Ruşen Çakır, BDP ve HDP’de üç dönem milletvekilliği yapan Faysal Sarıyıldız ile sürecin bugünkü durumunu konuştu. Faysal Sarıyıldız, Devlet Bahçeli’nin çıkışıyla başlayan yeni süreci, devlet ile Kürt siyasi hareketi arasındaki güvensizlik meselesini, silahlı mücadelenin sona erdirilmesi tartışmalarını değerlendirdi.
“Hâlâ devlete güvenmiyorum”
Sürgündeki Kürt siyasetçilerle çözüm sürecine dair değerlendirmelerini sürdüren Ruşen Çakır’ın bugünkü konuğu BDP ve HDP’de üç dönem milletvekilliği yapan Faysal Sarıyıldız oldu. Sürecin başında kendilerinin de temkinli yaklaştığını söyleyen Sarıyıldız, zaman içinde iyimser olmaya başladıklarını söyledi:

“Bu süreç bir güven süreci değil. Ben hâlâ devlete güvenmiyorum. Bu, bazı realitelerin hem devlet açısından hem Kürt siyasi hareketi açısından ortaya çıkardığı zorunluluklarla ilgili bir durum. Yani Ortadoğu’daki gelişmeler, Türkiye’nin içinde bulunduğu tablo, Kürt hareketinin geldiği nokta… Bunların hepsi bir araya geldiğinde bu sürecin başlaması kaçınılmaz hale geldi.”
Faysal Sarıyıldız, Kürt siyasal hareketi açısından gelinen noktada en önemli eşiğin silahlı mücadelenin bir araç olmaktan çıkarılması olduğunu nitelendirdi. Bunun bir “geri adım” değil, uzun yıllara yayılan bir tartışmanın sonucu olduğunu vurgulayan Sarıyıldız, “Öcalan’ın çok net bir tespiti var: ‘Biz 50 yıl boyunca varlık ve onur mücadelesi yürüttük ve bunu başardık. Şimdi demokratik bir yaşamın inşasına sıra geldi.’ Bu çok önemli bir cümle. Çünkü bugün artık Kürtler sadece Kürtler değil, Türkiye’de milyonlarca insanla birlikte evrensel değerler etrafında buluşan bir demokrasi cephesi var. Bu küçümsenecek bir kazanım değil” dedi.
“Komisyon raporları umutları zedeledi”
Devlet cephesinde ise henüz somut adımların atılmadığını söyleyen Faysal Sarıyıldız, Meclis’te kurulan komisyon ve hazırlanan raporların hayal kırıklığı yarattığını vurguladı. Sarıyıldız sözlerini şöyle sürdürdü:
“Silah bırakın, gelin Meclis’te siyaset yapın denildi. Bu çok değerli bir söz ama aradan bu kadar zaman geçmesine rağmen bunun hukuki ve yasal altyapısına dair tek bir somut adım atılmadı. Rapora bakıyorsunuz, Kürt meselesi hâlâ bir terör sorunu olarak tanımlanıyor. Kürt meselesinin tarihsel ve siyasal arka planı yok sayıldığında, bu raporlar ister istemez umutları zedeliyor.”
Sürgündeki siyasetçilerin ülkeye dönme ihtimaline değinen Sarıyıldız, “Eğer yasal ve hukuki zemin oluşursa, biz ülkeye yürüyerek dönmeyi bile planladık. Aylar sürecek bir yürüyüşü konuştuk. Çünkü bu sadece bireysel bir dönüş değil, bu ülkeye ve barışa dair bir irade beyanı olur” diye konuştu.
Deşifre: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. Sürgündeki Kürt siyasetçilerin çözüm sürecine nasıl baktığı üzerine yayınlarımıza devam ediyoruz ve bugünkü konuğumuz Faysal Sarıyıldız. Faysal Bey, merhaba.
Faysal Sarıyıldız: Merhaba. İyi günler.
Ruşen Çakır: Siz üç dönem milletvekilliği yaptınız. Hatta ilk yaptığınızda HDP de yoktu, BDP vardı. Artık bu isimleri çok karıştırıyoruz. Şimdi HDP de yok zaten. 2017’de milletvekilliğiniz düşürüldü diye biliyorum. Yanılıyor muyum?
Faysal Sarıyıldız: Doğru. Haklısınız. Gerçekten bazen biz de partilerimizin isimlerini karıştırıyoruz, hangi dönem, hangi partiden Meclis’e girdik. 2011 yılında BDP’den seçildim. O zaman parti olarak seçime girememiştik; bağımsız adaylar olarak, blok olarak, Barış Demokrasi ve Emek Bloku olarak girmiştik. Zaten partilerimizin hepsinde istisnasız barış ve demokrasi geçiyor bir şekilde. Bazen özgür demokrasi, barış. Ondan sonra, yani seçildiğim hâlde 3,5 yıl kadar cezaevinde kaldım. Yani inanılmaz bir şey yaşadım. 2 yıl içerisinde 3 dönem milletvekilliği yaptım. Sizin de ifade ettiğiniz gibi 2017’de, hatta 2016’nın başlarında Avrupa’ya çıkmak durumunda kaldım. 2017’de de vekilliğim düşürüldü.
Ruşen Çakır: Şimdi kaç yıldır yurt dışındasınız o zaman? Yani yaklaşık…
Faysal Sarıyıldız: Evet, neredeyse 10 yıl oluyor. Çünkü ben 2010 yılının, yanılmıyorsam Mayıs ayında çıkmıştım en son.
Ruşen Çakır: Bildiğim ve tahmin ettiğim kadarıyla siyasetten kopmuyorsunuz. Hareketin içindesiniz, milletvekili değilsiniz ama. Şunu öncelikle sormak istiyorum. Bir yılı biraz aşan bir süreç yaşıyoruz. Siz süreci yurt dışında çok yakından takip ediyorsunuz diye tahmin ediyorum; hem şahıs olarak siz hem de çevreniz. Bu ilk başladığı zaman Bahçeli tarafından başlatılmış olması nasıl bir şeye yol açtı sizde ve çevrenizde?
Faysal Sarıyıldız: Evet. Ruşen Bey, ben sizin de ifade ettiğiniz gibi yurt dışına çıktıktan sonra da partimizin yurt dışı dış ilişkiler ofislerinde çalışmaya devam ettim. En son Almanya ofisinde birkaç yıldır faaliyet yürütüyorum ve Türkiye’deki gündemden kopmadım, kopamadım. Ve yani bir yıl önce bu süreç Sayın Bahçeli’nin üzerinde öyle sembolik bir hareketle başladığında başta fazla anlam veremedik. Yani olabiliyor filan; bazen Meclis’te o tür jestler çok nadir de olsa yaşanabiliyordu. Ama ardı gelince, arkasından farklı şeyler konuşulmaya başlayınca, Sayın Bahçeli’nin farklı değerlendirmeleri de basına yansıyınca artık yeni bir süreç olduğunu hissedebildik. Çünkü artık yani gündemi de okuyabiliyoruz. Orta Doğu’da olup bitenler, mevcut konjonktür, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durum; tüm bunları bir araya getirdiğimizde “Evet, bu yeni bir süreç olabilir.” diye düşündük.
Ruşen Çakır: Baktığımız zaman şimdi genellikle konuştuklarım “ihtiyatlı iyimserlik”, “temkinli iyimserlik” diyorlardı ama mesela en son Hişyar’la konuştuğumda o “temkinli kötümserliğe” terfi etmiş. Siz iyimser misiniz, kötümser misiniz?
Faysal Sarıyıldız: Açıkçası ben de programınızın neredeyse tümünü zaman buldukça izliyorum. Arkadaşlarımızın ortak kimi duyguları var bu sürece dair. Benim de onun çok dışında değil. Sanırım Hişyar vekilimizin ihtiyatlı kötümserlik şeyi bu raporların açıklanmasından sonra gelişti; bu Meclis komisyonuna sunulan parti raporlarının kamuoyuyla paylaşılmasından sonra yaşandı. Yani Ruşen Bey, bu sürece dair umutlu olmak istiyoruz. Buna ihtiyacımız var. Bunun için de haklı gerekçelerimiz var. Yalnız her gün ama her gün hükümet cenahında ya da devlet cenahı sayılabilecek çevrelerden yapılan açıklamalar açıkçası her gün bu umudumuzu darbelese de, yaralasa da biraz daha geniş bakmaya çalıştığımızda hâlâ umutlu olmamız gerektiğini düşünüyoruz. Ve bu sürecin başarıya ulaşması için de var gücümüzle çalışmamız gerektiği sonucuna varıyoruz. Ben neredeyse bir yıldır Avrupa’dayım. Hemen her hafta sonu iki halk toplantısına katılıyorum. Burada, Almanya’dayım ve yoğunca Kürt toplum merkezleri var. Neredeyse her şehirde Kürtler buradaki yaşamlarını da örgütlemeye, belli bir sistem oluşturmaya çalışmışlar. Bir de Türkiyeli farklı kesimler var; sol demokratik çevreler var. Avrupa’daki dostlarımız var, buradaki kamuoyu var. Neredeyse her hafta 3-4 toplantıya katılıyorum. Hep elimden geldiğince umut aşılamaya çalışıyorum. Genelde bize şey deniyor, yani ilk başlarda bu çok daha yoğun yöneltiliyordu soru olarak: “Bu devlete nasıl güvenirsiniz?” filan deniyordu. Cevap verirken ben de genelde şunu söylüyorum: ‘‘Ben hâlâ devlete güvenmiyorum. Bu güvenle ilgili bir durum değil. Bu bazı realitelerin hem devlet açısından hem Kürt siyasal hareketi açısından ortaya çıkardığı bazı zorunluluklarla ilgilidir’’ diyorum. Ve mesela bu süreci aslında izah etmeye çalışırken, umutlu olmamız gerektiğini aktarmaya çalışırken son zamanlarda şu cümleden çok yararlanıyorum; belki siz de izlediniz, Sayın Öcalan’ın son görüşme notlarından birinde şey deniyor: “Biz 50 yıl boyunca varlık ve onur mücadelesi yürüttük. Bunu başardık. Şu an hepimizin bir arada yaşayacağı demokratik bir yaşamın inşasına sıra geldi.” Bence bu çok önemli. Yani varlık ve onur mücadelesi derken, yani 50 yıl önce Kürtlerin ne bilinç açısından ne kavrayış açısından ne güç olma açısından irade açısından hiç söz edilemiyordu. Tabii iradenin, bilincin olmadığı sefil bir yaşamın dayatıldığı bir ortamda bilinç de ve onur da büyük oranda zedeleniyor. Bunların hepsi geride kaldı, öyle düşünüyoruz. Çünkü şu an Türkiye’de artık milyonlarca insan aynı değerler etrafında, evrensel değerler etrafında bir araya gelebiliyor bizim cephede.
Ruşen Çakır: Burada yalnız şöyle bir şey var; şimdi güven meselesi, devlete güven meselesi dediniz, ki bu çok yaygın bir eğilim, güvensizlik duygusu. Ama bir de bunun tersi var. Devlet de size güvenmiyor ya da devlete destek verenler de ya da bu siyasi iktidara destek verenler de Kürt hareketine güvenmiyor. Bunu nasıl gidereceksiniz? Yani şimdi “Bana güvenin, gerisini merak etmeyin.” diyerek bu iş olmuyor.
Faysal Sarıyıldız: Doğru. Ruşen Bey, açıkçası böylesi zamanlarda genelde öteden beri gücü elinde bulunduran, egemen hâlinde olan cepheyi ikna etmek zorlaşıyor. Çünkü şöyle bir duygu hep inşa edildi Cumhuriyet tarihi boyunca, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulurken ulus devlet esasına göre kuruldu; tekçi, inkârcı bir devlet kuruldu. Mesela “Temel sorununuz nedir?” derseniz hiçbir zaman ama hiçbir zaman kendimi bu ülkenin bir bireyi olarak hissetmedim. Sürekli tepemde birilerinin olduğu, hayatıma onların yön verdiğini düşündüm, hissettim. İnsanın kendi yaşamının öznesi olamaması çok kahredici bir şey. Ve sürekli bir şeyin eksikliğini hissediyorsunuz. Ben 50 yaşındayım. 50 yıl boyunca bu duyguyu çocukluğumdan itibaren yoğunca hissettim. Şimdi tabii son 50 yılda çok büyük acılar yaşandı. Tarifsiz acılar yaşandı. Şu an böyle bir süreçte bunları anmak dahi belki doğru değil. Tabii şüphesiz acının yarıştırılması da doğru bir yöntem değil ama yani biz savaşın tam orta yerinde olduğumuz için canımız çok yandı bu süreçte ve şu an mesela bizim tabanımızın ikna olma sorunu yok. Henüz devlet tarafından kayda değer bir adım atılmamasına rağmen Sayın Bahçeli, biliyorsunuz o sembolik ilk değerlendirmesinde şunu söylemişti: “Silahları bırakın, gelin Meclis’te siyaset yapın.” Bu aslında somut olarak çok değerli bir söz. Artık silah bir mücadele aracı olarak ortadan çıkacaktı ama eş zamanlı olarak legal demokratik siyasetin önü açılacaktı. Bunun yasal hukuki altyapısı oluşturulacaktı. Henüz bu anlamda bir yıl geçmesine rağmen hiçbir adım atılmadı. Şimdi bir de son 10 yılda Türkiye toplumu maalesef yani milliyetçi, dinci ve kafatasçı hamasetle çok manipüle edildi maalesef. Bilinci dumura uğratıldı. Biliyorum zordur, çok kolay değil. Ama şunun da farkındayız; mesela Sayın Erdoğan’ın bu konularda ne kadar mahir olduğunu da biliyoruz. Yani istese toplumu bu sürece hazırlamakta ne kadar etkili olduğunun da farkındayız. Ama baktığınızda şu an hem iktidar medyasının hem iktidarın sözcülüğünü yapan şahısların… Daha dün Sayın Ömer Çelik şey diyor, yani düşünün; Türkiye için Rojava’daki, Suriye’deki gelişmeleri ciddi bir sorun olarak tanımlıyor. Oysa silahlı Kürt siyasi hareketinin tüm özneleri her gün ama her gün şunu söylüyor: “Silah bizim için artık dönülmez bir şey, artık bu terk edilmiş durumda.” Dolayısıyla ben bazen düşünüyorum da daha ne yapılabilir? Çünkü dahası bizim cephede de ciddi bir kırılmaya neden olabilir. Siz az önce yayından önce ifade ettiniz; bazen bize de yöneltiliyor: “Siz teslim oluyorsunuz, bu kadar da olmaz, karşı taraftan da bir adım gelsin.” deniliyor. Bu ortamda bunun cevabı ne olmalı? Açıkçası çok bilemiyorum.
Ruşen Çakır: Peki şunu sorayım; yurt dışında çok sayıda farklı farklı grup ya da kişi, Kürt özellikle diasporada başından itibaren bu sürece çok eleştirel bakıyorlar. Hatta bir tür ihanet projesi olarak tarif ediyorlar. Bunları ciddiye alıyor musunuz? Önemsiyor musunuz?
Faysal Sarıyıldız: Şimdi Ruşen Bey, bu sürecin her cenah, her çevre tarafından eleştirilmesinden daha doğal bir şey olamaz. Dışarıdaki Kürt sosyolojisini de öyle monolit, yekpare ele almamak gerekiyor. Özellikle yakın zamana kadar ülkede yaşayan, zorunluluk nedeniyle buraya gelmiş insanların yaklaşım biçimi birbirine çok benziyor; bizimle aynı yerden bakıyorlar. Yalnız çok az da olsa şöyle bir kesim de var: Mesela son 50 yılda bu Kürt siyasal etiketinin içerisinde yer almış, hatta PKK’nin içerisinde yer almış, farklı nedenlerle kopmuş… Şimdi süreç karşıtlığından ziyade Öcalan ve PKK karşıtlığını kendilerine temel amaç edinmiş bir çevre var. Nicelik olarak çok azlar ama günümüz medya koşullarında, sosyal medya koşullarında sesleri epey yayılıyor. Yalnız çok azlar. Ama şöyle bir gerçeklik de var: Öteden beri mevcut verili Kürt siyasi hareketini eleştiren kesimler de var. Bu doğaldır, bu demokrasinin gereğidir. Yalnız sözünü ettiğim bu çevrelerin reaksiyonlarının toplamı bu süreci, bu sürecin doğrultusunu değiştirebilecek nitelikte ve kapsamda değil henüz.
Ruşen Çakır: Peki siz dönmeyi düşünüyor musunuz? Öcalan geçen hepinizi çağırdı. Eğer yasal düzenlemeler olursa dönecek misiniz?
Faysal Sarıyıldız: Mutlaka. Yani hatta şimdiden heyecanlandık. Bir arkadaşım var benimle benzer bir hikâyeye sahip; onunla şu konuda anlaştık, dedik: “Şayet yasal ve hukuki zemin oluşursa biz ülkeye yürüyerek gidelim.” Hatta hesapladık 6 ay 18 gün çıkıyor. Öyle bir macerayı da planladık ve uygulamayı da düşünüyoruz. Yani şu an 40’ın üzerinde benimle aynı dönemde gelen milletvekili arkadaşım var. Bir o kadar belediye eş başkanı, daha fazlası, binlerce son 10 yılda partimizin farklı kademelerinde yöneticilik yapmış insan var burada. Neredeyse tümü şu an dönme hayalini kuruyor. Ama tabii bazı arkadaşların da artık burada kurulu bir düzenleri oldu, çocuklar var; muhtemelen onlar da farklı bir yöntem benimserler.
Ruşen Çakır: Peki şu anda sizce en önemli sorun, sürecin önündeki en önemli engel ne? Birçok kişi bunun Suriye olduğunu düşünüyor. Siz de aynı kanıda mısınız?
Faysal Sarıyıldız: Yani bana göre tek bir nedeni yok. Bunların hepsi de birbiriyle bağlantılı. Evet, yani Suriye şu an en fazla öne çıkarılan ve sorun olarak duran etmen ama bu da bence şeyle ilgilidir: Bunu söylemek ne kadar doğru bilmiyorum ama şu an siyasal iktidarın ülkenin bekasından ziyade, 80-90 milyon insanın geleceğinden ziyade iktidarını sürdürme kaygısı var. Toplumun son 10 yıldaki hamasetle ne hâle getirildiğini onlar gayet iyi biliyor. Eminim her gün kamuoyu yoklamaları yapıyorlar, anketler yapıyorlar ve sonuçları muhtemelen onları daha temkinli olmaya itiyor. Yani temkinlilik biraz şey kalabilir bu konuda, biraz mahzun bir tanımlama kalabilir ama bu sürece zarar verecek bir pozisyona getiriyor onları. Siyasal iktidar biraz iktidarının geleceğini önceliyor. Bu ciddi bir sorun. MHP biraz daha gerçekçi yaklaşıyor, biraz daha ülkenin geleceğini hesaba katıyor. Ama MHP’nin raporuna da baktığımızda yani insan şaşırıyor. Çünkü bir taraftan her tıkanmayı söylemleriyle açan bir Sayın Bahçeli gerçekliği var ama raporuna baktığımızda eski ezberden, retoriklerden, Kürtler için çok can sıkıcı olan sözlerden fazla bir şey yok. Sorun tamamıyla bir terör sorunu olarak tanımlanıyor. Oysa yani Kürt meselesinin tarihsel ve siyasal arka planının tanımlanmadığı bir yaklaşım çok eksik kalacak. Böyle yaklaşılınca maalesef insanın umutları biraz daha darbelenmiş oluyor.
Ruşen Çakır: Sizi bulmuşken şunu da sorayım: Selim Bey’i, Selim Sadak. Ben onunla da yayın yapmayı düşünüyordum çünkü o da Kürt hareketinin, yasal Kürt hareketinin sembol isimlerinden; daha yıllar önce Leyla Zana, Ahmet Türk vesaire hep birlikte tutuklandılar, hapis yattılar. Sonra Siirt’te belediye başkanı oldu. O da yurt dışında uzun bir süredir ve galiba bayağı bir rahatsızlık yaşıyor. En son yoğun bakımda olduğunu duymuştum. Nedir Selim Bey’in durumu?
Faysal Sarıyıldız: Evet, Selim ağabeyin durumu gerçekten çok üzücü. Şu an ağır bir hastalık yaşıyor ve hastanede; dün ziyaret etme imkânım oldu. Bir önceki gün gitmiş olsaydım muhtemelen benimle konuşamayacak durumda olurdu çünkü gözlerini açamıyordu, bilinci neredeyse kapalıydı. Dün biraz kendine geldi. Düşünün yani ondan bir cümle almak çok zor ama süreci sordu. Çünkü Selim ağabey tüm siyasal yaşamı boyunca Türkiye’de hepimizin bir arada eşit, özgür yaşayacağı bir yaşamın, bir ülkenin mücadelesini verdi, bunun için çok bedel ödedi, birçok kez cezaevine girdi ve yıllarca cezaevinde kaldı. Buna rağmen hiçbir öfke, hiçbir kin beslemeden barışçıl bir geleceğin mücadelesini burada da veriyordu. 2-3 ay öncesine kadar bizimle yoğun çalışıyordu; birçok görüşmeye katılıyordu, birçok etkinliğe katılıyordu ama 2-3 aydır amansız bir hastalıkla maalesef boğuşuyor ve şu an hastanede Ruşen Bey.
Ruşen Çakır: Evet. Kendisine çok geçmiş olsun diyelim. Şununla toparlamak istiyorum: Şimdi gerek Devlet Bahçeli gerek örgüt adına Kandil’de yapılan açıklamalarda hep benzer bir yaklaşım telaffuz ediliyor; artık geri dönüş yok. Ne demişti Bahçeli? “Gemileri yaktık, ok yaydan çıktı” demişti. Benzer şeyleri Duran Kalkan’dan, Cemil Bayık’tan da duyuyoruz. Şimdi gerçekten böyle bir geri dönüş yoksa, geçen Duran Kalkan’ın bir röportajda dediği gibi, ileride ne var? Siz ne bekliyorsunuz? Hakikaten geri dönüş yok mu? Artık bir şekilde er ya da geç sorunlu da olsa, sıkıntılar da yaşansa bu süreç tamamlanacak mı?
Faysal Sarıyıldız: Şimdi Sayın Bahçeli’nin bu minvaldeki değerlendirmesini tam tanımlayamasam da Kürt tarafında, Kürt siyasal hareketinde bunun ne anlama geldiğini gayet iyi biliyorum. Çünkü yıllardır mücadelenin legal demokratik alanda devinen bir yerde duruyorum. Şimdi sadece bugün değil yani neredeyse 20-30 yıldır Sayın Öcalan silahlı mücadelenin bir mücadele biçimi olarak, aracı olarak devreden çıkması için yoğunca çalıştı. Birçok demeci oldu. Hatta Türk medyasında o zamanlar Fatih Altaylı’nın, başka gazetecilerin yaptığı röportajlar var. Bunların çoğu engellendi, bunun duyulması istenmedi. Kürt hareketi bu konuda bunu bir fırsat olarak değerlendiriyor; hem Orta Doğu’daki konjonktürü hem gelinen noktayı. Dolayısıyla silahın bir ayak bağı olduğunun farkında. Çünkü bu savaş son 30 yılda sadece kendini tekrarlayarak büyüdü, daha fazla acılar ortaya çıkardı. Geçenlerde Avrupalı bir sosyal bilimcinin şu yönde bir tespiti vardı, bence çok önemli; şey diyordu yani: “Silahlı Kürt hareketi ortaya çıktıktan sonra kendisinden çok büyük dinamikler yarattı ve artık kendisi bir ayak bağı olarak duruyor.” Doğru, öyle gerçekten. Bence Öcalan da hareketi de bunu öteden beri görüyorlardı ve artık Türkiye’de canımızı acıtacak, kanın dökülmesine neden olacak, anaların yüreğini yakacak bir süreç kesinlikle geride kaldı. Çünkü onlar şuna güveniyor: Türkiye’de mesela 7 Haziran 2015 seçimlerinde %13’ün üzerinde yani 6 milyondan fazla insanın onayını almıştık. Artık sadece Kürtler değildik; Türkiye’de geniş bir demokrasi cephesiydik. Bu çok değerli. Kürt hareketi buna güveniyor, buna inanıyor. Kaldı ki Orta Doğu açısından da Rojava’daki deneyim çok önemli. Mesela bir-iki yıl önce bir kitap fuarına gittim, hepimizin tanıdığı biri, Avrupalı bir filozof şunu söylüyordu: “Dünyada şu an biz distopik bir atmosferi yaşıyoruz maalesef. Dünyada demokrasiye dair umudumuzun tükendiği bir zamanda — yani Rojava’da olup bitenler şahsında söylüyordu — Kürt çocukları tekrar umutlu olmamız gerektiğini söylüyor.” Kürtler de böyle okuyor. Bunun az bir şey olmadığını düşünüyor. Bunun büyük bir kavrayış olduğunu, bundan sonra mücadeleyi legal demokratik yöntemlerle yürütmenin ne kadar değerli olduğunu görüyorlar. Ama şöyle bir gerçeklik de var: Bunun yanı sıra Türkiye açısından olmasa da çünkü Türkiye artık… Mesela İngiltere’de, İspanya’da zamanında yaşandığı gibi ateşkesten sonra milyonlarca insanların alanlara döküldüğü büyük eylemler yaşandı, meşru eylemler yaşandı. Bence Kürt halkının da gündemine bunlar gelecektir. Artık sistem ya da 100 yıllık ezberde ısrar eden kesimleri zorlamak için demokratik kitlesel eylemler gündeme gelecektir. Bu çok değerlidir, buna güveniyorlar. Ama şöyle bir gerçeklik de var: Mesela şu an Rojava filan deniliyor, Suriye deniliyor, oraya çokça karışılıyor. Şunu da gayet iyi biliyorum; yani onlar da oradaki kazanımları korumak için bence ellerinden geleni yapacaklar. Hiçbir şeyden geri kalmayacak ve bu içinde bulunduğumuz süreci de çok olumsuz etkileyecek gizil bir tehlikeyi de içeriyor. Böyle bir gerçeklik de var maalesef.
Ruşen Çakır: Peki Faysal Bey, nasıl bitirelim? Son olarak ne söylemek istersiniz?
Faysal Sarıyıldız: Ruşen Bey, ben son olarak size teşekkür edeyim. Yani bu süreçte gerçekten çok değerli bir çaba içerisindesiniz. Sanırım aynı ülkenin hayalini yaşıyoruz; hepimizin bir arada eşit, özgür yaşadığı bir ülke. Programdan sonra İsviçre’ye geçeceğim, orada bir programa katılacağım. İsviçre düşünün küçücük bir ülke, dünyanın en gelişmiş ülkelerinden birisi. Orada dört dil konuşuluyor, resmi dil var. 26 kanton var; bazı kantonlarda küçük şehirler olmasına rağmen çift dillilik var. Bazı yerlerde üç dil konuşulabiliyor, bazı yerlerde tek dil. Düşünün Romanşça diye bir dil var, belki sadece birkaç on bin insanın konuştuğu bir dil ama o dilde de eğitim yapılabiliyor, kısmî resmî bir hüviyeti var. Dolayısıyla Türkiye’deki ezberlerin, 100 yıldır insanların zihnine zerk edilmiş korkuların, yani korku siyasetinin artık terk edilmesi gerekiyor. Bunun olması hâlinde inanın Türkiye hem jeostratejisi nedeniyle hem bölgedeki önemi hem potansiyeli nedeniyle, insan kaynakları nedeniyle, güzelliği nedeniyle birkaç yıl içerisinde toparlanıp devasa bir ülkeye dönüşecek. Yoksa yani şu an korkunç bir yozlaşma, toplumsal çürüme var. Her açıdan korkunç. Yani olumsuzluklar anlamında tüm istatistiklerde dünyada son sıralardayız. Bu can yakıcı bir şey maalesef.
Ruşen Çakır: Çok teşekkürler Faysal Bey yayınımıza katıldığınız için. Sağ olun.
Faysal Sarıyıldız: Ben de teşekkür ederim. Siz de çok sağ olun.
Ruşen Çakır: Evet, ‘‘Sürgündeki Kürt siyasetçiler çözüm sürecine nasıl bakıyor?’’ sorusunu bu sefer BDP ve HDP’de üç dönem milletvekilliği yapmış olan, yaklaşık 10 yıldır yurt dışında yaşayan Faysal Sarıyıldız’la konuştuk. Kendisine çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler, iyi günler.





