Ruşen Çakır yorumladı: Bir sivil darbe olarak 19 Mart süreci

Ruşen Çakır, 19 Mart sürecini “iktidarı yerinde tutmak için yapılan bir darbe” olarak niteledi. Çakır, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’le yaptığı görüşmeye atıfta bulunarak sürecin asıl hedefinin Ekrem İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olmasını engellemek olduğunu vurguladı.

Ruşen Çakır, perşembe akşamı bir grup gazeteciyle birlikte CHP Genel Başkanı Özgür Özel’le sohbet ettiklerini ve 19 Mart sürecini konuştuklarını belirtti. Özel’in bu sohbette önemli bir tespit yaptığını aktaran Çakır, bu değerlendirmeyi çok isabetli bulduğunu söyledi.

Çakır, “19 Mart bambaşka bir darbe oldu. Normalde darbeler iktidarı yerinden etmek için yapılır ama 19 Mart süreci iktidarı yerinde tutmak için yapılıyor” dedi.

Sürecin asıl hedefi İmamoğlu’nu engellemek

Çakır, 19 Mart sürecinin esas amacının başından beri Ekrem İmamoğlu’nun CHP’nin adayı olarak cumhurbaşkanı seçimlerine girmesini ve kazanmasını engellemek olduğunu ifade etti. Salı günü açıklanan iddianamenin de bu eksene göre hazırlandığını vurgulayan Çakır, iddianamede CHP’yi ele geçirmek ve cumhurbaşkanlığını kazanmak için bir örgüt kurulduğu iddiasına yer verildiğini hatırlattı.

Çakır, “İddiaya göre bu örgütün finansal altyapısı anlamında Büyükşehir Belediyesi’nin imkanlarından yararlanıldığı söyleniyor. Buradaki hedef çok açık bir şekilde önce CHP’yi, sonra CHP’de seçimi kazanmak, sonra cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak olarak tarif ediliyor” diye konuştu.

Ruşen Çakır yorumladı: Bir sivil darbe olarak 19 Mart süreci
Ruşen Çakır yorumladı: Bir sivil darbe olarak 19 Mart süreci

Türkiye’deki darbe deneyimlerini hatırlattı

Çakır, Türkiye’de birçok darbe görmüş bir gazeteci olduğunu belirterek 12 Mart darbesi olduğunda henüz küçük yaşta olduğunu ama aklının başında olduğunu söyledi. 12 Eylül’ü bizzat yaşadığını, tutuklanıp hapiste yattığını anlatan Çakır, o dönemde askerin sadece siyasi iktidarı değil tüm siyaseti düzlediğini hatırlattı.

12 Eylül döneminde partilerin kapatıldığını, liderlerin hapse atıldığını ya da sürgüne gönderildiğini kaydeden Çakır, “Kimilerini Mamak gibi cezaevlerine koydular, kimilerini daha sivil diyebilecek yerlere yerleştirdiler, siyasi partileri kapattılar” dedi.

28 Şubat’a benzetme yaptı

Çakır, 28 Şubat sürecini de gazeteci olarak yakından takip ettiğini belirtti. Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi’nden oluşan Refah Yol Hükümeti’nin devrildiğine tanık olduklarını söyleyen Çakır, Başbakan Necmettin Erbakan’ın askerin ve devletin egemen güçlerinin müdahalesiyle görevden uzaklaştırıldığını aktardı.

Çakır, 28 Şubat’ta medyanın, diğer partilerin ve sivil örgütlerin desteğinin alındığını vurguladı. Temel argümanın laikliği korumak olduğunu ama asıl nedenin Türkiye’deki devlet yapısını muhafaza etmek olduğunu belirten Çakır, “Orada şöyle bir husus vardı: Hükümet olan bir yapının devlet olmasına izin vermeme, yani devleti tam anlamıyla denetim altına almasına izin vermemeydi” diye konuştu.

Ruşen Çakır yorumladı: Bir sivil darbe olarak 19 Mart süreci
Ruşen Çakır yorumladı: Bir sivil darbe olarak 19 Mart süreci

Yargı eliyle yürütülen sivil darbe tanımı

Çakır, şu anda yaşanan sürecin bir ölçüde 28 Şubat’a benzediğini ifade etti. İçinde çok güçlü bir sivil ayak bulunduğunu belirten Çakır, 28 Şubat’ta da güçlü bir yargı ayağı olduğunu, özellikle Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın rol aldığını hatırlattı.

Ancak şu anda ortada askerin gözükmediğini vurgulayan Çakır, askerin son görünümünün 2016’daki 15 Temmuz darbe girişimi olduğunu ve orada da Fethullahçı yapılanmanın öne çıktığını kaydetti.

Çakır, “Şimdi bugün yaşanan bir anlamda 28 Şubat’ın başka bir versiyonu. Devletin sahibi olduklarını düşünenler iktidara gelen bir yapıyı devirmek değil iktidara gelmesini engellemek için bir darbe yapıyorlar. Buradaki darbe askeri bir darbe değil ama çok ciddi bir şekilde yargı eliyle yürütülen bir darbe” dedi.

Ergenekon ve Balyoz süreçlerine benzetme

Çakır, 19 Mart sürecindeki dalga dalga operasyonların Ergenekon ve Balyoz süreçlerini hatırlattığını söyledi. Gizli tanıklar ve benzer yöntemlere dikkat çeken Çakır, “Bunlar bize Ergenekon Balyoz süreçlerini hatırlatıyor. Oradaki olay iktidara gelmiş bir yapının iktidarı askere tekrar ya da diğer devletin unsurlarına kaptırmama, yani tam anlamıyla hükümetten devlete doğru gitme için yürüttüğü bir çabaydı” diye konuştu.

Şu anda yaşananların bu bağlamda bir yönüyle 28 Şubat’ı bir yönüyle de Ergenekon Balyoz süreçlerini hatırlattığını belirten Çakır, aktörlerin tepeden tırnağa değiştiğini ama Erdoğan’ın hep bir şekilde bu süreçlerde bulunduğunu vurguladı.

Ruşen Çakır yorumladı: Bir sivil darbe olarak 19 Mart süreci
Ruşen Çakır yorumladı: Bir sivil darbe olarak 19 Mart süreci

Toplum siyaseti belirliyor tespiti

Çakır, sivil ya da askeri darbelerin ömürlerinin fazla olmadığını vurgulayarak bunların toplumsal desteğe ya da milli iradeye yaslanmadıklarını söyledi. Hak edilmiş imtiyazlara sahip olduklarını düşünenlerin bu imtiyazları zor kullanarak, yargıyı devreye sokarak ve kimi zaman askeri devreye sokarak korumaya çalıştıklarını belirtti.

Çakır, 19 Mart’ta yaşananın daha şimdiden amaca ulaşılamadığını gösterdiğini söyledi. Kamuoyu yoklamalarında insanların Ekrem İmamoğlu’nu tercih etmeye devam ettiklerini aktaran Çakır, CHP’nin mitinglerine katılımların aynen sürdüğünü ve CHP’nin etkisinin azalmadığını vurguladı.

Çakır, “Bütün bunlar bize aslında siyaseti esas olarak toplumun, milletin yaptığını gösteriyor. Buna müdahalelerin, dışarıdan darbelerin, devlet eliyle darbelerin, yargı eliyle darbelerin kısa vadede sonuç alır gibi gözükse de orta ve uzun vadede ters teptiğini gösteriyor” dedi.

Deşifreyi yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Perşembe akşamı bir grup gazeteci CHP Genel Başkanı Özgür Özel’le sohbet etme imkânı bulduk. Orada birçok konuyu, tabii ki ağırlıkla 19 Mart sürecini ve aynı zamanda da çözüm sürecini konuşma, tartışma imkânı bulduk. Orada Özgür Özel’in söylediği çok önemli bir tespit vardı, ki bunu ilk defa bize söylemiyordu ama oradaki konuşmada daha da kafamı netleştiren bir yaklaşım oldu. O da 19 Mart’ın bambaşka bir darbe olduğu. Normalde darbeler iktidarı yerinden etmek için yapılırlar ama 19 Mart süreci iktidarı yerinde tutmak için yapılıyor. Tam cümle onun cümlesi değil ama aktarıyorum. Bu gerçekten çok isabetli bir değerlendirme bana göre de. Burada 19 Mart sürecinin esas esprisi ilk günden itibaren Ekrem İmamoğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi’nin adayı olarak cumhurbaşkanı seçimlerine girmesi ve kazanmasını engellemek. Nitekim salı günü açıklanan iddianamenin de esas ekseni bunun üzerine kurulmuş durumda. O da nedir? Deniyor ki, ‘‘Burada CHP’yi ele geçirmek ve cumhurbaşkanlığını kazanmak için bir örgüt kuruldu’’ deniyor ve işte iddiaya göre bu örgütün finansal altyapısı anlamında da Büyükşehir Belediyesi’nin imkânlarından yararlanıldığı söyleniyor. Ama buradaki hedef çok açık bir şekilde önce CHP’de seçimi kazanmak, sonra cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmak olarak tarif ediliyor.

Ben hayatımda Türkiye’de epey bir darbe görmüş birisiyim. 12 Mart darbesi olduğu zaman daha ufaktık ama aklımız basıyordu. İsimleri az buçuk biliyorduk ve onun bir şekilde askerin orada mevcut olan iktidara tahammülsüzlüğünü gördük. 12 Eylül’ü bizzat yaşadım zaten. Orada tutuklanıp hapis de yattım 12 Eylül’de. 12 Eylül’de de aynı şekilde sadece siyasi iktidarı değil, çünkü 12 Eylül’ün geldiği dönemde Türkiye’de bir siyasi kaos vardı, hükümetin ne olduğu bile belli değildi, kurulamıyordu vesaire, böyle bir yerde 12 Eylül’cüler tüm siyaseti düzlediler, partileri kapattılar, liderlerini ya hapse ya da sürgüne; sonuçta hepsi hapis ama kimilerini Mamak gibi cezaevlerine koydular, kimilerini daha sivil denebilecek yerlere yerleştirdiler. Siyasi partileri kapattılar. 28 Şubat’ı çok daha yakından gazeteci olarak görme imkânına sahip oldum, takip etme imkânına sahip oldum. Orada da mevcut bir hükümeti, Refah Yol hükümeti yani Refah Partisi ve Doğru Yol Partisi hükümeti ve başbakan da Necmettin Erbakan, onu yine askerin, devletin egemen güçlerinin bu hükümeti devirdiklerine tanık olduk. Ama bunu yaparken birçok yerden destek aldılar. Öncelikle medyadan destek aldılar, diğer partilerden bir şekilde destek aldılar ve kendilerine yakın sivil örgütlenmelerden destek aldılar. Oradaki temel argüman da laikliği korumak idi ama aslında bunun temel nedeninin oradaki mevcut Türkiye’deki devlet yapısını muhafaza etmek olduğunu biliyorduk.

Orada şöyle bir husus vardı: Hükümet olan bir yapının devlet olmasına izin vermeme yani devleti tam anlamıyla denetimi altına almasına izin vermeme idi ve önce hükümet, Refah Yol, dağıtıldı. Sonra da Refah Partisi’ne kapatma davası, Erbakan ve arkadaşlarına siyasi yasak vesaire diyerek sivil olmayan ama postmodern bir darbe oldu. Aslında askerlerle sivillerin birlikte olduğu bir olaydı. Şimdi yaşadığımız da aslında 28 Şubat’a bir ölçüde benziyor, bir ölçüde benziyor çünkü işin içerisinde çok güçlü bir sivil ayak var. 28 Şubat’ta çok güçlü bir yargı ayağı vardı, onu unutmayalım, özellikle Anayasa Mahkemesi vardı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı vardı ve bütün bunların Erdoğan’ın yargılanması, mahkûm edilmesi falan hepsini birlikte düşündüğümüz zaman yargı ayağı güçlüydü ama esas olarak askerin yaptığı bir şeydi. Şimdi ortada asker gözükmüyor. Askerin bir önceki gözükmesi 2016’daki 15 Temmuz darbe girişimiydi, ki orada da esas olarak askerin bir kısmı öne çıkmakla beraber Fethullahçı yapılanmanın bir tezgâhıydı o, onu biliyoruz. Şimdi bugün yaşanan bir anlamda 28 Şubat’ın başka bir versiyonu. Devletin sahibi olduklarını düşünenler iktidara gelen bir yapıyı devirmek değil, iktidara gelmesini engellemek için bir darbe yapıyorlar. Arada ama böyle büyük bir fark var. Buradaki darbe askeri bir darbe değil ama çok ciddi bir şekilde yargı eliyle yürütülen bir darbe.

Şimdi bütün aşamalarını hatırlayın, dalga dalga operasyonları hatırlayın. Bunlar bize neyi hatırlatıyor? Bunlar bize Ergenekon, Balyoz süreçlerini hatırlatıyor. Gizli tanıklar, şunlar bunlar, o süreçleri hatırlatıyor. Oradaki olay neydi? Oradaki olay iktidara gelmiş bir yapının iktidarı askere, tekrar askere ya da diğer devletin unsurlarına kaptırmama yani tam anlamıyla hükümetten devlete doğru gitme için yürüttüğü bir çabaydı. Şu anda yaşananlar, bu bağlamda baktığımız zaman bir yönüyle 28 Şubat’ı, bir yönüyle de Ergenekon, Balyoz süreçlerini bize hatırlatıyor. Ama aktörler çok değişti. Aktörler tepeden tırnağa değişti diyelim hatta. Ama bir yerde hep bir şekilde Erdoğan ya da dün Erbakan sonra Erdoğan, bugün yine Erdoğan var. Ama buradaki mesele Ergenekon, Balyoz’dan en büyük fark, sivilin resmî olanı ya da askerî olanı — ‘‘askerî vesayet’’ diye söyleniyordu biliyorsunuz — askerî vesayete karşı mücadelesi diye bir şey yok. Şu anda inşa edilen Türkiye’de bir sivil vesayet var, ki bunu zamanında Nuray Mert ilk dile getirmişti ve çok sert tepki almıştı o dönem AK Parti’yi destekleyen çevreler tarafından, liberaller vesaire tarafından. Şu andaki kurulan olay eski sistemin, eski devletin yegâne hâkimi, mutlak hâkimi, hak eden tek kişileri ya da grupları, odakları olarak başkalarının bu iktidara sahip çıkmasını engelleme girişimi söz konusu. Aktörler sivil ama yaptıkları geçmişteki örneklerden bayağı istifade edilmiş örnekler.

Peki burada nasıl bir çıkış olabilir? Şimdi hatırlayın, 28 Şubat olduğu zaman ‘‘bu bin yıllarca sürecek’’ dendi. Ömrü çok kısa oldu. 28 Şubat süreci yok etmeye çalıştığı yapının çok köklü bir şekilde Türkiye’de inşa olmasına kapı araladı. Orada yenildiği düşünülen, kaybettiği düşünülen, siyaseten yasaklandığı düşünülen partiler, kişiler adlarını değiştirerek, yeni birtakım ittifaklar yaparak iktidara geldiler. Şu anda yaşananlar da bir benzeri olması kuvvetle muhtemel. Çünkü geçmişteki 28 Şubat örneği ya da 12 Eylül örneği, mesela 12 Eylül’de de 12 Eylül’cülerin umduğu iktidar gelmedi. Milliyetçi Demokrasi Partisi’ni iktidara getirmeyi düşünüyorlardı. Turgut Özal’ın Anavatan Partisi tek başına iktidara geldi.

Bu tür darbelerin, sivil ya da askerî, ömürleri çok fazla olmuyor çünkü toplumsal desteği ya da sağ terminolojiyle konuşursak milli iradeye yaslanmıyorlar. Hak edilmiş birtakım imtiyazlara sahip olduklarını düşünüp bu imtiyazları milli iradeye rağmen bir şekilde zor kullanarak, yargıyı devreye sokarak, kimi zaman askeri devreye sokarak, güvenlik güçlerini devreye sokarak korumaya çalışıyorlar. Bir müddet koruduklarını düşünüyorlar, bir müddet rakiplerini tasfiye ettiklerini düşünüyorlar ama biraz sabırlı olanlar bunun böyle olmadığını görüyorlar. Şu anda yaşanan, 19 Mart’ta da yaşanan açıkçası daha şimdiden bu amaca ulaşılamadığını bize gösteriyor. Yapılan kamuoyu yoklamalarında insanlar Ekrem İmamoğlu’nu bayağı tercih etmeye devam ediyorlar. CHP’nin mitinglerine katılımlar aynen sürüyor. CHP’nin etkisi azalmıyor. Bütün bunlar bize aslında siyaseti esas olarak toplumun, milletin yaptığını gösteriyor ve buna müdahalelerin, dışarıdan darbelerin, devlet eliyle darbelerin, yargı eliyle darbelerin kısa vadede sonuç alır gibi gözükse de orta ve uzun vadede ters teptiğini gösteriyor. En azından benim Türkiye’de gördüğüm budur.

Peki, burada noktayı koyalım ve bir çizgi kahramana ithaf edelim. Kimdir o: ‘‘Bezgin Bekir.’’ ‘‘Bezgin Bekir’’ Limon dergisinde Tuncay Akgün tarafından yaratılmış bir tip. Bilmiyorsanız muhakkak bilin diyeceğim ama biliyorsunuzdur. Sonra ’85’te Limon kuruluyor, sonra kapanıp ’91’de Leman diye devam etti ve Leman’la yoluna ‘‘Bezgin Bekir’’ de devam etti. En son Leman dergisine yapılanları biliyorsunuz, gözaltına alındılar, tutuklandılar. Sonra hepsi tahliye oldu. Yalnız karikatürü çizen, o tartışmalı karikatürü çizen karikatürist tahliye oldu ama başka bir suçlamayla tutukluluğu devam ediyor.

Şimdi bu ‘‘Bezgin Bekir’’ bezmiş birisi. Aslında onun çizeri Tuncay Akgün sanki kendisini çizmiş diyeceğim. Tuncay alınmayacaktır. Tuncay’la yıllardan beri neredeyse ‘‘Bezgin Bekir’’le yaşıt bir dostluğumuz var, arkadaşlığımız var. ‘‘Bezgin Bekir’’ bir anlamda ‘‘Avanak Avni’’ye benziyor diyeceğim ama aslında benzemiyor. Önemli olan bilinen bir karakter olması ve tabii ki en azından benim için özenilen bir karakter olması. Gözleri sürekli açık ama sürekli uyku halinde ve bir diğer özelliği de kedilerle arasının çok iyi olması. Şimdi şu fotoğraf da benim Diyarbakır’da çektirdiğim bir fotoğraf. Diyarbakır’da ‘‘Bezgin Bekir’’ kafe restoranı var. Tesadüfen denk geldik. Orada tekrar ‘‘Bezgin Bekir’’i hatırladım ve hemen fotoğraf çekip Tuncay’a da yollamıştım.

Evet, ‘‘Bezgin Bekir’’e daha uzun ömürler, tabii ki sadece ‘‘Bezgin Bekir’’e değil, tüm Leman camiasına da uzun ömürler diliyorum. O badireyi atlatmış olmalarını temenni ediyorum. Leman’a yaşatılan aslında Türkiye’de ifade özgürlüğüne yönelik saldırıların bir başka boyutu ve orada çok iyi hatırlanacaktır, bir sözüm ona sivil müdahale yaşanmıştı Leman’a karşı. Aslında bunun ne kadar sivil olduğu tartışılır. Türkiye bunu hep bilir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sivil iddialı birtakım kalkışmaların, sivillere yönelik saldırıların olduğunu 6-7 Eylül olaylarından Sivas olaylarına kadar birçok yerde gördük. Leman’a yönelik saldırı da onun bir küçük provasıydı ve tabii ki oradaki saldırganlarla devletin güvenlik güçleri arasında çok ciddi sorunlar yaşanmadı ve sonra Leman çalışanları gözaltına alındı, tutuklandı vesaire. Her neyse biz tekrar ‘‘Bezgin Bekir’’e dönelim, kendisine imrenmeye devam edelim ve bu yayını böyle noktalayalım. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.