Prof. Dr. Ali Cengizkan : “Kumpas davalarında Türkiye’deki sığınaklar hedef alındığı için mevcut durumları bilinmiyor”

Rusya işgalinin sürdüğü Ukrayna’nın başkenti Kiev’de hava saldırıları sebebiyle insanlar metroları sığınak olarak kullanıyor. Savaş ortamında konvansiyonel silahlar ve bombalardan korunmak amaçlı yapılan mimari yapılar olan sığınakların Türkiye’deki durumunu eski Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Mimarlık Bölümü Başkanı, TED Üniversitesi Mimarlık Fakültesi kurucularından ve eski dekanlarından, şair Prof. Dr. Ali Cengizkan’a sorduk.

Sığınakların geçici ya da süreli kullanımının söz konusu olduğunu söyleyen Ali Cengizkan bu mimari yapıları şöyle tanımladı: 

Sığınak, savaş ortamında konvansiyonel silahlar ve bombalardan korunmak amaçlı yapılmış olan bir mimari yapıdır. Patlama sarsıntı ve serpintilerini (blast) en aza indirgemek ve kendisinin yıkılmasını da engellemek amacıyla yeraltına, kaya oyuğuna, mağaraya yapılan ya da kurşun geçirmez-etkilenmez bir yapı kabuğunun arkasında elde edilen mekândır. Bu mimari yapılar, 1945 yılında atom bombası etkileri deneyimlendikten sonra, nükleer yıkım ve serpintiyi (toz ve ışınım) emmeye yönelik oluşumlar olarak elde edilmeye de başlanmıştır.” 

Türkiye’de ya da Ankara’da amacına yönelik kullanıma hazır sığınak var mı?

Olması gerekir. Olması gerekir diyorum çünkü Sivil Savunma çerçevesindeki oluşum ve yapılanmanın 2010’dan başlayarak kumpas davalarında hedef alınıp yok edilmesi amaçlandığından, söz konusu bilgilerin hem gizliliği hem de aleniliği ortadan kalktı. Ancak bu tür bilgilerin Milli Savunma Bakanlığı ve AFAD gibi kamu kurumlarında bulunması gerekir. Acil durum ortamında bunların halkın kullanımına sunulma amacıyla alenileştirilmesi beklenir.

Yaşadığımız binaların birer sığınağı var mı? Olması gerekir mi?

Gündemdeki İmar Yönetmeliği çerçevesinde her konut yapısı, kendi barındırdığı nüfus yoğunluğuna oranlı biçimde sığınak mekânlarına-odalarına sahiptir. Bunlar da genellikle zemin altında/bodrum katlarındaki mekânlardır; havalandırma ve su deposu imkânları-bağlantıları imar yönetmeliğine uygun olarak kontrol edilir. Ancak kullanım sırasında amaçları dışında kullanılıyor olabilirler, çünkü kontrol mekanizmaları sıkı değildir; zayıftır.

Rusya-Ukrayna savaşında metroların sığınak olarak kullanıldığını biliyoruz. Mimari özellikleri açısından Türkiye’deki metrolar ile kıyasladığınızda ne söylersiniz?

Metrolar, yeraltı yaya geçitleri, her zaman doğal sığınaklar olarak kullanılmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında İngiltere, Almanya, Fransa gibi gelişmiş ülkelerin (artık iyice yapılı çevresi oturmuş anlamında) kentleşmiş şehir dokuları başta olmak üzere pek çok yerde sığınak olarak kullanılırlar. Türkiye için de bu durum geçerlidir. Metro ağları, savaş zamanında işlememe durumunda tümüyle bir yeraltı ağı ve sığınak dokusu olarak hizmete girer. Umarız Türkiye’de kullanılmak zorunda kalınmaz.

Sığınakların sergi alanı olarak kullanılması ya da insanlık tarihi açısından olumsuz olaylarla simgeleşmiş mekânların sanatın bir parçası haline getirilme çabası ne anlama geliyor? 

Söz konusu Ankara İkinci Meclis Sığınakları, bildiğiniz gibi 22 Aralık 2021 tarihinde Sanat ve Gösteri Mekanı olarak TC Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hizmete alınmıştı. İnşa edildiği 1942 yılından beri, özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrası, sığınak olarak tatbikatlar dışında kullanılmadığını düşünmekteyim. Yöre tümüyle bir müze ve sergi salonları alanıdır. Kaldı ki, sadece bu sığınak değil, dünya çok sayıda olan ve bugün kültür ve gösteri amaçlı olarak hizmet gören bütün sığınaklar, koruganlar, denizaltı üsleri ve liman tesisleri, istendiği zaman sığınak işlevine dönebilirler. Çünkü adı üzerinde ‘bu amaçla inşa edilmişlerdir’ ve kültür mekanı olarak kullanılırken, havalandırma, bakım, elektrik ve altyapı sistemleri bakımdan geçmekte ve aldıkları hizmet güncellenmektedir. Sığınakların kültür ve sanatın parçası haline getirilmeleri ve hizmete girmeleri, bu sıradışı ve ilginç mekanların halk tarafından bilinip deneyimlenmesine neden olduğu, dolayısıyla barış zamanında kullanılmalarının üzerlerindeki kasvet tozunun alınmasında yardımı olduğu söylenmelidir.

21. yüzyıldayız ve her ne kadar “teknolojik ilerlemeler”, “insanlığın seviye atlaması” yahut “çağ atlamak” gibi “olumlu” ve belki “ilerici” kavramlarla ele alınıp, sanat aracılığıyla mekanlar üzerinden bir yüzleşme sağlansa da insanların sığınaklara mecbur bırakıldığı “eski tip bir savaş” yaşıyoruz. Bu çelişki için ne söylersiniz?

Evet, Ortaçağa dönüyoruz; bir yere gittiğimiz yok: Umberto Eco’nun erken uyarısı çok yerindeydi. Savaş hiçbir zaman gündemimizden çıkmadı, ne yazık ki. Sığınakların kullanımının onların unutturulması anlamına gelmediğini anlamalıyız. Sığınaklar, koruganlar insan tekinin kendisine kendi aczini hatırlatmanın da mimari nesneleri. O nedenle zaten, bir meyhanenin konuta, bir değirmenin kültür merkezine dönüştürülmesi gibi bir dönüşüm yaşamıyorlar. Kendi ‘kalın hatlı’ fiziksel mekanları yerinde kalmak üzere, hatta yer yer yapılmalarının, varlıklarının nedenleri unutturulmadan ve izleri silinmeden yeni kullanımlara kucak açıyorlar. Çelişkin olmakla birlikte, çetrefil ve ikiyüzlü insan tekinin birer aynası olarak da hem ihtiyaç zamanında yeniden kullanılmaların, hem de barış zamanında ‘barışçıl’ amaçlarla kullanımlarının önü her zaman açık olmalı.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.