıya uğradı. Irkların ve ırkçılığın köklerini ve yörüngelerini öğretme ve araştırma özgürlüğü, daha iyi anlamlandırılmaya çalışılan bazı popüler görüşler yüzünden sapkın bir şekilde suçlanıyor. 100’ün üzerinde Fransız akademisyen tarafından imzalanan ve 2 Kasım günü Le Monde’da yayınlanan manifestonun yarattığı tartışma da bununla ilgili. Manifestoyu imzalayanlar, Fransa Eğitim Bakanı Jean-Michel Blanquer ile ortak bir çizgide, Samuel Paty’nin 16 Ekim günü öldürülmesini yaratan koşulların oluşmasından Amerika’dan ithal edilen yerlileşme, ırkçılık ve dekolonyal anlayışı sorumlu tuttu. 

Bu iddia son derece samimiyetsiz ve aynı zamanda ırk, dekolonyalizm gibi konularda araştırma yapan akademisyenlerin ölüm tehditleri aldığı bir dönemde son derece tehlikeli. Bu manifestoya imza atan akademisyenler, Fransa’daki ırkçılık çalışmalarıyla birlikte İslamcı siyaset çalışmalarını ve beyaz karşıtlığına duyulan öfkeyi baz alan çalışmaları birleştirip tek bir bağlamda incelemek için açıkça yanlış olan bir yolda kendi güvenilirliklerini feda ettiler. Ve bu manifestoyu, akademik özgürlüğü yeniden tanımlayarak “Cumhuriyet’in değerlerine saygı göstermesi” yönünde kısıtlayan bir Senato kararının ardından, akademik özgürlüğün siyasi müdahaleye açık bir konuma geldiği bir zaman diliminde yayınladılar.

Manifesto açıkça, üniversitelerdeki İslamcı akımları ayıklayarak onları destekleyen farklı ideolojik tabanlar karşısında net bir pozisyon almak ve Cumhuriyetçi prensiplerle birlikte akademik özgürlükleri zedeleyen meselelerle mücadele etmek için sorumlu bir organ oluşturan Fransa Yüksek Öğretim, Araştırma ve Yenilik Bakanlığı tarafından başlatılan “McCarthyci” süreci destekliyor.

McChartycilik: Adını eski Wisconsin senatörü Joseph McCarthy’den alan ve ABD’de 1940-50’li yıllarda çok sayıda özel çalışanın ve memurun komünist olmakla itham edilerek yargılandığı “cadı avı dönemine” yönelik kullanılan bir terim.

“İslami solcu” etiketi, Fransa’daki hükümet üyeleri, medya ve bazı saldırgan akademisyenler tarafından oldukça sık kullanılan bir terim. Bu ifade,1930’lu yıllarda komünizmin Yahudiler arasında yayılmasından sonra popülerleşen antisemitik “Yahudi Bolşevizmi” suçlamasını hatırlatıyor. “İslami solcu” kavramı, İslam’ın (ve Müslümanlar’ın) cihatçı İslamcılıkla karıştırmasına sebebiyet verdiği için son derece zararlı bir kavram. Başka bir deyişle, Fransa’daki Müslüman azınlığa yapılan ırkçılıklara dikkat çeken akademisyenler, İslamcı teröristlerin müttefikleri ve milletin düşmanları olarak damgalanıyor. 

Bu manifestonun içerisindeki tek çelişki bu değil. Manifestoyu imzalayanlar, manifestoda kullanılan sert ve ateşleyici ifadelerin, Yahudi entellektüellerini devlet düşmanı “Kültürel Marksistler” olarak gösteren antisemitik cadı avınını nasıl beslediğinden habersiz gibi görünüyor. Bugünün düşmanları ise Müslümanlar, ırkçılık karşıtı politikacılar ve sömürgecilik karşıtı düşünürlerle birlikte, devlet eliyle yapılan ırkçılığa ve İslamofobiye karşı onlarla birlikte duran herkes.

Dahası, küresel bir bağlamda, Kuzey Amerika’dan aslında kimin fikir ithal ettiği sorusu da tartışmaya değer. Manifesto, Trump tarafından imzalanan ve insanların ABD hükümeti tarafından “özünde ırkçı ve seksist” olarak nitelendirilen ideolojileri savunmalarını yasaklayan bir başkanlık kararnamesinin ardından geldi. Trump’ın hemen arkasından Britanya Muhafazakar Partisi de Eleştirel Irk Teorisi’ni (Critical Race Theory) ayrılıkçı bir ideoloji olduğu yönünde kötüleyerek teorinin okullarda öğretilmesinin yasaları çiğnemek olacağını öne sürdü.

Paris’teki Sorbonne Üniversitesi’nde Samuel Paty için düzenlenen tören

Manifestoda eleştirel ırk ve dekolonyal öğretilere getirilen eleştirilerin, akademik özgürlüğe ilişkin açık çifte standartlar yaratıyor oluşu da endişe verici. Akademik özgürlüğün gerçek doktrininin aksine, manifestoda ortaya konulan talepler, Fransız sömürgeciliğinin ve kurumsallaşmış ırkçılığın tarih veya sosyoloji boyutlarıyla öğretilmesini ve araştırılmasını akademik özgürlüğe yapılan bir saldırı olarak tasvir ediyor. Ve yanlış veya tehlikeli bir şekilde bu öğretileri akademik bir bağlamda İslami aşırılıkla ilişkilendirmek ve tıpkı manifestoyu imzalayan akademisyenlerin yaptığı gibi bazı akademisyenleri bu vahşi cinayetlerden sorumlu tutmak, manifestoda akademik özgürlükle tutarlı bir davranış biçimi olarak sunuluyor. 

Bu davranış, ırkçılığın bir ifade özgürlüğü biçimi olarak korunduğu ve ırkçılık karşıtı görüşlerin ifade özgürlüğünün ihlali olarak değerlendirildiği küresel bir eğilimin parçası. Tıpkı Donald Trump için olduğu gibi manifestoyu imzalayan akademisyenler için de, ırkçılık karşıtı olarak değerlendirilebilecek kişiler yalnızca sömürgecilik, kölelik ve soykırım hakkındaki tarihsel gerçeklikleri atlamakta ısrar eden ulusal tarihçiler. Bu sapkın ve çağ dışı vizyon içerisinde, geçmişteki adaletsizliklerden bir takım dersler çıkarmak amacıyla eleştirel bağlamda araştırma yürütmek ve bu konuda ders vermek; ırkçılığı kişilerin düşüncelerine indirgeyen ve onu sosyoekonomik eşitsizliklerin hüküm sürdüğü toplumlarda devletlerin ve kurumların eylemlerinden, yasalarından ve politikalarından ayıran bir görüş olan “beyaz karşıtı ırkçılıkla” uğraşmak anlamına geliyor.

Böyle bir atmosferde, Fransa’nın sömürgecilikte veya Ortadoğu ya da Afrika’nın mevcut jeopolitik dengelerinde oynadığı role ilişkin yapılan herhangi bir eleştirel sorgulama, yerel devlet ırkçılığından hiçbir şekilde bahsetmemek için İslamcı şiddetin ve ayrılıkçılığın meşrulaştırılması olarak reddediliyor. Bu şartlar altında, siyasi ve ekonomik elitlerin hem yerel hem de küresel ırkçılığın sürmesindeki rolleri hiçbir şekilde sorgulanmazken akademisyenler ve aktivistler, sıradan insanlar için koşulları iyileştirmeye çalışırken acı çekiyor. 

Gerçek bir özgürlüğün yanında konuşma ve vicdan özgürlüğünü de tahsis edebilmek için siyasetçiler, yorumcular ve seçilmiş akademisyenler tarafından ideolojik olarak yürütülen bu saldırı tehditlerinin karşısında Fransız eğitimcilerin yanındayız. Bu manifesto, ırkçılık ve sömürgecilik tarihinin aklanmasıyla birlikte bütün Müslümanları şiddetle ve Müslümanlar’ı savunan kişileri de “İslami sol” ile ilişkilendiren İslamafobik bir dünya görüşüne dayanıyor. Gerçek bir akademik özgürlük, ortak bir geleceği güvence altına almak için gerektiği takdirde ulusal geçmişi de eleştirebilme hakkını içermelidir. Beyaz üstünlüğünü savunan elitler tarafından teşvik edilen derin bir kutuplaşma döneminde, bu özgürlüğü savunmak her zamankinden daha önemli”

Mektup, kısa sürede dünyanın farklı bölgelerinde görev yapan çok sayıda akademisyen tarafından imzalanıp paylaşıldı. Mektubu imzalayan akademisyenlerin listesi şöyle:

Doç. Dr. Alana Lentin, Batı Sydney Üniversitesi

Doç. Dr. Gavan Titley, Maynooth Üniversitesi

Prof. Gayatri Chakravorty Spivak, Columbia Üniversitesi

Prof. Michael Rothberg, UCLA

Prof. David Scott, Columbia Üniversitesi

Prof. Gurminder Bhambra, Sussex Üniversitesi

Prof. Rashid Khalidi, Columbia Üniversitesi

Prof. Laleh Khalili, Londra Queen Mary Üniversitesi

Prof. David Theo Goldberg, California Üniversitesi

Emeritus Profesör Talal Asad, CUNY

Prof. Anne Phoenix, Londra Üniversitesi Akademisi

Prof. David Roediger, Kansas Üniversitesi

Prof. Lewis R. Gordon, Connecticut Üniversitesi

Dilip M Menon, Witwatersrand Üniversitesi

Prof. Lisa Duggan, New York Üniversitesi

Prof. Johnny E. Williams, Connecticut Üniversitesi

Prof. Ramón Grosfoguel, Kaliforniya Üniversitesi

Emeritus Profesör Genevieve Rail, Concordia Üniversitesi

Prof. Claudia Breger, Columbia Üniversitesi

Prof. Karim Murji, Batı Londra Üniversitesi

Prof. Joan Scott, Princeton Üniversitesi

Prof. Gil Anidjar, Columbia Üniversitesi

Prof. Ariella Aïsha Azoulay, Brown Üniversitesi

Prof. David Palumbo-Liu, Stanford Üniversitesi

Prof. Ghassan Hage, Melbourne Üniversitesi

Prof. Jean Beaman, Kaliforniya Üniversitesi

Prof. Philippe Marlière, Londra Üniversitesi Akademisi

Prof. Michael Cronin, Trinity Koleji

Prof. Andrew Ross, New York Üniversitesi

Prof. Ann Whitney, Barnard

Prof. Priyamvada Gopal, Cambridge Üniversitesi

Dr. Adrián Groglopo, Gothenburg Üniversitesi

Prof. Ann L. Stoler, The New School for Social Research

Prof. Umut Erel, The Open University

Dr. Yiva Habel, Södertörn Üniversitesi

Doç. Dr. Ravinder Kaur, Kopenhag Üniversitesi

Dr. Zahra Bayati, Göteborg Üniversitesi

Dr. Scott Burnett, Göteborg Üniversitesi

Doç. Dr. Aylwyn Walsh, Leeds Üniversitesi

Prof. Mahmood Mamdani, Columbia Üniversitesi

Emeritus Profesör Sarah Schulman, New York Şehir Üniversitesi

Prof. Nicholas Mirzoeff, New York Üniversitesi

Prof. James Schamus, Columbia Üniversitesi

Prof. Michael Harris, Columbia Üniversitesi

Prof. Diana Mulinari, Lund Üniversitesi

Anders Neergaard, Linköping Üniversitesi

Dr. Nicholas Smith, Södertörn Üniversitesi

Prof. Sindre Bangstad, KIFO Norveç

Prof. Stephen Sheehi, William ve Mary Üniversitesi

Dr. Jason Toynbee, The Open University

Dr. Max Ajl, Wageningen Üniversitesi

Dr. Hamza Hamouchene, Ulusötesi Enstitüsü

Doç. Dr. Hanna Wikström, Götenborg Üniversitesi

Dr. Getahun Yacob Abraham, Karlstad Üniversitesi

Emeritus Profesör John Holmwood, Nottingham Üniversitesi

Prof. Miriam Ticktin, The New School for Social Research

Prof. Karen Seeley, Barnard College

Prof. Brinkley Messick, Columbia Üniversitesi

Prof. Richard Peña, Columbia Üniversitesi

Doç. Dr. Barzoo Eliassi, Linnaeus Üniversitesi

Ben Ratskoff, UCLA

Doç. Dr.Ronit Lentin, Trinity Koleji (emekli)

Dr. Aurelien Mondon, Bath Üniversitesi

Dr. Nicholas Guyatt, Cambridge Üniversitesi

Dr. Simon Dawes, Versailles Üniversitesi

Emeritus Profesör Jordi Marsal, Barselona Üniversitesi

Prof. Francisco Marquès, Katalonya Politeknik Üniversitesi 

Doç. Dr. Pamila Gupta, Witwatersrand Üniversitesi 

Dr. Justine Feyereisen, Wolfson College, Oxford Üniversitesi

Dr. Jamila Mascat, Utrecht Üniversitesi

Mektubu imzalamak için tıklayınız

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus