Camila Omarova, 10 Kasım günü Geri Gönderme Merkezi’nde (GGM) alıkonuldu. Omarova’nın ciddi sağlık problemleri var. Daha kötüsü kendisi şu an 8 aylık hamile. Türkiye’de bir kadının hiçbir yargı kararı olmadan, üstelik ağır sağlık sorunları varken GGM’de tutulması sıradan bir bürokratik hata değildi. Bu olay, Rusya baskılarının Türkiye’de nelere yol açabileceğini göstermesi bakımından tartışmaya açılmalı.
25 Kasım (Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü) dolayısıyla kadına karşı şiddetin konuşulduğu günlerde Omarova’nın yaşadığı da açık bir şiddetti. Sivil toplumun ve medyanın baskılandığı bir ortamda Omarova ve diğer mağduriyetlerle ilgili nasıl mücadele verilebilir? Sığınmacıların hakları ile vatandaşların hakları arasında bir bağlantı var mı? Omarova olayı üzerinden bu sorulara cevap aramak mümkün.

Rusya’dan ajanlık teklifi
1990 yılında Dağıstan’da doğan Omarova’nın ifadelerine göre, kendisi 2019 ve 2020 yıllarında Rusya istihbaratı KGB yetkilileri tarafından ajanlık yapmaya zorlandı. Omarova’dan istenen; Dağıstan’daki kadınların inanç pratikleri, düzenledikleri faaliyetler, takip ettikleri hocalarla ilgili bilgi toplamasıydı. Omarova bu teklifi reddetti.
Rusya güvenlik güçleri, Omarova’nın ajanlığı reddetmesini kabul etmedi. Resmi yetkililer Omarova’nın ailesini ve namusunu tehdit ettiler. Baskılara dayanamayan Omarova, çareyi 2021 yılında Türkiye’ye sığınmakta buldu. Rusya yetkilileri Interpol üzerinden IŞİD bağlantısı suçlaması yöneltti. Bu suçlama, Kafkasyalı muhaliflere sıkça yöneltilen bir kalıp.
Aksayan hukuki süreç
Türkiye’ye iletilen bilgilere göre Omarova terörist faaliyetler içerisinde olmak nedeniyle 20 yıl hapis cezası ile yargılanacaktı. Türkiye’deki soruşturma 2024 yılında başlatıldı, bu dönem Omarova’nın resmi ikameti vardı. Süreç doğru düzgün işlememişken 10 Kasım tarihinde Omarova hakkında aniden sınır dışı kararı uygulandı.
Omarova, ilk önce İstanbul-Pendik’te bulunan evine gelen polisler tarafından gözaltına alındı. Aile üyelerine Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube’ye götürüleceği söylendi. Ancak gerekçe açıklanmadan, Çatalca Geri Gönderme Merkezi’ne sevk edildi. 10 gün boyunca burada hukuka aykırı bir şekilde hapsedildi.

GGM’de keyfi alıkoyma
Omarova’nın durumuyla ilgili önemli bilgi daha var, eşi Sinan K. Türkiye’de doğan, Türk vatandaşı biri. Sinan K. esnaf, yani ailenin suçla ilişiği yok. Yine onların bir çocuğu da Türk vatandaşı. Eşi ve çocuğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan bir kadın hangi hukuk ve hangi mantık çerçevesinde Rusya’ya deport için GGM’de alıkonulabilir?
Rusya’nın yaptığı suçlamalar hiçbir zaman uluslararası mahkemeler tarafından onaylanmadı. Rusya gibi otoriter, hukuk dışı bir yapının suç isnat etmesinin hiçbir karşılığı olmamalıydı. Eşi ve çocuğu Türk vatandaşı olan, hamile ve sağlık sorunları yaşayan bir kadın hakkında Türkiye’deki kurumların Rusya’nın taleplerine göre hareket etmemesi beklenirdi.

Hamilelik ve sağlık riski
Omarova’nın sağlık problemlerine zorunlu olarak değinmek gerekiyor. Bu problemler arasında şunlar bulunuyor: Umbilikal herni (göbek fıtığı) hastalığı var, bağırsaklarının bir bölümü dışarıya sarkmış durumda. Çeşitli vitamin eksikleri mevcut. D vitamini, magnezyum, demir eksikliği ile ilgili tedavi görüyor.
Omarova’nın sağlık problemleriyle ilgili belge ve raporlar yetkili mercilere iletildi. Avukat Mustafa Kocamanbaş’ın mahkemeye yaptığı itiraz, İstanbul Göç İdaresi’nin açıklaması ret gerekçesi yapılarak kabul edilmedi. Bu tablo, GGM’lerin hukuki denetimden kopmuş, fiilen cezalandırıcı yapılar haline geldiğini düşündürüyor.

Elektronik kelepçe kararı
24 Kasım günü Omarova’nın avukatı, Twitter üzerinden kamuoyunu bilgilendirince olay biraz gündeme geldi. Omarova’nın eşi Sinan K. da bir milletvekiline zor bela ulaşmayı başardı. Sonuç olarak Omarova, 25 Kasım’da serbest bırakıldı. Ancak ayağına elektronik kelepçe takılarak. Bu da yeni uygulanan bir teknik olarak kayıtlara geçti.
Avukat Kocamanbaş’a göre, Interpol üzerinden Omarova’ya terör suçu işlemi yapıldı. Fakat Omarova, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürülmeden Göç İdaresi Müdürlüğü’ne sevk edildi. Avukata göre sadece bu durum bile Omarova’nın terör suçu işlemediğinin kanıtı. Omarova dosyası, tekil bir hatadan ziyade geniş bir baskı dalgasının parçasına işaret ediyor.

Dağıstan diasporasına baskı
Rusya’nın Dağıstan’la ilgili özel bir operasyon başlattığı açık. Moskova, Dağıstan diasporasını tehdit olarak görüyor. Rusya saldırıyor, ancak Türkiye’ye sığınan Dağıstanlıların korunması gerekir. Ne yazık ki 7 Ekim’de İstanbul’da Dağıstanlı bir aktivist Abakar Abakarov suikastla öldürüldü. Katillerle ilgili hiçbir şey ortaya çıkarılmadı. Tepkiler oldukça cılız kaldı.
Abakarov ve Omarova’nın durumlarıyla ilgili düzenli bir hak arama mekanizması işletilemedi. İnsan hakları dernekleri, Kafkas sivil toplum kuruluşları, Kadın dernekleri; hiçbirinden ses çıkmadı. Türkiye’deki Kafkasyalı sığınmacılar özgür olmadıkları için bir şey yapamadılar. Bu tablo, Türkiye’deki genel gidişat açısından alarm verici.

Sığınmacı ve vatandaş hakları
Tam bu atmosferde, Türkiye’de kadın haklarına dair genel tabloyu düşününce Omarova’nın yaşadıkları daha da çarpıcı hale geliyor. Omarova, 25 Kasım’da, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde serbest bırakıldı. Fakat o gün İstiklal Caddesi’ndeki manzara bir iç savaş görüntüsünü andırıyordu. Polisin aldığı önlem aşırıydı. Bu güvenlik tedbirinin sebebi neydi? Kadınların şiddete karşı yürümesinin nasıl bir zararı olabilirdi?
Omarova davası daha genel bir duruma da işaret ediyor. Sonuç olarak GGM’ler, İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Başkanlığı’na bağlı. Yetkili ve sorumlu isim, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya. İslami STK’lar konuyla ilgili birkaç defa Yerlikaya’yla görüştüler, ancak sonuç alamadılar. Böyle olunca konu orada kapandı, çünkü hükümete ulaşabilen STK’lar, aynı zamanda hak arayamayan, muhalefet yapamayan yapılar.
Sığınmacılarla ilgili insan hakları dernekleri merkezli alternatif çalışmalar yürütülmesi gerektiği açık. Kafkasyalı sığınmacılar ve diğer sığınmacıların yaşadıkları problemler aslında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını doğrudan ilgilendiriyor. En zayıf halka olan sığınmacılara hukuka uygun davranılırsa, toplumun tüm fertlerini kapsayacak bir adalet anlayışının yayılacağı öngörülebilir. Sığınmacıları ve vatandaşları birbirinden ayırmak çok zor.














