Sanatçı ikilisi ha:ar ile söyleşi: “İkimizin de ortak bakışı, teknolojinin sanat yapma biçimimizi sonsuza kadar değiştireceği yönünde”

Türkiye’nin tanınmış dijital ikilisi ha:ar, Contemporary Istanbul bünyesindeki House of Brothers Lounge’da yapacağı “Disruption” isimli heykel performansı ile teknoloji ve sanat ilişkisini tartışmaya açmaya hazırlanıyor. Fuar alanına getirdikleri robot kol yardımıyla heykel tasarlayacak olan ikili, izleyicilere gün be gün eserin gelişimi takip etme imkanı sunacak. New York’tan Londra’ya yenilikçi işleri ile tanınan Hande Şekerciler ve Arda Yalkın ile eserleri, projeleri ve teknolojinin sanat üzerindeki değiştirici potansiyeli üzerine konuştuk.

Arda Yalkın ve Hande Şekerciler

ha:ar birlikteliğini nasıl oluşturdunuz, bu oluşum nasıl meydana geldi, biraz söz edebilir misiniz?

Biz, uzun zaman çalışmak için hep aynı mekânı paylaştık hatta bir süre beraber bir animasyon/prodüksiyon stüdyosu işlettik. Birbirimize uzun süredir yardım ediyoruz ve işlerimiz hakkında konuşuyoruz. 2018 Mart’ta New York’ta bir misafir sanatçı programına kabul edildik ve ikili olarak gitmeye, beraber bir şeyler üretmeye karar verdik. Kimyamız tuttu ve ardından Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) başka programlara da kabul edildik. Uluslararası fuarlara katıldık, ilk solo sergimizi New York’ta, ikincisini Ankara’da açtık. Arkasından Venedik, Milano ve Londra’da solo sergilerimiz oldu. Bunların yanı sıra Piksel (www.piksel.ist) adında bir yeni medya misafir sanatçı programının kurulmasına ön ayak olduk ve hala yönetimini sürdürüyoruz. Dört seneden fazladır bu şekilde hem ikili hem de bireysel olarak çalışmaya devam ediyoruz.

Eserlerinizde şu anda yararlandığınız en son teknolojiden söz edebilir misiniz?

ha:ar, teknolojik araçları çok yoğun bir şekilde kullanan, öte yandan konvansiyonel üretim yöntemlerine de çok hakim bir yapı. İkimiz de -eski ya da yeni- her türlü üretim biçimini öğrenmek konusunda obsesifiz diyebiliriz. Bir yandan son derece gerçekçi 3B video ve görüntüler üretebilen bir stüdyomuz var. Hareket yakalama (motion capture) teknolojisi ile dans/performans temelli eserler üretiyoruz. Son dönemlerde yapay zeka ile ilgileniyoruz ve yapay zeka-konvansiyonel sanat ilişkisi üzerine çalışıyoruz. Küçük olsa da Türkiye’deki en çağdaş bronz dökümhanelerinden birisine sahibiz. Burada da yoğun şekilde bilgisayarlardan faydalanıyoruz. Yaklaşan sergilerimiz için cam ve mermer kullanarak eserler üretiyoruz. Bunların bazıları son derece geleneksel malzemeler olsa da eserlerin tasarımı ya da üretiminde mutlaka jeneratif yapılar, yapay zeka hatta robotik programlama kullanılıyor. Geleneksel medyumlar ile ultra-çağdaş araçları birleştiriyoruz diyebiliriz.

Bir defa “Kaynak makinesi demir bir heykeli nasıl şekillendiriyorsa, yazılımlarda bizim yaptığımız işlerde o kadar etkili” demiştiniz. Yazılımlardan ne kadar faydalanıyorsunuz? Sizin eserlerinizdeki yazılımın rolünde söz edebilir misiniz?

Aslında bu Hande’nin görüşü. Ben yazılımların yavaş yavaş bir tür creative collaborator (yaratıcı ortak çalışan) fonksiyonu kazandığını düşünüyorum. Bilgisayarlar (aslında algoritmalar) bizim asla düşünmediğimiz önerilerde bulunup içeriğin dramatik bir şekilde değişmesini sağlayabiliyorlar artık. Text-to-image yapılar bunun çok güzel bir örneği. Biz, hiç bir zaman bir algoritmanın çıktısını alıp olduğu gibi kullanmadık, zaten tamamen jeneratif hiçbir işimiz yok ama yapılabilir de. Bana göre bir eseri “eser” yapan şey, arkasındaki fikir ve motivasyon. Bu bağlamda düşünürsek, evet, algoritmalar ve bilgisayarlar sadece fikri gerçekleştirirken kullandığımız birer araç ama bence bu araçlara sıradan birer kerpeten muamelesi yapmamak lazım. Kendi başlarına özel bir sınıflandırmayı ve tartışmayı hak ediyorlar.

Contemporary Istanbul’da yapmak istediğiniz eserden söz edebilir misiniz? Proje hakkında bilgi verebilir misiniz?

“Disruption”, yapay zeka temelli bir robotik performans/heykel çalışması olacak. Düşüncelerimizdeki nüanslara rağmen ikimizin de ortak bakışı, teknolojinin sanat yapma biçimimizi sonsuza kadar değiştireceği yönünde. Maalesef -özellikle de Türkiye’de- sanatçılar bu gerçeğin tam olarak farkında değiller ya da umursamıyorlar. “Disruption” projesinin amacı, halihazırda birçok sanatçının zaten kullandığı teknolojileri -fikir bulma aşamasından üretime kadar- art arda kullanarak bir eser üretmek ve bunu diğer sanatçıların ve sanat izleyicisinin gözü önünde yapmak hatta onları da işin içine dahil etmek. “Disruption” mermer gibi klasik bir malzeme ve on binlerce yıllık geçmişi olan bir pratiğin bile teknoloji ile nasıl evrilebileceğini anlatmayı hedefliyor. Teknolojiyi arka planda işleyen bir yapı yerine bütün yıkıcılığı ile çalışan bir makine olarak deneyimleyeceğiz. Bu iş için Metropolitan ve Louvre müzelerindeki binlerce heykelin imajlarını bizim daha önce ürettiğimiz “Impossible Sculptures” serisinden resimlerimizdeki heykel modelleri ile birleştirip bir veri seti oluşturduk. Bu verilerle bir GAN algoritması eğittik. Yapay zekanın ürettiği heykel tasarımlarını fikir olarak kullandık ve Hande bir heykel modelledi. Üzerine basarak tekrar söylemek istiyorum, algoritmanın ürettiği çıktıları olduğu gibi kullanmak yerine, kendi istediğimiz şekilde yorumladık. Bana göre, tasarım aşamasında yapay zekanın “Creative Collaborator” özelliğini verimli bir şekilde kullandık diyebiliriz. Bu model Contemporary Istanbul boyunca gelişmiş bir endüstriyel robot tarafından mermer malzemeye işlenecek. Bu süreci bütün katılımcılar gözlemleyebilecekler. Fuarın son gününde Hande robotun yapamadığı ince işçilikleri yapmaya başlayarak performansa dahil olacak. Elbette, bu işin bir günde bitmesi mümkün değil ve süreç atölyemizde devam edecek. Fuar boyunca House of Brothers Lounge’da yapay zeka ve endüstrileşmenin sanata olan etkisi ile ilgili bir dizi tartışma olacak.

Uluslararası etkinliklerde isminizden söz ettiriyorsunuz, bundan sonraki etkinlikler hakkında bilgi verebilir misiniz?

Geçtiğimiz sene -lojistik zorluklara rağmen- Milano ve Venedik’te, bu senenin başında da Londra’da solo sergiler açtık. Enteresandır, bugüne kadar İstanbul’da eserlerimizi toplu bir şekilde sergileme fırsatımız olmadı. Eylül’de Contemporary Istanbul performansının ardından Ekim’de, İstanbul Bienali paralel etkinleri kapsamındaki İstanbul’daki ilk solo sergimizi Zülfaris Sinagogu’nda açacağız. Bugüne kadar, İstanbul için sakladığımız bir sürü yeni fikir açığa çıkacak. Ardından kasımda Miami The Bass Müzesi’nde tek eserlik bir sergimiz olacak. 2023 için planlarımızı şimdilik paylaşmayalım ama genellikle yurtdışı eksenli sergiler olacak.

Medyascope'a destek olun.

Sizleri iyi ve özgür gazeteciliğe destek olmaya çağırıyoruz.

Medyascope sizlerin sayesinde bağımsızlığını koruyor, sizlerin desteğiyle 50’den fazla çalışanı ile, Türkiye ve dünyada olup bitenleri sizlere aktarabiliyor. 

Bilgiye erişim ücretsiz olmalı. Bilgiye erişim eşit olmalı. Haberlerimiz herkese ulaşmalı. Bu yüzden bugün, Medyascope’a destek olmak için doğru zaman. İster az ister çok, her katkınız bizim için çok değerli. Bize destek olun, sizinle güçlenelim.

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus