Ruşen Çakır, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Yargıtay’a gönderdiği yazıdan hareketle CHP’nin kapatılma ihtimalini değerlendirdi. Çakır, her şeyin mümkün olduğunu ancak böyle bir adımın Türkiye’nin taşıyamayacağı sonuçlar doğuracağını belirtti. Ekonomik kırılganlık ve toplumsal kutuplaşmaya dikkat çeken Çakır, kapatma tehdidinin CHP’nin tepesinde sürekli sallandırılacağını söyledi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, İBB iddianamesinin ardından Yargıtay’a bir yazı gönderdi. Yazıda Anayasa’nın 68 ve 69. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. ve devam maddelerine atıfta bulunuldu. Bu maddeler siyasi partilerin cezalandırılması ve kapatılmasına ilişkin düzenlemeler içeriyor.
Çakır, yazının sonunda yer alan ifadeyi aktardı: “Gereğinin takdir ve ifası bilgilerinize arz olunur.” Bu ifadenin anlamını açıklayan Çakır, “Bakın biz bu soruşturmada böyle böyle şeyler bulduk. Bunlar bu kapsama giriyor. Eğer siz de bunları ciddiye alıyorsanız, daha doğrusu ciddiye alın ve bu konuda bir şeyler yapın diyor” dedi.
Başsavcılık daha sonra bu haberlerin dezenformasyon olduğunu açıkladı ancak olay kapanmadı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel başta olmak üzere parti yöneticileri bu girişimi darbe teşebbüsü olarak niteledi.

“Hukuki süreç siyasi karara dönüşüyor”
Çakır, Yargıtay’ın durumu ciddiye alıp soruşturma açabileceğini, “kapatma davası” açabileceğini veya Hazine yardımını kısma gibi kararlar alabileceğini söyledi, “Bunların hepsi ihtimal dahilinde ve iş bir yerden sonra hukuki bir olay olmaktan çıkıyor. Siyasi bir olay oluyor” diye konuştu.
Konunun özüne dair Çakır şunları söyledi: “Hukuktan çok anlayan birisi değilim ama zaten hukukun olduğuna da Türkiye’de inanan birisi değilim.”
CHP’nin Atatürk’ün kurduğu parti olmasının tek başına koruma sağlamayacağına dikkat çeken Çakır, 12 Eylül darbesini hatırlattı, “12 Eylül’de Cumhuriyet Halk Partisi’ni kapatmış ve yöneticilerini hapse atmışlardı. ‘Atatürk’ün partisine bunu yapmazlar’ diyebileceğimiz bir durum söz konusu değil” dedi.
Çakır, Atatürk’ün partisi olmanın tek başına yeterli olmadığını ancak başka faktörlerin de devreye girdiğini belirtti.
Kamuoyu desteği ve ekonomik kırılganlık
CHP’nin şu anda kamuoyu yoklamalarında birinci görünen veya AKP ile kıl payı yarışan bir parti konumunda olduğunu hatırlatan Çakır şunları söyledi: “Bu kadar büyük bir partiyi şu ya da bu gerekçeyle ki gerekçe diye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı sunduğu şeylerin çoğu fazlasıyla zorlama şeyler. Ama her ne olursa olsun siyaseten böyle bir şeyi karara almak… İmkansız değil ama çok zor.”
Bu haberin ilk çıktığında Türkiye’de piyasaların altüst olduğunu hatırlatan Çakır, “Aynı 19 Mart’ta olduğu gibi, 19 Mart’ta çok daha büyük olmuştu, her türlü bu tür hukuki, tırnak içinde hukuk tabi hamleler, bu kadar sert hamleler, Türkiye’nin zaten çok kırılgan olan ekonomisini iyice kötü duruma sokabiliyor” dedi.

“Olmaz denecek hiçbir şey yok”
Çakır, CHP’ye yönelik herhangi bir kapatma veya kapatmaya benzer hamlelerin sakıncalı olduğunu söyledi. Özgür Özel dahil bazı CHP’li isimlerin dokunulmazlıklarının kaldırılma ihtimalinin de sıklıkla dile getirildiğini hatırlattı, “Bunların mümkün ama çok kritik, sakıncalı ve yanlış uygulamalar olacağını söylemek isterim” dedi.
Çakır şu uyarıyı yaptı: “Tekrar söylüyorum, asla olmaz denebilecek bir şey değil. Türkiye asla olmaz denebilecek çok şeyi yaşadı. Her şeyi bir şekilde iktidarını korumak perspektifinden siyasi iktidar Erdoğan başta olmak üzere birçok şeyi yapabilir.”
Deşifreyi hazırlayan: Gülden Özdemir:
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. CHP’nin kapatılma ihtimali, nereden çıktı bu? İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İstanbul Büyükşehir Belediyesi iddianamesinden sonra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na yazdığı yazıdan hareketle çıktı. Şöyle deniyor yazının sonunda, uzun uzun birtakım şeyler anlatılıyor iddianameden ve üç savcının bir başsavcı vekili ve iki savcının imzasıyla: ‘‘Cumhuriyet Halk Partisi’nin ülke genelinde ve yerelde gerçekleşen seçimlerin güvenirliğini, seçmenin iradesini ve demokratik düzeni etkilemeye yönelik sistematik ve süreklilik arz edecek şekilde müdahalede bulunduğu anlaşılmakla, Cumhuriyet Halk Partisi hakkında anayasanın 68. ve 69. maddeleriyle 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. ve devam maddeleri uyarınca gereğinin takdir ve ifası bilgilerinize arz olunur.’’ Bu belge ortaya çıkınca ‘‘İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı CHP’nin kapatılmasını istedi’’ diye haberler dolaştı ve daha sonra da başsavcılık bunun dezenformasyon olduğunu, maksatlı olduğunu söyledi ve olayı kapatmak istedi ama olay kapanmadı. Kapanacağa da benzemiyor. Çünkü CHP yöneticileri, başta Özgür Özel olmak üzere bu çıkışı kendilerine yönelik bir darbe girişimi olarak tanımladılar.
Neden böyle diyorlar? Çünkü burada bahsedilen anayasanın 68. ve 69. maddeleriyle Siyasi Partiler Kanunu’nun 101. ve devam maddelerinin hepsi siyasi partilerin cezalandırılması, kapatma dâhil cezalandırılması hususlarını düzenleyen maddeler. Ama burada Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada ya da yazılan yazıda ‘‘Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gereğinin takdir ve ifası bilgilerinize arz olunur’’ diyor. Yani şunu diyor: “Bakın, biz bu soruşturmada böyle böyle şeyler bulduk. Bunlar bu kapsama giriyor. Eğer siz de bunları ciddiye alıyorsanız, daha doğrusu ciddiye alın ve bu konuda bir şeyler yapın” diyor. Yani burada yapacak olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı. Ama İstanbul’dan onlara deniyor ki: “Bu bizim saptadığımız durumlar, parti cezalandırmayı, kapatma dâhil, gerektirebilir; takdiri size bırakıyoruz” diyorlar. Şimdi top Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda. Bunları bir ihbar gibi kabul edip gereğini yapıp Cumhuriyet Halk Partisi hakkında bir soruşturma açacak mı? Bu soruşturmanın dışında bir dava açacak mı? Bütün bunlar ileride söz konusu olacak hususlar.
Bugünden bakıldığında ‘‘bu kesinlikle olmaz’’ diyebileceğimiz hiçbir şey yok. Türkiye’de zaten bu devir kapandı. Olmaz denecek hiçbir şey yok. Bunu Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ciddiye alıp soruşturma da açabilir, kapatma davası da açabilir, kapatma kararı da alabilir ya da işte daha önce AKP’nin başına geldiği gibi hazine yardımını kısma gibi birtakım kararlar da alabilir. Bunların hepsi ihtimal dâhilinde ve iş bir yerden sonra hukuki bir olay olmaktan çıkıyor, siyasi bir olay oluyor. Burada bir siyasi iradenin kararı ile ilgili bir şey söz konusu. O zaman benim yapabileceğim, hukuktan çok anlayan birisi değilim ama zaten hukukun olduğuna da Türkiye’de inanan birisi değilim; siyaseten bu mümkün mü? Pekâlâ mümkün. Ama Türkiye böyle bir şeyi taşıyamaz. Cumhuriyet Halk Partisi Atatürk’ün kurduğu parti. Bu tek başına yeterli bir şey değil. 12 Eylül, ki kendilerini Atatürkçü ilan etmişlerdi, Cumhuriyet Halk Partisi’ni kapatmıştı ve yöneticilerini hapse atmıştı. Dolayısıyla ‘‘Atatürk’ün partisine bunu yapmazlar’’ diyebileceğimiz bir durum söz konusu değil. Atatürk’ün partisi olmak tek başına yeterli değil ya da yetmiyor. Ama başka hususlar var.
Şu anda Cumhuriyet Halk Partisi kamuoyu yoklamalarında genellikle birinci görünen bir parti ya da diyelim ki AKP ile kıl payı yarışan bir parti. Bu kadar büyük bir partiyi şu ya da bu gerekçeyle, ki gerekçe diye İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sunduğu şeylerin çoğu fazlasıyla zorlama şeyler ama her ne olursa olsun siyaseten böyle bir kararı almak imkânsız değil ama çok zor. Nitekim ne oldu? Bu haber ilk çıktığında, ‘‘Savcılık CHP’nin kapatılmasını istiyor’’ dendiğinde Türkiye’de piyasalar altüst oldu, aynı 19 Mart’ta olduğu gibi. 19 Mart’ta çok daha büyük olmuştu. Her türlü bu tür hukuki — tırnak içinde hukuk tabii — hamleler, bu kadar sert hamleler Türkiye’nin zaten çok kırılgan olan ekonomisini iyice kötü duruma sokabiliyor.
Ama olay sadece ekonomi değil, esas olarak toplumsal barış. Türkiye’nin toplumsal barış anlamında çok ciddi sorunları var. Kutuplaşmanın artık sınırına gelmiş bir ülkeyiz. Göz göre göre ülkenin önemli bir kesimini, diyelim ki kamuoyu araştırmalarına göre %30’u, ama olay sadece CHP’nin aldığı oy değil. 19 Mart’tan bu yana yaşananlara baktığımızda toplumun büyük bir kısmı bu olayı bir yargı süreci olarak görmüyor, bunu bir siyasi süreç olarak görüyor. Ve bugün Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarına yapılanların doğru olmadığını düşünenlerin oranı CHP’nin elde edeceği düşünülen oranın hayli üstünde. Yani burada bir birliktelik var. Dolayısıyla Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik herhangi bir uygulama, bu tür kapatma, kapatmaya benzer birtakım hamleler, ki arada biliyorsunuz Özgür Özel dâhil bazı CHP’li isimlerin dokunulmazlıklarının kaldırılma ihtimali de sıklıkla dile getiriliyor; bunların mümkün ama çok kritik, sakıncalı ve yanlış uygulamalar olacağını söylemek isterim.
Tekrar söylüyorum: ‘‘Asla olmaz’’ denebilecek bir şey değil. Türkiye ‘‘asla olmaz’’ denebilecek çok şeyi yaşadı. Her şeyi bir şekilde iktidarını korumak perspektifinden siyasi iktidar, Erdoğan başta olmak üzere, birçok şeyi yapabilir, bunu gördük. Türkiye’de 2019’da İstanbul’daki seçimlerin yenilenmesini düşünün. Hiçbir haklı gerekçe, meşru gerekçe yoktu. Yüksek Seçim Kurulu o seçimleri tekrarlattı. Ama ne oldu? Ekrem İmamoğlu daha açık farkla kazandı. Ya da 19 Mart. Burada belediye başkanlarının, bu kadar belediye çalışanının tutuklanmasını gerektirecek hiçbir ciddi şey yoktu ama tutuklandılar. Ama ne oldu? Bunun üzerine CHP kendine geldi, üzerinden ölü toprağını attı. Ön seçimde dayanışma sandıklarında 15 milyonun üzerinde insan Ekrem İmamoğlu’nun adaylığı için oy verdi. Burada da aynı şey söz konusu.
Siyasi iktidarın kendi ömrünü uzatmak için ve rakiplerini etkisizleştirmek için atabileceği her adım, her sert adım bir şok etkisi yaratmakla birlikte ve karşı tarafa tabii ki zarar vermekle birlikte ama bir yerden sonra karşı taraf, yani burada CHP oluyor, eğer buna karşı iyi bir direnç gösterirse, savunmayı, kendini savunmayı bir tür saldırıya dönüştürebilirse, ki 19 Mart’tan sonra bu oldu, bu sefer saldıran kaybediyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin kapatılma ihtimali önümüzdeki günlerde çok konuşulacak, hep konuşulacak ama bence kapatılmayacak. Kayyum meselesi, mutlak butlan meselesinde olduğu gibi bunu bir şekilde sürekli ‘‘Demokles’in kılıcı’’ gibi CHP’nin tepesinde sallandırmak isteyecekler, bu anlaşılıyor ama bunu yapamayacak kadar, yani yapmaya cesaret etmeyecek kadar ders çıkarttıklarını düşünüyorum. Ama tekrar söylüyorum ki her şey Türkiye’de mümkün.
Burada noktayı koyalım ve bugünün ithafı büyük bir kadın oyuncu olsun, Emma Thompson olsun. İngiliz oyuncu, kendisine İskoç diyormuş daha çok. Müthiş bir oyuncu. Tiyatro deneyimi var, zaten aileden oyuncu. 1982’den beri sektörde diyelim, hem tiyatro hem sinemada ama yazıp çiziyor da. Çok etkilendim, şundan etkilendim: Büyük bir keyifle izlediğim çok çarpıcı bir filmdir; Türkçesini şimdi hatırlayamıyorum, ‘‘Sense and Sensibility’’, Jane Austen’ın romanından uyarlama film, Ang Lee yönetmiş. O filmin senaryosunu bizzat kendisi yapmış. Bunu bilmiyordum. Çok etkilendim. 5 yıl çalışmış senaryo üzerinde ve o yıl, yani 1995 yılında hem oyuncu hem senarist olarak Oscar kazanmış. Herhâlde böyle bir başarı dünyada pek yoktur. Her yönüyle daha çok tiyatro eserlerinde, dramalarda ama aynı zamanda komedilerde, fantastik filmlerde de oynayan bir büyük sanatçı, bir büyük oyuncu Emma Thompson’a hayran olmamak mümkün değil.
Ama hayran olmanın ötesinde orada bir şey görüyorsunuz; ona baktığınız zaman bir entelektüel birikim görüyorsunuz. Zaten hayatı boyunca da çok önemli konularda tavır almaktan çekinmemiş, özellikle çevre başta olmak üzere. Yani kendi küçük dünyasında yaşayan bir kadın, bir oyuncu olmamış, hep kendini göstermeyi de bilmiş ama gördüğüm kadarıyla da mütevazı kalmayı da bilmiş bir büyük oyuncu. Saygılarımı ve hayranlıklarımı belirterek sizlere de saygılarımı ve sevgilerimi iletiyorum ve diyorum ki lütfen bize sahip çıkın. Zor dönemlerden geçiyoruz, hep böyle Türkiye, hepimiz, medya, bağımsız medya zor dönemlerden geçiyor. Bizlere sahip çıkmanızı rica ediyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








