İBB soruşturmasının 3 bin 900 sayfalık iddianamesi açıklandı. Çakır, kendisine yöneltilen “suç örgütüne bilerek yardım” suçlamasını reddederek 40 yıllık gazetecilik kariyerinde ilk kez bir soruşturmaya dahil edildiğini belirtti. HTS kayıtlarına dayanarak tanımadığı kişilerle ilişkilendirildiğini söyleyen Çakır, “Tanımadığım birini tanımadığımı nasıl kanıtlayayım?” diye sordu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’in hazırladığı İBB soruşturması iddianamesi açıklandı. Ekrem İmamoğlu’na 2 bin 352 yıl hapis cezası istenen iddianamede 402 şüpheli ve 76 etkin pişman bulunuyor.
Ruşen Çakır, iddianamenin açıklanmasının ardından kendisinin de iddianamede yer aldığını söyledi, “Gözaltı değil ifadeye çağrıldılar dediler ama polis bizi emniyete götürdü. Telefonlarımıza el konuldu, yurtdışı yasağı konuldu” dedi.
“Emniyetten alınıp iddianameye eklendik”
Çakır, 3 bin 900 sayfalık iddianameye dahil edildiğini belirtti. İfadeye çağrılan 5 gazeteciden 4’ü hakkında suçlama bulunduğunu aktaran Çakır, kendisine yöneltilen suçlamanın “suç örgütünün yararcılık yapısına dair olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” olduğunu söyledi.
Normal şartlarda 11 kişinin isminin geçtiğini ancak 5 kişinin ifadeye çağrıldığını anlatan Çakır, “Bir kişi ABD’de olduğu için alınamadı. Diğer 5 kişiyi nedense almadılar ama bizi kattılar” ifadelerini kullandı.

“HTS kayıtlarıyla suçlanıyoruz”
İddianamede Murat Ongun ve Emrah Bağdatlı’dan para aldığı iddia edilen Çakır, bu iddiaları reddetti. Kanıt olarak HTS örtüşmelerinin gösterildiğini belirten Çakır şunları söyledi: “Murat Ongun’u tanıyorum ama Emrah Bağdatlı’yı tanımıyorum. HTS örtüşmelerinin çoğu çalıştığım yerler; Sanayi Mahallesi, Maslak ve kombine biletim olan Galatasaray stadı.”
İddianamede “tanımadığına ilişkin beyanları örgüt üyesiyle yoğun HTS baz birliktelikleri nazara alındığında inkara yönelik olduğu anlaşılmıştır” denildiğini aktaran Çakır, “Tanıdığım birini tanıdığımı kanıtlayabilirim. Fotoğraflar, telefon kayıtları vardır. Ama tanımadığım birini tanımadığımı nasıl kanıtlayayım?” diye sordu.
“Güzelleme ve PR suçlaması”
İddianamede “suç örgütünü ve liderini kamuoyuna güzellemeye, eylemlerini meşru göstermeye yönelik” ifadesinin yer aldığını belirten Çakır, bu ifadeye şaşırdığını söyledi. Kendisine kanıt olarak gösterilen iki yayının Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasından bir-iki ay sonrasına ait olduğunu vurgulayan Çakır, para almanın iddia edildiği tarihlerin tutuklama öncesine ait olduğunu belirtti.
“İddianamede PR lafları var. Ben Ekrem İmamoğlu’nun PR’ını yapmışım diyorlar” diyen Çakır, iddiaların tamamen asılsız olduğunu ifade etti.
“12 Eylül mahkemeleri daha hukukluydu”
Çakır, 1981 yılında tutuklanıp Devrimci Sol ana davasında yargılandığını hatırlattı. O dönemki mahkemeleri değerlendiren Çakır şunları söyledi: “Oradaki hazırlanan, işkence altında alınan ifadeler vardı. Ama orada yapılan en azından benimle ilgili kısımlar daha gerçekçiydi. Askeri savcıyı bir kenara koyuyorum ama sivil yargıçlar, mesela Seyfettin Bey, son derece medeni ve hukuka bağlı insanlardı.”
40 yıldır gazetecilik yaptığını ve gazeteci olarak ilk kez bir davaya dahil edildiğini belirten Çakır, “40 yıl boyunca yaptığım haberler, röportajlar nedeniyle 40 kere yargılanabilirdim. Ama şimdi bakıyorum ve diyorum ki yazık. Hukuk görmüyorum, adalet görmüyorum” dedi.
“Boş bir iddianame”
Çakır, ilk izlenimini şu sözlerle özetledi: “Benim açımdan bu iddianame boş. İktidar yanlısı gazeteciler bunun ne kadar dolu olduğunu anlatmaya çalışacaklardır. Mahkeme umarım TRT tarafından canlı yayınlanır.”
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Nihayet İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı soruşturmasının iddianamesi dün açıklandı Başsavcı Akın Gürlek tarafından. 3900 sayfalık bir iddianame var ve 402 şüpheli var. 76 etkin pişmanlık var ve Ekrem İmamoğlu’na 2352 yıl hapis cezası isteniyor. Açıklamanın hemen sonrasında iddianameye PDF olarak biz gazeteciler ulaşabildik ve hızlı bir şekilde, tabii ki 3900 sayfaya birden bakmak mümkün değil, hızlı bir şekilde aramayla, kelime aramasıyla bakma imkanım oldu. Tabii öncelikle kendimi sordum. Perşembe günü malum biliyorsunuz 5 gazeteci gözaltına alındık. Dediler ki, gözaltı değil ifadeye çağrıldılar. Hayır, polis tarafından götürüldük emniyete ve serbest bırakıldık ama telefonlarımıza el konuldu, yurt dışı yasağı konuldu. Açıkçası kendimi bulmayı düşünmüyordum ama buldum. Nasıl buldum? Perşembe günü gözaltına alıp, ifademizi alıp salı günü o 3900 sayfalık şeye bizi apar topar eklemişler. 5 kişiden 4 kişi hakkında suçlama var. Nedir: ‘‘Suç örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme eylemine uyan TCK’nın 220/7, 58/9 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları.’’ Tabii bu maddeler nedir bilmiyorum. Avukatıma sordum, önemli olmadığını söyledi ama sonuçta bu 402 kişiden birisi de benim. Yani son anda belli ki dosyayı kapatmak, iddianameyi yazmak için bizi apar topar almışlar. Normal şartlarda 11 kişinin ismi geçiyordu. 5 kişiyi gözaltına aldılar. Bir kişi ABD’de olduğu için alınamadı ama diğer 5 kişiyi nedense almadılar. İyi de oldu, onlar bu işin içine katılmamış oldu, meslektaşlarımız, ama bizi kattılar. Belli ki bir niyet var. Bu niyetin ne olduğunu ben tahmin ediyorum ama bu niyetlerine ulaşmalarının imkanı olmadığını da düşünüyorum.
Şimdi daha önce anlattım, ‘‘Para aldı’’ diyorlar, ‘‘Elden para aldı Murat Ongun’dan, Emrah Bağdatlı’dan’’ ve buna kanıt olarak birtakım HTS örtüşmelerini gösteriyorlar. Ben de ifademde dedim ki, ‘‘Murat Ongun’u tabii ki tanıyorum ama diğer kişiyi tanımıyorum. HTS örtüşmelerinin neden olduğunu bilmiyorum ama büyük bir kısmı çalıştığım iş yerleri, yani önce Sanayi Mahallesi sonra Maslak, bir de kombine biletine sahip olduğum Galatasaray Stadyumu.’’ Bunlardan olduğunu söyledim, ki çok eminim. En azından şunu çok iyi biliyorum ki Emrah Bağdatlı’yı hayatta tanımıyorum ama şöyle deniyor, ‘‘Tanımadıklarına ilişkin beyanları örgüt üyesi ile yoğun HTS baz birliktelikleri nazara alındığında inkara yönelik olduğu anlaşılmıştır.’’ Yani tanıyormuşum ama inkar ediyormuşum. Onu anlamışlar. Neye dayanarak anlamışlar? HTS’ye göre anlamışlar. ‘‘Bu noktada itibar edilmemiştir.’’ Yani benim savcılara Emrah Bağdatlı’yı tanımadığımı kanıtlamam gerekiyor. Bakın, birisini tanıdığınızı kanıtlayabilirsiniz. Birlikte fotoğrafınız vardır. Cep telefonuyla aramışsınızdır, şu olmuştur, bu olmuştur. Ama tanımadığınız birisini tanımadığınızı nasıl kanıtlayacaksınız? Dolayısıyla tanıdığımı onların kanıtlaması lazım. Kanıt diye sundukları şey de HTS kayıtları.
Bir diğer husus da biz para almışız ve ‘‘bu suç örgütü lehine güzelleme’’ diyor. Yani bir iddianamede güzelleme… ‘‘Suç örgütünü ve liderini kamuoyu nezdinde güzellemeye, eylemlerini meşru göstermeye yönelik…’’ Şimdi deniyor ki ben bu kişilerden para almışım. Ne zaman almışım? Onlar tutuklanmadan önce. Sonra onları güzellemişim. Benim karşıma iki tane yayınımı çıkarttılar. İkisi de Ekrem İmamoğlu ve diğerlerinin tutuklanmasından bir ay, iki ay sonra. Yani bir de bunu söylerken bu da çok acayip, ‘‘suç örgütü ve yapılanmasının PR’ı.’’ PR ne demek bilenler bilir: Public relation, halkla ilişkiler. PR diye bir kısaltma var. Savcılık iddianamesinde PR diye bir laf var. Ben Ekrem İmamoğlu’nun PR’ını yapmışım vesaire. Yani şimdi kendim söz konusu olduğum için biliyorum, tamamen asılsız iddialar. Bunu, yani birilerini tanımadığımı, para almadığımı kanıtlamamı istiyorlar ama para aldığımı ya da o kişiyi tanıdığımı kanıtlamak konusunda hiçbir şey yapmıyorlar. Şimdi ben bu iddianameye bakınca, kendim söz konusu olunca, bildiğim bir olay yani. Onun dışında 402 kişi hakkında neyi nasıl diyorlar falan açıkçası beni çok fazla ilgilendirmiyor. İlk izlenim olarak bunu söylemek istiyorum. Yani böyle apar topar perşembe günü gözaltına alıp birtakım sorular sorup, onu da kendileri sormadılar, polislere sordurup ondan sonra ‘‘bunlar inkar ediyorlar ama böyleler’’ diye iki cümle yazıp benim hakkımda suçlamada bulunuyorlar. Çok kişisel gelebilir size, yani şunu diyenler olabilir: ‘‘Ya sen istisnasındır, siz istisnasınızdır.’’ Ama yani ben… Neyse, çok uzatmayalım.
Peki, başka ne var? ‘‘CHP hakkında kapatma istedi’’ dendi ama sonra dediler ki ‘‘Hayır, böyle bir şey yok. Sadece bildirimde bulunduk Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na.’’ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirimde bulunmak bir anlamda kapatma davasının bir girizgahı. Yani bundan sonrası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na kalmış. Ama burada büyük bir faaliyet var. Bu faaliyet 410 kişi, ki başka iddianameler de çıkacakmış onu anlıyoruz. Ekrem İmamoğlu’na 2352 yıl, 3900 sayfa iddianame, 76 etkin pişman vesaire böyle rakamlarla, kalabalıklarla, PR laflarıyla, güzelleme laflarıyla bir şey yaratılmaya çalışılıyor. Hani hakikat sonrası tarih, hakikat sonrası dönem dediğimiz böyle bir şey. Söylediğinizin gerçeğe tekabül edip etmemesinin çok fazla bir önemi yok. Nasıl söylediğiniz, ne kadar kalın bir şey yaptığınız, ne kadar tumturaklı laflar ettiğinizle ilgili bir şey. Bakın, ben 1981 yılında tutuklandım ve Devrimci Sol davasında yargılandım, ikinci toplu dava ve üçüncü toplu davada. Orada hazırlanan işkence altında alınan ifadeler, şunlar, bunlar ama orada yapılan en azından benimle ilgili kısımlar daha gerçekçiydi. Ve orada, hâlâ çok iyi hatırlarım, askeri savcı vardı, onu bir kenara koyuyorum ama yargıçlar, sivil yargıçlar, mesela bir Seyfettin Bey vardı, hâlâ yaşıyorsa uzun ömürler diliyorum, son derece medeni ve hukuka bağlı insanlardı. 12 Eylül döneminden bahsediyorum. Aradan geçmiş kaç yıl? Ben 40 yıldır gazetecilik yapıyorum ve gazeteci olarak ilk defa bir şeyden yargılanıyorum. Bu davaya beni iliştiriyorlar ve yani tekrar söyleyeceğim, 40 yıl boyunca yaptığım gazetecilik faaliyetlerinden 40 kere yargılanabilirdim değişik yaptığım haberler, röportajlar nedeniyle.
Ama burada bakıyorum ve ondan sonra diyorum ki ya yazık, yazık. Burada ben hukuk görmüyorum, adalet görmüyorum. Bundan sonrası ne olacak? Bakacağız. İşte toplu dava olacak tabii. Yıllar sonra yine bir toplu davanın parçası oldum. O zaman da iddianamenin en altlarındaydım çünkü en az ceza istenenlerden birisiydim. Beraat ettim. Bu sefer de öyleyim. Ama o tarihteki 12 Eylül dönemindeki mahkemelere, yargılama süreçlerine daha, nasıl söyleyeyim, daha yakın duruyordum. Yani yakın duruyordum derken işkenceler vesaireler, askeri yönetim hepsi bir yana ama orada hâlâ hukukun gereğini yapmaya çalışan birtakım yargı mensupları vardı. Burada ‘‘PR yapmak’’, ‘‘güzelleme yapmak’’ vesaire diye suçlanan 40 yıllık bir gazeteci olarak karşınızdayım. Bakalım, takip edeceğiz. Elimizden geldiğince soğukkanlı bir şekilde, serinkanlı bir şekilde kimseyi güzellemek ya da kötülemek derdinde olmadan bu olayı anlamaya çalışacağız. Ama başlangıç açısından, ilk izlenim açısından, benim açımdan bu iddianame boş. Sonrasına bakalım. İktidar yanlısı gazeteciler vesaireler bunun ne kadar dolu olduğunu bize anlatacaklardır, anlatmaya çalışacaklardır. Mahkeme umarım TRT tarafından canlı yayınlanır. Orada da görürüz. Evet, hayırlı olsun diyelim. İddianame vatana millete hayırlı olsun.
Peki, bugün kime ithaf? Bu kadar sıkıcı şeyden sonra bir güzel insandan bahsetmek istiyorum: John Cassavetes. Daha önce eşinden bahsetmiştim, ithaf etmiştim, Gena Rowlands’a. John Cassavetes benim, evet şu anda Gena Rowlands’la birlikte, benim Amerikan sinemasından ya da dünya sinemasından en sevdiğim isimlerden birisidir. Bağımsız sinema, yönetmen olarak bağımsız sinema ama önce oyunculukla başlamış birisi. Çok etkili, çok çarpıcı filmleri var. Peter Falk, yani ‘‘Komiser Columbo’’ olan Peter Falk, Ben Gazzara gibi, ki bunlar bizim çocukluk zamanlarımızın televizyon yıldızlarıydı, dizi yıldızlarıydı. Onlarla çok yakın arkadaş, birçok filminde onları oynatmış. Ama kendisi de çok çarpıcı filmlerde rol almış. “Rosemary’nin Bebeği” mesela, Roman Polanski’nin, ilk aklıma gelenlerden birisi o. Ve tabii eşiyle oynadığı “Aşk Irmakları” filmi var, 1984 yapımı, ölümünden 5 yıl önce. Ama bu filmde yanlış hatırlamıyorsam karı koca değil de iki kardeşi canlandırıyorlardı. John Cassavetes 1989’da 60 yaşında hayatını kaybetti. Ama izlemediyseniz filmlerini bulun, edin. Mesela “Kocalar” filmi var. Orada Peter Falk ve Ben Gazzara oynuyor. Yani kankalarını oynatmış diyeyim. Onun dışında “Gölgeler” diye siyahlar üzerine, Amerika’daki siyahlar üzerinde bir filmi var. “Etki Altında Bir Kadın”, yine Gena Rowlands’ın oynadığı bir film ve kendi oynadığı filmler. Yunan asıllı Amerikalı büyük sinemacı John Cassavetes’e buradan saygılarımı ve minnetlerimi iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







