Ruşen Çakır, Gezi davasından tutuklu bulunan iş insanı Osman Kavala’nın 2 bin 962 gündür cezaevinde bulunduğunu hatırlatarak “Osman Kavala’nın yattığı her gün, her dakika bu ülkenin alnına sürülmüş bir leke” dedi.
Gazeteci Ruşen Çakır son yayınında Osman Kavala’nın tutukluluk gün sayısının 2 bin 962’ye ulaştığını hatırlattı. Çakır, “2 bin 962 gün gerçekten çok uzundu. 8 yıl 42 gün” diyerek söze başladı ve Kavala’nın hâlâ Gezi olayları gerekçesiyle cezaevinde olduğunu belirtti: “Casuslukla da suçlandı, orada tutturamadılar ama Gezi olayını Osman Kavala’nın üzerine yıktılar ve ağırlaştırılmış müebbet verdiler.”
Kavala hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başta olmak üzere çok sayıda lehte karar olduğunu hatırlatan Çakır, buna rağmen cezaevinde tutulduğunu söyledi: “Israrla içeride tutuluyor.”
Yayınlarında Kavala’yı sık sık gündeme getirdiğini aktaran Çakır, Türkiye burjuvazisinin Kavala’ya sahip çıkmadığını da sert ifadelerle eleştirerek, “Osman Kavala’ya sahip çıkmadılar. Korktular” dedi.
Çakır, İBB soruşturması kapsamında etkin pişmanlıktan yararlanan birinin “5 dakika bile burada kalamam” dediğini hatırlatarak, “Osman Kavala 2962 gündür tek başına yatıyor, başkalarıyla birlikte yatmak istemiyor ve bekliyor” diye konuştu.
Türkiye’de hukukun işleyişine dair eleştirilerini sürdüren Çakır, son dönemdeki davalar, gizli tanık tartışmaları, sosyal medyada paylaşılan mahkeme kayıtları nedeniyle gözaltına alınan gazeteciler ve siyasetçiler üzerinden “Türkiye’de hukuk devleti yok. Hukuk yok. İnsanların özgürlüğü pamuk ipliğine bağlı” değerlendirmesini yaptı.
Yayının sonunda Çakır, Kavala’nın özgürlüğünün Türkiye demokrasi mücadelesi için önemine işaret ederek, “Osman Kavala’nın bir an önce özgürlüğüne kavuşması lazım. Türkiye’nin Osman Kavala gibi kendisini değil, toplumu düşünen kişilere ihtiyacı var” dedi.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Evet, 2962 gün. Bu, Osman Kavala’nın tutukluluk günü. Diken internet sitesi her gün Osman Kavala’nın gününü sayıyor. Kendilerine minnettarız. Onu unutturmamaya çalışıyorlar ama 2962 gün gerçekten çok uzun. 8 yıl 42 gün, yani 42 gün önce 8. yılıydı Osman Kavala’nın. Neden içeride? Gezi olayları bahanesiyle içeride. Casuslukla da suçlandı. Orada tutturamadılar ama Gezi olayını Osman Kavala’nın üzerine yıktılar ve ağırlaştırılmış müebbet verdiler. Hakkında çok sayıda onun lehine karar olmasına rağmen, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başta olmak üzere, ısrarla içeride tutuluyor.
Geçen, ‘‘Fatih Altaylı haklı mı? İş dünyamız korkak mı?’’ diye bir yayın yaptım biliyorsunuz, bilenler biliyor daha doğrusu. O yayına tepki veren bazı izleyiciler Osman Kavala’yı hatırlattılar. ‘‘O zaten Türkiye’de burjuvazinin ilk ciddi sınavıydı ve o sınavda çaktı’’ dediler. Evet, öyle. Osman Kavala ile ilgili çok yayın yaptım. Yani herhâlde 10’a yakın yayın yaptım. Bir de özellikle ‘‘Haftaya Bakış’’larda Kemal Can’la her seferinde gündeme geldiğinde muhakkak Kavala olayını gündemimize taşıdık. Kemal de ben de Osman Kavala’yı yıllardır tanırız. Belli bir ilişkimiz, dostluğumuz vardır ve yaşadıklarını da yakından biliriz.
O yayınlardan birisinde ne demişim? Evet, 2018’de ‘‘Osman Kavala olayı ve Türkiye burjuvazisinin hâli’’ 21 Eylül 2018’de. Daha sonra 27 Temmuz 2020’de, ki o tarih Osman Kavala’nın tutuklulukta birinci günüymüş. ‘‘Osman Kavala’ya sahip çıkamayan Türkiye burjuvazisinin aleni iticiliği.’’ Burada Luis Buñuel’in ‘‘Burjuvazinin Gizli Çekiciliği’’ diye çok güzel bir filmi vardır. Ona gönderme yapmıştım. ‘‘Gizli çekiciliği’’ yerine, ‘‘gizli olmayan aleni iticiliği.’’ Evet, Osman Kavala’ya sahip çıkmadılar. Osman Kavala aileden zengin, Türkiye’de yatırımları olan bir ailenin ferdi ve yöneticisi. Yani bir burjuva. Evet, gerçek anlamıyla bir burjuva ama diğerlerinden farklı bir burjuva. Onların yapmadığı birçok alanda faaliyet yürüten, özellikle bir arada yaşama konusunda, kültür konusunda, Kürt sorunu konusunda, yayıncılık konusunda Türkiye’de birçok katkısı olan birisi. En son Anadolu Kültür diye çıkar gözetmeyen, kâr amacı gütmeyen bir şirket kurmuştu ve bununla ülke çapında bayağı kültürel faaliyetleri sübvanse etmeye kalktı ve bütün bunların karşılığında kendisine Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu cezayı layık gördü ve Osman Kavala’ya sahip çıkmadı Türkiye burjuvazisi.
Zaten kendilerinden farklı birisiydi ama sonuçta aynı alandaki birisiydi. Korktular. Şimdi diyeceğim ki, korkmakta haklılarmış. Çünkü bakıyoruz 8 yıl 42 gün, 2962 gündür içeride Osman Kavala. Ve biliyorsunuz yakınlarda ne oldu? İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile ilgili etkin pişmanlıktan yararlanan bir yönetici şöyle demişti: ‘‘Daha 5 dakika bile bu hücrede kalamazdım.’’ demişmiş. Osman Kavala 2962 gündür tek başına yatıyor. Başkalarıyla birlikte yatmak istemiyor ve bekliyor. Tahliye edilmeyi bekliyor. Serbest bırakılmayı bekliyor. Yani kendisine yapılan haksızlığın sona ermesini bekliyor. Değişik vesilelerle Osman Kavala tekrar tekrar gündeme geliyor. En son Avrupa Birliği raportörü kendisini ziyaret etti, orada gündeme geldi. Ya da MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız infaz konusunda, yargılama konusunda bir şeyler söyledi, orada gündeme geldi. Ama en önemlisi şu son çözüm sürecinde, ‘‘çözüm sürecinde eğer devlet samimi ise…’’ diye başlayan cümlelerin her bir yerinde Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın adı zikredildi ama bırakılmıyor.
Bırakılmamasının birinci derecede nedeninin Cumhurbaşkanı Erdoğan olduğunu hepimiz tahmin ediyoruz, biliyoruz ve bu utançla hep birlikte yaşıyoruz. Osman Kavala’nın yattığı her gün, her dakika bu ülkenin alnına sürülmüş bir leke. Ama böyle ve zaten Türkiye’deki hukuk devletinin çıtası orada en aşağıya düşmüştü. Onun üzerine gelen olayların hepsi, birçok olay, en son Fatih Altaylı’nın başına gelen, tabii ki Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, bütün bunların hepsi Türkiye’de bir bilanço çıkartıyor bize. Türkiye’de hukuk devleti yok. Hukuk yok. İnsanların özgürlüğü pamuk ipliğine bağlı. En ufak bir şeyde… Geçen ne oldu? Ekrem İmamoğlu’nun duruşmasının ses kaydını birileri sosyal medyada paylaşmış, gizlice almış mahkemede. O ses kayıtlarını RT’leyen, retweetleyen, paylaşan, yani kendileri kaydetmiyor ama paylaşan mesela bir gazeteci, bir şair gözaltına alındı.
Böyle bir ülkede yaşıyoruz ve Osman Kavala deyince aslında birçok şey kendiliğinden ortaya çıkıyor. Yani arada sırada Adalet Bakanı’nın söylediği “Türkiye hukuk devletidir” sözünün tekzibi 8 yıl 42 gündür orada Silivri’de duruyor. Her yayında en kısa zamanda çıkmasını temenni ettim. Yine temenni ediyorum. Osman Kavala’nın bir an önce özgürlüğüne kavuşması lazım çünkü Türkiye’nin Osman Kavala ve onun gibi kendisini değil, toplumu düşünen kişilere ihtiyacı var ve Türkiye’nin maalesef imkânları geniş olup da böyle hareket eden çok az zengini var, burjuvası var. Osman Kavala bu anlamıyla saygıdeğer bir örnek olarak karşımızda duruyor.
Bugünün ithafı yine Osman Kavala’yla benzer bir akıbeti yaşayan Can Atalay olsun. Can Atalay avukat, genç diyeceğim ama artık yaşı bayağı oldu. 76 doğumluymuş, benden küçük en azından. Benim hep Can deyince aklıma Atom Karınca gelir, böyle sürekli bir faaliyet hâlinde. Bir dönem ben onunla beraber yatan Hakan Altınay’ın düzenli ziyaretçisiydim ve her ziyarete gittiğimde Can’ı ve Tayfun’u da görürdüm. Genellikle şöyle olurdu: Hakan ve Tayfun ziyaretçileri dinlerdi, Can’ın ziyaretçileri ise Can’ı dinlerdi. Hâlâ öyle devam ediyor herhâlde. Birçok toplumsal davanın gönüllü avukatlığını üstlenen, Sosyal Haklar Derneği’nin zaten kurucularından olan bir isim. Soma’da da o vardı. Birçok yerde, halkın mağdur olduğu, gençlerin, çocukların mağdur olduğu, işçilerin mağdur olduğu yerlerde Can’ı görürdük ve Can cezaevinde milletvekili seçildi Türkiye İşçi Partisi’nden ve milletvekilliğini gasbetmeye kalktılar. Normalde seçilir seçilmez Meclis’te olması gerekiyordu. Hâlâ bu hakkından mahrum bırakılıyor Can. Türkiye İşçi Partili milletvekili ama ailesi zaten, amcası Şerafettin, zamanında 1971 yılında Amasya’da Türkiye İşçi Partisi il başkanıyken öldürülmüş. Siyasi suikast sonucu öldürüldü. Onun adını vermişler, aslında Şerafettin Can Atalay. Babası, amcası ne kadar akrabası varsa ve kendisi de Türkiye’de sosyalist hareketin içerisinden gelen, gerçekten saygı duyulacak ve sevilmemesi imkânsız birisi. Umarım Can da, Tayfun da ve diğer tutuklular hep birlikte özgürlüklerine kavuşurlar. Can da Meclis’e gider ve orada gasbedilen hakkını – ki onu halk seçti, Hatay halkı seçti – geri alır. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








