Olivier Roy : “Ermenistan ‘Hıristiyan Rusya’ efsanesine kandı”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Azerbaycan’la arasındaki bâriz askerî dengesizliğe ek olarak, Erivan’da, bazı jeopolitik uzmanları gibi Moskova’yı İslam’a karşı son siper telakkî etme hatasına düşüldü. Oysa Moskova’da bulunan, kendi etki alanını tekrar fethetme iradesini yanlış değerlendirmekti bu, diye tahlil ediyor siyaset bilimci Olivier Roy, Le Monde gazetesinde 18 Kasım’da yayımlanan yazısında. Haldun Bayrı çevirdi.

Olivier Roy

Dağlık Karabağ çatışmasında Ermenistan nasıl bu kadar kolay ezilebildi? Teknik nedenleri biliyoruz elbette. SSCB’nin yıkıldığı anda, önce Çarlık sonra Sovyet orduları çerçevesinde uzun bir askerî tarihi olan Ermenistan, yakın tarihte ortaya çıkan ve askerî geleneği bulunmayan Azerbaycan üzerinde askerî kapasite bakımından öndeydi; 1994’te Dağlık Karabağ’ı alıp çok sayıda Azeri bölgesini ele geçirebilmişti. 2003’te Bakü’de İlham Aliyev’in iktidara gelişiyle bu üstünlük yok oldu: Azerbaycan’ın askerî bütçesi Ermenistan’ın askerî bütçesinin yedi katı bir düzeye ulaştı; Azeri nüfusu üç misli kalabalık ve 1990 civarında Ermenistan’ın nüfus bakımından kan kaybetmeye başlamasından beri ondan çok daha genç bir nüfusa sahip.

Rusya ve Türkiye ile yapılan askerî anlaşmalar Azerbaycan ordusunun elden geçirilmesini ve talim görmesini sağladı; hidrokarbon gelirleri ise yoğun silah satın alımını, özellikle de İsrailli ve Türk şirketlerin sattığı insansız hava araçlarına (İHA) erişimini mümkün kıldı. Dünya silah pazarında Azerbaycan mükemmel bir müşteri. Üstelik rejim istikrarı var, dolayısıyla uzun vadeli bir strateji tasarlayabiliyor.

Ermenistan ise aksine, azalan nüfusuyla, askerî bütçesinin olduğu yerde saydığını, özellikle de resmî yetkililer arasında yaygın yolsuzluk ve ihmallerin ağır yüküne göz yumulduğunu, siyasî istikrarsızlığın da bu durumu azdırdığını gördü. Eylül ayında Azerbaycan kuvvetleriyle müttefiklerinin ilerleyişini seyreden de, boynu bükük ve moralsiz bir orduydu.

Sürprize yol açmadı

Ama her şeyi açıklamıyor bu. Azerbaycan’ın kendi toprakları telakkî ettiği bölgeyi geri almak için yeniden silahlandığı on beş yıldır biliniyor. Bozgun sırasında başkan olan babası Haydar Aliyev’in gölgesinden kurtulma kaygısındaki Başkan İlham Aliyev, bunu kişisel bir mesele hâline getirip bulabildiği tüm araçlara sarılmıştı. Azerbaycan taarruzunda sürprize yol açacak bir şey yoktu: Ateşkes hattındaki gerginlik iki senedir artmıştı ve iki ülkede de yer kapmış olan Rusya her şeyin farkındaydı. Dolayısıyla asıl şaşırtıcı olan, Ermeni tarafında bu durumun önceden görülememesiydi.

İşinin ehli insan yokluğunun, yolsuzluğun ve siyasî istikrarsızlığın etkisini inkâr etmeden, kuvvetlerdeki dengesizliği inkâr etmeden, işe karışan bir başka faktörü de saymak gerek: Ermenistan, “Türk” ve “Müslüman” tehdidine karşı Rusya’nın sarsılmaz desteğine güvenmekteydi. Kısacası, Batı’yı İslam’dan ayıran o kırılma çizgisinde, Ermenistan’ın ileri karakolunu oluşturduğu Batı’nın son siperi bir Hıristiyan Rusya imajına körü körüne inanmıştı. Bu rolüyle Rusya, Bakü’yü taarruza geçmekten caydırabilirdi.

Ermenistan’ın yüz üstü bırakılması

Oysa Rusya Ermenistan’ın ezilmesine bilinçli olarak fütursuzca ses çıkarmadı. Ruslar’ın, taarruzdan haberdar oldukları gibi, muhtemelen bunun sınırlarını Bakü’yle tartışmış ve peşinen kırmızı çizgiler (Ermenistan sınırlarının aşılmaması ve uluslararası hukuka göre Azerbaycan’a ait kabul edilen toprakları geri almakla yetinilmesi) koymuş olduklarını düşündürüyor her şey.

Bu “Hıristiyan” Rusya imajı yirmi yıldır çoğu aşırı sağa yakın olan ve göçmen sorunuyla jeostratejiyi birbirine bağlamaktan hoşlanan Batılı jeopolitik uzmanları tarafından kışkırtılmaktadır: Bunlara göre içeriden İslam tarafından tehdit edilen Batı’nın son savunucusu Rusya olmaktadır. Askerî çevrelerde sık sık işittiğimiz tema buradan çıkmaktadır: Düşmanımızı bilememişiz; Bosna’da Sırplar’ın, Suriye’de de Esad’ın yanında yer almamız gerekirmiş.

“Rus yaklaşımı, güçler dengesi üzerine kurulu bir realpolitik ve jeostratejinin pek ‘Batılı’ olmayan bir kavrayışına dayanmaktadır”

Öncelikle bir güçler dengesi üzerine kurulu ve jeostratejinin bütünüyle Ruslar’a özgü, pek “Batılı” olmayan (ve ondan da az Hıristiyan olan) bir kavrayışına dayalı Rus yaklaşımından hiçbir şey anlamamaktır bu.

İslam kartı

Rusya kendi etki alanını tekrar fethetmek istemektedir. Müslümanlar bu işe bir engel değildir; diğerleri gibi bir karttır ve bu kartı oynayarak Gürcistan’ı aşağılamıştır (Abhazlar’a ve Acarlar’a destek vererek). Çeçenistan’ın denetimini İslam üzerine oynayarak tekrar eline almıştır. Çeçenistan, tabir caizse Rusya Çarı’nın kutsamasıyla şeriatın kendini dayattığı tek Avrupa Konseyi toprağıdır. Elbette bu durum, dünyadaki tüm Radyo Moskova’ların Fransız banliyölerindeki islâmîleşmeyle alay etmelerine engel değildir; o sırada ise Çeçen diktatörü, öğretmen Samuel Paty’nin katili genç vatandaşına karşı anlayış göstermektedir. Bugünse, Ermenistan’ı tekrar Rus kalıbına oturtmayı mümkün kılan Azerbaycan olmaktadır.

 Türkiye Rusya için artık Osmanlı İmparatorluğu’nun olmuş olduğu gibi bir ezeli düşman değildir; her ne kadar Erdoğan halifecilik oynuyorsa da, onun politikası halife kadar Osmanlı değildir. Türk kuvvetleri ve müttefikleri üç cephede (Suriye, Libya, Azerbaycan) Rus kuvvetleri ve müttefiklerinin yakınındadır ve hangisinin hangi tarafta olduğu hiçbir zaman tam olarak bilinememektedir. Bazen birbirlerine verdirdikleri kayıplar, üzücü kazalar gibi, ya da sadece birbirine gönderilen mesajlar gibi muamele görmektedir. Önemli olan pragmatizmdir, hatta mebzul miktarda kinizmdir. Stratejiden bahsetmek istenirse, çatışmalara daha az kültüralist ve daha akılcı bir yaklaşıma dönmek gerekmektedir. Rus kinizmi bize bunda yardımcı olabilir, ya da buna mecbur bırakabilir.

Olivier Roy Floransa Avrupa Üniversitesi’nde öğretim üyesi, siyasetbilimci ve İslam uzmanı.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus