İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü uyuşturucu soruşturması kapsamında gözaltına alınan gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un da aralarında olduğu dört kişi tutuklandı. Ruşen Çakır, Ersoy’un yalnız kaldığını, kimsenin ona sahip çıkmadığını belirtti.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü uyuşturucu soruşturması kapsamında gözaltına alınan gazeteci Mehmet Akif Ersoy’un da aralarında olduğu dört kişi tutuklandı.
9 Aralık’ta Mehmet Akif Ersoy’un da aralarında olduğu 8 kişi gözaltına alınmış, 10 Aralık’ta da şüpheliler adliyeye sevk edilmişti.
Savcılık sorgusu tamamlanan Mehmet Akif Ersoy’un da aralarında bulunduğu dört kişi hakkında tutuklama talep edildi. Savcılığın tutuklama istemli sevk yazısında Mehmet Akif Ersoy hakkında “uyuşturucu kullanımı” ve “cinsel ilişkiden menfaat sağlama” iddiası yer aldı.
Mahkeme heyeti, Ersoy’un da aralarında olduğu dört kişi hakkında tutuklama kararı verdi.
Tutuklanan isimler şöyle: Mehmet Akif Ersoy, Mustafa Manaz, Ufuk Tetik ve Ebru Gülan.
Elif Kılınç, Gizem Aybaktı, Dilara Yıldız ve Buse Öztay, adli kontrol şartıyla serbest kaldı.
Ruşen Çakır, Ersoy’un yalnız kaldığını, kimsenin ona sahip çıkmadığını belirtti.

Hangi suçlamalar yöneltildi?
Savcılık tarafından sulh ceza hakimliğine gönderilen yazıda, dosyada yer alan gizli tanık beyanları, bilgi sahibi ifade ve şüpheli savunmalarının birlikte değerlendirildiği belirtildi. Gizli tanık ifadelerinde geçen kişi, konum ve eylemlerle, şüphelilerin beyanlarında yer alan kişi ve buluşma noktalarının örtüştüğü, şüphelilerin “suçtan kurtulmaya yönelik” savunma yaptıkları ifade edildi.
Talep yazısında, şüphelilerin kendi konutlarında uyuşturucu madde kullanılmasına yer ve imkan sağladıkları, eve gelen kadınlara uyuşturucu madde temin ettikleri, uyuşturucu madde kullanımı sonrasında ikiden fazla kişinin birlikte cinsel ilişkiye girdiği iddia edildi. Ayrıca, şüpheli Mehmet Akif Ersoy’un çevresinde bulunan kişilerle bu şekilde kadınları ilişkiye sokarak, bu kişiler üzerinden kendisine ve çevresine “sektörel ve maddi anlamda menfaat sağladığı” ileri sürüldü.
Savcılık, Mehmet Akif Ersoy ile Mustafa Manaz, Ufuk Tetik ve Ebru Gülhan’ın söz konusu suçları “fikir ve eylem birliği” içerisinde, iştirak halinde işlediklerinin anlaşıldığını belirtti. Yazıda, şüpheliler hakkında “üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu”, soruşturma dosyasındaki delillerin henüz tam olarak toplanmadığı ve şüphelilerin serbest kalmaları halinde delillere tesir edebilecekleri değerlendirmesine yer verildi.
Bu gerekçelerle, şüphelilerin üzerlerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve kanunda öngörülen ceza miktarlarının üst sınırı dikkate alınarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve devamı maddeleri uyarınca tutuklanmaları talep edildi.
Ne oldu?
Geçtiğimiz günlerde televizyon spikerleri Ela Rumeysa Cebeci, Hande Sarıoğlu ve Meltem Acet bu soruşturma kapsamında gözaltına alınmıştı.
Jandarma ekipleri tarafından ifadeleri alınan spikerler, Adli Tıp Kurumu’nda kan ve saç örnekleri vermişti.
Cebeci, Sarıoğlu ve Acet hakkında “uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma” suçlaması ile işlem yapılmış ve işlemlerin ardından serbest bırakılmıştı.
9 Aralık Salı günü ise gazeteci Mehmet Akif Ersoy gözaltına alındı. Ersoy, uyuşturucu soruşturması kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatı ile İstanbul İl Jandarma ekipleri tarafından evinde gözaltına alındı ve Jandarma İl Komutanlığı’na götürüldü.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada 8 kişi hakkında gözaltı kararı verildiği; Ersoy ve diğer üç kişinin “uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak, kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, kullanılmasına yer ve imkan sağlamak” suçlarından gözaltına alındığı bildirildi.
Gözaltına alınan diğer isimler şöyle: Habertürk Dış Haber Editörü Elif Kılınç, gayrimenkul danışmanı Ufuk Tetik, diyetisyen Gizem Aybaktı, Habertürk çalışanı Ebru Gülan, Mustafa Manaz, Dilara Yıldız ve Buse Öztay.
Öte yandan TMSF, Ersoy’u “Habertürk TV Genel Yayın Yönetmenliği” görevinden aldı.
Habertürk’ün konuya dair açıklaması şöyle:
“İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında Habertürk TV Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Akif Ersoy gözaltına alınmıştır. Yürütülen soruşturmanın selameti açısından Mehmet Akif Ersoy görevinden uzaklaştırılmıştır. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.”

Mehmet Akif Ersoy kimdir?
8 Ocak 1985’te doğdu.
İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde tamamladığı öğreniminin ardından 2009 yılında 6 News televizyon kanalında muhabir olarak göreve başladı. Daha sonra TRT’de görev üstlenen Ersoy, 2010 yılında TRT TÜRK – Addis Ababa Temsilciliği görevine getirildi. 2011 yılında başta Libya, Yemen, Şam, Erbil olmak üzere pek çok noktada TRT temsilcisi ve savaş muhabiri olarak görev yaptı. Aynı yıl TRT TÜRK Trablus ve Sana muhabirliği görevini yürüttü. 2012 yılında dönemin lideri Muammer Kaddafi ile ölümünden önce son röportajı yapan gazeteci oldu.
2012 yılında TRT Kahire-Mısır Temsilcisi oldu. 2013 yılında TRT Arapça Koordinatör Yardımcılığı görevine getirildi. 2014 yılına gelindiğinde TRT İstanbul Bölge Müdür Yardımcısı olarak çalışmaya başladı. Aynı yıl Diyanet İşleri Başkanlığı Ortadoğu ve İslam Coğrafyası Sorumlu Başkan Müşaviri olarak atandı.
2017’de Habertürk’e geçen Ersoy, geçtiğimiz yıl Habertürk TV’nin Genel Yayın Yönetmeni oldu.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Türkiye’de gazetecilerin gözaltına alınması, tutuklanması artık sıradanlaştı. Neredeyse her gün bir vaka yaşıyoruz. Bu, yıllardır böyle sürüyor. Son dönemde iyice artmış durumda. Şunu yaşıyoruz genellikle; birilerini yargı yoluyla susturmak isterken siyasi iktidar, birileri de onlara sahip çıkıyor. En son Merdan Yanardağ, Fatih Altaylı örneklerinde de bunu gördük. Aileleri, yakınları, avukatları, çalıştıkları kurumlar, iş arkadaşları, siyasi olarak benzer çizgide olanlar diyelim, onlara sahip çıkıyorlar. Bu, öteden beri böyleydi. Bir slogan var biliyorsunuz: “yalnız değildir.” A kişisi yalnız değildir, B kişisi yalnız değildir ve bir dayanışma ağı örülüyor. Şimdi son dönemde yaşadığımız, son birkaç günde yaşadığımız iki olay birden var. Enver Aysever söylediklerinden dolayı tutuklandı. Beklediğimden daha zayıf olmakla beraber belli bir dayanışma söz konusu. Enver Aysever’in hukuksuz yere, herhangi bir kanuna dayanmadan tutuklandığına yönelik çok kişi, siyasetçiler, gazeteciler tavır alıyorlar ve ona yönelik desteklerini söylüyorlar.
Ama bir diğer kişi, Habertürk televizyonunun genel yayın yönetmeni Mehmet Akif Ersoy’un başına gelenlere baktığımız zaman Mehmet Akif Ersoy yalnız. Hiç de öyle ‘‘yalnız değildir’’ denilebilecek bir durumda değil. Mehmet Akif Ersoy yalnız, çünkü — çünkü’nün altına konacak çok şey var — öncelikle siyasi bir nedenle yargılanmıyor. Yazıp çizdiklerinden dolayı yargılanmıyor. Siyasi iktidarı gazeteciliğiyle tehdit eden birisi değil. Hatta tam tersine siyasi iktidarın tercih ettiğini bildiğimiz birisi. Habertürk gibi ana akım gibi görülen bir mecrada iş bulmuş, giderek adım adım yükselmiş ve bu yükselmesini de büyük ölçüde siyasi iktidardan değişik kişilerle iyi ilişkilerine de borçlu olan, tabii ki gazetecilik olarak belli bir performansı var ama o ilişkilerin de önünü açtığını bildiğimiz birisi. Dolayısıyla burada siyasi bir şey yok ya da yok olduğunu düşünüyoruz.
Fakat kendisi tamamen bir komploya maruz kaldığını söylüyor. Geçen avukatları aracılığıyla yaptığı iki sayfalık bir açıklama gördüm. Açıkçası çok fazla yerde de görmedim bunu. Uzun uzun okuduğumda şunu gördüm ki kendisi net bir şekilde “Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum. Bu suçlamalar, masumiyetimi gölgelemeyi amaçlayan kurgulardan ibarettir” diyor ve açıklamasının sonu böyle muhafazakâr çevrelerden bildiğimiz bir şekilde bitiyor: “İnanıyorum ki olanda hayır vardır. Kahrı da hoş, lütfu da hoş. Muhabbetle.” diye bitirmiş. Ama bunu da mesela çok fazla paylaşan yok. Bunu çok fazla dolaşıma sokan yok. İlginç bir nokta da 700 bini aşkın takipçisi var X‘te ama en son gördüğüm 2 Aralık’ta AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik’le yaptığı canlı yayının paylaşımları. O zamandan beri herhangi bir paylaşım yok. Genellikle içeri girenler için şöyle olur: ailesi, arkadaşları, avukatları, artık her kimse, o hesabı alırlar ve o hesap üzerinden o kişinin cezaevinden yolladığı açıklamaları ya da onun hakkındaki birtakım bilgileri paylaşırlar. Şu ana kadar Mehmet Akif Ersoy’da bunu da görmüyoruz. Yani kimse ona şu aşamada sahip çıkmıyor. Herhalde yakında bir şekilde bunun formülleri bulunacaktır. Anladığım kadarıyla hâlâ bir şok yaşıyor.
Peki, o zaman ortada şöyle bir soru var. Kendisi masum olduğunu söylüyor. Mesela Fatih Altaylı diyor ki: “Benim bu söylediklerimde Cumhurbaşkanına saldırı maldırı diye bir şey yok” diyor. Avukatları da bunu belgeleriyle anlatıyorlar. Ve ne anlıyoruz? Fatih Altaylı’nın bu kadar çok izlenmesi ve muhalefetten yana bir duruş sergilemesi iktidarı rahatsız ediyor. Ya da Merdan Yanardağ zaten daha önce defalarca alınıp bırakılmış birisi. Merdan Yanardağ’ın neden alındığını — casusluk falan hepsi uydurma — anlayabiliyoruz ve kanalına el konuluyor. Merdan Yanardağ’ın da sürekli olarak gerek ailesi gerek arkadaşları bunun siyasi bir dava olduğunu bize anlatıyorlar ve onu yalnız bırakmıyorlar. Ama neden peki? Hadi diyelim ki gerçekten, masumiyet karinesine önem veren birisi olarak söylüyorum, Mehmet Akif Ersoy’un söyledikleri doğru olabilir. Tamamen bir kurgu olabilir, bir iftira olabilir. Peki neden? Çünkü şöyle söyleyeyim: sıradan bir insana bir başkası birtakım iftiralarla onun içeri atılmasına yol açabilir. Ama bu kadar Türkiye’nin gözü önünde birisine, iktidarla arasının kötü olmadığı varsayılan birisine, bir gazeteciye, işte 750 bin takipçisi olan birisine diyelim ki yapılan bir kumpas var, savcılar, yargıçlar buna nasıl kanarlar? Çünkü burada birtakım denetim mekanizmalarının daha güçlü bir şekilde devreye girmesi beklenir. Orada insanın kafası karışıyor.
Ama sonra bir bakıyorsunuz, dün gördüm bunu, Sabah gazetesi “Parayı rulo yapıp kokain içti. Sabah, kadın spikerin ifadesine ulaştı” vesaire diye bir şey paylaştı, haber yaptı. Sabah gazetesi böyle bir haber yaptı. Haberi dikkatlice okuduğunuz zaman soyadı verilmemiş ama Cumhurbaşkanlığında üst düzey görevde olan birisinden de bahsediyor. Mehmet Akif Ersoy’la birlikte onun arkadaşı, ondan da bahsediliyor, ki o şu anda bildiğim kadarıyla hâlâ aktif görevde, önemli bir görevdeki birisi ve o zaman insan iyice şüpheye düşüyor. Çünkü bu Sabah gazetesi gibi iktidar medyasının amiral gemisinde çıkınca böyle fütursuz bir şekilde, yani doğru yanlış bu tür olaylarda ‘‘ifade ortaya çıktı, şu oldu, bu oldu’’, bunların hepsi olabilir ama bu tür konularda gazeteci milleti genellikle sakınımlıdır. Genellikle aşırı dikkatlidir. Burada aşırı dikkatin yerine aşırı fütursuzca bir şey yapılmış. Başlıkta 3-4 tane spot birden; işte ‘‘ulaştı… parayı rulo yapıp kokain içti… şoke eden üçlü ilişki itirafı…’’ vesaire her şeyi koymuşlar. O zaman insan diyor ki: Burada galiba birtakım başka numaralar da var.
Şimdi şöyle düşünenler olabilir: “İşte bu, kendileri gibi birisiydi ama parayla güçle tanıştıktan sonra yoldan çıktı. Sabah gazetesindekiler de ona kızgınlar. Onun için böyle yapıyorlar” diye düşünenler olabilir. Hiç böyle şeyler düşünmeyin. Yani bu iddia edilen ilişkiler, şunlar bunlar, çok para, çok gece hayatı vesaire, bu artık zaten orada sıradanlaşmış bir olay. Yani ne derler? “Dinime küfreden Müslüman olsa” olayı gibi. Türkiye’de özellikle AK Parti iktidarının son yıllarında ahlaki anlamda en çok şikâyet ettiği şeyleri en çok yaşayanlar oldular. Bunu biliyoruz. Bu anlamda burada başka bir şey var ve olay aslında bir yerde belli ki iktidar içi bir kapışma ve anladığım kadarıyla da zayıf olan halkalardan yürüyorlar. Zayıf olduğu düşünülen halkalardan yürüyorlar.
Ve bu yayından hareketle diyorum ki; bunun arkası pekâlâ gelebilir. Bu iktidar içi kavgalarda özellikle ‘‘Erdoğan sonrası kim gelecek, yerini kim alacak?’’ çekişmesinin şimdiden başladığı iddia ediliyor. NTV‘nin Washington temsilcisi bu yüzden işini kaybetti, hatırlayın. Dolayısıyla içeride daha çok kelle gidebilir. Sonuçta bunun bir iktidar savaşı sonucu olma ihtimali, iddiaların yanlışlığını ya da doğruluğunu bize göstermiyor. Ama Türkiye’de ben şahsen adalete güvenmediğim için bu olayın gerçeğinin ne olduğunu öğrenebileceğimizi hiç sanmıyorum. Fakat bu kadar göz önündeki popüler ve adı Mehmet Akif Ersoy olan… Bakın, bu bile başlı başına bir şey. Günlerdir Mehmet Akif Ersoy adını nasıl kullanıyoruz? Bu ülkenin milli marşını yazmış insandan bahsediyoruz. Onu yazmış bir insan, belli bir saygınlığı olan bir isim bugün yıllar sonra ne duruma düştü? Dolayısıyla bu pilav galiba daha çok su kaldıracak diyelim.
Bugünün ithafına geçelim. Federico Fellini diyelim. İtalyan yönetmen. 1984’te, yok 93’te ölmüş. 84’te ne vardı? ‘‘Ve Gemi Gidiyor’’ vardı. ‘‘Ve Gemi Gidiyor’’ yapıldığı zaman çok büyük bir kıyamet kopmuştu tüm dünyada ve Türkiye’de. Fellini başka bir insan, bambaşka bir yönetmen. Çok filmi var. Herkesin seveceği türden filmleri var ama her şeyden önce sinemaya çok hâkim birisi, çok yaratıcı birisi. Mizah da var. Mizah çok var. Çok iyi oyuncu oynatıyor, onu söyleyelim. ‘‘8¹⁄₂’’ filmi, ‘‘Satyricon’’, ‘‘Roma’’, ‘‘Kazanova’’, ‘‘Kadınlar Şehri’’, bunların hepsini izledim diye biliyorum. ‘‘Boccaccio ’70’’, bir de tabii ki ‘‘Dolce Vita’’. Evet, Fellini geldi ve bu dünyadan gitti. Geride çok güzel şeyler bıraktı. Ruhu şad olsun diyelim. Fellini ile noktayı koyalım. O yaptığı filmler, yarattığı atmosferler için minnet duygularımla Fellini’ye saygılarımı iletiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







