Bursaspor taraftarlarının deplasmanda Leyla Zana’ya yönelik küfürlü tezahüratları tepki çekti. Ruşen Çakır, olayı ırkçılık ve kadın düşmanlığı olarak niteledi, “Leyla Zana Türkiye’dir” diyerek Kürt ve Türk’ün birlikte yaşama arayışının sembol isimlerinden biri olduğunu vurguladı.
Bursaspor’un, Somaspor ile salı günü oynadığı deplasman maçında tribünlerden Leyla Zana hakkında küfürlü tezahüratlar yapıldı. Olayın ardından Amedspor, Leyla Zana’ya destek amacıyla pankart açtı.
Ruşen Çakır, bu tezahüratları eleştirerek, “Statlarda böyle olaylar olduğunda genellikle bunların fevri hareketler olduğu söylenir ama biliyoruz ki Bursaspor’un bu konuda çok ciddi sabıkaları var” dedi.
Çakır, Bursaspor’un kendi sahasında Amedspor’u ağırladığı maçta da saldırılar yaşandığını, tribünlerde “Beyaz Toros” ve “Yeşil” yazılı pankartların açıldığını hatırlattı.
Çakır, “Beyaz Toros, 90’lı yıllarda Güneydoğu’da yaşanan faili meçhullerin sembolü. Derin devlet adına operasyonlar yapan kişilerin genellikle kullandıkları araçtır” ifadelerini kullandı.

Bursaspor başkanı özür dilemedi
Bursaspor Başkanı Enes Çelik, olayla ilgili herhangi bir özür dilemeden Vanspor ikinci başkanının eleştirilerine yanıt verdi. Çelik, tepkileri “farklı ve gizli ajandaların ürünü” olarak nitelendirdi; ancak tribünlerden yapılanları değil, buna gösterilen tepkileri kastetti.
Ruşen Çakır, Türkiye’de Kürtlere yönelik bir ayrımcılık ve ırkçılık olduğunu belirterek, “Bunun çok yaygın olduğu asla söylenemez ama var ve buna karşı yeterince mücadele edilmiyor” dedi.
Çakır, “Niye Leyla Zana? Çünkü Leyla Zana, Türkiye’de Kürt denince ilk akla gelen isimlerden biri” diyerek, Zana’nın Meclis’te Kürtçe yemin ettiğini ve bunun karşılığında 10 yıl hapis yattığını, ancak boyun eğmediğini anlattı.
Zana’nın daha sonra yeniden milletvekilliği yaptığını, uzun süredir kamuoyunda çok görünmediğini ama hâlâ sembol bir isim olduğunu söyledi.
“Onun Kandil ve PKK ile arasının çok da iyi olmadığı yıllardır söylenir; açık bir tartışmaya tanık olmasak da kendini geri plana çekiyor” diyen Çakır, Zana’nın bu süreç boyunca öne çıkmadığını, bildiği kadarıyla Diyarbakır’da bir köyde yaşadığını ve şehre çok sık gelmediğini aktardı. Çakır, “Kadın bir siyasetçi ama belli ki birilerinin hep rüyalarına giriyor, kabus oluyor” diye ekledi.
“Devlet Bahçeli’ye laf etsinler”
Çakır, Bursaspor taraftarının kime kızacağını şaşırmış durumda, en kolay hedef olarak Leyla Zana’ya yöneldiğini belirterek, “Bursaspor taraftarının Soma’daki maçta bu sürece tepki gösterecekse, ne alakası varsa, gitsin Devlet Bahçeli’ye laf etsin. Devlet Bahçeli bu süreci baştan sona savunuyor, Abdullah Öcalan’dan ‘kurucu önder’, ‘örgütün kurucu önderi’ diye bahsediyor” dedi.
İktidarın bu yönde adımlar attığını, Meclis’te komisyonlar kurulduğunu ancak bunların tribünlerde görülmediğini söyleyen Çakır, “Bu süreçte görünmüyor olmasına rağmen Leyla Zana var. Çünkü Leyla Zana ve arkadaşları, ama özellikle Leyla Zana, teslim olmayarak çok büyük bir ders verdi” diye konuştu.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Aslında konuşacak çok şey var. Mesela süregiden uyuşturucu operasyonları. Bu ne anlama geliyor? Bunun üzerine çok söylenecek şey var. Şu ana kadar söyledik, bundan sonra da söyleyeceğiz. Suriye’de bir anlaşma oluyor gibi spekülasyonlar var. O da önemli bir konu. Ama ben bugün Leyla Zana’dan bahsetmek istiyorum. Salı günü Bursaspor Somaspor’la deplasmanda yaptığı maç sırasında Bursaspor taraftarlarından Leyla Zana hakkında küfürlü tezahüratlar yapıldı ve ondan sonra buna tepkiler geldi. Şu anda Amedspor’un Leyla Zana’ya destek için açtığı pankartı görüyorsunuz. Şimdi böyle olaylar olduğunda, statlarda böyle olaylar olduğunda genellikle bunların fevri hareketler olduğu, herkese yakıştırılamayacağı, bir camiaya yakıştırılamayacağı gibi şeyler söylenir. Fakat biliyoruz ki Bursaspor’un yine bu konuda çok ciddi sabıkaları var. Örneğin 5 Mart 2023’te kendi sahasında Amedspor’u ağırladıklarında çok ciddi saldırılar olmuştu ve orada tribünlerde şu pankartlar açılmıştı: Beyaz Toros ve Yeşil.
Beyaz Toros ne? 90’lı yıllarda Güneydoğu’da yaşanan faili meçhullerin sembolü. Burada derin devlet adına operasyonları yapan kişilerin – ki Yeşil denen Mahmut Yıldırım bunlardan birisiydi – genellikle kullandıkları araç. Çok sayıda kişi, Musa Anter mesela, böyle kaybedildi, yok edildi, öldürüldü ve bu Türkiye’nin hafızasına kazındı. Özellikle Kürtlerin hafızasına ciddi bir şekilde kazındı. Bu utanca Bursaspor taraftarı böyle sahip çıkmıştı. Utanca sahip çıkmıştı. Ceza aldılar ama görüyoruz ki hâlâ bu sürüyor. Daha sonra tepkiler oldu tabii ki, Leyla Zana’ya yönelik tepkiler, daha doğrusu Leyla Zana hakkındaki tezahüratlara yönelik tepkiler oldu. Bu yapılanın ırkçılık olduğu söylendi, ki öyle. Kadına karşı bir ayrımcılık olduğu söylendi, ki öyle. Bunun asla kabul edilemez olduğu vesaire söylendi.
Ve sonra Bursaspor Başkanı Enes Çelik’in açıklamasını gördüm. Enes Çelik meğer eski bakan Faruk Çelik’in oğluymuş, AK Partili bakanın, hemşehrimin. Artvinlidir aslen kendisi. Onun oğlu imiş ve özür bile dilemeden Vanspor İkinci Başkanının bu olay ardından yaptığı açıklamaya, suçlamaya cevap vermiş ve demiş ki: “Farklı ve gizli ajandaların ürünü.” Eski bakan Faruk Çelik, Bursa’da uzun yıllar milletvekilliği yaptı. Belli ki orada oğlu iş insanı, Bursaspor’un başında ve ‘‘farklı ve gizli ajandaların ürünü’’ olarak niteliyor. Neyi niteliyor? Tribünlerden yapılanları değil de buna gösterilen tepkileri.
Şimdi bu niye oluyor? Tabii ki Türkiye’de bir ayrımcılık var, ırkçılık var. Kürtlere yönelik böyle bir şey var. Bunun çok yaygın olduğu asla söylenemez ama var ve yeterince buna karşı mücadele edilmiyor. Bu da bir başka realite. Ve özellikle son dönemde Türkiye şu anda bir süreçten geçiyor. Bu sürece yönelik bazı kesimlerin tepkileri var. Anlaşılır bir şey. Bunun olmasını istemiyorlar. O da anlaşılır. PKK ile anlaşılmasını, Abdullah Öcalan ile anlaşılmasını istemiyorlar. O da anlaşılır. Ama bunun protestosunun yerinin tribünler olup olmadığı tartışılır. Ama bunun muhatabının Leyla Zana ve onun namusu olduğu asla tartışılamaz, kabul edilemez. Niye Leyla Zana? Çünkü Leyla Zana Türkiye’de Kürt denince ilk akla gelen isimlerden birisi. Meclis’te Kürtçe yemin etmiş ve bunun karşılığında 10 yıl hapis yatmış ama boyun eğmemiş. Daha sonra tekrar milletvekilliği yapmış. Çok ortaya çıkmıyor uzun bir süredir ama hâlâ sembol bir isim ve onun Kandil’le, PKK’yla arasının çok da iyi olmadığı da yıllardır söylenir. Açık bir tartışmaya tanık olmasak da kendini geri plana çekiyor. Mesela bu süreç boyunca çok fazla öne çıkmıyor.
Bildiğim kadarıyla Diyarbakır’da bir köyde yaşıyor. Şehre çok fazla gelmiyor. Kendisi bir tür inzivayı tercih etmiş bir kadın, siyasetçi. Ama birilerinin hep rüyalarına giriyor belli ki, kâbus oluyor onlara. Onlar da kime kızacaklarını şaşırmış bir vaziyette en kolay olduğunu düşündükleri Leyla Zana’ya saldırıyorlar. Yani şunu söylemek istiyorum: Bursaspor taraftarı ne alakası varsa Soma’daki maçta bu sürece tepki gösteriyorsa gitsin Devlet Bahçeli’ye laf etsin mesela. Devlet Bahçeli bu süreci baştan sona savunuyor. Abdullah Öcalan’dan ‘‘kurucu önder, örgütün kurucu önderi’’ diye bahsediyor. Bu yok. İktidar bunu yapıyor. Meclis’te komisyonlar kuruluyor. Bunlar yok. Ve bu süreçte görünmüyor olmasına rağmen Leyla Zana var. Çünkü Leyla Zana ve arkadaşları ama özellikle Leyla Zana birilerine teslim olmayarak çok büyük bir ders vermiş. Yani ceza niçin verilir? Hapiste niye yatırılır insanlar? Pişman olsun diye, geri adım atsın diye. Ama bu olmadı. O olmayınca bunu yapanların, bununla bir şey elde edemediklerini görenlerin nefreti artıyor.
Şunu da söylemek lazım: Bursaspor Türkiye’de futbolun en önde gelen takımlarından birisiydi, üç ve dört büyüklerden sonra. Şampiyonluk bile yaşadı Süper Lig’de. Ama şimdi ancak 2. Lig’e gelebildi; bayağı bir kötü şeyler yaşadıktan sonra. Yani Bursaspor taraftarının gündemi takımının neden o halde olduğu olması gerekirken kalkıp Diyarbakır’ın bir köyünde mütevazı bir hayat süren bir kadına küfrediyorsa orada çok ciddi bir psikolojik sorun var demektir. Bu toplumsal psikolojinin alanına giriyor ve bunu yapanlara ırkçı diyoruz. Hiç kusura bakmasınlar. Tamamen ırkçılar ve kadın düşmanılar. Onu özellikle söyleyelim. Başlık: “Leyla Zana Türkiye’dir”. Zamanında Jean-Paul Sartre Fransa’da 68 olaylarına destek verdiğinde Charles de Gaulle’e söylüyorlar: “Bir şey yap, bunu sustur.” deyince o da “Sartre Fransa’dır.” cevabını vermişti. Leyla Zana da Türkiye’dir. Kürttür ama Türkiye’dir. Ve Türkün Kürdün birlikte yaşama arayışının sembol isimlerinden birisidir. Bunu yapanların, sözüm ona bölücülükle mücadele ettikleri iddiasıyla bunu yapanların aslında yaptıkları bölücülüğün ta kendisidir. Neyse, herkesin böyle olaylarda bir tarihe not düşmesi gerektiğini düşünüyorum. Ben de buradaki duruşumu açık ve net bir şekilde göstermeyi bir borç biliyorum. Noktayı koyuyorum.
Ve bugünün ithafı bir arkadaşım, bir dostum. Türkiye’de tanıdığım entelektüel sıfatını gerçekten hak eden insanların başlarında gelirdi. Kendisini 2018’de kaybettik. Haziran 2018’de, bayağı olmuş. İskender Savaşır; İskender Savaşır acayip bir insandı. Değişik bir insandı. Benden biraz büyüktü. Psikoloji okumuş, dilbilim okumuş. Türkiye’de bilgisayar konusunda ilk yazıp çizen, bilgisayar dergisi yönetmenliği yapan bir isimdi. Esas alanı ama daha sonra psikoterapiydi ve İskender şairdi. Birçok yerde şiirleri çıkardı ve özellikle Türkiye’nin entelektüel alanındaki en önemli dergilerinden olan Metis Yayınları‘nın çıkardığı Defter‘in kurucularından ve yayın kurulu üyelerinden birisiydi İskender. Her yerde karşınıza çıkabilen birisiydi, birden fazla alanda. Mesela İletişim Yayınları‘nın ‘‘Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi’’nin yayın koordinatörü de oydu. ‘‘Bilgisayar Ansiklopedisi’’nin yayın yönetmeni, ki bu ‘‘Bilgisayar Ansiklopedisi’’nin tarihi 1984. Böyle birisi. Solcuydu, sosyalistti. Şu anda İştar’la görüyorsunuz. İştar Gözaydın eşi. İştar da biliyorsunuz hukukçu, bir profesör. Özellikle Diyanet İşleri üzerine yapmıştı doktorasını. O konuda çok hâkim birisidir. İştar’la evliydi. Ve İştar ile yaşadıkları mutluluk çok uzun sürmedi. Bir dönem 80’li yılların ortasında Sosyalist Zemin dergisi vardı. Daha sonra İslamcıların da Zemin diye dergileri çıktı, onunla karıştırılmasın. Orada yayın kurulu üyesiydi. Bir yazıyı birlikte yazmıştık hatta İskender’le. Çok sıcak birisiydi ama bir hastalığını duydum. Duyduktan sonra da ölüm haberini duydum. Çünkü çok kısa sürede kansere yenik düştü, yani tedavisi başladıktan sonra 2018’de. Geride çok şey bıraktı; çok yazı bıraktı, çok ansiklopedi bıraktı, şiir bıraktı ve her şeyin ötesinde gerçekten iz bıraktı. Entelektüel alanda, birçok alanda, özellikle son dönemde psikoterapi alanında çok şey bıraktı. İskender’i saygıyla anmak istiyorum. Kendisine buradan sevgilerimi yolluyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







