Partilerin raporları nerelerde birleşiyor? Nerelerde ayrışıyor? Ruşen Çakır yayında konuğu Vahap Coşkun ile bu soruların yanıtlarını aradı. Coşkun, bu raporların yalnızca teknik metinler değil, aynı zamanda partilerin sürece hangi zihniyetle yaklaştığını gösteren siyasi pozisyon metinleri olduğunu vurguladı.
31 Aralık 2025’e kadar çalışacağı karar altına alınan komisyonun çalışma süresi oy birliğiyle iki ay uzatıldı. Bu aşamada, grubu olan partilerin komisyondaki birer temsilcisiyle oluşturulacak yazım ekibi müşterek rapor için çalışacak. AKP’den Abdülhamit Gül, CHP’den Murat Emir, DEM Parti’den Cengiz Çiçek, MHP’den Feti Yıldız ve Yeni Yol Grubu’ndan Bülent Kaya yazım ekibinde olacak.
AKP, MHP, CHP, DEM Parti ve Yeni Yol Grubu’nun sunduğu raporları Ruşen Çakır’a değerlendiren Vahap Coşkun, raporların hazırlanma sürecini “hızlandırılmış bir Kürt meselesi dersi” olarak tanımladı. Farklı kesimlerin dinlenmiş olmasının önemli bir kazanım olduğunu belirten Coşkun, her partinin raporuna kendi ideolojik çerçevesini yansıttığını söyledi:
“Bu raporlar, partilerin Kürt meselesini nasıl algıladıklarını ve çözümden ne anladıklarını çok net biçimde gösteriyor. Her parti raporunu bir müzakere pozisyonu olarak hazırlamış durumda. Nihayetinde ortak bir rapor çıkacaksa, herkesin bulunduğu yerden bir adım geri atması gerekecek.”
AKP ile MHP’nin Kürt meselesine yaklaşımı
Vahap Coşkun, AKP ile MHP arasındaki temel ayrımın, Kürt meselesinin tanımlanma biçiminde ortaya çıktığını vurguladı. MHP’nin raporunun Kürt meselesini bütünüyle reddeden ve meseleyi yalnızca “terör sorunu” olarak gören bir çerçeve sunduğunu belirten Coşkun, “MHP raporunun tamamında Türkiye’de bir Kürt meselesi olmadığı iddia ediliyor. Mesele bütünüyle terör sorunu olarak tanımlanıyor ve terör, demokrasideki gerilemenin de ekonomik krizlerin de temel nedeni olarak gösteriliyor. AKP ise bir Kürt meselesinin varlığını kabul ediyor ve bu meselenin kültürel, hukuki ve siyasi boyutlarıyla ele alınması gerektiğini söylüyor. Terör meselesiyle Kürt meselesini birbirinden ayıran bir yaklaşım var” diye konuştu.
AKP ile MHP’nin güvenlik-demokrasi ilişkisinde benzer bir hatta buluştuğunu öne süren Coşkun, demokratik adımların silah bırakma sürecine bağlandığını söyledi:
“AKP ile MHP silah bırakma teyit edilmeden herhangi bir hukuki veya demokratik adım atılmayacağını söylüyor. Demokratikleşme güvenliğin arkasına konulmuş durumda ama bu demokrasinin ne olduğu, hangi adımları kapsadığı açıkça tanımlanmıyor.”
CHP raporunun baştan sona demokratikleşme ekseninde ilerlediğini nitelendiren Coşkun, “CHP raporunda silah bırakmaya dair yalnızca tek bir cümle var. Bu sürecin nasıl işleyeceği, silah bırakanların hukuki statüsünün ne olacağı, topluma nasıl entegre edilecekleri gibi sorulara yanıt yok. CHP, Kürt meselesini özel bir başlık olarak ele almaktansa, Türkiye’nin genel demokratikleşme sorunları içine yerleştiriyor” dedi.
Ortak rapor çıkar mı?
Sürecin geleceğine dair konuşan Coşkun, “Komisyon ortak bir rapor çıkarabilecek mi?” sorusuna şöyle cevap verdi:
“Komisyon, özellikle PKK’nın silahsızlandırılmasına yönelik bir yasal hazırlık üzerinde mutabık kalırsa ortak bir rapor çıkarabilir. Bunun yanında hemen bazı demokratik adımların atılması konusunda muhalefet ısrarcı olursa iktidar burada frene basacaktır. Bu raporlar her partinin ortak rapor müzakereleri öncesinde durdukları yeri gösteriyor. Ocak ayında çok yoğun bir müzakere süreciyle karşı karşıya kalacağız gibi gözüküyor.”
Deşifre: Gülden Özdemir
Ruşen Çakır: Vahap Coşkun’la bütün bu raporları değerlendiriyoruz. Vahap, merhaba.
Vahap Coşkun: Merhabalar. İyi yayınlar Ruşen abi.
Ruşen Çakır: Evet, en son seni doçent olarak bıraktım. Hâlâ doçent misin?
Vahap Coşkun: Evet, hâlâ doçentim abi.
Ruşen Çakır: Eyvallah. Tamam, sen bizim gönüllerimizin profesörüsün Vahap.
Vahap Coşkun: Eyvallah.
Ruşen Çakır: Şimdi bütün raporları senin o titizliğinle teker teker incelediğini biliyorum ve tam da beklediğim buydu zaten. Şimdi konuşacak çok şey var. Sırayla gidelim istersen. Öncelikle iktidarın ortaklarına bakalım: AK Parti ve MHP. Bu partilerin raporlarına baktığımda sanki birlikte ülkeyi yönetiyorlarmış gibi bir havaya kapılmadım. Çok farklı noktalar var sanki. Ben mi abartıyorum?
Vahap Coşkun: Yok. Farklı oldukları noktalar var. Öncelikle genel bu raporlara dair bir hususu belirteyim. Bir kere bu komisyon süreci son derece faydalı oldu. Hem siyasal partiler açısından hem de bu meseleyi çalışan kişiler açısından hızlandırılmış bir Kürt meselesi kursu gibi oldu. Çok farklı kesimler dinlendi ve ona dair de bir rapor hazırlandı. Hazırlanan raporlar üzerinde çalışılmış raporlar: MHP’nin 124 sayfa, DEM Parti’nin 99 sayfa, AK Parti’nin 63 sayfa, CHP’nin 53 sayfa, Yeni Yol Grubu’nun 36 sayfa raporları var. Dolayısıyla yine Kürt meselesi hakkında bir birikim oldu. Bu bir. İkincisi, bu raporların hepsine baktığımızda aslında bu 5 grubun siyasal anlayışlarını raporlara yansıttıklarını görüyoruz. Kürt meselesi nedir, bu meseleyi nasıl algılıyorlar ve çözüm yolunda neyi öneriyorlar; bunları kendi parti politikaları olarak ortaya koyuyorlar. Hem diğer partilere hem de kendi tabanlarına durdukları yeri yansıtıyorlar. Üçüncüsü de nihayetinde bu raporlardan ortak bir rapor çıkacak. Dolayısıyla aslında bunları her bir siyasal partinin müzakere öncesi durdukları yer, bir müzakere pozisyonu olarak algılamak mümkün. Yoksa ortak rapor hazırlandığında herkes bir adım geri çekilmek durumunda kalacak. Şimdi AK Parti ile MHP arasındaki bence en önemli farklılık Ruşen abi, Kürt meselesini algılamadaki farklılık. MHP çok net bir şekilde raporun tamamında Türkiye’de bir Kürt meselesinin olmadığını söylüyor ve bunu tamamıyla bir terör sorunu olarak nitelendiriyor. Terörü de herhangi bir sonuç değil, bir neden olarak tarif ediyor. Türkiye’de demokrasinin gerilemesinin, Türkiye’nin iktisadi olarak krizlere girmesinin, toplumsal yapısının zafiyete uğramasının temel nedeninin terör olduğunu söylüyor. Terörün herhangi bir sebep ile açıklanamayacağını ifade ediyor. Buna mukabil AK Parti’ye baktığınızda, AK Parti bir Kürt meselesinin varlığını kabul ediyor. “Bir Kürt meselesi vardır.” diyor; ancak bu Kürt meselesinin kültürel, ideolojik, siyasi boyutlarıyla ve hukuki boyutlarıyla terör meselesinden ayrı ele alınması gerektiğini ifade ediyor. Terör meselesi ile Kürt meselesini birbirinden ayırt eden bir yaklaşımla karşı karşıyayız. Yine genel olarak bu “kurucu ideolojiye” yönelik değerlendirmelere baktığımızda, MHP orada çok daha net ve katı bir şekilde duruyor. Türkiye’nin bir cumhuriyet olarak kurulduğunda, bu cumhuriyetin bir ulus devlet olarak kurulmasının bir zorunluluk ve bir mecburiyet olduğunu, o anlamda burada herhangi bir yanlışın yapılmadığını ifade ediyor. AK Parti’nin buradaki tavrı biraz daha yumuşak. Bu kurucu paradigmaya yönelik tavrı biraz daha yumuşak, biraz daha eleştirel bir şekilde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla burada iki partinin, bu iktidar ortaklarının bu iki noktada ayrıştıklarını söylemek mümkün.
Ruşen Çakır: Ama birleştikleri noktalar da var tabii ki değil mi? Özellikle bundan sonraki hususlarda, yani sürecin ilerlemesi konusunda.
Vahap Coşkun: Evet. İki noktada uzlaşıyorlar. Bunlardan birincisi şu: Bir kere herhangi bir şekilde bir adımın atılabilmesi için bu silah bırakma sürecinin tam anlamıyla bitmesini bir şart olarak öne sürüyorlar. Teyit ve tespit mekanizması olarak adlandırıyorlar bunu. PKK’nin bütünüyle silah bıraktığı tespit ve teyit edilmeden herhangi bir hukuki adımın atılmayacağını belirtiyorlar. Bu tespit ve teyidi yapacak olanlar ise devletin ilgili makamları. Bunlar artık bu konuda herhangi bir sorun olmadığını, tamamıyla meselenin silahtan arındırıldığını bildirdikten sonra bir hukuki düzenlemeye geçeceklerini ifade ediyorlar. AK Parti’de de var bu, MHP’de de var. Bu çok açık ve net bir şekilde ifade ediliyor. İkinci birleştikleri nokta, bu “tasfiye süreci” olarak nitelendiriliyor AK Parti raporunda. Bu tasfiye süreci tamamıyla bittikten sonra birtakım demokratik adımların atılabileceği ifade ediliyor. Ama bu demokratik adımların ne olacağı, bunun kapsamının ne kadar genişleyeceği noktasında herhangi bir netlik yok. Burada çok açık şekilde belirli bir muğlaklık bırakılmış durumda. AK Parti’nin raporunda sadece siyasi partiler yasası ve seçim kanununa yönelik bir özel gönderme var. Terör ortadan kalktığında bu, Türkiye’nin demokratikleşmesi için sağlam bir zemin oluşturacak; bu sağlam zemin üzerinden Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu demokratik adımlar atılacaktır minvalinde bir bakış var. Bu bağlamda siyasi partiler yasası ve seçim yasasından bahsediliyor; ama bunun dışındaki söylem ve metin tamamıyla genel bir demokratikleşme söylemini içeriyor. Orada ayrıntılar yok. Aynı şekilde MHP’de de bu var. Yani bu terör önce bitecek, terörün bitmesi için gerekli hukuki düzenlemeler yapılacak, sağlam bir zemin oluşturulacak ve o sağlam zeminin üzerine bir şekilde demokratikleşme adımları atılacak. Özetlersek; her iki partide de demokrasiyi güvenliğe bağlayan, güvenliğin gerçekleşmesi koşuluna bağlayan bir temel var.
Ruşen Çakır: Ama o demokrasinin ne olduğunu da çok fazla açmayan değil mi?
Vahap Coşkun: Açmayan, tabii.
Ruşen Çakır: Ama buna karşılık Cumhuriyet Halk Partisi’nin raporu da baştan sona demokratikleşme üzerine ve orada da çatışmanın nasıl sonlanacağı gibi hususlar yok sanki, değil mi?
Vahap Coşkun: Evet. Cumhuriyet Halk Partisi’nin raporunda bir cümle geçiyor sadece: “Terör örgütünün silah bırakması ve tasfiye edilmesi Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi için uygun bir zemin yaratmıştır.” deniliyor. Ama ondan sonra bu sürece ilişkin özel olarak herhangi bir yaklaşımda bulunmuyor. Bir silah bırakmanın nasıl gerçekleşeceği, silah bırakan örgüt mensuplarının nasıl bir hukuki çerçeve içerisine alınacağı, bunların toplumsal yaşama adapte olmaları için hangi tür düzenlemelerin yapılacağı ve yapılabileceği konusunda herhangi bir renk vermiyor Cumhuriyet Halk Partisi. Zaten bunu Murat Emir net bir şekilde açıkladı raporunu sunarken: “Biz bu konuda herhangi bir şey dememeyi tercih ettik.” dedi. Ne diyor CHP? Aslında bu komisyona girerken önermiş olduğu 29 maddeye ilişkin önerilerini bir kere daha tekrar ediyor. Bunlar da Türkiye’nin bugün karşı karşıya bulunduğumuz hukuki ve siyasi sorunlarına yönelik çözüm önerileri. Yani Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarının uygulanmamasından tutun kayyum uygulamalarına, gözaltıların keyfi olmasından tutun dezenformasyonla mücadele merkezine kadar birçok hususu içeriyor; ama sürecin kendisine özgü bir yaklaşımı belirtmiyor. Bu herhalde şöyle yorumlanabilir Ruşen abi: CHP özel bir Kürt meselesi üzerinden hareket etmektense, bu meseleyi Türkiye’nin demokratikleşme sorunlarının içerisine yerleştirmeyi daha uygun buluyor kendisi açısından. Yani bu konuda, ‘‘Bugün karşılaştığımız problemleri çözersek, Türkiye’deki demokratikleşme sorunlarını bir hâl yoluna koyarsak aynı şekilde Kürt meselesi de bir çözüm yoluna kavuşabilir’’ gibi bir temel yaklaşım var. Ama bu, meselenin kendine has şartlarını, örneğin PKK’nin silah bırakmasının kendine özgü şartlarını veya Kürt meselesinin kendine has şartlarını göz ardı eden bir yaklaşım. O nedenle burada ciddi manada bir eksikliğin olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen parti içerisinde bu konuda bir uzlaşmanın olmaması veya tabanından gelecek olan endişelerden kaynaklı olarak bu meseleye girmeyen bir yaklaşım var; ama bu ciddi manada bir eksikliğe işaret ediyor benim kanımca.
Ruşen Çakır: Peki, DEM Parti’ye gelecek olursak; DEM Parti’de de diğerlerinde hiç olmayan şey, ağırlıkla da Kürt sorunu var. Nasıl buldun DEM Parti’nin raporunu? Bildiğimiz şeyler dışında seni şaşırtan hususlar var mıydı?
Vahap Coşkun: DEM Parti çok kapsamlı bir rapor sundu. Bütün partiler için söylüyorum, bu kadar kapsamlı bir rapor sunmak aslında çok işlevsel değil. Burada mesela çok ciddi bir tarihi tartışma içerisine girmiş DEM Parti. 1921-24’ten itibaren özellikle bir tartışma içerisine girmiş ve Kürt meselesinin cumhuriyetin tercihlerinden, cumhuriyet kurulurken yapılan tercihlerden kaynaklanan bir mesele olduğunu ifade ediyor. Bunun üzerinden de tamamıyla Kürt meselesi eksenli bir yaklaşımla bir rapor hazırlıyor. Bir tarafı bu. Şimdi DEM Parti’de şöyle bir yaklaşım var; süreci ikiye ayırıyor: Bir “barış yasasına” ilişkin bir düzenleme, bir de “özgürlük yasası” veya “demokratik entegrasyon yasası” ile “özgürlük yasaları” dedikleri iki farklı durumu tanımlıyorlar. Demokratik entegrasyon yasası dedikleri hususta en radikal olan nokta; herhangi bir şekilde suçlu ile suçsuz ayrımı yapmadan bütün PKK mensuplarının onurlu bir şekilde toplumsal hayata entegre edilmesi için gerekli düzenlemelerin yapılmasını içeriyor. Mesela burada bütün diğer partilerden ayrışıyorlar. Diğer partiler suça karışanlar ve karışmayanlar veya suça karışanlar arasında kademeli bir düzenleme öngörürken, DEM Parti herhangi bir ayrım yapmadan bütün PKK mensuplarının, yani sadece silah bırakanların değil aynı zamanda bu davadan dolayı haklarında kovuşturma ve soruşturma olanların, aynı zamanda bu davadan dolayı yurt dışında olanların da durumlarını gözeten bütüncül bir demokratik entegrasyon yasası öneriyor. Bunun yanında ikincil olarak da DEM Parti bir de özgürlük yasaları dedikleri yasaları öneriyorlar. Bu özgürlük yasaları aslında diğer partilerin taleplerinde de karşımıza çıkıyor. Hem Cumhuriyet Halk Partisi’nin raporunda hem Yeni Yol’un raporunda karşımıza çıkıyor. Orada da idari pratiklerin düzeltilmesini, kayyum uygulamasına son verilmesini, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasını, ceza ve infazda demokratik standartlara geri dönüşü, bir barış kültürünün yaygınlaştırılmasını ve geçmişle yüzleşmeye dair çeşitli tedbirlerin alınmasını öneriyor. Ama DEM Parti’nin bence buradaki en temel yaklaşımı şu: DEM Parti, Kürt meselesinin çözülebilmesi için yeni bir anayasal düzenin şart olduğunu ifade ediyor ve bu anlamda diğer partilerin raporlarından ayrışan bir tarafı var. Burada da üç önemli maddeyi öne çıkarıyorlar: Ana dilde eğitimi öngören anayasanın 42. maddesi, vatandaşlık tanımını öngören anayasanın 66. maddesi ve yerel yönetimlerin tanzimini öngören anayasanın 127. maddesi. Yani burada yeni bir anayasada özellikle bu konularda bir düzenleme yapılmasının Kürt meselesinin çözümü noktasında uygun bir zemin oluşturacağını ifade ediyorlar. Dolayısıyla DEM Parti’nin önerisinde salt bir yasal değişiklik yok; aynı zamanda bir anayasal değişikliğe yönelik talepler de var. Bunun da ötesinde Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduklarını düşündükleri bütün demokratikleşme problemlerine dair kendi taleplerini yansıtıyorlar. Oldukça ayrıntılı bir kanuni düzenleme teklifi var DEM Parti’nin raporunda.
Ruşen Çakır: Peki Yeni Yol? Ben Yeni Yol Partisi’nin raporuna baktığımda sanki komisyondan beklenen, komisyon için istenen rapora en yakın rapor oymuş gibi geldi bana. Daha böyle bir fonksiyonelmiş gibi geldi. Sen daha hâkimsin konuya, ne dersin?
Vahap Coşkun: Estağfurullah. Ben de aynı kanıdayım. Şimdi bu komisyon düzenlenirken veya komisyon faaliyetlerini yürütürken benim en çok dikkat çektiğim husus, bu komisyonun alanının iyi belirlenmesiydi. Yani komisyonun ne için çalışacağının net bir şekilde ortaya konulması. Hepimiz biliyoruz ki bu komisyonun asıl görevi aslında PKK’nin silahsızlandırılmasını sağlayacak olan çerçeve yasanın hazırlanmasına katkıda bulunmak. Yani nasıl bir yasal düzen oluşacağına dair Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin önüne bir şekilde bir öneri koymak. Dolayısıyla partilerin önerilerini daha ziyade bu çerçevede hazırlaması bence çok daha işlevsel olurdu. Hiç kuşkusuz komisyona gelen hemen herkes bu mesele ile sınırlı kalmadı, aynı zamanda Türkiye’nin güncel sorunlarına dair kanaatlerini de dile getirdiler. Dolayısıyla komisyonun bir demokratikleşme perspektifini de Meclis’in önüne sunması beklenebilir veya buna dair talepleri karşılamasında iyi olduğu düşünülebilir. Bunu yapmaya çalışmış Yeni Yol Grubu. Bir taraftan bu sürece dair bir çerçeve yasanın hazırlanması gerektiğini ifade etmiş. Bu yasanın amacı ve kapsamının net ve belirli olması, bu yasa bağlamında soruşturma ve kovuşturması devam eden örgüt mensuplarına yönelik olan düzenlemenin hangi ilkeler dâhilinde yapılması gerektiği – ki kendisi kademeli bir düzenleme olması gerektiğini ifade ediyor – belirtilmiş. Yine bu yasanın yürütülmesinde yürütmeye, yani Cumhurbaşkanına denetlenebilir, şeffaf birtakım yetkilerin verilmesini söylüyor. Yeni Yol grubunun raporunda dikkati çeken en önemli husus şu: Kürt meselesinin salt bir güvenlik perspektifiyle çözülemeyeceğini, aynı zamanda burada bir demokratikleşmeye de ihtiyaç olduğunu ifade ediyor. Rapor bizim DDR dediğimiz; yani silahı bırakma, eve dönüş ve toplumsal entegrasyon adı verilen üçlü aşamaya dikkat çekiyor ve burada bu yasanın bu şekilde, yani bütüncül bir şekilde hazırlanmasını, hem kapsayıcı hem de bütüncül olması gerektiğini ifade ediyor. Raporun önemli hususlarından bir tanesi şu Ruşen abi, onu da söyleyeyim; yani terörü sona erdirmek ile demokratikleşme arasında mutlak bir bağ kurmanın yanlış olduğunu ifade ediyor rapor. Bu iki sürecin ‘‘birisi biter diğeri sonradan başlar’’ şeklindeki, AK Parti ve MHP’de olduğu gibi, ‘‘önce terör sona erer demokratikleşme sonradan başlar’’ şeklindeki yaklaşımın yanlış olduğunu söylüyor. Tam aksine bu silah bırakmaya yönelik hazırlıklar hem fiilî hem hukuki olarak yapılırken aynı zamanda demokratikleşmenin de eş zamanlı olarak yürüyebileceğini söylüyor. Ve bunun sürecin aleyhine değil, tam aksine sürecin lehine olduğunu çünkü süreci daha da tahkim edecek bir yapıya geçeceğini ifade ediyor.
Ruşen Çakır: Burada şuna girelim. Şimdi önümüzde ne olacak? Ortak bir rapor çıkacak. Bu rapor Meclis Genel Kurulu’na sunulacak. Meclis Genel Kurulu İhtisas Komisyonlarında birtakım yasa tasarıları hazırlanacak ve ondan sonra da silah bırakmanın anladığım kadarıyla teyitleri yapıldıktan sonra birtakım uygulamalar olacak. Ve anladığım kadarıyla özel bir yasa ya da yasalar — birden fazla da olabilir — çıkacak. Sen hukukçu olarak biliyorsun, o tartışılıyor. Bir af mı çıkacak? Af çıkarsa diğerleri bundan istifade edebilecek mi? Sanki özel yasada ya da “müstakil” de diyorlar bazen, hatta anladığım kadarıyla belli bir sınırı olan, belli bir tarihe kadar olunca filan. Raporlara bakınca ve şu ana kadarki tartışmalardan yönelişin buraya doğru olduğunu söyleyebilir miyiz?
Vahap Coşkun: Evet, kesinlikle. Dört partinin raporunda da bu sorunun çözülmesi için özel bir yasa veya müstakil bir yasa yapılması noktasında bir prensip var. Burada bir mutabakatın olduğunu söyleyebiliriz. Hem MHP hem AK Parti hem DEM Parti hem de Yeni Yol… CHP özel bir şekilde bu konunun içerisine girmediği için onların tavrını bilmiyoruz ama onlar da bugüne kadar buna yönelik karşı çıkan bir argüman getirmediler. Dolayısıyla ben önümüzdeki dönemde Meclis’e sunulacak olan yasanın bu meseleyle ilgili, bu sorunla ilgili müstakil bir yasa olması ihtimalinin çok yüksek olduğunu düşünüyorum. Buna yönelik bir yasa hazırlanacak. Daha önce bunun çeşitli örnekleri var; yine bu süreçte konuşurken gündeme geldi. Örneğin 1928’de çıkarılan bir yasa var; bu yasa tamamıyla Şeyh Said hadisesine yönelik olarak hazırlanmış bir yasaydı. O hadiseye katılanlar için, hem devlet görevlileri hem de diğerleri açısından, sadece o hadiseye katılanlar açısından bir düzenleme yapılmasını öngörüyordu. Muhtemelen burada da PKK’ye yönelik bir düzenleme yapılacak ve bunun kimleri kapsadığı, kimlerin bundan yararlanacağı belirtilecek, hangi süreler içerisinde geçerli olacağı ifade edilecek. Böyle bir yasal çerçevenin hazırlanması öngörülüyor. Zaten Feti Yıldız’ın açıklamalarında da önce komisyonun raporunun ortaklaşması ve bu konunun Ocak ayı içerisinde Meclis gündemine gelmesinin öngörüldüğü, planlamanın buna göre yapıldığı ifade edilmişti. Dolayısıyla bir özel yasa ile karşı karşıya kalacağız. Belirli bir süre için öngörülürse eğer sadece bu hadiseyle, PKK hadisesiyle ilgili olarak bir yasa olması söz konusu olacak. Orada çeşitli tartışmalar var: “Genel bir yasa hazırlayalım, daha sonra bir başka örgüt de kendisini feshederse o da bundan istifade etsin.” diyen bir yaklaşım da var. Ama benim kanaatim bunun belirli bir zaman süresiyle sınırlandırılacağı ve sadece PKK ile ilişkili olacağı yönündedir.
Ruşen Çakır: Bir de tabii en kritik hususlardan birisi biliyorsun, umut hakkı. Umut hakkı deyince aklımıza tabii ki Abdullah Öcalan geliyor. Devlet Bahçeli bunu daha yolun başında telaffuz etti ve gündemde. Ama çok açıkça konuşulmak istenen de bir husus değil sanki. Raporlarda bu hususa değinildi mi? Çünkü dediğim gibi çok hassas. İnsanlar Öcalan’la ilgili konuşmakta — DEM Parti dışındakiler diyelim — bayağı ürkekler malum. O son heyet meselesinde de gördük bunu.
Vahap Coşkun: Evet, doğru. Bunu biz daha önce Ruşen abi seninle PanoramaTR‘nin ODAK’ını konuşurken de ayrıntılı bir şekilde üzerinde durmuştuk. Çözüm sürecinde başka hususlara ilişkin talepler gündeme geldiğinde toplumda üç aşağı beş yukarı bir mutabakata erişme şansınız olabiliyor; dil meselesinde, yerel yönetimler meselesinde, vatandaşlık meselesinde vesaire. Ama iş Öcalan’a, Öcalan’ın koşullarına ilişkin taleplere gelindiğinde toplumun çok büyük bir kesiminde muazzam bir karşıtlık var. Dolayısıyla siyasal partiler bunu gözeterek hareket ediyorlar. Umut hakkı noktasına gelince, bu beş rapordan üçünde umut hakkından hiç bahsedilmiyor. CHP’nin raporunda umut hakkı yok, Yeni Yol grubunun raporunda umut hakkı yok ve AK Parti’nin raporunda umut hakkına ilişkin herhangi bir ibareyle karşılaşmıyoruz. Umut hakkına iki parti yer veriyor: MHP ve DEM Parti. MHP umut hakkından bahsediyor ama umut hakkının yanlış anlaşılmaması gerektiğini söylüyor. Yani, ‘‘Umut hakkının mevzuatın içerisine dâhil edilmesi bir kişinin mutlak anlamda özgür olacağı anlamına gelmez’’ diyor. ‘‘Bu sadece bu kişinin içeride bulunma koşullarının gözden geçirilmesi anlamına gelir’’, bir bunu söylüyor. İkinci olarak da ‘‘Umut hakkının tek başına düzenlenmesi yetmez; aynı şekilde bunun İnfaz Kanunu’nda, Terörle Mücadele Kanunu’nda ve Türk Ceza Kanunu’nda da düzenlenmesi gerekir’’ diyor. Dolayısıyla benim anladığım, MHP bunu şu anda birincil olarak konuşulması gereken bir konu olarak kodlamıyor. Buna mukabil DEM raporunda umut hakkı çok ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş, genişçe bir yer verilmiş. Daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına atıflar yapılarak bunun bir an önce gerçekleştirilmesi belirtilmiş. DEM Parti özetle iki noktaya vurgu yapıyor: Birincisi, hukuken 2014’te Öcalan ve daha sonra başkaları hakkında umut hakkına yönelik olarak verilen bir karar var. Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu bu hakkın yerine getirilmesini istiyor. Dolayısıyla Türkiye bunu yerine getirmekle zaten hukuken mükellef. İşin bir kısmı bu. Ama diğer taraftan bir de siyasi bir durum var; bu siyasi durum çözüm süreciyle ilintili. ‘‘Bu çözüm sürecinde Öcalan merkezi bir aktör. Dolayısıyla onun koşullarının düzeltilmesi, rapordaki ifadeyle fiilî özgürlüğüne kavuşturulması sürecin geleceği açısından da son derece önemli ve değerlidir. O nedenle bu umut hakkına ilişkin düzenleme gecikmeden yapılmalıdır’’ deniliyor. Ama benim görebildiğim kadarıyla, diğer partilerin tavırlarından da anlayabildiğim kadarıyla, umut hakkını kısa bir süre içerisinde düzenleme yönünde bir heves gözükmüyor. Muhtemelen burada öncelik bu silah bırakma yasasına verilecek. Bunun üzerinde bir uzlaşmaya çalışılacak. Umut hakkı daha sonraki bir dönem için belki gündeme gelecek ama şu anda DEM dışındaki partiler bu meselenin yakıcı bir şekilde toplumda konuşulmasını istemiyorlar gibi.
Ruşen Çakır: Peki şöyle toparlayalım. Bütün raporlara baktın. Genel eğilim, buradan ortak rapor çıkmaz şeklinde, şu ana kadar yansıyan eğilimler. Ne dersin? Ortak bir rapor çıkabilecek mi? Çıkmazsa ne olacak?
Vahap Coşkun: Bu komisyon, aslında sınırlı bir alan üzerinde çalışmayı kabul ederlerse ortak bir rapor çıkartabilirler. Özellikle PKK’nin silahsızlandırılmasına yönelik olarak bir yasal hazırlığın üzerinde mutabık kalırlarsa bunu çıkartabilirler. Ama bunun yanında hemen bazı demokratik adımların atılması konusunda muhalefet ısrarcı olursa zannediyorum iktidar burada frene basacaktır. Bunun sonraki dönemlere bırakılması konusundaki tavrını devam ettirecektir. O nedenle ben bu özel bir yasa noktasında bir uzlaşma olabileceğini, bu uzlaşmanın rapora da yansıyabileceğini düşünüyorum. Farklı alternatifler de var Ruşen abi. Ortak bir rapor çıkar ama bu ortak rapora herkes kendi şerhini yazar. Bu şekilde bir ortak rapor çıkarılabilir diyenler olur. O zaman da partilerin, tarafların ne kadar ortaklaştığı konusu zora girer. Ama bir ortak rapor çıkmasa da bir buçuk yıla yakın bir süredir sürdürülen bu faaliyetin, bu çözüm sürecinin nereye gideceği konusunda insanlar endişeye kapılabilir. Havanda su dövüldüğü intibası doğabilir toplumda. Partiler buna da yer vermek istemeyebilirler. Velhasıl bizi çok çetin bir süreç bekliyor. Bir uzlaşma çıkmazsa… AK Parti ve MHP’nin yasa değişikliği yapma konusunda Meclis’te yeterli bir ağırlığı, yeterli sayıda milletvekili var. Birtakım yasal değişiklikleri kendileri bu ağırlıklarına dayanarak yapabilirler. Ama bunu da bence istemeyeceklerdir. Özellikle çözüm sürecine ilişkin herhangi bir yasal düzenleme yapıldığında bütün partileri buna ortak etmek yönünde bir iradeleri var ki maliyet herkes tarafından paylaşılsın anlayışı söz konusu. Dolayısıyla bu Ocak başı, özellikle ilk haftaları çok yoğun bir müzakere süreciyle karşı karşıya kalacağız gibi gözüküyor.
Ruşen Çakır: Evet Vahap, umarım yola devam ederler ve birtakım şeyler olur. Yoksa yandı gülüm keten helva yani. Çok teşekkürler.
Vahap Coşkun: Ben teşekkür ederim.
Ruşen Çakır: Vahap Coşkun bize raporları bütün detaylarıyla kıyasladı. Eksik olmasın. Çok teşekkür ediyoruz.







