Isaac Asimov: 1938 sonrası bilimkurgu tarihi (1971-Türkçe altyazılı)

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Bilimkurgu ile muhtemelen hayatımın sonuna dek bitmeyecek bir ilişki içinde olacağım. Tabii yanlış anlaşılmasın, odasında bilimkurgu posterleri olan, her türden bilimkurgu yayınını tüketmiş biri de değilim. Gerçi hiçbir mesele üzerine böyle bir bağlanmışlığım yok sanırım. Her neyse, konumuz bu değil.

Jules Verne’in eserleriyle daha ilkokulda tanışmıştım. Hatta Ay’a Yolculuk’tu ilk okuduğum kitabı. Hemen ardından da 80 Günde Devriâlem’i devirmiştim. Çok şaşırmıştım. Çevremde dönüp duran dünyanın ötesine bir adım atmış gibi hissetmiştim. Elbette daha önce Ay’ı görmüştüm, gökyüzü hemen tepemdeydi, uçakları biliyordum, gidebilmek ve keşfedebilmek mümkündü bir yerleri, ancak Jules Verne okuyuncaya dek bu bölük pörçük fikirleri bir araya getirmemiştim. Sanırım evren ile benim aramda bir mesafe vardı, içinde bulunduğum hayali fanusun dışına çıkmanın mümkün olabileceğine dair doğru düzgün bir fikrim veya sezgim yoktu. Jules Verne ile “Aaa!” dedim kendi kendime, “sınırlar o kadar da keskin değil demek ki”.

Elbette o noktadan sonra hayatımı bilimkurguya adamadım, ancak her türden olasılığın eğilip bükülebileceğine dair bir fikir edinmiştim. Aslında beni iyi veya kötü felsefeye yönlendiren de sanırım bilimkurgu oldu. Birtakım saf hayali ihtimallerin ayağı yere nasıl basar acaba diye düşünmüş olabilirim. Olabilirim diyorum, çünkü içinde bulunduğum akışta hiç de öyle bilinçli bir şekilde seçimler yapmadım, şimdi çok uzaktan bakınca neyin ne olabileceğine dair daha rahat akıl yürütüyorum sadece, hepsi bu.

Yaşım ilerledikçe daha fazla bilimkurgu kitabı okudum, daha fazla bilimkurgu ile ilgili şey izledim. Elbette ki yolum Isaac Asimov’dan da geçti. Robot, Vakıf ve İmparatorluk serisini (yaklaşık 17 kitaptı yanılmıyorsam) birkaç ay boyunca araya başka kitap almadan okuyup bitirdim. Normalde aynı anda aşağı yukarı beş farklı kitabı okuma alışkanlığına sahip biri olduğumu düşünürsek, benim adıma ilginç bir durumdu bu.

Asimov evreni beni epey etkilemişti. Öyle derin karakterleri olduğundan veya güçlü bir edebiyat içerdiğinden değil, evrenin bir parçası olduğumu bana hissettirdiği için etkilemişti beni. Şu veya bu biçimde evreni bir bütün olarak görmeme yardımcı olmuştu. Biz burada sessiz bir gece vakti gökyüzüne bakıp “ne kadar da sakin bir manzara bu böyle” derken, evrenin çok uzak bir köşesinde bilmem kaçıncı büyük evren savaşı yaşanıyor bile olabilir. Elbette ki böyle söyleyince ahmakça geliyor kulağa, ama demek istediğim, her türlü kişisel meselenin ve kimliğin ötesinde, “insan” olmanın ötesinde bile bir “olmak” var ve evren ile benim en büyük ortak özelliğim bu “olmak”. (Kulağa hâlâ da ahmakça geliyor, ne yapsam bilemiyorum. İyisi mi, uzatmamak.)

1971 tarihli bu kayıtta Asimov, “1938 Sonrası Bilimkurgu Tarihi” başlıklı bir meseleyi ele alıyor. Çeşitli bilimkurgu dergilerinin ortaya çıkışını, bilimkurgu anlayışının bu dergiler aracılığıyla nasıl değiştiğini, hatta bilimkurgunun gelecekteki dünyayı nasıl tasarladığını örnekleriyle anlatıyor.

Asimov gibi çok büyük bir bilimkurgu yazarından böylesi bir anlatıyı dinlemek benim epey hoşuma gitti. Elbette bunu çevirip yayınlamak istedim, böylece yine benimle benzer ilgi alanına sahip bir avuç insan ile ortak bir şeyler paylaşmış oluruz diye düşündüm. Tabii bir de beni etkilemiş insanlara ait kayıtları çevirmeyi sevmem var; bir nevi minnet duygusuyla hareket ediyor, borcumu ödemiş gibi hissediyorum kendimi. Üstelik bu, pek bilinen bir kayıt da değil, bu sebeple elim değmişken Türkçenin yanına İngilizce altyazı da ekledim, belki başka milletlerden insanlar için de faydası olur dedim.

Şimdi vakit, esen kalma vaktidir.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus