Boğaziçi Üniversitesi’nde alternatif mezuniyet töreni: “Bu çimler, binalar sizin özgürlük için direnişinizi on yıllarca taşıyacak”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Boğaziçi Üniversitesi mezuniyet töreninin atanmış yönetim tarafından 5 Eylül’de çevrimiçi düzenlenmesinin ardından üniversitenin öğrencilerinin, akademisyenlerin ve mezun yakınlarının da katıldığı alternatif bir mezuniyet töreni düzenlendi.

Güney Kampüs’te düzenlenen mezuniyet törenine 450 mezun, 700’e yakın mezun yakını ve üniversitenin akademisyenleri katıldı.

Mezunların bölüm pankartlarını taşıdıkları yürüyüşle başlayan tören kapsamında, mezunlar ile akademisyenler, rektörlük binasına sırtlarını döndükleri sembolik bir nöbet tuttu.

Sosyoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Ayfer Bartu Candan‘ın ardından, atanan rektör Prof. Dr. Naci İnci tarafından ders vermesi engellenen öğretim görevlisi Feyzi Erçin ve görevine son verilen öğretim görevlisi Can Candan mezunlara seslendi.

Mezunların konuşmalarının ardından, üzerinde rektörlük imzası bulunmayan ve öğrencilerin “Direniş Diploması” olarak adlandırdıkları sembolik diplomalar, akademisyenler tarafından mezunlara dağıtıldı.

Keplerini havaya fırlatan mezunlar, “Aynasızlar” grubunun konseriyle eğlendi.

Görevden alınan akademisyenler Feyzi Erçin ve Can Candan’ın mezuniyet törenindeki konuşmalarını sizinle paylaşıyoruz.

Can Candan

Can Candan’ın konuşması:

Herkese merhaba.

Mezuniyet bir nevi bir son ve aynı zamanda bir başlangıç olduğu için bugün ister istemez hatırlamak, hafıza ve mekân üzerine düşündüm biraz.

Fotoğraf arşivimin de yardımı ile 2021 öncesine ait bir dizi Boğaziçi anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Önce şunu söyleyim: Ben sonradan Boğaziçili oldum.

İlk Boğaziçi anımı hayal meyal hatırlıyorum. 34 yıl öncesinden… Yıl 1987, liseden yeni mezun olmuşum, 19 yaşıma az kalmış. Buraya çok yakında, kayıt sırasındayım. ÖSS’ye girmiş ve birinci tercihim olan “Kamu Yönetimi”ni kazanamamış, ikinci tercihim olan Sosyoloji’ye yerleştirilmişim. O yıl Boğaziçili olmayı kıl payı kaçırdım çünkü birkaç gün sonra hayatımda ilk defa bir pasaport kullandım, ilk defa bir uçağa bindim ve ilk defa doğduğum, büyüdüğüm toprakları terk edip, ABD’de küçük bir üniversiteden aldığım beş senelik bursun peşinden gittim. Gidiş o gidiş, tam 13 yıl sürdü.

İkinci Boğaziçi anım ise 2001’den. ABD’den döneli bir yıl kadar olmuş. Bilgi Üniversitesi Sinema-TV Bölümü’nde hocayım. Doktora tezim niteliğinde olan ilk uzun metraj belgesel filmim ‘Duvarlar-Mauern-Walls’un gösterimleri devam ediyor. Boğaziçi’nde Mithat Alam Film Merkezi’nde ‘POLS 417: Weimar’dan Berlin’e Alman Siyasal Sistemi’ dersi kapsamında iki gösterim düzenlenmiş ve beni de söyleşi için davet etmişler. Dersi veren kim mi? Nermin Abadan-Unat hocamız. Evet, on gün sonra 100 yaşını dolduracak olan, 17 Ağustos’taki 150. nöbetimizde burada bizimle dim dik duran duayen hocamız.

Üçüncü Boğaziçi anım ise 2007’den. Bilgi’den atılalı iki sene olmuş, Sabancı’da ders veriyorum ama ben artık bir Boğaziçi hocası oluyorum. Şu rektörlük binası içinde rektörlük ofisindeyim. Seçilmiş rektörümüz Ayşe Sosyal ile görüşüyorum. Ayşe Hocamız bana şunu söylüyor: “Rektör olarak benim görevim sizin Boğaziçi’nde gerçekleştirmek istediklerinize destek olmaktır.” Turkiye’de yedi senelik özel üniversite akademisyenlik deneyimimden sonra duyduklarıma inanamıyorum. Gerçek bir üniversiteye geldiğimi düşünüyorum.

Dördüncü Boğaziçi anım ise Mart 2016’dan. 14 Mart öğlen vakti kampüste yürüyorum, karşıdan sevgili Esra Mungan hacamız geliyor. O sabah polisin evine gelip, onu aradığı haberini veriyorum. Daha sonra Çağlayan Adliyesi önündeyiz. Öğrencilerimiz “Hocama Dokunma” dövizleri tutuyorlar. Ertesi gün 15 Mart’ta yine Çağlayan Adliyesi’ndeyiz, hocalar, öğrenciler hep birlikte. Basın açıklaması yapıyoruz. Gözaltında olan imzacı hocamız Esra Mungan ile Muzaffer Kaya ve Kıvanç Ersoy hocaların serbest bırakılmasını talep ediyoruz. O günden sonra Esra’yı ancak haftalar sonra tekrar görebilecektim. Çünkü “Bu Suça Ortak Olmayacağız” diyerek 1128 akademisyen olarak imzaladığımız barış bildirisi nedeniyle Esra hocamız, Kıvanç ve Muzaffer hocalar ile birlikte tutuklanarak beş hafta cezaevinde kalacaktı.

Beşinci anım bir sonraki günden. Yani tarih 16 Mart 2016. Kampüslerimiz yazılamalar, dövizler, pankartlarla dolu. Kuzey Kampüs’te bir binanın üzerinde şunlar yazıyor: “Akademisyenler Yalnız Değildir! Esra Mungan Yalnız Değildir! Esra Mungan’a Özgürlük” “Üniversite Biat Etmez”. Piramidin önünde öğrencilerimiz pankart tutuyorlar: “Esra Mungan’ın Kürsüsünü Boş Bırakmıyoruz! Barış için Akademisyenler Yalnız Değildir!” ve “Bu Suça Biz de Ortak Olmayacağız!” (yalnız o pankartta “de” ayrı yazılmalıydı…) Öğrenciler Esra hocanın Garanti Kültür Merkezi’ndeki kitle dersine topluca yürümek istiyorlar. Kuzey Kampüs B-kapısında polis öğrencileri engelliyor. Polisi ikna ediyoruz. Garanti Kültür Merkezi tıklım tıklım doluyor.

Altıncı Boğaziçi anım kampüs dışında. Tarih 15 Nisan 2016. Bakırköy Kadın Cezaevi’nin o demir kapısı önündeyim. Esra için nöbetteyiz. Bir elimde bir kalem, diğer elimle zafer işareti yapmışım. “V” harfi yaptığım parmaklarımda şu yazıyor: “Kalemlere Özgürlük.”

Altıncı anım yine Çağlayan Adliye’sinden. Tarih 22 Nisan 2016. Esra Mungan, Kıvanç Ersoy, Muzaffer Kaya ve daha sonra cezaevinde onlara katılan Meral Camcı hocalarımızın ilk duruşması yapılacak. Çağlayan’ın önü tıklım tıklım dolu. En önde pankartımız: “Barış Talebimizde Israrcıyız! Bu Suça Ortak Olmayacağız! Barış için Akademisyenler” Arkada yeşil bir döviz: “Sizi Almaya Geldik” ve o gün dört hocamız için tutuksuz yargılama kararı çıkıyor ve Esra hocamız özgürlüğüne kavuşuyor.

Yedinci anım yine kampüsten. Psikoloji Bölümü önü. Tarih 25 Nisan 2016. Esra hocamızın tutukluluk sonrası kampüsteki ik günü. Binanın girişinde bir pankart, üzerinde “Hoşgeldin Esra’mız. Seni Çok Özledik!” yazıyor. Büyük bir çoşku yaşıyoruz.

Sekizinci anımda yine bu meydandayız. Tarih 8 Kasım 2016. Çoğu ögrencilerimizden oluşan büyük bir kalabalık. Arkada saatli bina, ortada kocaman bir pankart: “Seçilmiş Rektörümüz Atansın!”, arkasında kocaman bir 86 sayısı ve balonlar. Yüzde 86 oy alarak ikinci kez rektör seçilen Gülay Barbarosoğlu hocamızın rektör olarak atanmamasını protesto ediyoruz.

Dokuzuncu anım 10 Şubat 2017’den. Güney Kampüs’te bir derslik, canlı görüntülü bir internet bağlantısı perdeye yansıtılmış. Perdede 7 Şubat 2017 gecesi yüzlerce meslektaşıyla birlikte bir OHAL KHK’sı ile Anayasa’ya ve hukuk ilkelerine aykırı bir biçimde Ankara Siyasal’dan atılan, Boğaziçi’nde de ders veren Murat Sevinç hocamız bize hitap ediyor. Aynı binanın dışında bir pankart asılı: “Hakikat İhraç Edilemez” ve şu basamaklarda yüzlerce kişiyiz. En öndeki pankartta şu yazıyor: “Üniversiteye Saldırı Topuma Saldırıdır! Kabul Etmiyoruz, Arkadaşlarımızın Yanındayız.” Arkada açık yeşil bir dövizde sevgili Murat hocanın bir sözü: “Hakikat, Sevgi ve Saygınlık İhraç Edilemez”. Buna bir anı daha ekleyeyim: Tarih 2 Mart 2017. İbrahim Bodur Salonu tıklım tıklım dolu. Zar zor kapıdan bir fotoğraf çekebiliyorum. İçeride Murat Sevinç hocamız ders veriyor.

Onuncu anım yine şu basamaklarda. Tarih 13 Mart 2017. Rengârenk şemsiyeler altında akademisyenler cüppelerini kuşanmışlar. En önde Tarih Bölümü’nden Noemi Levy hocamız. Barış bildirisi imzacısı olduğu için sözleşmesi yenilenmeyip aramızdan söküp alınan dostumuzun yanında olduğumuzu göstermeye çalışıyoruz… Bizim açıklamamızdan sonra Noemi hocamız şu kısa notu okuyor: “Ben de kendi adıma, sadece beni bağlayan birkaç söz söyleyeceğim. Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinin tepkisi bir ilk. Umarım başka üniversitelere örnek olacaktır. Bu YÖK’un kararı yalnız Boğaziçi Üniversitesi akademik ilkelerine değil, ifade özgürlüğüne karşı bir saldırıdır. Türkiye’nin birçok üniversitesinde eleştirel seslere karşı yapılan saldırılardan farksızdır. Eleştirinin imkansız olduğu bir üniversite üniversite değildir. Barış, demokrasi ve üniversite için mücadele etmeye devam edeceğim.”

Onbirinci anımda Esentepe’de bir salondayız. Tarih 8 Aralık 2017. Sahnede Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu’nda (CİTÖK) birlikte çalıştığım Cemre Baytok. Bir lisenin düzenlediği “Şiddete Nokta Koy” etkinliğinde, eğitmen ve öğrencilere CİTÖK’ün yaptıklarını anlatıyor. Seyirciler merak ve heyecanla dinliyor.

Aralık 2017 ile birlikte Çağlayan Adliyesi’nde bol bol anı biriktirmeye başlıyorum. Yaklaşık iki sene boyunca orada yargılanan yüzlerce barış akademisyenin duruşmasına katılmak için haftanın birkaç gününü Çağlayan Adliyesi’nde geçiriyorum. Oradaki anılardan sadece birini paylaşacağım sizinle. Bir mahkeme salonundayım, çok az kişiyiz çünkü daha önce başlayan bir duruşmada başka bir hocamız yargılanıyor. Sanık Psikoloji bölümünün duayen hocalarından Güler Fişek, avukatı aynı binada başka bir duruşmada olduğu için gecikiyor. Hâkim belki kendisinden kırk yaş büyük olan hocamıza “sen” diye hitap ediyor, avukatı olmadan duruşmaya başlıyor. Ayağa kalkıp bu hukuksuzluğa itiraz ediyorum, savunmam makamı olmadan duruşma yapılamaz diyorum. Sen kim oluyorsun diyerek hakim beni duruşma salonundan attırıyor.

Çağlayan duruşmaları devam ederken, tekrar kampüse dönüyorum. Tarih 19 Mart 2018: Kuzey Kampüs’te “Afrin zaferi için lokum dağıtan bir grup öğrenci ile, “İşgalin, katliamın lokumu olmaz” pankartı açan diğer bir grup öğrenci arasındaki tartışma, fiziksel bir çatışmaya dönüşmeden grupların dağılması ile sonlanıyor. Farklı görüşteki öğrenciler arasında kalması gereken bu tartışma ertesi gün yani 20 Mart’ta üniversite önünde basın açıklaması yapan bir grup tarafından bambaşka bir boyuta çekiliyor, Boğaziçi Üniversitesi “terörist yuvası” ve “gayri milli” ilan ediliyor, medya ve sosyal paylaşım kanalları üzerinden ağır bir karalama kampanyası başlatılıyor. Medya hedef gösteriyor, YÖK ve Boğaziçi Rektörlüğü harekete geçiyor. Ertesi sabah ev ve yurt baskınları ile ve daha sonra kampüslerimizden toplam 30 öğrencimiz gözaltına alınıyor. 14 öğrencimiz 6 Haziran 2018’deki ilk duruşmalarına kadar cezaevinde tutuklu kalıyorlar. Yargılanmaları yaklaşık iki yıl sürüyor…

Tarih 26 Nisan 2018. Boğaziçi Üniversitesi’nde bir öğrenci kulübü sunumu gerçekleşiyor. 2014 yılında kurulan Boğaziçi Üniversitesi Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans ve İnterseks Çalışmaları Kulübü, Öğrenci Faaliyetleri Tüzüğüne göre üç dönem geçtiğinde resmi statüye kabul edilmek için bu sunumu yapıyor. Tüm hazırlıkları bitmesine rağmen BÜLGBTİ’nin resmi kulüp statüsünü kazanması üniversite yönetimi tarafından engelleniyor.

Ağustos 2019. Anayasa Mahkemesi Barış Akademisyenlerinin yargılanmasının Anayasa koruması altındaki ifade özgürlüğünü ihlal ettiğine karar veriyor. Bu karar sonrası tüm Barış Akademisyenleri beraat ediyor, benim de davam Ekim 2019’da düşüyor. Böylece Çağlayan’da sergilenen bu tiyatro sona eriyor.

27 Şubat 2020: Üniversitemiz Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Transeksüel, İnterseks Çalışmaları Kulübü (BÜLGBTİ+) akademik danışmanı olarak görevlendirildiğime dair resmi bir yazı elime ulaşıyor.

Ekim 2020: YÖK’ün sayfasında bir ilan beliriyor. Başlığı şu: “Boğaziçi Üniversitesi için Rektör Adaylığı Başvuru İlanı.” İlk defa böyle bir ilan ile karşılaşıyoruz. Daha sonra Mehmed Özkan’ın rektör olarak düzenlediği ve online gerçekleşen son Akademik Genel Kurul’da bu ilana kendisinin dışında başvuran isimler arasında Melih Bulu isimli birinin de olduğunu öğreniyoruz. Bu ismi o gün ilk defa duyuyorum.

Sonrası zaten hepimizin malumu. 3 Ocak’tan beri birlikte direniyor ve ilkelerimize sahip çıkmaya çalışıyoruz. Bu direniş hepimiz için müthiş bir öğrenme süreci oldu ve olmakta. Çok zor bir şey olan, tüm farklılıklarımıza rağmen birlikte durabilmeyi öğreniyoruz ve sanırım bununla da Türkiye’de birçok insana ilham veriyoruz.

Diplomanızdaki imzayı kafaya takmayın sakın. Unutmayın, siz o diplomayı hak ettiniz ve o diplomayı size biz verdik.

Hayatta karşımıza ne çıkacağı belli olmuyor. Güzelliği de burada. Sürekli bir öğrenme süreci. Sürprizleri de bol. 34 yıl önce taze bir lise mezunu olarak kayıt sırasına girdiğim bu kampüste, 34 yıl sonra, bu sefer 14 yıllık bir Boğaziçi hocası olarak bugün burada sizlerin düzenlediği bu mezuniyet töreninde, sizlere hitap etme onuruna erişeceğimi hayal bile edemezdim. Bugün hayatımın önemli anıları arasında yerini alacak. Size çok teşekkür ediyorum bu güzel hediyeniz için.

Ve, sizleri canı gönülden tebrik ediyorum. Yolunuz açık, her şey gönlünüzce olsun! İyi ki uzatmalı varsınız, iyi ki birlikteyiz. Sizi çok seviyorum.

Feyzi Erçin

Feyzi Erçin’in konuşması:

Canım öğrencilerim, sevgili hocalarım, çok değerli konuklarımız ve okulumuzun bileşenleri,

Bugüne kadar benden yapılması istenenler arasında beni en değerli hissettiren şey olabilir, bugün burada konuşmamın önerilmesi. Bu kadar müstesna bir anı yaşamama vesile olduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim. Kapısını açtığınız sayısız güzelliğin arasında bugünün duygusunu da unutmayacağım… Bu kadar değerli hissettirenin ne olduğunu düşününce, tam da okulumuzla resmî bir bağımın kalmadığı bir kesitte, bir mezuniyet töreni gibi gitmekle kalmak arasındaki o çizgiye dair bir konuşmamın istenmesinin manidar olduğunu gördüm. Değerli bulduğum şeyin, tıpkı sizler gibi gitmenin kıyısında olan bana atfettiğiniz bir aidiyet duygusundan geldiğini, bu duyguya ihtiyacımızı ve bize kattıklarını fark ettim. Bu ortak aidiyet duygusu; bir süredir fiziksel olarak uzakta olsam da okulun bir parçası olarak yanınızda olmamı sağladı. Son bir senenin bende bıraktığı iz sorulsa, bunun hem kendi içime işlemiş hem de sizlerde gördüğüm, okulumuza ve bize dair bu güçlü ve birleştirici duygu olduğunu söylerdim. Sizleri daha iyi tanıdıkça bana aktarılan bu aidiyet hissi, okulumuzun neden sizin için bu kadar önemli olduğunu anlamamı sağlayan, hepimizin birbirini savunmasına güç veren ortak bir paydaya dönüştü. Ortak bir aidiyet duygusu etrafında paylaşılan dayanışmanın bizleri hem bireysel hem direniş olarak güçlendirdiğini gördüm. O zaman anladım burası neden seçtiğiniz eviniz ve o yüzden de şu anda hissedebiliyorum bu vedanın size verdiği hüznü… Ama bu aidiyet duygusunu hatırlayarak, bugünü bir veda olarak yaşamamak da mümkün. Burası sizin köklerinizi saldığınız ve karşınıza çıkacak sınırları aştıkça döneceğiniz eviniz olarak kalacak hep. “Ev”, çıktığımız yolculuklardan sonra döndüğümüz köklerimiz haricinde nedir ki zaten?

Bu okula “evim” diyen o kadar çoğunuzu tanıdım ki… Boğaziçi’ni eviniz yapan; ev kavramı ile özdeşleşebilecek yuva, sığınma ve güven duyguları olmalı gibi geldi. Boğaziçi’ni Boğaziçi yapanın, study’de çalışmak kadar güneyde gece yarısı pijamalarla yürümek de olduğunu fark edebildim. Güneyde pijamalarla dolaşabilmek ne romantik ne de umarsızlığa dair bir imge; kamusal bir mekânı sığınacak bir yuvaya çevirebilmek, güvenli bir alan, ev hâline getirmenin yansıması. Bunu çok devrimci buluyorum. Çünkü siz, kendini hiçbir yerde evinde hissetmeyen nesillerin size iktidarlık, hocalık ve ebeveynlik yaptığı bir dönemde kendi evinizi üretebildiniz. Kendi geleceğinizi, güvenli alanlarınızı inşa edebilme umudu, müjdesi var güney çimlerdeki özgürlüğünüze sahip çıkışınızda.

Bu güvenli alanı yaratansa sizin bu mekânla, binalarla, tarihiyle kurduğunuz ilişki ve kendinizi de o tarihin içinde konumlandırabilmeniz. Bu sene yaşadığınız haksızlıklar, zorbalıklar ve anlayışsızlıklar okulun tarihinde bir ilk değil. Güney çimlerin etrafındaki bu binalar neler gördü ve o izleri taşıyorlar… Ama biliyorsunuz ki sarayların çevresine çöreklenen kayyumlar değil, sizin gibi “hayır” deme cesaretini gösterenler tarih yazmışlardır. (1)

Bu çimler, binalar; on yıllarca taşıyacak sizin haykırışlarınızı, haksızlığı kabul etmeyişinizi, özgürlük için direnişinizi. O yüzdendir ki bu mezuniyet sizin okuldan ayrılmanız değil, okulda kimsenin görmezden gelemeyeceği fikri bir parçanızı bırakarak devam ettiğiniz bir yolculuk anlamına geliyor. O parçanız ki kardeşleriniz sizlerden bir miras olarak taşıyacak ve büyütecek. O yolculuk ki hep evinize, köklerinize, bu çimlerdeki paylaştıklarımıza dönecek… “Kardeşleriniz,” dedim, zira bu okuldaki arkadaşlarına, hocalarına “ailem” diye hitap eden o kadar çoğunuz var ki… Güvenli alanların giderek azaldığı bir ülke ve dünyada, bu güzel okulda kurduğunuz ilişkiler, nasıl seçilmiş bir aile olarak varoluşsal ve gelecek kaygılarınıza karşı güç verebileceğini gösteriyor. Ailenizi burada görüyorsunuz; çünkü buraya kök salıyorsunuz. Bu da romantik bir imgeden öte bir şey, sahip çıkmaya ve aidiyeti paylaşmaya dair bir umut, vaat. Sizden önceki nesillerden farklı olarak bu ülkeyi sizi öldürmek isteyenlerin ülkesi olmaktan çıkarıp kendi ülkeniz yapmak istiyorsunuz. (2)

Bu; sizden önceki nesillerin aksine, dünyayı değiştirmek istediğinizin müjdesi.

Dünyayı değiştirmek isteğinden bahsederken bir Tarkovski karakterini anmadan bitiremem bu konuşmayı. Sizler gibi, dünyayı değiştirmek için fedakârlık yapmaya hazır olan Domenico’nun istediğini yapıyorsunuz: Her birimizin gözlerini ve kulaklarını büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız. Birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı. Yapmamamızın bir önemi yok. O isteği beslemeliyiz. (3)

Böyle büyük bir rüyayı siz öğrencilerden başkası göremez; çünkü inanç sadece sizde var. Bugün canımız okulumuzdan online kaydedilmiş, sahte bir tören ile değil de kendi iradenize sahip çıkarak burada, çimlerde mezun olabiliyorsanız, sebebi bunu yapabileceğinize inanmanız. Bu, yapabileceklerinizin sadece bir başlangıcı. Hepinizi çok seviyorum; ama sadece sevgi yetmiyor arkadaşlar. Öncesinde kavga etmek gerekiyor. Bitmedi daha sürüyor o kavga ve sürecek. Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek. (4)

Yolunuz açık olsun, sizi hiçbir zaman yalnız bırakmayacağım.

1-Pier Paolo Pasolini’ye atfen
2-Tezer Özlü’ye atfen.
3-Andrei Tarkovsky, “Nostalghia” filminden.
4-Adnan Yücel’in aynı adlı şiirinden.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus