Türkiye’de absürtlük eşiğinin ne kadar hızlı aşıldığını gösteren yeni bir “vakayı” daha kayıtlara geçirdik. Bir reklam filminde kadının köpeğine “oğluşum” demesi üzerine başlayan “köpek annesi” tartışması ve ardından başlatılan soruşturma, aslında münferit bir olay değil; uzun süredir mayalanan bir zihniyetin dışavurumu.
Mesele bir kelime değil; mesele, sevgi ve şefkat gibi en insani bağların bile denetlenme arzusudur.

Sevgiye soruşturma açmak
Bir insanın hayatını paylaştığı canlıya “oğlum”, “kızım” ya da “bebeğim” demesi ne zamandan beri toplumsal bir sorun? Bu hitaplar ne biyolojik bir iddiadır, ne de bir kimlik karmaşası. Bu, sadece bir ilişki tanımıdır: Bakım, sorumluluk ve saf şefkat.
Bir canlıyı sahiplenmek, onun hayatından sorumlu olmaktır. Beslemek, iyileştirmek, korumak ve güven vermektir. Dil, bu derin bağı en bildiği yerden, yani ailevi kavramlarla karşılar. Bunun adı delüzyon değil, “bağ kurma kapasitesi”dir.
Kimse kendini köpek sanmıyor
Basit bir gerçeği hatırlatmakta fayda var: Birinin “ben pati annesiyim” demesi, kendini köpek sanması anlamına gelmez.
Toplum, mecazlar ve metaforlar üzerinden konuşur. Kan bağımız olmayan insanlara “kardeşim”, “canım”, “hayatım” dediğimizde kimse “Burada bir kimlik karmaşası var, inceleme başlatalım” demiyor. Bir evcil hayvandan bahsederken kullanılan “evladım” vurgusu, bir kıyas ya da hiyerarşi değil, “Ben de bir canlıyla karşılıksız sevgi ilişkisi içindeyim” beyanıdır.
Aile kavramının tek bir sahibi yok
Tartışma hemen o meşhur soruda kilitleniyor: “Çocukla hayvan bir mi?”
Oysa kimse bu ikisinin “bir” olduğunu iddia etmiyor. Ortada kurulmamış bir eşitliğin, hayali bir tehdit üzerinden reddedilmesi hali var. İnsanlar çocuk sahibi olur ya da olmaz; bu bireysel bir tercihtir. Evde kedi-köpek beslemek, kimseyi ebeveynlikten soğutmaz ya da demografik bir kriz yaratmaz.
Asıl sorun; çocuk yapmayan ya da hayatını hayvanlarla paylaşan insanlara sürekli bir “eksiklik” veya “norm dışılık” atfetme ihtiyacıdır. Sanki herkes, tek tip bir hayat şablonuna uymak zorundaymış gibi.
Dil polisliği ve tahammül sınırı
“Oğluşum” dedi diye bir reklamı soruşturma konusu yapmak, dil üzerinden kurulan bir kontrol mekanizmasıdır. Bugün “oğluşum” ifadesi problem edilir; yarın bir başka hitap, öbür gün bir başka duygu.
İşin absürtlüğünü şöyle düşünelim: Evdeki kedinize “oğlum” değil de “müdür” derseniz, birileri çıkıp “Bunun sigorta girişi nerede?” diye mi soracak?











