Doç. Dr. Hakan Yücel ve Umut Yedikardeş araştırdı: Üniversite gençliği Cumhur ya da Millet İttifakı yerine hak temelli toplumsal ittifakları öneriyor

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Yücel ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Umut Yedikardeş, “Kampüsten Öğrenci Toplulukları: Üniversite, Siyaset ve Değerler” başlıklı çalışmalarıyla üniversiteli gençliğin yakın dönemdeki siyasi gelişmeler hakkındaki düşüncelerine ışık tuttu. Araştırmaya göre gençler, kurumsal siyasi partilerin sosyal medyada “genç dili” kullanma çabasını komik buluyor. Gençlere göre siyasi partiler değişime kapalı, kullandıkları dil ise kendi tabanlarını mobilize etmeye yönelik olduğu için düşmanlaştırıcı bir “savaş dili”. İttifak tartışmalarında kapsayıcılık kaygısının popülizme yol açabileceğine dikkat çeken üniversite gençliği, Cumhur ve Millet ittifakları yerine toplumsal tabandan yükselen hak temelli siyasi toplumsal ittifakların kurulmasını öneriyor.

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hakan Yücel ile Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi yüksek lisans öğrencisi Umut Yedikardeş tarafından yapılan araştırmada, Boğaziçi Dayanışması, Galatasaray Üniversitesi (GSÜ) Dayanışması, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Dayanışması, Ege Öğrenci Dayanışması, Kampüs Cadıları, Üniversiteli Kadın Kolektifi, Hacettepe Kuir Araştırmaları Topluluğu, GSÜ Kuir Çalışmalar Kulübü, Gri Bölge, Arayüz Kampanyası, Öğrenci Kolektifleri, Öğrenci Faaliyeti, Eko-Öğrenci Hareketi, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Topluluğu, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) Mekik, Marmara Üniversitesi (MÜ) İnsan Hakları ve Anayasa Kulübü Araştırmaları Kulübü’nden öğrencilere yakın dönemdeki siyasi gelişmelere dair sorular yöneltildi.

Üniversite gençliğinin toplumsal önemi arttı”

Araştırmaya göre, AKP hükümetleri döneminde 2002’den 2021’e kadar geçen sürede Türkiye’deki üniversite sayısı 76’dan 207’ye, üniversite öğrenci nüfusu ise beş milyonu örgün lisans öğrenimi içinde olmak üzere yaklaşık bir milyon 600 binden, sekiz milyon 240 bine çıktı. Türkiye’de yükseköğretim net okullaşma oranı ise 2018-2019 öğretim yılında yüzde 4,1’e ulaştı. Kabaca artık her iki gençten birinin yükseköğrenim içinde yer aldığına dikkat çekilen araştırmada, ülkenin en büyük toplumsal gruplarından biri olarak gençliğin öneminin büyük ölçüde arttığının altı çizildi. Üniversiteli nüfusun öğrenci hareketinin etkili olduğu 1968 kuşağıyla kıyaslandığı araştırmada, o yıllarda öğrenci kitlesinin genç nüfusun sadece yüzde 3’ünü oluşturduğu hesaba katılarak üniversite gençliğinin bugünkü potansiyel gücüne işaret edildi.

Siyasi partiler demokrasiye ve değişime kapalı“

Çalışmada siyasi iktidarın “gençlik miti” oluşturduğu, gençleri ayrıştırdığı, kurumsal siyasetin ise gençleri özne olarak görmediği ve gençlere ulaşamadığı eleştirisiyle farklı alanları temsil eden üniversite merkezli 16 öğrenci topluluğu ile görüşüldüğü bilgisi paylaşıldı. Araştırmacılar “Türkiye’de son yılların en çok kaybedenlerinden birinin üniversite gençleri olduğunu söyleyebiliriz” diyerek bu durumun yansımalarının ise önümüzdeki yıllarda ortaya çıkacağına dikkat çekti. Araştırmaya göre, kurumsal siyasi partilerin sosyal medyada “genç dili” kullanarak gençlerle iletişime geçme çabası gençler tarafından komik bulunuyor ve eleştiriliyor. Gençler siyasi partileri demokrasiye ve değişime kapalı kurumlar olarak tanımlıyor.

‘Gençler apolitik’ söylemi yanlış bir tespit”

Günümüz gençliğini toplumsal sorunlara duyarsız olmakla eleştirmek için sıklıkla dile getirilen “apolitik gençlik” söylemi, araştırmada ele alınan başlıklardan biri oldu. Araştırmaya göre “apolitik” kavramı yanlış bir tanımla “depolitize” anlamında kullanılıyor ve kuşak odaklı yaygın önyargılar gençliğin potansiyelini görmemizi ve gençleri tanımamızı engelliyor. Araştırmada, “apolitik gençlik” söyleminin 68 kuşağını idealleştirdiğini, 68 ve 80 sonrası kuşakları birbirine karşıt şekilde kurguladığını fakat bu iddianın yanlış olduğuna dikkat çekildi. Araştırmaya göre günümüz gençlerini aşırı bireycilik ve toplumsal sorunlara duyarsız olmak üzerinden okumak da yanlış bir tespit.

‘X,Y,Z kuşağı’ sınıflandırması şirketler için yapılmış”

Araştırmada gençlerin X,Y,Z gibi ifadelerle tanımlanması, “Bu harfler, gençleri, gençlerin problemlerini ve taleplerini anlamaktan ziyade gençliğe ürün pazarlama gözüyle bakan şirketler için yapılmış toptancı bir sınıflandırmadır. Tarihçi Annie Kriegel’e göre oldukça sorunlu olan bu sınıflandırma, ekonomik ve sosyal olarak güçlü olanları öne çıkarırken tehdit olarak görülen, dışlanan ve ötekileştirilen gençleri dışarıda bırakıyor” açıklamasıyla eleştirildi. Tespitle birlikte gençleri sınıflandırabilmek için şu öneriye yer verildi: “Bir sınıflandırma yapılacaksa da Karl Mannheim’ın aynı tarihsel toplumsal birliğin ortak kaderi diye tanımladığı toplumsal kuşak kavramı kullanılmalı ve genç olmaktan kaynaklanan ortaklıklar dışında toplumsal, sosyal ve kültürel sermayelerine ve kimliklerine göre farklı kuşak gruplarının olduğu unutulmamalı.”

Gençler, muhalefetin Boğaziçi Direnişi’ndeki tavrını eleştiriyor”

Araştırmanın üçüncü bölümünde kurumsal siyaset ve gençlik ilişkisi ele alındı. Görüşmeciler, kurumsal siyaseti birçok konuda sert ifadelerle eleştirdi. Muhalefetin Boğaziçi Direnişi’ndeki tavrı, kurumsal siyasetin gençleri özne olarak görmeyip sorunlarını anlamaya çalışmaması, kurumsal siyasetin yaşlı, erkek, hiyerarşik ve otoriter bulunması, kurumsal siyasetin özellikle sosyal medya üzerinden gençlere kalıplaşmış yargılarla ve yüzeysel ciddiyetsiz bir “genç dili” kullanarak iletişim kurmaya çalışması görüşmecilerin ortak eleştirileri arasında yer aldı. Araştırmaya katılan öğrencilerden kurumsal siyasette örgütlü olanlar bile, partilerin gençlere kapalı olduğunu vurgularken siyasi partilerin gençlik kollarını değerlendiremediğini ve gençlik kollarında bulunan gençlerin de parti içi kariyer hedefleri için genç olmaktan uzak durduğunu belirtti. Özellikle CHP’nin, Boğaziçi Direnişi sürecindeki tavrını ve politikasını sorunlu bulan gençler, kurumsal siyasette var olan hiyerarşiden ve özne olarak ele alınmamaktan yakındı.

İnsanlar Tinder’da bile siyaset konuşuyor”

Araştırmaya göre Türkiye’de 2023 seçimleri yaklaşırken kurumsal siyaset, yüksek nüfusa sahip üniversite öğrencisi gençleri etkilemeyi ve oylarını kazanmayı istiyor. Görüşme yapılan üniversiteli gençlerden biri, siyasetin gençlerin hayatında kapladığı alandan şikayetçi olduklarını ve siyaset konuşmaktan bıktıklarını, çevrimiçi flört uygulaması Tinder üzerinden şöyle örneklendirildi: “Durum o kadar trajikomik ki insanlar Tinder’da bile siyaset konuşuyor. Belki başka bir ülkede ya da başka bir evrende yaşıyor olsaydık bunlar aklımızın ucundan dahi geçmeyecekti. Bunu konuşmamak doğal bir hak ama devlet aldığın suyu bile siyasileştirirken isyan ediyorsun ve siyaset konuşmaktan nefret eder hale geliyorsun.”

Siyasi partiler hedeflerini aktarmakta yetersiz”

Siyasi ittifakların da sorulduğu gençler, mevcut ittifaklara alternatif olarak toplumsal tabandan ve temel toplumsal çıkarlar üzerinden yükselen siyasi-toplumsal ittifakları önerdi ve mevcut ittifakların kapsayıcılık tartışmasında popülizm tehlikesi gördüklerini belirtti. Siyasi partileri hedeflerini aktarmakta yetersiz bulan üniversiteli gençler, ittifakların da temel toplumsal çıkarlara ve güçlü ilkelere dayanmadığının altını çizdi. Başkanlık ve güçlendirilmiş parlamenter sistemin tartışıldığı son bölümde ise gençlere, Türkiye’nin hangi sistemle yönetilmesini istedikleri soruldu. Bu başlıkta, başkanlık sisteminden parlamenter sisteme dönüşün şart ama yeterli olmadığı hususu öne çıktı.

Gençler ‘feminist üniversite’ talep ediyor”

Çalışmada, Türkiye’nin bir dönüşüm yaşadığı, üniversiteli gençlerin ise değişimlerden en çok etkilenen grup olması ve nüfusa oranı bakımından yaşanan dönüşümün yönünü en iyi yansıtacak toplumsal grup olduğuna dikkat çekildi. Araştırmaya göre, Boğaziçi Direnişi ile öğrenci hareketi ve öğrenci sorunları yeniden gündeme gelse de öğrenci merkezli alternatif siyasi oluşumlar için geçmişten bugüne sorunlar hiç değişmedi. Öğrenci hareketini tarihsel perspektifle ele alan öğrenciler, özerk ve demokratik üniversite talebinin yanına bugün “feminist üniversite”nin de eklendiğine işaret etti ve Boğaziçi Direnişi ile daha fazla gündeme gelen dayanışmaların, özellikle kadın öğrencileri umutlandırdığını vurguladı.

Gençlerin siyasi partilere üye olmaması onları ‘apolitik’ yapmaz”

Araştırmaya göre “apolitik gençlik” tartışmasının bir ayağı da gençlerin kendilerini kurumsal siyasetin araçlarından biri olan siyasi partilerde ifade etmeyi tercih etmemesi. Gençlerin siyasi partilere üye olmasa bile ortak sorunlar etrafında, siyasi kimliklerini koruyarak ve siyaset üstü bir bağlamda birleşip birlikte hareket ettiği araştırmada şu sözlerle anlatıldı: “Ancak bu durum gençlerin toplumsal-siyasal sorunlardan bihaber olduğu ve bu sorunlarla ilgilenmediği anlamına gelmez. Siyasi parti üyeliği yüksek düzeyde olmasa da birçok genç, öğrenci kulüpleri, alternatif gençlik oluşumları ve STK’lar aracılığıyla dolaylı yoldan da olsa siyasi faaliyet yapmaktadır. Öğrenci hareketleri de bu temel üzerine yükselmektedir. Bu bağlamda Boğaziçi Direnişi ile yeniden gündeme gelen öğrenci eylemleri 1970’lerin Fransa’sında öğrenci eylemleri için geliştirilen ‘samimi apolitizm [apolitisme sincère]’ terimiyle anlaşılabilir.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus