Gomaşinen (42): Bir İslam komünü olarak Akevler Kooperatifi, Adil Düzen ve Süleyman Karagülle

Gazetecilik anılarımın 42. bölümünde, geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Süleyman Karagülle’yi, onun bir tür “İslam komünü” olarak başlattığı İzmir’deki Akevler Kooperatifi’ni, daha sonra Necmettin Erbakan tarafından Refah Partisi’nin ekonomik programı olarak benimsenen “Adil düzen” önermesini anlattım.

Yayına hazırlayan: Zübeyde Beyaz 

35 yıllık gazeteciyim. Türkçe’nin dışında Fransızca ve İngilizce’yi anlayabiliyorum, konuşabiliyorum, yazabiliyorum da. Ama kendi anadilim olan Lazca’yı bilmiyorum. Birkaç kelimeden ibâret bir Lazca bilgim var. Bu da benim hayattaki en büyük ukdelerimden birisi. Bu nedenle 35 yıllık gazetecilik hayatımdan kesitleri aktarmayı hedeflediğim bu podcast dizisinin başlığını “Gomaşinen” olarak seçtim; yani: “Hatırlıyorum…”

Merhaba, iyi günler. “Gomaşinen”in 42. bölümünde pazartesi günü 93 yaşında hayatını kaybeden Süleyman Karagülle’yi anlatmak istiyorum. Birçok kişi için yabancı bir isim olduğu muhakkak, çünkü uzun süredir göz önünde olan birisi değil; zâten hayâtı boyunca da genellikle çok popüler olmamaya dikkat etmiş birisiydi. Süleyman Karagülle, Necmettin Erbakan’ın Refah Partisi döneminde gündeme taşıdığı, partisinin ana programı olan “Âdil Düzen”in teorisyeniydi. Erbakan’ın uzun uzun anlattığı Âdil Düzen’in temelini Süleyman Karagülle ve arkadaşları atmıştı –esas olarak Süleyman Karagülle–, ama daha sonra Erbakan onu kendisi bir şekilde değiştirip dönüştürmüştü ve herkes tarafından da, yani kamuoyu tarafından da Erdoğan’ın teorisi olarak biliniyordu. Halbuki bu olay Süleyman Karagülle ve onun İzmir’de 1967’de temelini attığı Akevler Kooperatifi’nin bir ürünüydü. Akevler Kooperatifi hâlâ varlığını sürdürüyor bildiğim kadarıyla. İstanbul’da da yapılmış evler söz konusu burada. 

Süleyman Karagülle, değişik görüşleri olan, çok farklı, istisnâî birisiydi —kendisiyle tanışma imkânım olmuştu. İTÜ mezunuydu; İstanbul Teknik Üniversitesi’nde elektrik bölümünde okumuş birisiydi. Fakat medrese eğitimli babasından İslâm ilimlerini de öğrenmiş; dolayısıyla din ile, dinî bilgilerle modern bilimi kendine özgü bir yöntemle kaynaştırmış birisiydi. Hemşerim sayılır; Artvin Borçkalı, ama Laz değil. Kendisiyle ben, yanlış hatırlamıyorsam 1986 yılında tanıştım. İzmir’e gittim ve orada kendisiyle ve diğer arkadaşlarıyla röportaj yaptım. Gazetecilik hayatımın ilk yıllarıydı; Nokta dergisinde çalışıyordum ve “Bir İslâm Komünü” kapağıyla Nokta dergisinde çıkmıştı. “İslâm Komünü” diye de Akevler Kooperatifi’ni anlatmıştım. 

O kapağın benim için gazetecilik hayatımda ayrı bir yeri vardır, onu kısaca anlatmak isterim: Mayıs 1985’te girdiğim Nokta dergisinde çalışırken, bayağı bir hızlı bir şekilde, özellikle İslâmî hareketler üzerine yaptığım haberlerle, röportajlarla, kapak dosyalarıyla hızlı bir şekilde ilerlediğimi düşünüyordum ve dergide bu ilerleyişime denk bir statü beklentisi içerisine girdim; statü ve tabii ki maaş beklentisi içerisine girdim. Derginin sâhibi, ama fiilen de genel yayın yönetmeni olan Ercan Arıklı’yla bir görüşme yaptım, ondan hak talep ettim diyeyim, daha fazla bir şeyler talep ettim ve vermedi; ben de bunun üzerine hiçbir gidecek yerim olmamasına rağmen istifâ etmeye karar verdim. Arkadaşlarıma söyledim, inanmadılar, insanlar iknâ etmeye çalıştı ve ben bu arada İzmir’e gitmiş gelmiş, Akevler’de röportajlar yapmış ve kapağı hazırlamakla meşguldüm. O tarihlerde bilgisayar falan yok; daktiloda kapak yazısını yazdım, teslim ettim, sonra editörlerden geçti, son düzeltmelerini yaptık. Biz genellikle bunu geç saatlerde yapardık; kapaklar en sona saklanırdı — haftalık dergi. İşleri bitirdikten sonra yine daktiloyu aldım ve oraya istifâ dilekçemi yazmıştım. Hiç unutmam, arkadaşlar şaşırmışlardı; çünkü biraz önce kapağı yapıp bitirmiştim ve sonra istifâ ettim. Bir müddet zâten işsiz kaldım, serbest gazetecilik yapmaya kalktım; daha sonra Nokta’nın rakibi gibi olan Tempo dergisine girdim vs. — neyse, bunları çok uzatmayayım. 

Evet, İslâmî hareketi çalışırken, değişik değişik cemaatlerle, gruplarla, kişilerle tanışıyordum; onlarla röportajlar, haberler yapıyordum — bayağı da bir ilgi görüyordu. Dergiden de istiyorlardı ve bir şekilde Akevler’i öğrendim, buldum, kendilerine ulaştım ve onlar da hiç tereddütsüz kabul ettiler. Genellikle o tarihlerde İslâmî hareketin içerisindeki kişileri iknâ etmek –kendi câmialarından olmayan bir yerde, ki Nokta dergisi o tarihlerde çok popülerdi– iknâ etmek kimi zaman çok zor olabiliyordu. Akevler bu noktada en farklı, en şeffaf davrananlardan birisiydi. Gittim, orada Süleyman Karagülle, Süleyman Akdemir –ki hukukçuydu–, iktisatçı olan Arif Ersoy –ki o da rahmetli oldu– bunlarla ve başkalarıyla da uzun uzun röportajlar yaptım. Orada bana anlattılar. Şimdi Âyet ve Slogan’dan onunla ilgili bölümü tekrar tekrar okuyorum; birçok şeyi unutmuşum tabii; ama meselâ, Mezopotamya modeli bir İslâm Komünü kurduklarını söylüyorlardı. Birtakım hesaplamaları vardı; burada temel arayış rüşvet ve fâizden kaçınmaktı. Rüşvet ve fâizden kaçınmak için ne yapabileceklerini düşünmüşler ve Süleyman Karagülle’nin geliştirdiği teoriyi, başka sosyal bilimlerde özellikle akademik kariyeri olan isimler, iktisatçı ya da hukukçu ya da siyasetbilimci birtakım isimler bir araya gelip birtakım teoriler geliştirmişler ve bunu kendi kooperatifleri üzerinden de hayata geçiriyorlardı. Aynı yerlerde, yani aynı kooperatif içerisinde yaşıyorlar ve kooperatifin yönetiminin nasıl değiştiği vs. bütün bunların hepsinde komünal bir yaklaşım vardı, çok çarpıcıydı. 

Ben onları bıraktıktan beri nasıl gelişti inanın bilmiyorum; ama herhalde varlıklarını sürdürdüler, dönem dönem birtakım yayın organları çıkardılar ve hattâ Süleyman Karagülle ve bâzı arkadaşları Orta Asya’da, bildiğim kadarıyla özellikle Kırgızistan’da devlete danışmanlık yaptılar. Çok ilginç bir isimdi, Türkiye’de çok değeri bilinmedi, biraz da zor birisiydi aslında Süleyman Karagülle. Kendisi Erbakan’la çok eskiden beri, muhtemelen İstanbul Teknik Üniversitesi yıllarından tanışıyor; daha sonra Erbakan’ın Milli Nizam Partisi ve Milli Selamet Partisi’nin kuruluş dönemlerinde de onunla berâber hareket etmiş bir kişi. Siyâsete ilgisi vardı, ama sonra gördüğüm kadarıyla sivilliği, meşrûiyeti çok önemseyen, şeffaflığı çok önemseyen birisiydi; dolayısıyla siyâset ona göre olmadı yanılmıyorsam. Süleyman Karagülle’nin kamuoyunda daha çok bilinen yönü, gazeteci Fehmi Koru’nun kayınpederi olmasıdır; yani Fehmi Koru’nun eşi Nebahat Hanım Süleyman Karagülle’nin kızıdır. Ama onun bunu öne çıkarttığını ben hiç hatırlamıyorum; fakat kendisinden bahsedilirken hep bunun bir şekilde geçirildiğini de görüyorum. 

Bütün bu yapıda tanıştığım insanlar arasında, meselâ bir ara Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı olan Şükrü Karatepe var. Şükrü Karatepe de bu çevredendi; benim o tarihlerde tanıdığım, “demokrasiyi en içselleştirmiş İslâmcı” denebilir mi çok emin değilim ama, İslâmî kesim içerisinde en içselleştirmiş isimlerden birisiydi Şükrü Karatepe. Fakat Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı’yken, 10 Kasım günü yaşanan bir olaydan dolayı başına işler geldi ve belediye başkanlığını kaybetti. Ondan sonra bir müddet ortadan çekilmişti; ama bir süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın danışmanlarından birisi. Bu başkanlık sisteminin hazırlanmasında da yer aldığını duydum ve bu beni açıkçası çok şaşırttı. Hattâ bunu kendisine de söylediğimi hatırlıyorum. Bir telefon konuşmasında söyledim ve bende bunun bir hayal kırıklığı yarattığını söyledim, o da bana bozuldu. Tabii, olabilir; ama benim o tarihlerde Akevler sürecinde ve daha sonrasında tanıdığım Şükrü Karatepe ile Türkiye’nin zâten var olan sorunlarının iyice kronikleşmesine ve derinleşmesine neden olan bu Türk tipi başkanlık sisteminde onun da bir şekilde imzâsının olması gerçekten beni çok şaşırtmıştı. 

Bu yapıyı ben, “Güçlenen İslâm’ın sıra dışı yankıları” diye, Âyet ve Slogan’ın son bölümüne koymuştum Akevler’i; diğerleri arasında meselâ Adnan Hoca ve Edip Yüksel var yine sıra dışı yankı olarak, ya da merkezi Pakistan’da olan Tebliğ Cemaati var; fakat şimdi baktığımda, onlarla çok alâkası olmayan, yani sıra dışı olmak dışında hiçbir benzerliği olmayan, geçmişe çok referans veren bir girişim. Şimdi onu Arif Ersoy’un sözleriyle bulmak istiyorum; kendilerinin neleri örnek aldığını anlatmıştı Doç. Arif Ersoy. Daha sonra Çorum Belediye Başkanlığı yaptı; Mazdek cemaatinden, Şeyh Bedrettin’den, ütopik sosyalist Robert Owen’dan, Tito deneyiminden etkilendiklerini açık açık söylüyordu. Bambaşka bir şey gerçekleştirmek istediklerini söylüyordu. 

Bunu gerçekleştirebildiler mi? Sanmıyorum, ama bunun için çalıştılar, bunun için çaba sarf ettiler ve buraya angaje oldular. Sonra bâzılarının yolları ayrıldı; ama birileri de bunu ısrarla sürdürmeye çalıştı. Küçük bir çevre olarak kaldılar; tüm Türkiye’ye yayılmak, bütün görüşlerini hâkim kılmak gibi bir arayış içerisinde olmadılar. Erbakan’ın kendi teorilerini alıp dönüştürerek Parti’nin programı haline getirmesine de belki bozulmuşlardır; ama çok yüksek sesle îtiraz etmediler, etselerdi bile –ya da etmişlerse bile diyelim– etkili olmadı; kendi kabuklarında yaşadılar, ama bunu yaparken de özellikle kimseye zararları dokunmadı, öyle söyleyeyim. Ütopik bir şeyi gerçekleştirmeye çalıştılar; ama günümüzde dünyada, hele Türkiye’de, hele bu şartlarda böyle ütopyaların gerçekleşme ihtimali zâten yok; ama bunu ciddî bir şekilde aradılar. Hani şöyle düşünecek olursak, koca koca insanlar diyelim, bunun için çaba sarf ettiler ve onlarla konuşmalarım hâlâ gözümün önüne gelir; böyle sürekli meram anlatmak, sürekli kendilerini anlatmak ve bunu yaparken de diyaloğa çok önem vermek gibi özellikleri var. 

Bu nedenle, baktığım zaman onları hep özgürlükçü ve sivil bir hareket olarak gördüm. Hareket demek biraz fazla kaçabilir, bir çevre, grup olarak gördüm; daha sonra Süleyman Karagülle’ye bir iki kere ulaşmaya çalıştım, hani böyle bir hâtıraları en azından yâd etmek anlamında diyeyim; ama mümkün olmadı. Genellikle yurtdışındaydı, yani Orta Asya’da olduğunu duydum; ardından zâten biz Türkiye’de tam anlamıyla siyâsete gömüldük; bu tür entelektüel yönü güçlü olan, referansları farklı ve zengin olan yapılara ilgi de genel olarak kalmadı; benim de gazeteci olarak ilgimin söndüğünü maalesef söylemek isterim. Keşke böyle insanlarla, böyle arayışlarla ilgili gazetecilik yapabilseydim; çünkü bu tür insanlarla bir araya geldiğiniz zaman çok şey öğreniyorsunuz; bir de her şeyden önemlisi bir samîmiyet söz konusu, sohbet muhabbet söz konusu. 

Muhabbet deyince de hep aklıma Prof. Şerif Mardin gelir. Yakın dostum Şerif Mardin, nur içinde yatsın, o “muhabbet” sözünü çok çok severdi; hattâ bir konferansta bunu söylemişti, muhabbetin ne kadar önemli olduğunu. Ve o konferansta bizim kendisiyle yaptığımız muhabbetleri de örnek vermişti. Ben şimdi dönüp baktığımda, İslâmî kesim içerisinde o kadar insanla muhabbet ettim, konuştum, röportaj yaptım vs., bunların içerisinde bana çok şey katan ya da çok öğrendiğim ve memnun olduklarımın sayısı o kadar yüksek değildir açıkçası; çünkü gazeteci olarak bir iş yapıyorsunuz, bunların büyük bir kısmını görev îcâbı yapıyorsunuz; ama bâzıları da size gerçekten bir şeyler öğretiyor, oradan bir şeyler kapıyor, birtakım dostluklar yakınlıklar kuruyorsunuz. Bu anlamda bakılacak olursa, dönüp dolaşıp aklımda kalan isimlerden birisi, Süleyman Karagülle’nin kendisinden ziyâde, Akevler’in bu komünal girişimi. 

Bu arada kitabı karıştırırken “Bir tasavvuf düşmanı: Ercüment Özkan” bölümü çıktı karşıma. Belki bir “Gomaşinen”de de Ercüment Özkan’dan bahsederim; çünkü ilginç bir şekilde son dönemde birbirinden farklı insanlar Ercüment Özkan’dan bahsetti bana. Yani benimle yeni tanışan, Türkiye’nin değişik yerlerinde insanlardan bir Ercüment Özkan sohbeti geçti. Ercüment Bey’in –ki o da rahmetli oldu yıllar önce– hâlâ belli bir etkisi olduğunu görüyorum. O da nev’i şahsına münhasır bir isimdi; belki bir gün “Gomaşinen”de ondan da bahsederim. Tabii bunlar, bugün yaşananlara göre, Sedat Peker vs. bu tür olayların yanında çok anlamsız ve marjinal gelebilir; ama “Gomaşinen”i birazcık bunun için yapıyorum: Çok fazla ilgi olmasa da, insanların çok tanıdığı kişiler olmasa da, benim gazetecilik hayâtımda bir anlamı olan kişileri, çevreleri, hareketleri konuşmak istiyorum. Pazartesi günü hayâtını kaybeden Süleyman Karagülle’yi rahmetle anarak “Gomaşinen”i bitirmek istiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler. 

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus