Cumhurbaşkanı adayı olursa Kılıçdaroğlu’na oy verir misiniz?

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Yayına hazırlayan: Sara Elif Su Balıkçı

Merhaba, iyi günler, iyi haftalar. Kemal Kılıçdaroğlu konuşuyoruz, daha da çok konuşacağa benziyoruz; çünkü muhalefet inisiyatifi ele alır gibi olduğunda, ilk başta göze çarpan tabii ki Meral Akşener ve İYİ Parti; ama esas bu olayın, Millet İttifakı’nın taşıyıcısı Kemal Kılıçdaroğlu olarak gözüküyor ve Millet İttifakı’nın adayının Kılıçdaroğlu olma ihtimali her geçen gün daha da artıyor. Şimdi, aylar öce bu ihtimali ilk duyduğumda, çok güvendiğim bir isimden, Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olmak istediğini ve olacağını duyduğumda yadırgamıştım ve tartışmıştık. Bayağı oldu ve hatta o tarihte de çok emin olamadığım için üstü örtük bir şekilde dile getirmiştim, anlayanlar da bunun olamayacağını söylemişlerdi. Aday olabileceğini düşünenlerin sayısı hâlâ çok yüksek değil. Her geçen gün daha da fazla artıyor Millet İttifakı’nın adayı olması ihtimali; ama ihtimal artmakla birlikte, yine de son anda başka bir şey olabileceğini, hatta bunun bir şaşırtmaca olabileceğini düşünenler de var.

Bu arada tabii “Aday olursa kazanır mı?” meselesinde, “Asla kazanamaz” diyenlerin sayısı azalıyor. Burada ikili bir yön var tabii ki. Birisi, Erdoğan’ın itibarının, desteğinin azalması meselesi. Yani Erdoğan o kadar kaybediyor ki, kim aday olursa olsun kazanır gibi bir havadan dolayı da Kılıçdaroğlu’nun seçilme ihtimali artıyor olabilir; ama üstüne, kendisi bir şey koyuyorsa –ki galiba koyuyor–, biraz bunları ele almak istiyorum. Bununla beraber Kılıçdaroğlu daha fazla gündemde yer alıyor. En son İstanbul’da sorulan bir soru üzerine, belediye başkanlarının, yani İmamoğlu ve Yavaş’ın aday olmasını tasvip etmediğini, çünkü meclislerde çoğunluğun AKP’de olduğunu söyledi. Bu zaten herkesin ilk aklına gelen bir husus; fakat bunun tek başına bir gerekçe olamayacağı kanısındayım.

Şöyle: Diyelim ki İmamoğlu aday oldu ve Erdoğan’a karşı galip geldi, kazandı. Ondan sonra İstanbul Belediyesi’nin başına AKP’li bir isim belediye meclisi tarafından seçilecek olsa bile, o çok siyasî tâbirle, “topal ördek” olur ve kısa bir süre içerisinde de herhalde yerini devretmek zorunda kalır. Aynı şey, Ankara için de bence geçerli. Tabii ki ilk anda bu inandırıcı bir gerekçe gibi gözüküyor; ama bence o kadar da çok önemli bir mesele değil. Eğer olay, “Erdoğan’ı yense yense İmamoğlu yener” ya da “Mansur Yavaş yener” gibi bir aşamaya gelirse, o zaman, “Ya işte, onlar yenebilir, ama bu sefer de belediyeyi kaybederiz” gibi bir açıklama bence çok inandırıcı olmaz. 

Benim anladığım kadarıyla, Kılıçdaroğlu –ki bunu uzun bir süredir böyle düşünüyorum ve söylüyorum– kendisi aday olmak istiyor ve hak ettiğini de düşünüyor, iyi bir cumhurbaşkanı olabileceğini de düşünüyor; tabii buradaki husus şu: Muhalefetin mutabık kaldığı bir “güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüş” var. O dönüşe kadarki sürecin bir geçiş süreci olması, daha sonra da cumhurbaşkanının daha sembolik, yetkileri azaltılmış, eskiyi andırır bir konuma gelmesi var. Tabii böyle bir noktada Millet İttifakı için nasıl birisini aday seçmek söz konusu? Geçiş sürecinde güçlü, geçişten sonra o gücünü terk etmeye razı olacak birisi. Tabii, burada geçiş sürecindeki güç meselesinde bir hususu da özellikle vurgulamak lâzım: O süreç iki yıl mı olur, üç yıl mı olur? Kaç yıl olursa olsun, çok kritik bir süreç olacak: Bürokrasinin, kurumların, yargının vs. yeniden yapılandırılması. Ve burada, bu süreçte herhalde muhalefet içerisinde yer alan herkes, belli şekillerde söz sahibi olmak isteyecekler. Yani diyelim ki, Kılıçdaroğlu ya da İmamoğlu ya da Mansur Yavaş ya da bir başkasına güvenerek her şeyi ona bırakıp, “Nasıl olsa bir süre yapacak, ondan sonra bütün sistemi kabineye, Bakanlar Kurulu’na bırakacak” denmeyecek ve dolayısıyla orada bir yol haritasının çizilmesi gerekiyor — aday kim olursa olsun. Yol haritası çizilirken, aynı zamanda da bir ekibin ortaya çıkartılması gerekiyor.

Şu hâliyle baktığımız zaman, daha adayın kim olduğunu bilmiyoruz; fakat bilmemiz gereken başka bir husus daha var: Diyelim ki Kılıçdaroğlu aday oldu, yanında kim olacak? Meral Akşener Cumhurbaşkanı Yardımcısı mı olacak? Temel Karamollaoğlu olacak mı? Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu ittifakta yer alacaklar mı? Alırlarsa geçiş döneminde nasıl roller üstlenilecek? Hangi konu kimlere kalacak? Yoksa bütün konularda –diyelim ki ekonomi– bütün partilerin söz hakkı mı olacak? Diyelim ki, şu bakanlık İYİi Parti’de, bu bakanlık CHP’de mi olacak? Bütün bunların hepsi ayrı ayrı önemli; fakat buraya dönecek olursak, yayının başlığına dönecek olursak soru çok açık ve net: “Kılıçdaroğlu aday olursa oy verir misiniz?” Ben hızlı bir şekilde Twitter’da bunun anketini yaptım ve ankette şu seçeneklerle sordum: “kesinlikle evet”, “mecburen evet”, “kesinlikle hayır” ve “kararsız” diye. İlginçtir, “kesinlikle evet” ve “mecburen” evet diyenlerin oranı aynı çıktı. Tabii bu anketler tek başına bir şey göstermiyor; ama yine de bir şeyleri gösteriyor, bunu kabul etmek lâzım. Bu “mecburen evet”e, eskiden “kerhen” denirdi. 

Birçok kişi Kılıçdaroğlu’nun aslında en uygun aday olmadığını, fakat eğer Millet İttifakı’nın adayı olarak o çıkacaksa Erdoğan’dan kurtulmak için ona mecburen oy vereceğini söylüyor. Böyle bir realite var. Kılıçdaroğlu aday olmayıp başka isimler olursa da oranlar değişir muhakkak; ama yine böyle oy verecekler var, çünkü toplumda geniş bir kesim, “Erdoğan gitsin de ne olursa olsun” gibi –basitleştirerek söylüyorum– bir noktaya gelmiş durumda. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun en önemli sorunu bence bu. Bir kere şunu özellikle vurgulamak lâzım: Kılıçdaroğlu’nun kendi parti tabanının tamamının kayıtsız şartsız desteğini aldığı da söylenemez. Bunun birçok nedeni var. Mayıs 2010’da partinin başına geçti ve o günden bugüne partiyi var etti; ama son yerel seçimlere kadar çok büyük çıkışlar yapamadı. İki tane cumhurbaşkanlığı seçiminde kendisi aday olmadı. Birinde, Ekmeleddin İhsanoğlu’nu çatı adayı olarak Bahçeli’yle beraber gösterdiler — ki çok çok yanlış bir karardı. İkincisinde de, anladığım kadarıyla Karamollaoğlu’yla birlikte Abdullah Gül’ü yapmaya çalışıyordu, ama son anda Akşener o olayda sorun çıkartınca, birdenbire Muharrem İnce’yi aday gösterdi, yine orada kendisi olmadı. 

Şimdi aday oluyor, neden oluyor? İki kere olmadı, pekâlâ yine olmayabilirdi ve kimse de niye olmuyorsun demezdi; çünkü Kılıçdaroğlu daha önce iki seçimde olmamıştı. Şimdi aday oluyor, çünkü birincisi: Kazanma ihtimali çok yüksek artık. Yani hele diğerlerine kıyasla çok farklı. Burada, tekrar hatırlamakta yarar var, kendi başarısı kadar, belki ondan daha fazla Erdoğan’ın başarısızlığı — ki bu büyük ölçüde ekonomik krizle de alâkalı bir şey; tek başına değil ama ekonomik kriz çok hızlandırdı ve derinleştirdi bunu, böyle bir yönü var. Birincisi bu. İkincisi de aslında bir tür jübile gibi Kılıçdaroğlu için, yani 11 yıldır partinin başında, partiyi ikinci parti olarak tutabildi; iktidar ortağı olma şansını 2015 Haziran’ında yakalamıştı, Davutoğlu aslında CHP’yle bir şekilde koalisyon kurmak istiyordu anlaşılan, ancak Erdoğan buna izin vermedi, ondan sonra Erdoğan’a karşı hep mağlup oldu.

Şimdi, önce güçlü ama sonrası sembolik bir cumhurbaşkanlığı, aslında pekâlâ Kılıçdaroğlu için bir jübile gibi gözüküyor. Herhalde, eğer böyle bir şey olursa bir dönem daha cumhurbaşkanlığı yapmayı da düşüneceğini açıkçası sanmıyorum, bu da iyi bir final olur. Tabii burada başka birtakım hususlar da var. Kendisi böyle düşünüyor mu bilmiyorum, ama şahsen ben Kılıçdaroğlu ya da bir başkası, ama Alevi kimliğinden birisinin Türkiye’de cumhurbaşkanı olmasının çok iyi bir şey olacağına inananlardanım. Bunun çok zor olduğunu biliyorum, ama çok iyi bir şey olacağına inananlardanım; bunu özellikle vurgulamak lâzım. Eğer o da gerçekten böyle bir boyut katıyorsa işin içerisine, bence çok isabetli olur. Tabii Alevilik denince, Erdoğan başta olmak üzere rakiplerinin bunu aleyhine kullanmak isteyeceklerini tabii ki biliyoruz ve umarım bu ters tepen bir şey olur. Türkiye’de hâlâ bu konularda bir tutuculuk içerisinde olanların sayısının hayli yüksek olduğunu biliyoruz. 

Kılıçdaroğlu bir süredir, partisine ve kendisine yeni bir imaj vermeye çalışıyor. Özeleştiri yapıyor, özeleştiri yaptığının altını çiziyor. En son İstanbul’da yine bunu söyledi; partiye başka partilerden katılanların olduğu toplantıda. Özellikle de dindarlara karşı, zamanında CHP’den gelen birtakım yaklaşımların özeleştirisini veriyor, başörtüsü başta olmak üzere. Bunu kimileri anlamsız ve gereksiz buluyor, kimileri Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olur diye düşünüyor, yani dindar-muhafazakâr kesimlerin endişelerini gidermeye çalışırken seküler-laik kesimlerde endişe mi yaratır diye düşünüyor. Bence bu çok gerçekçi değil. Bunun ayarını bence iyi tutturmuş durumda, hatta şunu da söyleyeyim, o konuda yaptıklarının büyük bir kısmı, benim bildiğim, kamuoyuna da medyaya da yansımıyor. Çok sayıda, Türkiye’nin değişik yerlerinde kişilerle, gruplarla buluşuyor Kılıçdaroğlu. Bunların büyük bir kısmı kamuoyuna yansımıyor, ama eminim Cumhurbaşkanı Erdoğan bunların hepsini adım adım biliyordur, neler konuşulduğunu da adım adım takip ediyordur. Birbirinden çok farklı, sağda bilinen, muhafazakâr camiada oldukları kabul edilen kişilerle, gruplarla neredeyse her gittiği yerde buluştuğunu biliyorum. Kendisinin bu buluşmalardan memnun ayrıldığını da biliyorum. 

Tabii ki bu buluşmalar illâki buradaki insanların CHP’ye ya da Kılıçdaroğlu’na oy verecekleri anlamına gelmez; ama yılların biriktirdiği, oluşturduğu bir mesafe var, çok büyük uçurumlar var. Bunları gidermekte bayağı bir adım atıyor, bunda samimi olduğunu da düşünüyorum. Kimileri bunu siyaseten yapıyor diye de düşünebilir. Zamanında Deniz Baykal da bir ara yapmaya çalışmıştı biliyorsunuz, çarşaflı kadınlara rozet, parti rozeti takmaya kalktı; tam da içine sinmemişti herhalde, oradan da bir şey çıkmamıştı. Burada daha sistemli bir şey var sanki. Bir diğer husus, özellikle dokunulmazlıklar konusundaki o yanlış tavrı, hani “İçimize sinmiyor, Anayasa’ya aykırı olduğunu bile bile yapıyoruz, destekliyoruz” diyerek HDP’lilerin içeri girmesine onay vermişti. Şimdi, onları telafi etmek istercesine neredeyse her grup toplantısında, konuşmasında, Selahattin Demirtaş’a ve doğrudan dokunulmazlıkla ilgili olmasa da Osman Kavala’ya sahip çıkıyor ve onların özgür olması gerektiğini savunuyor. Yani bütün hataları, açıkları, birtakım mesafeleri böyle bir kapatmaya çalışma gayreti var ve son dönemde, özellikle yaptığı videolarla da aslında –onları daha önce de söylemiştim–, cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlık videolarında, gençlere özel olarak sesleniyor, kadınlara bazen özel olarak sesleniyor. Bunlar ne derece yankı buluyor? Buna çok açıkçası emin değilim. Kendileri, herhalde birtakım yöntemlerle bunu ölçüyorlardır; ama ortada bir çaba olduğu muhakkak. Yani şu haliyle bakıldığında Kılıçdaroğlu, “Zaten cebimizdeki oylar hazır, zaten Erdoğan’dan insanlar kurtulmak istiyor” deyip, çok çaba içerisine girmeden de bu işi yapabilecekken bir çaba sarf ediyor. Bu çabanın karşılığını alabilecek mi? Açıkçası çok emin değilim.

 Bir kere, çok ciddi bir husus var; o da ekonomi meselesi. Değişik vesilelerle en son “kara kış paketi” dedi. Bunların çok büyük yankı bulduğunu sanmıyorum. Sürekli bir şeyler söylüyor, ama orada sanki şöyle bir sorun var, aslında bütün muhalefet için bu sorun çok ciddi olarak var: “Ya bunlar gelirse” — ki kamuoyu araştırmalarında da bu çıkıyor: “Ekonomi kesin düzelir, çünkü” diye insanların cümle kurmasına pek izin verecek bir durum henüz yok. Burada da herhalde en önemli husus ekip meselesi, kiminle yapacağı meselesi. Yani ilk akla gelen ittifak olacak, Ali Babacan’a ekonomi teslim edilecek, o düzeltecek. Basite indirgenmiş böyle bir yaklaşım var. Bir kere bu açıkça söylenmiyor, ikincisi böyle bir şeyin olabileceğini sanmıyorum. Tabii buna inanmak isteyenler vardır; ama bu basitlikte bir mesele olduğunu sanmıyorum, orada çok ciddi bir sorun var.

Şu hâliyle baktığımız zaman, Kılıçdaroğu kendisine mecburen oy vereceklerin sayısını azaltıp, bunları gönüllü bir şekilde, inanarak oy vermeye çekmeye çalışıyor. Bu konuda başarılı olmak için elinden geleni yapıyor; ama işinin hiç de o kadar kolay olduğu kanısında değilim. Çünkü bir kere çok büyük sorunları var bu ülkenin, çok çok büyük sorunları var ve bu sorunlar her geçen gün daha da artıyor. Kılıçdaroğlu, şu haliyle insanları bir araya getirici bir lider profili çiziyor, muhalefeti bir arada tutucu, o muhalefetin bir arada olabilmesi için her şeyden gerektiği kadar taviz verebilecek bir isim havası veriyor; ama bu sorunları çözecek kişi havasını tam olarak verebildiğini sanmıyorum. Kendisinin de herhalde bu iddiada olduğunu düşünmüyorum; ama bir yerden sonra insanlar, oy verecekleri kişide bir güç görmek isterler. Şu haliyle, bu gücü tek başına veremiyorsa, o zaman kolektif bir gücü yaratıp bunu bizim karşımıza çıkartması gerekiyor. O zaman insanlar şunu diyebilirler: “Evet, kesinlikle Kılıçdaroğlu’na oy veriyorum; çünkü Kılıçdaroğlu şu şu kişilerle beraber bu işi üstlenecek”. Oo noktada henüz değiliz, o noktaya gelene kadarki hâliyle bir anlamda Kılıçdaroğlu solo bir faaliyet yürütüyor, tek başına bir faaliyet yürütüyor. 

Burada, ilginçtir, partisinin içinden insanlar da çok yanında, herkes bir şekilde gündeme göre yanında birileri var muhakkak ki, İstanbul’a geldiğinde İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, Meclis’le ilgili bir şey olduğunda grup başkanvekilleri vs.. Ama böyle bir, Kılıçdaroğlu’nun her gittiğinde yanında olan ve kamuoyunun bildiği bir ikinci isim, benim bildiğim kadarıyla yok, varsa da herhalde bizden gizliyor. Sonuçta, Kılıçdaroğlu bu olayı, adaylığını bir ekip halinde, tatminkâr bir şekilde anlatırsa, başarı ihtimalinin çoğalacağı kanısındayım ve bu sefer, öyle bir durumda oy verenlerin hem sayısının artacağını hem de oy verenlerin buna inançlarının artacağını düşünüyorum. Aksi takdirde, CHP’nin o klasik, kendi tabanına razı olmak ve nasıl olsa Erdoğan kaybediyor duygusuna güvenmek gibi yanlış bir strateji izlemesine neden olabilir.

Bitirirken, sizlerden desteklerinizi Medyascope’tan esirgememenizi bir kere daha rica ediyorum. Çok ilginç bir döneme doğru Türkiye giriyor ve bu dönemde bağımsız ve özgür medyanın önemi çok daha iyi anlaşılıyor, medya çok önemli roller üstlenecek ve önümüzdeki dönemde iktidar da bunu engellemek için, özellikle sosyal medya üzerinden bizim gibi yayın yapanları engellemek için, birçok açıdan engellemek için herhalde ellerinden geleni yapacaklar; çünkü gerçekten bir dönüm noktası, bir devrin kapanacak olmasına tanıklık edeceğiz ve burada herkesin çok ciddi sorumluluğu var. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus