“Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında kurulan komisyon, siyaset gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Ruşen Çakır, son yayınında bu sürecin İmralı’ya uzanıp uzanmayacağı sorusunu gündeme getirerek, olası senaryoları değerlendirdi.
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’un yeni çözüm sürecine dair kurulacak komisyon için siyasi partilerden isim bildirmelerini istediği süre 31 Temmuz’da doldu. 51 kişiyle kurulması planlanan komisyona ilişkin partilerin tutumları ve hangi isimlerin komisyonda yer alacağı da netlik kazandı.
“Komisyon İmralı’ya giderse işler değişir”
CHP’nin kuracağı komisyonun yalnızca bir vitrin faaliyeti olmaktan öteye geçip geçemeyeceği, sürece katılacak aktörler kadar hangi kapıların çalınacağıyla da doğrudan ilişkili. Ruşen Çakır, “Bu komisyon İmralı’ya gider mi, gitmez mi? Asıl soru bu. Giderse işler çok farklı bir noktaya evrilir. Gitmezse bu işin gerçek bir çözüm süreci olmayacağını herkes bilir” ifadelerini kullandı.
MHP ve DEM Parti’nin sınavı
Çakır, MHP’nin sürece dair mesafeli tutumunun ve DEM Parti’nin üzerindeki baskının altını çizdi. “MHP, komisyonun adının bile tüylerini diken diken ettiğini düşünen bir parti. Ama bir yandan da Erdoğan’ın politik hesaplarıyla bu sürece sessiz kalabilir. DEM Parti ise ne kadar içeride tutulacak, ne kadar dışında bırakılacak? İmralı dahil edilirse bu dengeler nasıl etkilenir?” diye sordu.
Sürecin seyri kadar kullanılan dilin ve hedeflenen çözüm biçiminin de belirleyici olacağını vurgulayan Çakır, “İktidar çözüm sürecini yeniden başlatacaksa, bunu CHP eliyle değil, kendi kontrolünde yapmak ister. Bu yüzden CHP’nin hamlesi bir fırsat mı, yoksa Erdoğan açısından bir tehdit mi, bu da önümüzdeki günlerde netleşecek” yorumunu yaptı.
Ruşen Çakır yayınını Ahmet Kaya’ya ithaf etti. Çakır, “Ahmet Kaya hayatını kaybedeli 25 yıl olmuş. Paris’te hayatını kaybetti. Ahmet Kaya da Kürt meselesi söz konusu olduğunda çok duyarlılığı bilinen bir isimdi ve zaten başına gelenlerin bir kısmı da bu duyarlılığı nedeniyle olmuştu, bunu biliyoruz. Ve bu ülkede güç sahibi insanların, illaki bunların devlet insanı olması gerekmiyor, her türden güç sahibi insanın zamanı geldiğinde nasıl kötü olabileceklerini Ahmet Kaya’nın yaşadıklarından hatırlıyoruz. Biliyorsunuz bir linç kültürünün, bir aşırı milliyetçi, ayrımcı linç kültürünün kurbanı edilmek istenmişti Ahmet Kaya. Ama o öyle kolay bir lokma değildi.” dedi.
Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Komisyon nihayet kuruldu. Neler yapacak, neler edecek, nasıl gelişecek? Bunların hepsi önümüzdeki günlerde karşımıza çıkacak. Ama şunu da şimdiden söylemek lazım ki çok ilginç günler yaşayacağız kesinlikle. Komisyon, Türkiye’nin çok tarihi bir olayını sonlandırmanın altyapısını hazırlamaya çalışacak ve bu o kadar kolay olmayacak. Başlığa çıkardım: ‘‘Komisyon İmralı’ya giderse…’’ diye. ‘‘Nereden çıktı bu?’’ demeyin, çünkü çok ciddi bir şekilde gündemde. Nitekim dün Türkiye Gazetesi‘nde Yücel Kayaoğlu imzalı bir haber vardı. Belli ki devlette süreci yakından takip eden kişilerden alınmış bir şey. ‘‘Komisyon nasıl çalışacak?’’ derken uzun uzun çok önemli ayrıntılar anlatıyor ve “İhtiyaç duyulması hâlinde Öcalan’la da görüşülecek” diye bir cümle var. ‘‘Nereden çıktı bu cümle?’’ diyenler olacaktır. Ama bu hiç de şaşırtıcı bir şey değil. Çünkü bu komisyonun bir sahibi CHP ise, bir diğer sahibi MHP ve Devlet Bahçeli ise, bir başka sahibi de Abdullah Öcalan, PKK lideri ve zaten o eksen alınarak bu süreç kotarılıyor. Öcalan eksen alınarak kotarılıyor ve Öcalan bu sürecin çok önemli bir aktörü.
Şimdi, Mayıs ayı sonunda Öcalan’la yapılan bir görüşmenin notlarına baktığımız zaman bunun merkezinde komisyon olduğunu görüyoruz. Daha önce ben bunun haberini yapmıştım. Devlet Bahçeli’ye “Atatürk’ten sonra en büyük devlet adamı” dediği görüşmeler bu. Orada bir yerde komisyonun bir türlü kurulmamasına çok öfkeleniyor ve Bahçeli’ye bir mektup yazıyor ve bu mektup oradaki devlet görevlileri tarafından MHP Genel Merkezi’ne hızlı bir şekilde iletiliyor. O görüşmede mesela diyor ki Öcalan, “Bu parlamento komisyonu gelecek buraya, çok sade bir şekilde bu olguya dayalı ‘PKK’nin feshi, silahsızlanmasına dair kanun tasarı taslağı öneriyorum’ diyeceğim. Koçgiri isyanı oluyor. Meclis toplanıp böyle yapmıştı. İsyanın sonuçlarını tamamen ortadan kaldıracak yasalara ihtiyaç var.”
Burada Öcalan diyor ki, ‘‘Tam anlamıyla bir devri kapatmak gerekiyor. Bu devri kapatmak için de yasalar gerekiyor’’ diyor ve bu komisyona onun gözünde öyle bir görev yüklüyor ve ısrarla dönüp dolaşıp aynı şekilde komisyonun önemini ve komisyonla kendisinin görüşmesinin gerekliliğini anlatıyor. Mesela diyor ki, “Meclis komisyonu kursun, gelsinler. Çok hayati şeyler anlatacağım” diyor Bahçeli’ye, o mektubu yazmadan önce. “Komisyon kurulmadan bu iş çözülemez” diyor. Ve bir yerde de, “Komisyon hızlı şekilde devreye girmeli. Başka türlü olmaz. Devlet adına geldiniz. Devletin gerçek çizgisini onlara hatırlatacağız” diyor. “Meclis komisyonu kurulacak, silahlar komisyon gözetiminde bırakılacak” diyor.
Şimdi birçok kişiye bu olay çok afaki gelebilir. Mümkün değil gelebilir. Öyle düşünebilirler. Sonuçta düne kadar “bebek katili, bölücübaşı” olarak tanımlanan bir isimden bahsediyoruz ve Meclis’te bir komisyon kuruluyor ve bu komisyonun, hepsi olmasa da, içinden bir heyet gidip bu kişiye görüşlerini soruyor, önerilerini soruyor. Bu, birçok kişi için özellikle bu sürece başından beri karşı çıkan kişiler, kurumlar, çevreler için asla kabul edilemez bir şey olacak. Kamuoyunun önemli bir kısmı bundan büyük bir ölçüde rahatsız olacaktır. Ama şunu görmek gerekiyor: Bu olay, bu aşamaları geçmeden gerçekleşmesi mümkün olmayan bir olay. Türkiye birtakım eşikleri birlikte, belki kimileri için istemeye istemeye, kimileri için yarı gönüllü bir şekilde, kimileri de tam olarak inanarak bu eşikleri geçmek durumunda kalacak. Bunu yaşayacağız.
İmralı’ya gitmeden bu iş olmaz mı? Pekâlâ olabilir ama anladığım kadarıyla Devlet Bahçeli’nin daha ilk başta, “Öcalan gelsin, DEM Parti grubunda konuşsun” dediği anda zaten o devlet aklı denen şey Öcalan’a bir yer biçmişti. Onu çok önemli bir yere yerleştirmiş durumda ve onun bir ayağı olarak da Öcalan’ın komisyonla görüşmesinin çok yüksek ihtimal olduğunu düşünüyorum. Onun üzerinden bunun bir şekilde kamuoyuna yansıması beklenebilir, yansıtılacaktır ya da yansıyacaktır. Yani gizlenmesi mümkün olmayan bir şey olacak bu. Çünkü komisyonda konuşulacak ve birileri de buna itiraz edecek, öyle tahmin ediyorum. İtiraz edenler en azından bunu dillendirecektir. Ama bu eşiği de geçebilirse eğer Türkiye, o zaman gerçekten birçok şey değişebilecek.
Aksi takdirde ne olur? Komisyon çok kritik bir görev üstlendi. Bunu layıkıyla yerine getirebilmesi herkesin hayrına. Ama komisyon daha baştan beceremezse, dağılırsa, birbirine girerse ya da hiçbir konuda anlaşamazsa ya da Erdoğan komisyonu göstermelik olarak kullanmaya çalışır ve kendisi bir şeyler empoze etmeye çalışırsa o zaman bu iş yatar. Bu işin yatmaması için herkesin birtakım iddialarından, karşılıklı olarak birtakım iddialarından, ısrarlarından vazgeçmesi gerekiyor. Bazı şeyleri kabullenmesi gerekiyor. Bu anlamda Devlet Bahçeli gerçekten çıtayı çok yükseğe çıkardı ilk andan itibaren ve zaten bugüne kadar gelebildiysek onun bu çıtayı yukarıya çıkartması sayesindedir.
Şu hâliyle baktığımız zaman bu süreç Öcalan’ın çok önemli bir yerde durduğu bir süreç olarak ilerliyor. Tabii ki Meclis merkeze alınmak isteniyor ama Erdoğan başkanlık sisteminin kendine verdiği imkânları sonuna kadar kullanmak isteyecektir. Sonuçta çok kritik ama hayati bir yerden geçiyoruz. Şu ana kadar, bu süreç boyunca Öcalan tarafından söylenen ya da yazılanları okuduğumda, Öcalan’ın birçok şeyi devletin ve kendisine düşman olan kesimlerin kabul edebileceği bir noktaya getirdiğini görüyorum. Ama her şeye rağmen şunu diyenler olacaktır: “O ne derse desin, biz onunla hiçbir şey yapmayız, ona güvenmeyiz” diyecekler olacaktır. Ama burada eminim bir şekilde daha aklıselim sahipleri işi kontrolüne alıp olayı düzgün bir şekilde yolunda ilerleteceklerdir. Ama tekrar söylüyorum, çok kritik bir sürece, yani zaten sürecin kendisi kritik, kritik bir aşamasına giriyoruz ve bu aşamada herkesin bir şekilde Öcalan realitesini kabullenmesi ya da çok içine sinmese bile bir şekilde onsuz bu sürecin olamayacağına razı olması gerekiyor.
Bugünün ithafı Ahmet Kaya olsun. Ahmet Kaya 25 yıl olmuş hayatını kaybedeli. Çok genç yaşta gitti. Sürgünde gitti. Paris’te hayatını kaybetti. İşte ne deniyor? ‘‘Protest’’ deniyor. Ben zamanında Ahmet Kaya’nın ilk yıllarında açıkçası pek dinlemezdim, birkaç şeyin dışında çok dinlemezdim. Ve hani ne deniyordu ona; ‘‘arabesk, devrimci arabesk’’ gibi şeyler söyleniyordu. Ama belki de zaman geçtikten sonra değerini daha iyi anladığımı itiraf edeyim. Son yıllarda, hele son günlerde çok sık dinliyorum Ahmet Kaya’yı ve gerçekten kendisini çok seviyorum, takdir ediyorum ve erken aramızdan ayrılmasına da hakikaten çok üzülüyorum. Ahmet Kaya da Kürt meselesi söz konusu olduğunda çok duyarlılığı bilinen bir isimdi ve zaten başına gelenlerin bir kısmı da bu duyarlılığı nedeniyle olmuştu, bunu biliyoruz. Ve bu ülkede güç sahibi insanların, illaki bunların devlet insanı olması gerekmiyor, her türden güç sahibi insanın zamanı geldiğinde nasıl kötü olabileceklerini Ahmet Kaya’nın yaşadıklarından hatırlıyoruz. Biliyorsunuz bir linç kültürünün, bir aşırı milliyetçi, ayrımcı linç kültürünün kurbanı edilmek istenmişti Ahmet Kaya. Ama o öyle kolay bir lokma değildi. Fakat maalesef ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştı ve sürgünde öldü. Kendisini rahmetle anıyorum ve noktayı koyuyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








