Avustralya’daki Bondi Plajı’nda yaşanan terör saldırısında 15 kişi öldürüldü. Saldırganlardan birinin silahı alan “kahraman” olarak anılan Suriyeli Ahmed el Ahmed ise Ruşen Çakır’a göre yalnızca bir kahraman değil, İslam dünyasının karşı karşıya olduğu ahlaki ve siyasal ikilemi de gözler önüne seren bir figür.
Avustralya’nın Sidney kentinde Hanuka kutlamaları sırasında düzenlenen silahlı saldırı, ülkede son yılların en kanlı saldırısı olarak kayda geçti. Bondi Plajı yakınındaki Archer Park’ta gerçekleşen saldırıda, biri saldırgan olmak üzere en az 16 kişi hayatını kaybetti, 40’tan fazla kişi yaralandı.
Başbakan Anthony Albanese saldırıyı “bir terör ve antisemitizm eylemi” olarak tanımladı ve ulusal kabine toplantısında silah yasalarının daha da sertleştirilmesini gündeme alacaklarını açıkladı. Öneriler arasında bireylerin sahip olabileceği silah sayısına sınırlama getirilmesi ve ruhsatların düzenli olarak gözden geçirilmesi bulunuyor.
Ruşen Çakır, saldırıyı ve sonrasında ortaya çıkan bu müdahaleyi yorumlarken, olayın yalnızca bir terör eylemi değil, aynı zamanda İslam dünyasının karşı karşıya olduğu derin bir ikilemi gözler önüne serdiğini söyledi.
“Dünyanın gündemine yerleşen çok çarpıcı bir ayrıntı”
Çakır, saldırının ardından ortaya çıkan görüntülere dikkat çekerek, “Bu saldırının çok önemli bir ayrıntısı var ki dünyanın gündemine bu yerleşti. Saldırganlardan birisini bir kişi atlayıp etkisiz hale getiriyor. Silahını alıyor elinden” dedi.
Bu kişinin Suriye’den Avustralya’ya göç etmiş bir manav olan Ahmed el Ahmed olduğunun ortaya çıktığını hatırlatan Çakır, Ahmed’in bugün Avustralya’da ulusal kahraman olarak görüldüğünü vurguladı.
“İslam dünyasının iki ayrı yüzü”
Ruşen Çakır’a göre Bondi Plajı’nda yaşananlar, İslam dünyasına dair iki farklı tabloyu aynı anda gösteriyor. Çakır, “Bir kalabalığa, sivillere ateş açan bir baba oğul ve diğer yanda onları engellemeye çalışan bir başka kişi, Ahmed el Ahmed. İşte bu iki olay da aslında İslam dünyasının iki ayrı yüzü” ifadelerini kullandı.
Saldırıyı komplo teorileriyle açıklama çabalarına da mesafeli duran Çakır, “Hiç kimse bunların hepsini bize bir komplo, emperyalistlerin ya da siyonistlerin komplosu olarak gösteremez” dedi.
- Şehzadeler Belediye Başkanı Gülşah Durbay, Özgür Özel ile ilişkisi olduğu iddialarını yalanladı
- Göksel Göksu yazdı | Kurtlar Sofrası’nda bir kadın: Gülşah Durbay ve eril siyasetin kirli yüzü
- Göksel Göksu yazdı: Gülşah Durbay’ın yarım kalan hikâyesi ile yüzleşmek…
- Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek hayatını kaybetti
Ahmed el Ahmed’in müdahalesinin sembolik bir anlam taşıdığını söyleyen Çakır, “Bugüne kadar İslam adına yapılan terör eylemlerini utangaçça kınamanın ötesinde, bizzat bunu engellemek için canını feda eden bir kişi olarak Ahmed el Ahmed tüm İslam dünyasının bir anlamda itibarını yerlerden aldı” değerlendirmesinde bulundu.
Çakır, Ahmed el Ahmed’in bir istisna olarak kalmaması gerektiğini vurgulayarak, İslam dünyasının sivilleri hedef alan terör eylemlerine karşı daha güçlü ve ortak bir sivil duruş sergilemesi gerektiğini söyledi.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Avustralya’da pazar günü bir terör saldırısı oldu. Bir katliam yaşandı. Bir plajda, Sydney’de, Bondi Plajı’nda Yahudilerin bayramı olan Hanuka’nın kutlandığı sırada iki kişi otomatik tüfeklerle kalabalığa hedef gözeterek ateş açtı. 15 kişi öldü. 10 ile 87 yaş arasında 15 kişi hayatını kaybetti. Bunlardan birisi Yahudi soykırımından kurtulmuş olan bir adam, bir erkek. Eşini korumaya çalışırken öldüğü söyleniyor. Katliamı gerçekleştirenler bir baba oğul: Sacit Ekrem ve Navit Ekrem. Sacit Ekrem 50 yaşında. 1998’de Pakistan’dan Avustralya’ya yerleşmiş. Kısa bir süre sonra da oğlu doğmuş, Navit doğmuş. Ve bunlar bu saldırıyı ruhsatlı silahlarıyla, babanın ruhsatlı silahıyla gerçekleştiriyorlar. Ama bu saldırının çok önemli bir ayrıntısı var ki dünyanın gündemine bu yerleşti. Saldırganlardan birisini bir kişi atlayıp etkisiz hale getiriyor. Silahını alıyor elinden. Çok çarpıcı bir olay. Ve daha sonra kendisi de yaralanıyor. Ve sonra ortaya çıkıyor ki bu kişi Ahmed el Ahmed adında, Suriye’den Avustralya’ya göçmüş olan bildiğim kadarıyla bir manav ve Ahmed el Ahmed şu anda Avustralya’da ulusal kahraman olarak görülüyor ve dünya çapında da yılın insanı olarak seçilmesi yolunda birtakım kampanyalar var.
Şimdi burada iki olayı birden görüyoruz. İkisi de bizi, İslam dünyasını yakından ilgilendiren olay. Bir yanda hedef gözeterek yani bilerek, rastgele değil, orada kutlama yapan çoğu Yahudi olan, çünkü Yahudilerin kutlaması, arada Yahudi olmayıp kutlamaya gelenler de olabilir diye söylüyorum, bir kalabalığa, sivillere ateş açan bir baba oğul ve motivasyonları büyük bir ihtimalle Gazze’de yaşanmakta olan, şimdi durur gibi olan ama hâlâ bir şekilde süren soykırım yani Filistin meselesi. Bunu protesto ettikleri iddiasıyla herhalde bunu yapıyorlar. Ama diğer yanda onları engellemeye çalışan ve bayağı da engelleyen, tabii ki katliam yine yaşanıyor ama kısmen de olsa onları engelleyen bir başka kişi Ahmed el Ahmed. İşte bu iki olay da aslında İslam dünyasının iki ayrı yüzü. Baktım, sosyal medyada birtakım İslami çevrelerden kişiler Ahmed el Ahmed üzerinden İslamın ne kadar doğru bir yerde olduğunu anlatıyorlar, ki bu aslında doğru bir şey. Evet, hep aşağılanan, Batı’da hor görülen mülteciler, İslam dünyasından hele Suriye’den giden mülteciler, bir suç potansiyeli olarak görülen mültecilerin, sığınmacıların içinden böyle birisi çıkıyor ve hayatını tehlikeye atarak böyle büyük bir kahramanlık gösteriyor. Gerçek bir öykü yazıyor bize, kahramanlık öyküsü. Ve bu İslam’la ilgili Batı’da son yıllarda iyice yerleşen ön yargıları yerle bir ediyor. O anlamda tüm İslam dünyası Ahmed el Ahmed’e şükran borçlu. Ama baba oğul da İslam dünyasının insanları ve onlar da İslam adına hareket ettiklerine inanıyorlar belli ki.
Şimdi birtakım komplo teorileri var tabii. İşte bunlar kandırıldı, edildi. İşte, bu Mossad oyunu falan. Hiç öyle olduğunu sanmıyorum. Şu ana kadar İslam dünyasında İslam adına bu tür sivillere yönelik terör eylemleri yıllardır düzenleniyor. Yıllardır dünyanın dört bir tarafında, Türkiye’de de oldu biliyorsunuz. Amerika Birleşik Devletleri’nde 11 Eylül saldırısı oldu. İngiltere’de metroya saldırı oldu. İspanya’da aynı şekilde, Fransa’da konser salonu gibi, bunlar pekâlâ yapılıyor. Hiç kimse bunların hepsini bize bir komplo, emperyalistlerin ya da siyonistlerin komplosu olarak gösteremez. Göstermeye çalışsalar da hiçbir inandırıcılığı yok. Ve maalesef bu tür saldırılardan memnun olan, bunları doğru bulan, burada hayatını kaybedenleri şehit olarak gören hiç de azımsanmayacak sayıda insan var. İşte şu anda Avustralya’da Bondi olayı bizim İslam dünyasının, bizim derken Türkiye de içinde, İslam’la ilişkiniz ne olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıysanız o dünyanın bir şekilde içindesiniz, bunun önündeki o ikilemi çok çarpıcı bir şekilde bize gösterdi. Ahmed el Ahmed mi yoksa baba oğul Ekrem ailesi mi, hangisi ya da aralarda bir yerde mi? İşte Ahmed el Ahmed aslında çok iyi bir kapıyı araladı. Çok iyi bir kapıyı araladı. Bugüne kadar İslam adına yapılan terör eylemlerini utangaç şekilde kınamanın ötesinde, bizzat bunu engellemek için canını feda eden bir kişi olarak Ahmed el Ahmed tüm İslam dünyasının bir anlamda itibarını yerlerden aldı. Umarım bunun devamı başka türlü gelir. Ahmed el Ahmed bir istisna olmaz ve İslam dünyası özellikle İslam adına yapılan ve sivilleri hedef alan terör eylemlerine karşı birlikte sivil bir duruş sergileyebilir.
Evet, bugünün ithafı Gülşah Durbay’a, Manisa’nın Şehzadeler Belediyesi’nin genç belediye başkanı. 6 ay önce Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı Ferdi Zeyrek hayatını kaybetmişti. Ferdi Bey ile tanışma şansını yakalamıştım. Maalesef bir kaza sonucu ama hata sonucu oluşan bir kaza sonucu – ki bu hata sorumluları yargılanıyor – hayatını kaybetmişti. Gülşah Durbay ise bir hastalık, uzun süre mücadele ettiği bir hastalık sonunda yenemedi, kanseri yenemedi. Kendisi yeni yapılan, Manisa’nın büyükşehir olmasıyla yaratılan Şehzadeler Belediyesi’nin belediye başkanı olmuştu ve Manisa’nın ilk kadın belediye başkanı ve çok iyi bir eğitimi var. Hem bir yandan gıda mühendisliği okumuş, daha sonra hukuk okumuş ve yüksek lisans yapıp doktora yapmakta olan, bir de gençlik kollarından beri CHP’de siyaset yapan bir isim. “Çok erken bir tarihte çok acı bir hikâyemiz oldu.” demiş ölmeden önce. Ama onun 29 Ekim törenlerinde söylediği bir cümleyi görmüşsünüzdür. Bir de benden duyun. O sırada başında eşarp var. Çünkü tedavi gördüğü için saçları dökülmüş olsa gerek. Orada diyor ki: “Cumhuriyet, Manisa’nın bir köyünde doğan bir kadının Şehzadeler’e belediye başkanı olabilme ihtimalidir.” demiş ve olmuş ve bu anlamda cumhuriyetin kadını olmayı hak etmiş. Ama hak etmediği bir şey vardı. Ona çok kötü birtakım iftiralar attılar ve o iftiraların üzerinden onlara cevap verirken biz onun çok hayati bir hastalıkla mücadele ettiğini de öğrenmiş olduk. İftirayı atanlar ne durumdadırlar bilmiyorum ama cenaze töreninde de gördük, Gülşah Durbay Türkiye’nin hafızasına ve kalbine yazıldı. Kendisine rahmet diliyorum. Tüm Türkiye’yi çok kötü bir şekilde üzdü. Mekânı cennet olsun. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








