Ruşen Çakır yorumladı: Muhalefet seçimlere hangi medyayla girecek?

Ruşen Çakır, “Muhalefet seçimlere hangi medyayla girecek?” başlıklı yayında Türkiye’de iktidarın muhalif ve bağımsız medya üzerindeki artan baskısını, bu baskının medya kuruluşlarının susturulmasına veya etkisizleştirilmesine yol açan mekanizmalarını ve gazetecilerin karşılaştığı zorlukları ele aldı.

Yılmaz Özdil, Sözcü TV Medya Grubu’nun başına geçti. Bunun üzerine en az 15 kişi işten çıkarıldı. İşten çıkarılanlar arasında genel yayın yönetmeni ve ekran yüzleri de bulunuyor.

Ruşen Çakır, Sözcü’deki yeni yöneticilerin, çalışanlara attığı “Sözcü televizyonu muhalefetin sesi oldu. Ama bundan sonra sadece muhalefetin değil, hayatın sesi olmak istiyoruz” mesajını hatırlattı. Bu mesajın kendisini eski günlere götürdüğünü söyleyen Çakır, “2010-2011 tarihlerine gittim. Bu benim unutmak istediğim tarihti. Ben Vatan Gazetesi’nde yazıyordum ve aynı zamanda NTV’de çalışıyordum. Siyaset danışmanı diye bir pozisyonum vardı. Yorum yapıyorduk daha çok. Ve Mirgün Cabas da orada haber müdürüydü. Fakat o dönemde NTV muhalif değildi ama Türkiye’nin en çok izlenen haber kanalıydı. En kritik dönemlerde olabildiğince tarafsız kalmaya çalışıyordu. Çok etkili oluyordu ve çok rahatsızlık yaratıyordu. Bu rahatsızlığın sonucunda NTV’de çok şey değişti” dedi.

“İktidar çok sayıda medya kuruluşunu ele geçirdi”

Çakır şöyle devam etti:

“Ve şöyle bir hava yaratıldı: ‘Artık siyaset, daha az siyaset, daha çok hayatın içinden haberler’ denildi. Tabii Türkiye o kadar alabildiğine siyasileşmiş bir ülkeydi o tarihte. Çok bariz bir şekilde NTV’ye çekilen bir siyasi operasyondu. O tarihten sonra da NTV iflah olmadı. Ardından Gezi oldu. Gezi’de gösterdiği ya da göstermediği performans ortada… Şimdi de NTV’nin herhangi bir itibarı kaldığını sanmıyorum. Ama orada şu vardı: Siyasi iktidar medyayı yanına çekiyor ya da etkisizleştiriyor. Bunlar sonuçta öteden beri AKP iktidarının Erdoğan’ı tercih ettiği bir şey. Çok sayıda medya kuruluşunu, ülkenin en büyük kuruluşlarını ele geçirdi iktidar. Bunların en büyük özelliği de uzun bir süre Erdoğan ve arkadaşlarının iktidara gelmesini engellemek için ellerinden geleni yapmış olmaları. Sabah grubu, Hürriyet grubu hepsi teker teker Erdoğan çizgisindeki isimlerin eline geçti ve orada iktidar medyasının havuzunda yer aldılar. Olamayanlar ne oldu? Zamanla etkisizleşti, silikleşti. Bazı gazeteciler iktidara yanaştı.”

Türkiye’nin önünde gelecek dönemde kritik bir cumhurbaşkanlığı seçimi olduğunu hatırlatan Çakır, “Ve kamuoyu araştırmalarına baktığımız zaman, Cumhur İttifakı’nın yani AKP+MHP’nin oyu yüzde 40 civarında. Yani bir zamanlar AKP’nin tek başına yüzde 50’ye yaklaştığı, 2007’de yanılmıyorsam öyleydi, bir dönemden şimdi iki parti birlikte yüzde 40 civarında. Cumhurbaşkanlığı seçimi geçen sefer zor bela alabilmiş olan Erdoğan’ın şimdi karşısındaki aday kim olursa olsun kazanma ihtimali giderek azalıyor” dedi.

Muhalefet seçimlere hangi medyayla girecek?

Türkiye’de muhalif diye tabir edilen medyanın iktidarı rahatsız ettiğini belirten Çakır, “Bir dönem muhalifmiş gibi takılan bir kanal vardı, KRT diye, artık yok. Peki, TELE1’e ne oldu? Uyduruk bir casusluk suçlamasıyla Merdan Yanardağ tutuklandı. Gözaltına alınır alınmaz kanala kayyum atandı. Kalanların da bir kısmını yeni yönetim işten çıkarttı. Bir muhalif kanalların içerisinde en önde olan TELE1 artık yok hükmünde. Şimdi de Sözcü televizyonu… Sözcü televizyonu iktidar yanlısı olmayacak, sanmıyorum” diye konuştu.

Çakır şöyle devam etti:

“İktidar yanlısı olursa zaten bütün ilgisini kaybeder Sözcü televizyonu. Fakat zamanında NTV’ye yaptırılanlar da ortada. İktidara yanaşmayabilirsiniz ama muhalefete uzaklaşabilirsiniz. Burada esas sözkonusu olan CHP tabii ki. İBB davası başlayacak, mahkeme süreci devam edecek. Mitingler zaten devam ediyor. CHP faaliyetlerini, programını anlatmaya başlayacak. Bunun için de medyaya ihtiyaç var. Sosyal medya imkanlarıyla nereye kadar gidilebilir?”

Muhalif medyanın karşısına her geçen gün iktidar tarafından zorluklar çıkarıldığını hatırlatan Çakır, Halk TV’ye sürekli RTÜK’ün ceza verdiğini hatırlattı, Fatih Altaylı örneğini verdi, “Son dönemde muhalif çizgideydi ama Türkiye’de anaakım denen olayın tam kalbinde olan bir isimdi. Çok izleniyordu ve çok izlenmenin bedelini şu an kendisine ödetiyorlar” dedi.

Türkiye’de gazetecilik yapmanın hem siyasi hem maddi hem de yargısal anlamda zor olduğunu belirten Çakır, “Açık söyleyelim toplum da çok fazla sahip çıkmıyor. Eğer özgür medyaya ihtiyacınız varsa bunu bulmanız gerekiyor. Bunu yapanlar var. Bizim Medyascope’ta 10 yıllık bir deneyimimiz var. Bu süre içerisinde çok destek gördük. Ama genellikle belli bir gücü olan kişiler ve kurumlar bağımsız medyadan korkuyor. Kendi güçlerini kaybetmekten korkuyorlar, bu da bir realite. Bakalım, gidebildiğimiz kadar, yapabildiğimiz kadar ve tabii ki sizlerden aldığımız destek kadar bu işi inşallah sürdüreceğiz” diye konuştu.

Deşifre: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Sözcü‘de birtakım şeyler oldu biliyorsunuz. Yılmaz Özdil Medya Grup Başkanı olduktan sonra televizyondan çok sayıda kişinin, en az 15 kişinin işlerine son verildi ve gazeteye ne olacağını henüz bilmiyoruz ama bir şeyler değişti. Aslında bu konuya çok fazla girmek istemiyordum. Fakat şöyle bir cümle çıktı karşıma: “Sözcü televizyonu muhalefetin sesi oldu ama bundan sonra sadece muhalefetin değil hayatın sesi olmak istiyoruz.” Bu, yeni yöneticilerin çalışanlara ilettiği bir mesajmış, öyle söylediler ve bu beni eski günlere götürdü. 2010-2011, öyle tarihlerdi. Unutmak istediğim bir tarihti. Ben Vatan Gazetesi‘nde yazıyordum ve aynı zamanda NTV‘de çalışıyordum. Siyaset danışmanı diye bir pozisyonum vardı. Yorum yapıyorduk daha çok ve bizim Mirgün Cabas da orada haber müdürüydü. Fakat o dönemde muhalif falan değildi NTV ama Türkiye’nin en çok izlenen haber kanalıydı, en etkili haber kanalıydı ve en kritik dönemlerde, o Ergenekon, Balyoz gibi dönemlerde olabildiğince tarafsız kalmaya çalışan bir kanaldı ve çok etkili oluyordu ve rahatsızlık yaratıyordu. Hem Fethullahçılar rahatsızdı hem AKP iktidarı rahatsızdı ve bu rahatsızlığın sonucunda da birden NTV‘de çok şey değişti. Mirgün kızağa çekildi. Yani haber müdürlüğünden alındı. Yerine birisi geldi, çok da önemli birisi değil. Ve şöyle bir hava yaratıldı: “Artık daha az siyaset, daha çok hayatın içinden haberler.” dendi. Tabii Türkiye o kadar alabildiğine siyasîleşmiş bir ülkeydi ki o tarihte de, şimdi de öyle, nasıl yapılacağını bekledik. Beceremediler tabii. Ve ama o çok bariz bir şekilde NTV‘ye çekilen bir siyasi operasyondu. O tarihten sonra da NTV iflah olmadı. Ardından Gezi, Gezi’de gösterdiği ya da gösteremediği performans ve şimdiye gelince NTV‘nin herhangi bir itibarı kaldığını falan sanmıyorum. Ama orada şu vardı: Siyasi iktidar medyayı ya yanına çekiyor ya da etkisizleştiriyor. Bunlar sonuçta öteden beri AKP iktidarının, Erdoğan’ın tercih ettiği bir şey.

Çok sayıda medya kuruluşunu, ülkenin en büyük kuruluşlarını ele geçirdi iktidar. Bunların en büyük özelliği de uzun bir süre Erdoğan ve arkadaşlarının iktidara gelmesini engellemek için ellerinden geleni yapmış olmaları. Sabah Grubu, Hürriyet Grubu, hepsi teker teker Erdoğan çizgisindeki isimlerin eline geçti ve orada iktidar medyasının havuzunda yer aldılar. Olamayanlar zamanla etkisizleşti, silikleşti. Bazı gazeteciler iktidara yanaştı, onlara ram oldu. Olmayanların içerisinde çok kişi gazeteciliği bırakmak zorunda kaldı ya da son dönemde özellikle teknolojinin gelişmesiyle birlikte YouTube üzerinden özellikle kendi başlarına bir şeyler yapmaya çalışıyorlar. Şimdi bakıyoruz iktidar daha da sıkıyor. Çünkü önümüzde ne zaman olduğunu bilmediğimiz kritik bir seçim var. Ve kamuoyu araştırmalarına baktığımız zaman Cumhur İttifakı’nın, yani AKP + MHP’nin oyu %40 civarında. Yani bir zamanlar AKP’nin tek başına %50’ye yaklaştığı, 2007’de yanılmıyorsam öyleydi, bir dönemden şimdi iki parti birlikte %40 civarında ancak ve cumhurbaşkanlığı seçimini geçen sefer zor bela alabilmiş olan Erdoğan’ın şimdi karşısındaki aday kim olursa olsun kazanma ihtimali giderek azalıyor. Ve burada tabii ki birçok yönden bunun tedbirini almaya çalışıyorlar. 19 Mart krizi bunun bir ayağıydı. Bir başka ayağı da ekonomik anlamda birtakım şeyler var. Ama medya hâlâ ülkede iyice sayısı azalmış olsa da, etkisi iyice dar bir alana sıkışmış olsa da, Türkiye’de muhalif diye tabir edilen medya iktidarı rahatsız ediyor.

Ve sonra ne oluyor? Bir dönem muhalifmiş gibi takılan bir kanal vardı KRT diye, artık yok. Peki Tele1‘e ne oldu? Uyduruk bir casusluk suçlamasıyla Merdan Yanardağ tutuklandı. Gözaltına alınır alınmaz kanala kayyum atandı. Ekran yüzleri başta olmak üzere çok kişi ayrıldı, istifa etti. Kalanların da bir kısmını yeni yönetim işten çıkarttı. Tele1 hâlâ var mı yok mu, ne yapıyor, ne ediyor kimsenin bildiğini sanmıyorum, kimsenin umursadığını da sanmıyorum. Muhalif kanalların içerisinde en önde olan Tele1 artık yok hükmünde. Şimdi Sözcü televizyonu, yani gazete şu anda bilinmiyor ama Sözcü televizyonu iktidar yanlısı olmayacak, sanmıyorum. Onu yaptığı anda zaten kaybeder bütün ilgisini. Fakat şunu yapmak, zamanında NTV‘ye yaptırıldığı, yaptırılmak istendiği gibi iddiasından vazgeçmek; iktidara yanaşmayabilirsiniz ama muhalefete uzaklaşabilirsiniz. Burada esas olarak söz konusu olan Cumhuriyet Halk Partisi tabii. Ve şimdi dava başlayacak. İBB davası başlayacak. Mahkeme süreci, CHP’nin mitingleri var. CHP’nin değişik faaliyetleri var. Programını anlatmaya çalışacak CHP ve bunun için medyaya ihtiyacı var. Sosyal medya imkânlarıyla kendi başlarına partinin hesapları, Özgür Özel’in hesapları üzerinden – ki biliyorsunuz Ekrem İmamoğlu’nun sosyal medya hesaplarına sürekli engel geliyor – nereye kadar gidebilir? İşte bu tür yerlere ihtiyacı var. Mesela televizyonlarda mitinglerin canlı yayınlanması çok etkili oluyor. Şimdi Sözcü televizyonu anlaşıldığı kadarıyla, demişler ya, “Biz muhalefetin sesiydik,” açıkçası buna hiçbir zaman inanmadım, o da ayrı bir mesele. Yani daha önceki Sözcü de öyle muhalif falan değildi aslında, gazete de değil bana göre. Ama şimdi açık bir şekilde deklarasyon var. Diyorlar ki: “Spor yapacağız, müzik yapacağız. Tabii ki siyaset yapacağız ama bunlara boğmayacağız sizi” diyorlar ve birtakım yerlere dokunmayacak belli ki.

Peki geriye ne kalıyor? Az sayıda gazete, ki bunların önüne de bir yığın engel çıkıyor, bir yığın yasal engel çıkıyor. Onu da biliyoruz. Zaten resmî ilân almakta sorunlar yaşıyorlar, şu oluyor, bu oluyor ve Halk TV var. Onun da başında bir yığın cezalar var, sürekli. Ne yapsa RTÜK tarafından bir şekilde takip altına alınıyor. Ve sosyal medyadaki, yani YouTube üzerinden yayın yapanlar, ki orada da çok çarpıcı bir örneğimiz var; Fatih Altaylı. Fatih Altaylı tamam, son dönemde muhalif bir çizgideydi ama Türkiye’de ana akım denen olayın tam kalbinde olan bir isimdi ve çok izleniyordu ve çok izleniyor olmanın bedelini ödetiyorlar. Şimdi böyle de bir örnek var ve önümüzde çetin bir seçim yarışı olacak. Bu örnekler göz önünde tutulursa Türkiye’de zaten çok zor olan, maddi anlamda çok zor, siyasi anlamda çok zor, yargı sürekli tepenizde, en ufak bir şeyde başınıza işler geliyor. Mesela ben, şu anda İBB davasından diğer üç gazeteciyle birlikte uyduruk gerekçelerle yargılanıyoruz. Çok sayıda gazeteci giriyor, çıkıyor. Kimisi tutuklu kalıyor, ceza alıyor. Kimisi bir anlamda gözdağı gibi gözaltıların ardından serbest bırakılıyor ve açık söyleyelim toplum çok da fazla sahip çıkmıyor. Yani diyeceksiniz ki: “Nasıl sahip çıkalım, ne yapalım?” Bilmiyorum ama o zaman bulacaksınız. Eğer buna ihtiyacınız varsa, yani özgür, bağımsız medyaya ihtiyacınız varsa bunu bulacaksınız. Bunu yapanlar var. Bizim on yıllık bir Medyascope deneyimimiz var. Bu süre içerisinde çok böyle destek olan çok kişi gördük, kendi hâlinde insanlar gördük ama genellikle belli bir gücü olan kişiler ve kurumlar bağımsız medyadan korkuyor. Kendi güçlerini kaybetmekten korkuyorlar, bu da bir realite. Ve Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer muhalefet partileri, tabii ki esas olarak cumhurbaşkanlığı seçimi öyle bir seçim olacak ki bir yerde her türlü şeye sahip olan, radyosu, televizyonu, internet sitesi, gazetesi ve üstüne yargıyı yanına almış, aykırı sesleri yargı yoluyla susturan bir iktidara karşı bir muhalefet. Allah kolaylık versin diyeyim muhalefete ama esas olarak her şeye rağmen bağımsız ve özgür kalmak isteyen gazetecilere. İşimiz zordu, hep zordu. Şimdi çok daha zor. Bakalım gidebildiğimiz kadar, yapabildiğimiz kadar ve tabii ki sizlerden aldığımız destek kadar bu işi inşallah sürdüreceğiz. Çünkü bağımsız ve özgür medya bu ülkeye lazım.

Evet, bugünün ithafı da bir gazeteciye olsun. Abdi İpekçi’ye. Abdi İpekçi Milliyet Gazetesi’nin uzun yıllar boyunca başyazarlığını ve yayın yönetmenliğini yaptı ve 1 Şubat 1979’da evinden çıktıktan sonra Mehmet Ali Ağca tarafından katledildi. Mehmet Ali Ağca bir süre sonra cezaevinden kaçırıldı. Daha sonra Papa’ya suikast girişiminde yakalandı ve belli bir süre sonra da serbest kaldı. Şimdi kim bilir nerelerde nasıl bir hayat sürüyor. Ama Türkiye’de Abdi İpekçi gibi bir değer 50 yaşında hayatını kaybetti. 50 yaşına çok şey sığdırmış bir isim Abdi İpekçi. Çekirdekten gazeteci, öyle söyleyelim. Şimdi söyleyeceğim ama, ortak bir yönümüz var, aynı lisedeniz. Tabii benden çok büyük. Ve o da benim gibi üniversiteye başlayıp bırakmış. Hukuk okumuş o, ben ekonomi okumuştum, okumaya çalışmıştım. Spor muhabirliği ile başlıyor. Sayfa sekreterliği, yazı işleri müdürlüğü derken 1954 yılında kurulan Milliyet Gazetesi‘nde önce yazı işleri müdürü olarak başlıyor ve ondan sonra genel yayın yönetmeni oluyor ve ölene kadar orada kaldı. İsmail Cem’le, eski dışişleri bakanı malum, amca çocuklarıydı. Çok iyi gazeteciydi. Ben o sıralarda, işte onun öldürüldüğü sırada 17 yaşında lisede okuyan solcu bir Milliyet Gazetesi okuruydum. Milliyet okurdum, Abdi İpekçi de okurdum. Her şeyi okurduk ama onu da okurduk ve şok olmuştuk gerçekten. Çünkü Abdi İpekçi bizler kadar radikal değildi. O daha merkez sol bir çizgideydi ama gazeteciliği ve düşünce hayatını çok önemseyen birisiydi. Olabildiğince doğru yerde durmaya çalışan, serinkanlı bir şekilde o işi yapmaya çalışan, ki o yıllar,70’li yıllar benim de yaşadığım çok sert yıllardı. Oralarda Milliyet gibi büyük bir gazetenin, o tarihte bayağı Türkiye’nin önde gelen ilk üç gazetesi arasına herhâlde girerdi, onun yöneticiliğini yapmak çok zor bir işti ve bunu iyi yaptığı için de zaten o karanlık odaklar tarafından hayatına son verildi maalesef. Kendisini saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.