MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çağrısıyla başlayan süreçte şimdi komisyon İmralı’ya gidecek. Bilgehan Uçak’a göre komisyon gitmemeli. Neden? İşte Uçak’ın İmralı’ya gitme saçmalığı yazısı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, salı günü Meclis’teki Grup Konuşması’nın kreşendosunu “Siz İmralı’ya gidemiyorsanız, ben yanıma üç arkadaşımı alıp giderim, bende o cesaret var” diye dünya âleme gösterince, Meclis’teki komisyonun aslında başka bir şansı kalmamıştı.
Bahçeli’nin dediğini duymazdan gelmenin maliyetinin daha büyük olacağı hesaplanınca AKP için de alternatif kalmadı, İmralı’ya gidilecekti.

Zaten AKP, MHP ve DEM bir konuda uzlaştığında komisyonun karar alabilmesi için yeterli sayıyı yakalıyorlar.
O yüzden de herkesin gözü CHP’nin ne yapacağına kilitlenmişti.
CHP’nin de bu yolculuğa katılarak -Tom Barrack’ın kulakları çınlasın- İmralı ziyaretine meşruiyet kazandırıp kazandırmayacağı esas soru haline geldi.
CHP biraz ürkekçe de olsa karşısına çıkan bir fırsatı değerlendirerek İmralı’ya gitmeyeceğini sebepleriyle açıkladı, bence çok da doğru yaptı, şu ortamda İmralı’ya gidilmesinin -sevgili Erol Katırcıoğlu gibi sevdiğim çok sayıda isim kusura bakmasın ama- hiçbir manası yok.
Bu ziyaretin Öcalan’ın iyice meşru bir aktöre dönüşmesi haricinde kime, ne faydası olacaktır?
Öcalan, komisyonun üyelerine bugüne kadar söylemediği neyi söyleyecektir?
MİT başta olmak üzere devletin çeşitli kurumlarının düzenli görüştüğü Öcalan’ın ne söylediğini biliyoruz, fikirlerini düzenli olarak kamuoyuyla da paylaşıyor, bunlar yetmezmiş gibi ayrıca bir de milletvekillerinin gitmesinin anlamı nedir?
AİHM kararlarına rağmen Selahattin Demirtaş özgürlüğüne bir türlü kavuşamayacak ama Meclis’ten bir komisyon Öcalan’ı dinlemeye gidecek.
Neden?
Kürt hareketinin temel gündemi bu çünkü; Cengiz Çandar gibi birkaç istisna haricinde Demirtaş’ın mahpusluğu hiçbirinin umurunda değil.
Varsa yoksa İmralı’ya gidilsin, Öcalan’la görüşülsün, Öcalan’ın doğrudan ve tek muhatap olduğunu herkes görsün.
Öcalan’la görüşülmesi, kosterin çalışıp çalışmaması yetmiyor Kürt hareketine, illa milletvekilleri gidecek, Öcalan’ın fikirlerini bir de onun ağzından dinleyecekler.
Bu işin neticesinde, DEM de bir siyasi parti olmamak verdiği büyük mücadelede başarıya ulaşacak ve kendi iradesiyle kapanıp tekmilibirden “Öcalan’ın partisinde”, onun uygun gördüğü şekilde, yeniden görev yapmaya başlayacaklar.
Kendilerine reva gördükleri buysa, kimse kusura bakmasın bunun adı -“şahsiyetsizlik” demek istemiyorum- siyasetsizliktir.
“Tek adam” siyasetine dair her söze karşı çıkıp kendi “tek adamının” sözünden asla çıkamamak da Kürt siyasi hareketinin bir tuhaf tenakuzu herhalde.
Şimdi elinizi vicdanınıza koyup cevap verin, “barışın toplumsallaşması” Öcalan’a giderek mi gerçekleşir yoksa Demirtaş’ın sürece dahil olmasıyla mı?
Barış, bir örgüte özel af çıkarmayı tartışarak mı toplumsallaşır yoksa mağduriyetleri gidermeyi hedefe koyan geniş çaplı bir düzenlemeyle mi?
O zaman, Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını da öznel bir seçkiyle uygulayalım; işimiz gelen isimlere uygulansın, diğerlerine uygulanmasın.
Böyle mi yazıyor Anayasa 90/5’te?
Bu ziyaretin yegâne amacı, Öcalan’ın Kürt siyasi hareketi üzerindeki tartışmasız nüfuzunu ilan etmektir.
Yeni parti tamamen Öcalan’ın çizdiği doğrultuda kurulur.
Bundan sonra da Demirtaş’ın siyaset alanı iyice daralacaktır.
Milletvekilleri bir kere gitsin, ardından gazetecilerin ve kanaat önderlerinin ziyaretleri başlar.
Sonra Öcalan’ın Özel Kalem ekibi randevuları sıraya koyar, “Sayın Öcalan” kiminle görüşmek isterse onunla görüşür.
İmralı’ya gitmenin manasızlığını gösteren CHP’nin tavrını destekliyorum.
Demirtaş derken de, sadece Selahattin Demirtaş’ın kendisinden değil, onun başını çektiği Türkiyeli bir zihniyeti kast ettiğim herhalde anlaşılmıştır.














