Marmara Denizi, müsilaj istilası altında – Prof. Dr. Mustafa Sarı: “Denizi 40 yılda bu hale getirdik, ümit edelim ki kurtarmamız 40 yıl sürmesin”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Marmara Denizi’nin yüzeyinde yaklaşık bir aydır görülen müsilaj (deniz salyası), her geçen gün çoğalıyor. Birçok kişi bu durumu yeni bir oluşum zannetse de aslında değil. Uzmanlara göre, Marmara Denizi’ni kurtarmanın bir yolu var. Hidrobiyolog Prof. Dr. Neslihan Özdelice ve Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Marmara Denizi’nin son durumunu ve neler yapılması gerektiğini Medyascope‘a anlattı.

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, müsilajın neden oluştuğunu şu sözlerle açıkladı:

“Bütün ekosistemlerde olduğu gibi deniz, sibernetik bir sistemdir. Balıklar suda çözünmüş oksijeni alır, karbondioksit olarak verir. Fitoplankton grupları, denizin içindeki karbondioksiti alır, oksijene dönüştürür. Bu sibernetik denge milyonlarca yılda oluştu. Biz, Marmara Denizi’ne 40 yıldır attığımız yoğun atıklarla bu sibernetik sistemi dengesinden uzaklaştırmaya çalışıyoruz. Fitoplankton grupları da yoğun şekilde çalışarak sistem dengeden uzaklaşmasın diye çaba gösteriyor. Bize yardımcı olmaya çalışıyorlar ama ortam şartları strese neden oluyor ve bu organizmalar, müsilaj salgılıyor. 40 yıldır biz, bu denizi bir atık çukuru gibi kullandık. Elimize ne geçerse içine attık, onu sihirbaz zannettik ama sihirbaz olmadığını şimdi gördük. Attıklarımızın hiçbir yere gitmediğini şimdi gördük. Artık oturup biraz düşünmemiz gerekiyor.”

Prof. Dr. Mustafa Sarı

Hidrobiyolog Prof. Dr. Neslihan Özdelice, müsilajın 1990’lı yıllarda da olduğunu, dünya denizlerinde de bulunduğunu belirtti. Özdelice, müsilajın özellikle 2007 yılında yoğun bir şekilde hissedildiğine dikkat çekerek, “Çünkü bu planktonik organizmalar, değişen ortam şartlarına çok çabuk tepki verirler. O dönemde de bizi uyardı aslında. ‘Ortamda bir yapı var. Ben tepki veriyorum’ dedi. Şu anda 2007 ile günümüzü kıyasladığımızda ise muazzam derecede bir yoğunluk var. En çok evsel endüstriyel atıklar bu noktada etken. Şubat-mart aylarında yoğun yağışlar oldu, ‘tarımsal girdi’ dediğimiz tarım alanlarından gelen bir azot yükü var. Arıtma sistemlerimiz de çok sağlıklı değil. Kimi yerlerde arıtılmadan veriliyor. Evsel endüstriyel atıkların denize verilmesiyle sudaki azot, fosfor yükünün artışı bu canlıların çoğalıp, salgıyı artırmalarına sebep oldu” dedi.

Prof. Dr. Neslihan Özdelice

“Güneş ışığı altında kurumuş ve adeta bir plastiğe dönüşmüş”

Prof. Dr. Mustafa Sarı, müsilajın su altına etkilerini incelemek için Balıkesir-Erdek sahiline gitmiş ancak müsilaj tabakasının kalınlığı araçların suya dalmasına geçit vermemiş. Sarı’nın çektiği görüntüler sosyal medyada, büyük yankı bulmuştu. Prof. Sarı, gördüklerini ve incelemeden çıkan sonuçları şöyle anlattı:

“Biz müsilajı sürekli izliyoruz. O gün Erdek sahilini kaplayan, kalınlığı yaklaşık 10 santimetreyi bulan müsilaj tabakasının altındaki oksijen, pH, sıcaklık, tuzluluk ve amonyum gibi bileşikleri ölçmek üzere gittim. Sizin orada gördüğünüz, elimdeki bir multimetre ve onun probu. Hafif bir madde değil, yaklaşık yarım litrelik pet şişe ağırlığında. Onu yukarıdan aşağıya bıraktığımda aşağı gitmediğini gördüm. Yüzey, organik bir yapı olduğu için güneş ışığı altında kurumuş ve adeta bir plastiğe dönüşmüş. Ancak biraz daha yukarıdan, sert bir şekilde bıraktığımda prob suya dalabildi. Yaptığımız ölçümler bizi çok korkuttu. Yoğun müsilaj tabakasının altında oksijen, 2,5 miligram litreye kadar düşmüştü. Biz, 5 miligram litrenin altını tehlikeli buluruz. Normalde 8-10 miligram litre olması gerekir. 2,5 miligram litre demek, o tabakanın altındaki canlı yaşamının neredeyse tamamının öldüğü manasına geliyor.”

Multimetre cihazı probu

“Sualtında oksijen seviyesi daha da azalacak, canlılar etkilenecek”

Prof. Dr. Neslihan Özdelice de 2007 yılında, müsilaj gözlemlerken düşük seviyede oksijen tespit ettiğini aktararak, “Ben 30 metredeki kendi ölçümlerimi hatırlıyorum, 2,75 falandı. Çok az canlı türü vardı. Şu an 2,5’larda ise ileri aşamalarda, yukarıda biriken maddenin de dibe inip ayrışacağını düşünürsek, oksijen daha da azalacak. Bir yere tutunarak yaşayan sünger, mercan, kabuklular gibi canlıların kötü ortam koşullarından balıkların aksine kaçma şansları olmadığı için o canlılar, müsilajdan daha çok etkilenecek” dedi.

“Yüzeyden 30 metre derinliğe kadar müsilaj üretimi devam ediyor, aşağısı felaket”

Müsilaj, birçok etkenden kaynaklanıyor ama en önemli sebep denize akan evsel ve endüstriyel atıklar. Prof. Dr. Mustafa Sarı, bu durumu şöyle açıkladı:

“Üç faktör esas. Birincisi kirlilik, en önemlisi bu. Sürekli azotu, fosforu yükledik denize. İkincisi, küresel iklim değişimi sonucu bütün dünyada deniz sıcaklıkları arttı. En çok da bizde arttı. Üçüncü faktör, Marmara Denizi’nin orijinal yapısı gereği yüzey-dip sirkülasyonu az. Bu üç faktörün kesiştiği yerde müsilaj oluşuyor. Böyle anlatınca büyük bir rahatlama içine giriyor insanlar, ‘Demek ki iklimden kaynaklı, ben bir şey yapmadım’ diye. Şimdiye kadar konuştuğum hiç kimse denizdeki kirliliğin sorumlusu değil. Ben de diyorum ki ‘Keşke size inanabilsem.’ 40 yıldır atıklar, arıtılmadan geliyor. Bunun sonucunda da müsilaj karşımıza çıkıyor. Kıyılara aldanmayalım, o işin görünen kısmı. Müsilaj, esas suyun içinde. Yüzeyden 30 metre derinliğe kadar müsilaj üretimi devam ediyor. Ben bu sabah yine daldım, 18 metrede göz gözü görmüyor. Aşağısı felaket.”

“Balıkçılık kontrollü yapılmalı, kıyı tahribatı önlenmeli”

Prof. Dr. Neslihan Özdelice, sorunun çözümü için aşırı avlanma ve kirliliğe dikkat çekti: “Balıkçılık kontrollü yapılmalı. Kıyı tahribatını da önlememiz gerekiyor. Kıyıları dolduruyoruz, yürüme yolları ve yat limanları ile. Sahil şeridindeki ışıklı alanlarda bulunan canlıları yok ediyoruz. Çoğu balıkların larvaları, yumurtaları kıyı alanlarında gördüğünüz yeşil, kıvırcık gibi yapraklı makro alglerde tutunur. Gidip betonla örtüyoruz üzerlerini, suyun derine inmesine engel oluyoruz. Üreyip yumurtadan çıkma şansı bulan balıkları da balıkçılar erkenden avlıyor. Ne yapsın bu tek hücreli canlılar? Ortam onlara kalıyor. Onlar da müsilaj salıyor. İstanbul’da 80’in üzerinde arıtma tesisi var. Biyolojik arıtmalı, tam randımanlı çalışmaları lazım. Siz, sürekli atık vermeye devam ederseniz bu yapı düzelmez, atıklarımızı bir an evvel kontrol altına almalıyız.”

“Müsilaj 40 günde olmadı, 40 günde de çözülmeyecek”

Prof. Dr. Sarı, önlem alınarak denizin içindeki atık yükü azaltılır ise kısa sürede dengeye doğru bir yönelme başlayabileceğini vurgulayarak, “Evlerden, 25 milyon insanın atığı denize gidiyor. Türkiye endüstrisinin yarısı Marmara Denizi çevresinde. Evsel ve sanayi tipi atıkları azalttığımızda, tarımda kullanılan gübreyi-ilacı azalttığımızda, deniz kendi orijinal dengesine ulaşmak için faaliyete geçecektir. Ama 40 günde olmadı bu müsilaj, 40 günde de çözülmeyecek. Denizi 40 yılda bu hale getirdik, ümit edelim ki 40 yıl sürmesin kurtarmamız” diye konuştu.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus