Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu: “Türkiye yeni bir mülteci dalgasını omuzlayamaz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Japon Nikkei Asia gazetesine verdiği röportajda, gündeme ve dış politika meselelerine dair önemli açıklamalarda bulundu. Çavuşoğlu, Türkiye’nin Afganistan’daki pozisyonu, Kıbrıs meselesi, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması konusundaki tutumu, Körfez ve Ortadoğu ülkeleri ile ilişkileri gibi gündemdeki konulara değindi. Söz konusu röportajdan öne çıkanları Medyascope sizin için çevirdi.

Japonya’nın Kabil Büyükelçiliği ile ilgili soruyu cevaplayan Çavuşoğlu, son günlerde dünya gündemine oturan Afganistan ve Taliban meselesi, Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) ile göç konusundaki işbirliği, Türkiye’nin Paris İklim Anlaşması’nı onaylayıp onaylamayacağı, Kıbrıs meselesindeki güncel gelişmeler, Türkiye-Japonya ilişkileri, Körfez ve Arap ülkeleriyle olan ikili ilişkiler hakkındaki soruları yanıtladı.

Çavuşoğlu, Japonya’nın Kabil Büyükelçiliği’nin geçici olarak İstanbul’da hizmet vereceğini doğruladı, Japon diplomatları ağırlamak için ellerinden gelenin en iyisini yapacaklarını söyledi. 

Türkiye’nin Afganistan ve Taliban konusundaki pozisyonu

Çavuşoğlu, röportajın sözlü bölümünde Afganistan ve Taliban hakkındaki sorulara cevap verdi:

Taliban bir hükümet kuracağını ve uluslararası toplumun kendisiyle birlikte çalışmasını istediğini söylüyor. Türkiye’nin belirli koşullar altında iki taraflı olarak Taliban liderliğindeki bir hükümeti tanıması mümkün mü?

Şu anda karar vermek ve önyargıda bulunmak doğru değil. Ancak görünen o ki Milli Uzlaşı Yüksek Konseyi Başkanı Dr. Abdullah Abdullah ve eski Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ile ön müzakerelere başladılar. Umarım bir anlaşmaya varırlar ve barışçıl bir geçiş olur, sonunda ülkenin geleceği için bir anlaşma yaparlar. Birincisi, elbette hükümet ve ülkenin geleceği. O zaman süreci görmeliyiz. Şimdi bir şey söylemek için çok erken.

Şu anda ayrılmak isteyen vatandaşlarımızın tahliyesi gibi başka önceliklerimiz de var. Ama bazıları kalmak istiyor, onları da desteklemeliyiz. Gelmek isteyenler için çalışıyoruz. Bu arada, iyi ki bu müzakerelere başlamışlar. Katar’ın rolü çok önemli. Katar tüm bunları kolaylaştırıyor.

Bazı haber kaynakları, Türkiye’nin Kabil Havaalanı’nı koruma ve işletme planının masadan kalktığını bildirdi. Bu doğru mu?

Hayır, Türkiye’nin kalmama kararı verdiğine dair bu haber doğru değil. Henüz bir karar vermedik. Yeni bir durum var ve onlar bir hükümet kurana kadar beklemeliyiz, o zaman onlarla konuşabiliriz. Ama şu anda dediğim gibi başka önceliklerimiz var, dolayısıyla henüz bir karar vermiş değiliz.

Taliban, herhangi bir yabancı birliğe ev sahipliği yapmak istemediklerini söyledi. Peki, Kabil’deki Türk birlikleri ne olacak?

Havaalanındaki Türk birlikleri muharip olmayan birlikler. Türkiye Afganistan’a hiçbir zaman muharip asker göndermedi ve bu çok iyi biliniyor. Şimdi bu birliklerin havaalanındaki rolü herkes için çok önemli. Afganlar, üçüncü ülkeler, uluslararası kuruluşlar ve vatandaşlarımız için önemli. Şu anda yaptığımız bu, dediğim gibi, onlar hükümet kurduktan sonra konuyu aramızda tartışabiliriz. Cumhurbaşkanı Eşref Gani yönetimindeki önceki hükümet bize bir davetiye gönderdi ancak orada fiili olarak yeni bir durum var. İleride tekrar düşünebiliriz ama bunu söylemek için henüz çok erken.

Bu aşamada Türkiye askerlerini geri çekmeyi planlamıyor mu?

Şu anda tahliye ve havaalanının güvenliği için bir mevcudiyete ihtiyaç var ve sivil terminalde çok sayıda sivil olduğunu biliyorsunuz, videoları ve fotoğrafları gördünüz. Bu fotoğrafları görünce üzüldük ve Biden, havaalanına altı bin asker ve polis göndereceğini söylediği için ABD de asker sayısını artırdı. Şu anda oradaki askerlerimizin rolü çok önemli.

Türkiye, çoğunluğu Müslüman olan tek NATO üyesi. Türkiye uluslararası topluma ve Batı dünyasına nasıl aracılık edebilir?

Arabuluculuk yapmak gibi bir hırsımız yok. Ancak uluslararası bir topluluk olarak önce mesajlarımızı koordine etmeli ve hem Müslüman hem de gayrimüslim dünya olarak, uluslararası bir topluluk olarak birlikte hareket etmeliyiz. Dolayısıyla Türkiye elbette burada kilit bir rol oynayacak. Ancak Türkiye’nin bu ülke veya Taliban veya diğerleri arasında arabulucu olma planı yok. Uluslararası toplum olarak birlikte hareket etmeliyiz. Birçok ülke bizi arıyor. Biz de kendi görüşümüzü koordine etmek zorunda olduğumuz bu fikri onlarla paylaşıyoruz.

AB ile mülteciler konusunda 2016 anlaşması gibi şartlarla başka bir anlaşmanın mümkün olduğunu söyleyebilir misiniz?

AB’den 2016’nın bu ortak açıklamasını gözden geçirmesini zaten istedik. Görünüşe göre daha fazla insan farklı nedenlerle ülkelerini terk edecek. Açıkça Afganistan ve diğerlerinden… Koronavirüsten sonra birçok ülke savunmasız hale geldi. Bu insanlar bir yere ulaşmaya çalışacaklar. Afganlar ve diğerleri Batı destinasyonlarına ulaşmaya çalışıyor ve Türkiye onlar için bir geçiş ülkesi. İran’da da Afganlar var ama Afrika’dan da var, her yerden var. Yani bu sorun devam edecek. Düzensiz göçmen akışları devam edecek.

Bu, birlikte çalışmamız gereken ortak bir zorluktur. Ne yazık ki AB hâlâ bu ortak bildirideki tüm yükümlülüklerini yerine getiremedi, yükümlülüklerini yerine getirmek zorundalar. Sadece Türkiye’den bir şey yapmasını istemek sorunu çözmez.

Türkiye yeni bir mülteci dalgasını omuzlayamaz.

Paris İklim Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı

Röportajın yazılı bölümünde Çavuşoğlu’na öncelikle Paris İklim Anlaşması ve Avrupa Yeşil Mutabakatı ile ilgili sorular yöneltildi. Çavuşoğlu ayrıca röportajın devamında Kıbrıs meselesi ile Türkiye’nin Körfez ve Ortadoğu ülkeleri ile olan ilişkilerine dair açıklamalarda bulundu:

Bu yaz Türkiye deniz salyalarının yanı sıra orman yangınları ve sel sorunlarıyla boğuştu, hepsi de iklim değişikliğinin göze çarpan etkilerinden. Ancak Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylamayan tek G-20 ülkesi. Türkiye bunu yeniden düşünecek mi?

İklim değişikliği, etkili bir uluslararası müdahale gerektiren küresel bir sorundur. Bu konuda hiç şüphe yok. Birçok ülke şu anda iklim ve çevre ile ilgili benzeri görülmemiş sorunlar yaşıyor.

Bir Akdeniz ülkesi olarak Türkiye, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yakın tarihli raporuna göre dünyanın başlıca iklim değişikliğinin etkilerinin görüldüğü sıcak noktalardan biri haline geldi. Bu nedenle Türkiye’de aşırı hava olayları yaşadık. Yakın zamanda tarihimizin en büyük orman yangınlarını memleketim Antalya’da gördük. Karadeniz Bölgesi’ndeki son seller aşırı hava koşullarının sonucudur.

Bununla birlikte, tüm ulusların sürdürülebilir ekonomik ve sosyal kalkınmasının da son derece önemli olduğunu unutmamalıyız. Hem Türkiye hem de Japonya, Birleşmiş Milletler (BM) 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerini güçlü bir şekilde desteklemektedir.

Dünya genelindeki eşitsiz gelişmişlik düzeyleri göz önüne alındığında, ülkelerin iklim değişikliğine karşı eşit şartlarda mücadele etmediğini kabul etmeliyiz. Bu nedenle gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkeleri yeterli finansal ve teknik araçlarla desteklemeleri gerekmektedir.

Gelişmekte olan bir ülke olarak Türkiye’nin, küresel iklim rejimindeki statüsü adil değil. Türkiye, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (United Nations Framework Convention on Climate Change – UNFCCC) kapsamında bir Ek I ülkesidir. Ne mali ne de teknik destekten yararlanmaya uygun olmayan ülkeler arasında yer alıyoruz. Bu nedenle, iklim rejimi kapsamında bizimle benzer gelişmişlik düzeyine sahip ülkelerle eşit ve adil muameleyi sağlamak önceliğimizdir. Bunu idrak ettiğimizde Paris Anlaşması’nın onaylanması konusunda gerekli değerlendirmeyi yapabileceğiz.

Öte yandan Paris Anlaşması’na taraf olmamamıza rağmen, iklim eylem çabalarına kendi imkanlarımızla aktif olarak katkıda bulunuyoruz. Son beş yılda yenilenebilir kaynaklara 16.5 milyar dolar yatırım yaptık. Sonuç olarak, Türkiye şu anda yenilenebilir kurulu güç kapasitesi bakımından Avrupa’da beş, dünyada ise 12. sırada yer almaktadır. Ayrıca “Sıfır Atık” ve “Geleceğe Nefes” kampanyası gibi birçok önemli çevre projesini de yürütüyoruz. BM İnsan Yerleşimleri Programı (UN-Habitat ) geçtiğimiz günlerde çevreyi koruma konusundaki çabalarından dolayı First Lady Emine Erdoğan’a “Atık Alanında Akıllı Şehirler Küresel Şampiyonu” (Waste Wise Cities Global Champion) ödülünü takdim etti.

Bazı ekonomistler, Türkiye’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı’na hızlı bir şekilde uyum sağlamasının Türk ekonomisine avantajlar getirebileceğini iddia ediyor. Katılıyor musunuz?

Türkiye, Avrupa’nın yeşil geçiş sürecinde vazgeçilmez bir aktördür. Türkiye ve AB çok uzun zamandır çok güçlü ekonomik bağlara sahip.

Türkiye, Avrupa Yeşil Mutabakatı’na uyum sağlamak için hızlı adımlar attı. 16 Temmuz 2021’de dokuz öncelik başlığı altında 81 eylem ve 32 hedeften oluşan Türkiye’nin Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nı yayımladık. Bu, daha sürdürülebilir ve daha yeşil bir ekonomiye geçiş için kapsamlı bir yol haritası. Türkiye’nin mutabakata hızlı bir şekilde uyum sağlaması, ülkenin küresel tedarik zincirlerindeki konumunu güçlendirecek, uluslararası rekabet gücünü artıracak ve AB ile ekonomik entegrasyonunu geliştirecektir.

Kıbrıs meselesi

Kıbrıs meselesinde AB ile son dönemde yaşanan gerginlikler üzerine sorulan soruları yanıtlayan Çavuşoğlu, Kıbrıs’ta artık bir federasyon temelinde çözüm imkanının kalmadığını ve Türkiye’nin ada üzerinde eşit egemenlik ilkesine dayanan iki devletli bir çözümden yana olduğunu belirtti.

Türkiye Kıbrıs’ta iki devletli bir çözümü savunurken, Kıbrıslı Rumlar ve Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen bunun başarısız, umutsuz bir girişim olduğunu söylüyor. Müzakerelerin tekrar başarısız olması durumunda, Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni (KKTC) nihai olarak ilhak etmesi veya kendi topraklarına katması riski var mı?

Başından beri Kıbrıs sorununun adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözümünü savunuyoruz. Türkiye, Kıbrıslı Türkler ile birlikte bu amaçla yürütülen uluslararası çabalara katkıda bulunmuştur. Yapıcıyız ama aynı zamanda sonuçları da görmek istiyoruz. Ancak Kıbrıslı Rumlar iktidar ve serveti Kıbrıslı Türkler ile paylaşmak istemediği için onlarca yıllık müzakereler hiçbir yere gitmedi. Aynı yolu binlerce kez denesen de sonucu değiştiremezsin.

Kıbrıslı Türkler adanın müşterek sahipleridir. Kıbrıs onların da vatanıdır. İlerlemek için bu basit gerçeğin kabul edilmesi gerekir. Ancak Kıbrıslı Rumlar, Kıbrıslı Türkler’i müşterek sahip olarak görmemektedir. 50 yılı aşkın bir süredir bu zihniyet yüzünden adada ortaklık kurmak mümkün olmadı. Aslında bu zihniyet 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin 1963’te çöküşüne neden oldu. Kıbrıs Rum tarafı 2004’te Annan Planı’nı reddetti. Aynı uzlaşmazlığı 2017’de Crans-Montana’da da sergilediler. Bu nedenle, iki toplumlu ve iki bölgeli bir federal model Kıbrıs’ta ne uygulanabilir ne de sürdürülebilir.

Egemen eşitliğe dayalı iki devletli çözüm, ilerleme kaydetmenin tek makul yoludur. Kıbrıslı Türkler, adanın gerçeklerine dayanan ve her iki taraf için de kazan-kazan olabilecek bir çözüm önerdi. Kıbrıs’ta iki ayrı halk ve devlet vardır. Bu bir gerçek. Kıbrıslı Türkler, iki devlet arasında işbirliğine dayalı bir ilişki modelini müzakere etmeye hazır.

Bununla birlikte, herhangi bir müzakere sürecinin başarısı için Kıbrıslı Türkler’in doğal egemen eşitliğinin ve eşit uluslararası statüsünün önceden güvence altına alınması gerekir. Bu, başka bir başarısızlık durumunda Kıbrıs Türk halkının statüsünün belirsiz kalmaması için gereklidir.

Önerilen iki devletli çözüm, hem Kıbrıs’ta hem de bölgede sürdürülebilir barış, istikrar ve işbirliğini mümkün kılacaktır. Bu vizyonu “başarısız” olarak etiketlemek, olası başarısızlıkların tarifidir. Kıbrıslı Türkler’in vizyonunu tam olarak destekliyoruz ve herhangi bir gizli gündemimiz yok. Biz, geçmişte olduğu gibi, haklı davasında her zaman Kıbrıs Türk halkının ve KKTC’nin yanında olmaya devam edeceğiz.

Türkiye’nin Körfez ve Ortadoğu ülkeleri ile ilişkileri: Yeni bir başlangıç mümkün mü?

Türkiye’nin Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve İsrail gibi bazı komşularıyla ilişkilerini yeniden konumlandırmak isteyip istemediği sorusunu cevaplayan Çavuşoğlu, “Türkiye, bölgenin ve halkının güvenliğini, istikrarını ve refahını artırmak için komşu ülkelerle her zaman karşılıklı yarar sağlayan ilişkilerden yana olmuştur. Ortak tarihi ve kültürel bağlarımız ve insandan insana etkileşimlerimiz, siyasi konulardaki farklılıklara rağmen ilişkilerimizde her zaman önemli değerler olmuştur” dedi.

Mısır ile ikili ilişkilerin seyri konusunda da bir değerlendirmede bulunan Çavuşoğlu, “Normalleşmeye yönelik olası adımları gözden geçirmek için geçen mayıs ayında Mısır ile bakan yardımcısı düzeyinde siyasi istişarelerde bulunduk. Amacımız ikili ve bölgesel konularda ortak zemin ve karşılıklı anlayış oluşturmaktır. Bu değişen ve ardışık bir süreçtir. Karşılıklı anlayışı geliştirdikçe, ilişkilerimizi geliştirmek için daha ileri gidebiliriz” diye konuştu.

Türkiye ile İsrail’in ilişkilerinin turizm ve ticaret alanında devam ettiğini belirten Çavuşoğlu, İsrail’in Filistin’e yönelik politikaları nedeniyle ikili siyasi ilişkilerin istenilen düzeyde olmadığını belirtti. Çavuşoğlu şöyle devam etti: “İsrail’den beklentimiz işgal altındaki topraklarda yasadışı yerleşimler, Kudüs’ün statüsünü değiştirme çabaları, Filistinliler’in temel hak ve özgürlüklerine yönelik ihlaller gibi tek taraflı ve yasadışı politikalarına son vermesidir. İsrail’in iki devletli çözümün yerleşik parametrelerini desteklemeye yönelik samimi çabaları ikili ilişkilerimize olumlu katkı sağlayacaktır.”

Çavuşoğlu, BAE ve Suudi Arabistan ile Türkiye’nin ilişkileri noktasında ise şunları söyledi: “Açık ve samimi diyalog yoluyla Suudi Arabistan ve BAE ile olan farklılıklarımızın üstesinden gelebiliriz. Halklarımız arasında yakın kültürel bağlarımız ve temaslarımız var. Bu nedenle samimi ve somut adımlar atarsak daha iyi ilişkilere sahip olmamak için bir neden göremiyorum. Önümüzdeki dönemde Suudi Arabistan ve BAE ile daha iyi ilişkilere sahip olacağımızdan eminim.

Japonya ile ilişkiler

Türkiye ve Japonya arasındaki ilişkilerin seyri özelinde sorulan sorulara da cevap veren Çavuşoğlu, iki ülkenin stratejik ortak ve yakın dost olduğunu, ülkeler arasındaki işbirliğinin her alanı kapsayacak şekilde devam ettiğini söyledi.

Asya’nın şimdiden küresel ekonominin merkezi haline geldiğini ifade eden Çavuşoğlu, Türkiye’nin konumunun Japonya için çok avantajlı olduğuna dikkat çekti ve “Japon şirketleri Türkiye’den dünyanın farklı bölgelerine ulaşabiliyor. Japonya, 3.6 milyar dolarlık yatırımla Türkiye’de şimdiden Asya’dan bir numaralı yatırımcı konumunda. Birçok Japon firması Türkiye’ye sadece bizim pazarımız için değil, AB, Ortadoğu, Afrika ve Avrasya gibi diğer pazarlar için de yatırım yaptı. Örneğin Toyota Türkiye, ürünlerinin yüzde 80’inden fazlasını ihraç etmiş ve Türkiye’nin en büyük ihracatçısı haline gelmiştir” dedi.

Çavuşoğlu, Türk şirketlerinin Japonya’daki pazara ilgili olduğunu vurgularken, Türk gıda ve tekstil firmalarının Japon müşterilerine rekabetçi fiyatlarla kaliteli ürünler sağlayabileceğini dile getirdi. Çavuşoğlu ayrıca, oyun, e-ticaret ve hizmet sektörlerindeki Türk startup’larının küresel yatırımcıların ilgisini çektiğini ve bu noktada Japonya’nın rolünü desteklediklerini belirtti.

Çavuşoğlu, Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi’nin yapacağı ziyaretin ikili ilişkilere ivme kazandıracağını düşündüğünü söyledi. Çavuşoğlu, Japonya’nın Afrika’da Türkiye ile işbirliği yapmaya çok istekli olduğunun altının çizilmesi üzerine, “Afrika Birliği’nin stratejik ortakları olarak Türkiye ve Japonya, ortaklaşa işbirliği projeleri başlatmak için iyi bir konumdadır. Türkiye’nin Afrika’daki köklü bağları ve geniş ağı Japonya için faydalı olabilir” dedi ve Türkiye’nin son 20 yılda Afrika’da çok önemli adımlar attığını vurguladı.

Türkiye’nin 2019 yılında başlattığı “Yeniden Asya” girişimi hakkında ise Çavuşoğlu, şöyle konuştu: “Yeniden Asya girişimimiz, Asya ile olan güçlü bağımızı yeniden keşfetmeyi amaçlıyor. Bunu, bölgesel, alt-bölgesel ve ülke bazlı yaklaşımlar geliştirerek Asya ülkeleriyle ilişkilerimizi düzene sokarak yapıyoruz. Uzun vadeli stratejik bir vizyonumuz var. Amacımız, Türkiye’nin Asya’ya yaklaşımına yeni ve taze bir görünüm kazandırmaktır. Asya’ya erişimimizi geliştirmek için kazan-kazan ortaklıkları kurmayı dört gözle bekliyoruz.”

Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Japonya Başbakanı Yoshihide Suga’nın henüz yüz yüze görüşmediğini ancak Suga’nın göreve başlamasının ardından ikilinin arasında bir telefon konuşmasının gerçekleştiğini söyledi. Çavuşoğlu, “Her iki lider de Türk-Japon ilişkilerini daha da ilerletme konusundaki siyasi iradelerini yinelediler ve ortak çıkarları ilgilendiren konularda görüş alışverişinde bulundular. Üst düzey temasların, başarılı bir sonuca varılması için ekonomik ortaklık anlaşması müzakerelerine önemli bir ivme kazandıracağına inanıyoruz” dedi.

Derleyen: Gökalp Badak

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus