Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, “İktidar CHP’ye yönelik saldırılarını şiddetlendiriyor” başlıklı yayınında CHP’ye yönelik gözaltı ve yargı operasyonlarının arttığını hatırlattı. Çakır, partinin çok yönlü baskı altında siyaset yapmaya çalıştığını belirtti. Çakır, buna rağmen CHP’nin doğru stratejiyle çıkış yakalayabileceğini vurguladı.
Videonun özeti
- Ruşen Çakır, CHP’nin artan yargısal ve siyasi baskı altında olduğunu vurguladı.
- Bursa’daki yönetim değişikliği değerlendiren Çakır, “yargı yoluyla siyasi sonuç üretme” tartışmasını beraberinde getirdi.
- Çakır’a göre iktidar, CHP’yi baskı altında tutma stratejisini yoğunlaştırdı ve yargı mekanizmasını daha görünür hale getirdi.
- Çakır, CHP’nin zorluklara rağmen başarıya ulaşabileceğini, etkili bir vizyon sunması durumunda seçmeni konsolide edebileceğini belirtti.
Bilmeniz gerekenler

Ruşen Çakır, son yayınında iktidarın Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üzerindeki yargısal ve siyasi baskıyı artırdığını belirterek, partinin çok yönlü bir kuşatma altında olduğunu söyledi.
Çakır, son dönemde yaşanan gözaltı ve soruşturmaların dikkat çekici biçimde arttığını ifade etti. İzmir Bornova Belediye Başkanı Ömer Eşki ile Ankara İl Başkanı Ümit Erkol hakkında yürütülen işlemlerin eş zamanlı gerçekleşmesine dikkat çeken Çakır, bunun yerel yönetimler düzeyinde alışılmışın dışında bir tablo olduğunu vurguladı.
Silivri’de görülen ve Ekrem İmamoğlu ile belediye bürokratlarının yargılandığı davanın sürmesi de bu baskının sürekliliğine örnek olarak gösterildi.
“Bursa’da sandık iradesi tartışmalı şekilde değişti”
Yayında en kritik gelişme olarak Bursa’daki süreç öne çıktı. Mustafa Bozbey’in tutuklanmasının ardından belediye yönetiminin el değiştirmesini değerlendiren Çakır, bunun “yargı yoluyla siyasi sonuç üretme” tartışmasını beraberinde getirdiğini söyledi.
CHP’li siyasetçilerin bu süreci protesto ettiği sırada yaşanan polis müdahalesi de gerilimin sahaya yansıması olarak değerlendirildi.
İktidarın stratejisi: Yıldırma ve meşgul etme
Ruşen Çakır’a göre bu gelişmeler tesadüf değil. 19 Mart’tan bu yana iktidarın CHP’yi baskı altına alma stratejisini yoğunlaştırdığına dikkat çeken Çakır, yargı mekanizmasının siyasi süreçlerde daha görünür hale geldiğini ifade etti.
Özellikle Adalet Bakanlığı ve savcılıklar üzerinden yürütülen hamlelerin, CHP’yi sürekli savunmada bırakmayı hedeflediği yorumunu yaptı.
CHP dar alanda siyaset yapıyor
CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in ara seçim çağrısıyla temaslarını sürdürdüğünü hatırlatan Çakır, partinin aynı anda hem siyasi hem hukuki baskılarla mücadele ettiğini söyledi.
Parti yönetiminin bir yandan dava süreçleriyle uğraşırken diğer yandan sahada siyaset üretmeye çalıştığını belirten Çakır, “milletvekilleri birden fazla kriz alanına koşmak zorunda kalıyor” değerlendirmesinde bulundu.
“Zor ama imkânsız değil”
Medyascope yayın yönetmeni Çakır, tüm bu tabloya rağmen CHP’nin tamamen çıkışsız olmadığını da vurguladı. Parti, seçmene güven veren bir vizyon ortaya koyabildiği takdirde hem kendi tabanını konsolide edebileceğini hem de kararsız seçmeni etkileyebileceğini belirtti.
Uluslararası örneklere de değinen Çakır, seçim yoluyla otoriter eğilimlerin geriletilebildiğini hatırlatarak, Türkiye’de de siyasetin hâlâ belirleyici olabileceğini ifade etti.
Ancak mevcut şartlarda CHP’nin önünde “çok zorlu bir sınav” bulunduğunu söyleyen Çakır, artan baskılara karşı daha güçlü ve stratejik bir siyasi dil geliştirilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
- Kılıçdaroğlu CHP’ye veda edecek mi?
- Reform Enstitüsü açıkladı: “AKP’yi iktidara getiren seçmenin 1,4 milyonu CHP’ye geçti”
- Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Diyarbakır’da konuştu: “Son üç haftada, Diyarbakır’daki vaka sayısı yüzde 49 düştü”
- “Kadın SES’i siyasetçilerle buluşuyor – Siyaset gündeminde kadın hakları” toplantısı yapıldı: “Muhalefetteki siyasi partiler arasında toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinden bir mutabakatın sağlanması ihtiyacı ortaya çıkıyor”
- Haftaya Bakış (309): CHP’ye operasyonlar sürüyor | Süreçte duraklama devri | İran savaşı ve Türkiye
Videonun deşifresi
Hazırlayan: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Dün sabah bir görüşmem vardı. Telefonumu kapattım saat 10.00 civarında. Sonra bir saat sonra çıktım, telefonumu açtım ve birden iki gözaltı haberi birden gördüm. Birisi Ömer Eşki, Bornova’nın CHP’li Belediye Başkanı. Bankamatik memur varmış Bornova belediyesinde, iddia bu. Bu kapsamda belediye başkanı gözaltına alınmış. Bankamatik memur olayını yıllardır duyarız, ederiz, AKP iktidarı döneminde özellikle. Şu ana kadar bu konuda yapılmış herhangi bir uygulama, hele belediye başkanı gözaltına alma duymamıştım. Neyse, bu olmuş. Bir diğer gözaltı Cumhuriyet Halk Partisi’nin Ankara İl Başkanı Ümit Erkol. Onu niçin gözaltına almışlar? İzmir’deki İZBETON A.Ş.’nin kooperatif usulsüzlüğü nedeniyle gözaltına almışlar. Bu da aynı anda; birisi Bornova’da, birisi Ankara’da gözaltına alınıyor ve bu arada tabii Silivri’de dava sürüyor. 19. duruşma günü; orada Ekrem İmamoğlu, belediye bürokratları, özellikle birtakım etkin pişmanlık ifadelerine cevap yetiştirmeye çalışıyorlar.
Ve tabii ki dünün en önemli olayı, tabii ki gözaltılar önemli ama Türkiye Cumhuriyeti demokrasi tarihi, eğer böyle bir tarihi varsa oraya geçecek olan yine bir yüz kızartıcı olay. Nedir olay? Tutuklandı biliyorsunuz Bursa Belediye Başkanı Mustafa Bozbey ve tutuklanınca belediye başkanı yerine belediye başkan vekili seçiliyor. Bursa’da il genel meclisinde çoğunluk AK Parti’de, iktidarda. Dolayısıyla AK Parti’nin adayının seçileceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Ne durumda? Tabii ki AK Partililer milli iradeye saygı gösterip CHP’lilere “Sizin göstereceğiniz kişi belediye başkanı olsun. Başkan sizin partinizden seçilmişti.” demeleri durumunda. Böyle bir şey tabii ki olmadı. Daha önce de Bayrampaşa’daydı yanılmıyorsam. Olmadı. Şöyle bir fotoğraf düştü sosyal medyaya; Mustafa Bozbey’in makamı. Mustafa Bozbey’in makamında “Gülümseyin Bursa’dasınız” diye bir yazı varmış. O yazının karşısına geçiyor AKP’li meclis üyeleri ve görüyorsunuz gülerek, eğlenerek o makam odasında hatıra fotoğrafı çektiriyorlar. Bu arada Cumhuriyet Halk Partililer ve milletvekilleri bu oylamaya aday göstermedi. Oylamayı protesto etmeye kalkıyorlar ve orada çok ciddi olaylar yaşanıyor. Tabii ki polis yine burada CHP’lilere karşı çok sert tedbirler alıyor. Milletvekillerinin de bundan, doğrudan polis müdahalesinden mağdur olduğunu biliyoruz. Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin mağdur olduğunu biliyoruz.
Ve ne oluyor? AKP adayı olarak seçilen Şahin Biba şöyle bir açıklama yapıyor: “Meclisimizin aldığı bu karar milletin iradesinin tecellisidir. Millet iradesine saygı, sandıkla oluşan meclisin çoğunluğuna da saygı duymayı gerektirir.” Yani şimdi buna söylenecek çok şey var; en basitiyle ‘‘yüzsüzlük’’ denebilir. CHP yıllar sonra Bursa’da belediyeyi kazandı. Kazanamadıkları seçimi bir şekilde yargı yoluyla almış oluyorlar. Yani bir anlamda gasbedilmiş durumda. Bursa Büyükşehir Belediyesi’ni gasbettiler ve bunu milli iradenin tecellisi olarak görüyorlar. AK Parti yöneticileri sosyal medyada bunu coşkuyla karşıladılar ve bunun Türkiye ve AK Parti için çok büyük bir adım olduğunu söylediler. Burada yapılan ne? Sandık konmuş. Bursa halkına sormuşlar; onlar Mustafa Bozbey demiş. Sonra bir savcı soruşturma başlatmış, bir yargıç Bozbey’i tutuklamış ve ondan sonra birileri oraya konuyor ve ‘‘milli iradenin tecellisi’’ diyor.
Şimdi dört tane olay, dünden dört tane olay. Bu bize ne gösteriyor? Aslında 19 Mart’tan beri gördüğümüz şeyi gösteriyor. İktidarın Cumhuriyet Halk Partisi’ni yıldırma, sindirme tutkusundan bir türlü vazgeçmediğini gösteriyor. Ama gösterdiği bir başka şey de şu: Akın Gürlek’in adalet bakanı olmasından sonra çok yoğun bir yargı operasyonu başladı Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik. Başsavcılıklara “Bulunduğunuz yerde CHP ile ilgili ne yapabiliyorsanız yapın” gibi bir talimat verilmiş sanki. Yani bir yerde il başkanı alınıyor, bir yerde ilçe belediye başkanı alınıyor. Daha önce ne olmuştu? Mesela Uşak Belediye Başkanı Ankara’da, Mustafa Bozbey… Peş peşe bir şey var. Çünkü neden? 19 Mart sürecinde Erdoğan istediğini elde edemedi. Yani Cumhuriyet Halk Partisi’ni Ankara’nın sınırları içerisinde tutamadı. Tutmak için elinden geleni yaptı. O arada sürekli dalga dalga operasyonlar oldu. Şu oldu, bu oldu. Ama Cumhuriyet Halk Partisi, Özgür Özel esas olarak pes etmedi. Pes ettirmek için sürekli gaza bastılar ve belli bir yerden sonra olay yatışmış gibiydi. Ama Akın Gürlek’le beraber tekrar bunu gördük.
Bu arada Cumhuriyet Halk Partisi erken seçim, ara seçim artık her neyse, bir an önce seçim için partileri Özgür Özel ziyaret etmeye devam ediyor. Dün mesela Müsavat Dervişoğlu’nu, Ahmet Davutoğlu’nu falan gördü; başka partililerle de görüşüyor. Buradan bir şey çıkar mı bilmiyorum ama Cumhuriyet Halk Partisi çok dar bir alanda alanı genişletmeye çalışarak varlığını korumaya ve iktidara meydan okumaya devam etmeye çalışıyor. Çok zorlanıyor. Hâlâ askıda bekleyen bir mutlak butlan davası var malum biliyorsunuz. Bir diğer yandan Özgür Özel’in başta olmak üzere dokunulmazlığının kaldırılması tehdidi var. Ve bütün bunlara ek olarak da Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal partilerden, iktidarda olmayan partilerden — ben artık böyle söylüyorum, ‘‘muhalefet partileri’’ demiyorum, ‘‘iktidarda olmayan partiler’’ diyorum çünkü birçoğunun muhalefet olarak ne yaptıkları artık çok belirli değil — çok ciddi bir destek alamıyor. Alamadığı gibi kendi partisi içinde de ya da çevresinde de olur olmaz gerekçelerle, kimileri haklı olabilir ama bir eleştiriye ve saldırıya maruz kalıyor.
Ve şu haliyle bakıldığı zaman iktidarın çok yoğun bir saldırısı altında, bir kuşatma altında. Nefes alması bile zorlaşıyor. Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri dün mesela nereye gidecekler? Ankara il başkanına sahip çıkma, Bornova belediye başkanına sahip çıkma, Silivri’deki duruşmaları takip etme, Bursa’daki belediye meclisi başkan vekili seçimine dahil olma ve bir yandan da Özgür Özel diğer partilerle seçim trafiği yürütüyor. Gerçekten işleri çok zor. Bu arada AK Parti ne yapıyor mesela? Hiçbir şey yapmıyor. AK Partililer ne yapıyorlar? İşi yargıya havale etmişler. Bursa olayında olduğu gibi yargıya ek olarak bir de polise havale etmişler. Cumhuriyet Halk Partisi’ni bunlarla meşgul ediyorlar. Bir yılı aştı 19 Mart’tan. Daha öncesinde de vardı ama 19 Mart bunun miladı olarak görülebilir. Böyle bir halde Cumhuriyet Halk Partisi’nin işi gerçekten çok ama çok zor. Fakat bunu konuştuğum uzmanlar, kamuoyu araştırmacıları, siyaset bilimciler hep şunu söylüyorlar: Bu toplumdaki kendi tabanında ve kararsız seçmendeki kaygıları giderebilirse, onlara bir umut verebilirse, bir vizyon verebilirse CHP’nin önü çok açık.
Mesela Macaristan’da bir seçim var. Orbán 16 yıl, yanılmıyorsam, otoriterlik denince ilk akla gelenlerden birisi Macaristan’da ve ‘‘bu sefer artık gidecek’’ deniyor. Çok net bir şekilde gidecek deniyor. Macaristan otoriter bir rejimden seçim yoluyla çıkılabileceğinin bir örneği olabilir. Daha önce Türkiye 2023’te özellikle bu şansı yakalar gibi olmuştu ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı nedeniyle diyelim, artık öyle oldu, bunu kaçırmıştı. Bakalım Macaristan’da ne olacak ve Macaristan başka ülkelerdeki otoriter rejimler için, ki bunların bir tanesi de tabii ki biziz, bir örnek olabilecek mi? CHP’nin önünde böyle güçlü bir sınav var, zor bir sınav var. Şu ana kadar bu konuda büyük ölçüde başarılı oldu ama iktidarın saldırıları bitmek bilmiyor. Her an bir şekilde yok bankamatik memur yok kooperatif usulsüzlüğü diyerek birilerine, CHP’nin içerisindeki önemli figürlere yönelik operasyonları yargı çok kolaylıkla yapıyor ve buna karşı verilebilecek bir cevap olamıyor. Yani alınıyorlar, gözaltına alınıyorlar, tutuklanıyorlar. Türkiye’de bu yargının tamamen siyasete bağımlı olması Cumhuriyet Halk Partisi’nin bayağı elini kolunu bağlıyor. Ama buna rağmen siyaset üretmek mümkün. CHP bunu büyük ölçüde başardı. Bundan sonra daha da baskılar şiddetleneceğe benziyor ve CHP’nin cevaplarının da bu şiddete uygun olup olmadığını göreceğiz.
Evet, bugünün ithafına gelelim. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük sinema yönetmenlerinden, Japonya’dan Akira Kurosawa. 1910 doğumlu, hayatında 30 film yönetmiş ama film yönetmenliğinin dışında senarist, kurgucu, çok yaratıcı bir isim ve İkinci Dünya Savaşı sırasında başlıyor sinemaya ama ilk çıkışını savaş sonrasında ‘’Raşomon’’la büyük bir çıkış yaparak gerçekleştiriyor. Venedik’te Altın Aslan alıyor. Ama biz onu en çok neyle biliyoruz? ‘‘Yedi Samuray’’la biliyoruz. Efsane bir film. Ondan esinlenmiş birçok film yapıldı dünyanın dört bir tarafında ama aşılabilmiş bir film değil. Daha sonra ‘‘Kagemusha’’ var mesela ya da ‘‘Ran’’ var. Bunlar sinemayla birazcık ilgiliyseniz gördüğünüz, ettiğiniz, eşinize dostunuza tavsiye ettiğiniz filmler. Bir de tabii ki ‘‘Dersu Uzala’’. ‘‘Dersu Uzala’’nın özelliği Sovyetler Birliği’nde çekilmiş olması. Bir davet üzerine gidiyor ve Sovyetler Birliği’nde uzun bir süre kalıp bu filmi çekiyor. Bu da 75 yapımıymış. O tarihlerden kısa bir süre sonra sinemada izlediğimi hatırlıyorum.
Akira Kurosawa’nın en ayrılmaz parçası Toshiro Mifune, nasıl okunuyor bilmiyorum, bir oyuncu. Japon sinemasının herhalde en parlak oyuncularından birisi, belki de birincisidir. 15 filmde birlikte çalışmışlar. Toshiro Mifune de Japon sineması denince akla ilk gelen isimlerden. Evet, şu anda galiba bu ‘‘Yedi Samuray’’dan olsa gerek. Elinde sigarasıyla çok güzel bir poz. Akira Kurosawa 88 yaşında hayatını kaybetti. İlginçtir, onun yaşamında çekemediği bazı senaryolar daha sonra Japon sinemasının önde gelen bazı isimleri tarafından filme aktarıldı. Bir tanesi “Yağmurdan Sonra” diye hatırlıyorum, bir iki tane daha var. Sinema tarihinde çok önemli bir yeri var. Kurosawa’yı saygıyla ve hayranlıkla yâd etmek istiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








